Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Adamlara (ve de kadınlara) fazla yüklenmeyelim: Gevşemeye başladılar.
Ertuğrul Özkök gibi birdenbire dönmek herkesin harcı değildir, yavaş yavaş dönmeye çalışıyorlar.
Yaz boyunca yaptıkları yanlışların kendilerine kaça patladığını gördüler (ben söyleyeyim, tastamam 21 koltuk), şimdi geri basacaklar ama hemen değil, zaman alacak.
Edip Cansever'in "Çağrılmayan Yakup" diye ünlü bir şiiri vardir: "Kurbağalara bakmaktan geliyorum dedi Yakup, bunu kendine üç kere söyledi"...
Selahattin Demirtaş da üç kere söyledi: Seni başkan yaptırmayacağız, seni başkan yaptırmayacağız, seni başkan yaptırmayacağız.
Neticesini gördü, semeresini aldı, aklı başına geldi!
Aynı adam şimdi ağız değiştirdi: "Biz başkanlığa değil tek adamlığa karşıyız" diyor.
İlk bakışta pek doğru gibi görünse de içi boş bir laf. "Tek adam Apo'ya" karşı olduğunuz için mi adam müsveddelerini çoğalttınız, Kandilli Mustafa, Cemil falan?
Ama dedim ya, yavaş yavaş gevşeyecek.
Yeni bir anayasa için AKP'nin yalnızca 13 kişilik "dış desteğe" ihtiyacı var. Meclis başkanını sayma, 14...
Bu rakama çok kolay ulaşılabilir.
Desteği verebilecek tek parti HDP'dir tabii, CHP ve MHP'yi unutunuz.
Bu desteğin "kitle halinde" olması da gerekmez. 316 artı 59 eşittir 375 oyla, 316 artı 14 eşittir 330 oy arasında bu açıdan hiçbir fark yoktur.

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bugünün Türkiye'sinde demokrasiyi getirme potansiyeli taşıyan nüve/özne hangisi ve bu misyonu taşımayı ima eden bir bilinç ve davranış sergiliyor mu? Benim tespit ve öngörüm bunun 'yeni muhafazakârlar' dediğim kitlenin içinde yeşermiş olduğu ve bu kesimde yaşanan zihniyet açılımının Türkiye için belirleyici olacağı. Demokrasi çoğunluğun rejimi olmasa da, çoğunluğa 'karşı' bir rejim de olamaz… Dolayısıyla ülkenin demokrasiye yönelmesi, çoğunluğun içinden bu talebin çıkmasını gerektiriyor. Söz konusu talebin çıkması bir kader değil… Ama hayat bir toplumu o noktaya getirebilir. Türkiye de böyle bir eşikte. Son yirmi yılın yeni muhafazakâr kuşağının önemli bir bölümü küresel değer ve normlara çok daha yakın, dünya ile entegrasyona çok daha açık ve ilkesel tutarlılığa çok daha bağlı. O nedenle de bu ülkede demokrasi olacaksa bu çok muhtemelen bu kesimin kamusal alana ağırlık koymasıyla oluşacak. Soldan bakanlar onları tatmin eden bir 'demokrasi mücadelesi' göremeyebilirler… Ama benim öngörüm değişimin o yönde olduğu ve olacağıdır.

Etyen Mahçupyan/Akşam

  • 3
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Arşivlerde 1926 ve 1927 seneleri ile ilgili hariciye evrakını gözden geçirdiğinizde genç Türkiye'nin Osmanlı geçmişi konusunda artık unutulmuş olan ama bir hayli şaşırtıcı girişimleri ile karşılaşırsınız...

Yıldız Sarayı'nın kumarhane yapılması bu hadiselerden sadece biri idi ve o günlerde şimdi tuhaf görülecek başka girişimler de olmuştu. Meselâ, hükümet Topkapı Sarayı'ndaki mücevherleri satışa çıkartmış; satış için Fransa ile ciddî temaslar yapılmış ve bu arada şimdi artık tamamen unutulmuş bir girişim de olmuştu: Amerikalılar, o senelerde cami olarak kullanılan Ayasofya'yı "caz kulübü" haline getirmek için Türk Hükümeti'ne müracaatta bulunmuşlardı...

Girişim 1926 Aralık'ında yapılmış ve "Amerikan Caz Orkestraları Birliği",Amerikan Büyükelçiliği vasıtası ile hem İstanbul Belediyesi'ne, hem de hükümete başvurarak Ayasofya'nın kendilerine tahsisini istemişti!

New York Times Gazetesi'nin 16 Aralık 1926 tarihli nüshasında "Ayasofya'da Dans" şeklinde çevrilebilecek başlığın altında çıkan haberde "İstanbul'daki meşhur Ayasofya Camii'nin bir dans salonu haline getirilmesi için teklif yapıldı. Bir grup işadamı, bu büyük yapının ibadete uygun olmadığını söyleyerek Ayasofya'nın dans salonuna çevrilmesi için İstanbul Valiliği'ne müracaatta bulundu" deniyordu. Haberde daha sonra Ayasofya'nın tarihine de kısaca temas ediliyor ve Yıldız Sarayı'nın "lüks bir kumarhane ve dans mekânı" yapıldığı da hatırlatılıyordu.

Murat Bardakçı/Habertürk

  • 4
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Çoğunluğu Müslüman olan bir toplumun kitle gazeteleri "Gericiler yine toplu namaz kıldılar" diye başlıklar atıp, Cuma'ları haberleştirdiler. Ramazan ayının sonunda "Yine"bayramın gelmesi haber oldu. Ve "Derin Devlet" bu tür çarpıcı haberlerle şartlandırılmış Beyaz Türkleri şeriat tehlikesinden kurtarmak için, bu haberleri yapan medya ila birlikte darbeler yapmadı mı? Ve bu akıl dışı süreçte devletin polisi, yargısı, idaresi "Cemaatçi" olmadı mı?
Hangi özgürlük?
"Kürt realitesi"ni yok saydığımız için, bu realite sonunda karşımıza terör biçiminde çıkmadı mı? "Basın özgürlüğü" acaba sadece gazetecilerin ifade özgürlüklerini mi, yoksa basın patronlarının medya gücünü kullanarak hızlı para kazanmalarını da içeren bir kavram mı?
Artık hesaplaşalım
Asker- siyaset-medya-mafya gibi aktörlerin sahneledikleri 28 Şubat postmodern darbesinin Türkiye'ye parasal bedelinin 250 milyar dolar olduğunu, dönemin devrik siyasetçisi Tansu Çiller TBMM Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'nda açıklamadı mı? Bu süreçte 2 milyon insan işsiz kalmış.
Neyse... Şu dünün ve önceki günün hesabını tam olarak bir görsek de, artık yarına ve öbür güne dönebilsek...

Mehmet Barlas/Sabah

  • 5
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Ruslarla yaklaşık 500 yıllık bir diplomasi geçmişimiz var. Bunun 50 senesi fiili savaşlarla geçti. Çarlık dönemi ve SSCB yıllarında hep sıkıntılarla uğraştık. Putin, zaman zaman dostluk mesajları vermesine rağmen, bugün de durum pek farklı değil. Ruslarla çıkarlarımız dün olduğu gibi bugün de çatışıyor.
Ermeniler, Karabağ'ı Rus tank ve helikopter desteği ile aldılar. Hocalı'da yapılan o büyük katliamın sorumlularından biri de Ruslar.
Bugün eğer Ermenilerle aramızdaki problemler çözülemiyorsa, Ruslar yüzünden. Çünkü, gerçek anlamda Ermenistan diye bir devlet yok. Ermenistan, Moskova tarafından yönetiliyor, sınırlarını bile Rus askerleri koruyor.
Kıbrıs'ta da durum aynı. Sorun çözülemiyorsa, bunda Rusların büyük payı var. Kıbrıs'la ilgili bütün teklifleri BM Güvenlik Konseyi'nde veto ediyor. İstemiyor çözümü. Çünkü Rus oligarklar Kıbrıs Rum Kesimi'nde her yıl 50 milyar dolar kara para aklıyor.
Biliyorsunuz, Kırım'ı ilhak etti, kendi topraklarına kattı. Osetya ve Abazya'yı da Gürcistan'dan ayırıp kendi denetimine aldı.
Bunlar bölgemizde yakın geçmişte yaşananlar. Tarih boyunca bize karşı yaptıklarını ise hiç saymıyorum.

Emin Pazarcı/Akşam

  • 6
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bir kafedeyim. Yan masamda gençler birbirlerine soruyorlar: İyimser misin, kötümser mi?Sonra ciddi ciddi tartışmaya başlıyorlar. "Ben maalesef kötümserim; olur mu canım, her şeye rağmen iyimser olmalı!" Biri onlara bu ayrımın sanıldığı kadar anlamlı olmadığını;temel kriterin geri çağrılması gerektiğini hatırlatmalı: İyi biri misin, kötü biri mi? İyiyi eyliyor, kötüden sakınıyor musun? Bir başka yer, bir başka kulak misafirliği... Öyle pervasız biçimde yalanlarını değiş tokuş ediyorlar ki, sohbetlerinin samimi olduğuna inanıyorlar. "Samim" bir şeyin en iç kısmı, özü, merkezi. "Özüne sadık" kalamayanın samimiyeti mümkün mü? İçi boşalmış bir dünyanın içtenliği olur mu? İç içeliği içtenlik, pervasızlığı samimiyet diye yutmak... Bu modern yanılsamaya derhal son vermeliyiz.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 7
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

DAEŞ, içinde doğup büyüdüğü Batı modernitesine karşı imha ve terör eylemi içinde. DAEŞ bunu yaparken herhangi bir ardıl geleneğe de yaslanmıyor, hatta kendi dışındaki tüm islami yorumları batıl, eksik, sakat, yanlış buluyor.

Bu tekelci yaklaşım, yani benden başka doğru düzgün İslam yoktur anlayışının bizatihi kendisi moderndir. Bunu tespit edelim ilkin. Bu apaçık bir geleneksizliktir, geleneği reddediş ve orijine kendini çekiş, aynı orijine kendinden başkasını kabul etmeyiş refleksidir. Bunun dramatik bir kopuş, ciddi bir yaralanma, kompleksli bir yalnızlaşma olması ayrı... Buradan yola çıkarak şiddet metoduyla yeni bir alan açmak gayretkeşliği ayrı. Hariçten gazel okumaktır bu. Hariciliktir.

Sibel Eraslan/Star