Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli. Duydunuz mu Devlet Bey ne demiş?
Parti başkanlığına aday olan isimlerden birinin "Fethullah Gülen Cemaati Hareketinin siyasi figürü olarak MHP'de görevlendirilmek istendiği"ni ifade etmiş.
Anlaşılan o ki, vakit kaybetmeden "benim Cemaatle bir ilgim yok" diye açıklama yapanMeral Akşener'i kastetmiş… Devlet Bahçeli geçtiğimiz 2 yıllık süreçte farklı bir tutum takınmadı. Paralel Devlet Yapılanmasının ağzına çaldığı bal, Devlet Bey'e de tatlı geldi. Şimdi, Paralel Devlet Yapılanmasının kendisine operasyon yapmaya çalıştığını söylüyor.
Geçmiş olsun Devlet Bey! Sizden bu konuda nasıl bir mekanizma işletildiğini bizimle paylaşmanızı rica ediyoruz. Lütfen size karşı nasıl bir darbe yapılmaya çalışıldığını kamuoyu ile daha açık paylaşın. Bu katkıyı Türkiye demokrasisinden esirgemeyin. Belki o süreçte, partinize dönük kaset komplolarını da daha detaylı biçimde anlatırsınız.
Çok geçmiş olsun!

Fahrettin Altun/Sabah

  • 2
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Şimdiye değin Rusya, tam da bu doğal gaz savaşı yüzünden Katar'la iyi ilişkiler geliştirmeye çalıştı. Katar'ın Çeçenlere finansal destek vermesi bile Putin'i pek kızdırmadı (!) Yine Suriyekonusunda Katar'ın, Türkiye ile birlikte, Esed'in kararlı bir biçimde gitmesini savunması da Rusya'nın GECF hatırına katlandığı bir durumdu.

Ama dün Doha'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı hamle, bütün bu denklemi değiştirecek hamledir. BOTAŞ ile Qatargas'ın yaptığı anlaşma ve Katar ile vizelerin kaldırılması, Lavrov'a "Tabii görüşeceğiz" açıklamasını yaptırmıştır.

Ama bu yalnız Türkiye'nin kazanımı değildir, Almanya dışında, Avrupa'nın da kazanımıdır. Türkiye, yakında oluşturacağı enerji borsasına doğal gaz ayağını da ekleyecek, Rusya'nın önderliğindeki doğal gaz oligopolünü kıracak.

Avrupa'nın yapamadığını yaptık. Bu gerçek ortaya çıkarıyor ki Türkiye bu yüzyılı belirleyen bir ülke olacak, yeter ki eskinin "restorasyonu" için içeriye ve dışarıya fırsat vermeyelim.

Cemil Ertem/Milliyet

  • 3
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Sevgili Can, Allah için söyle.. Böyle itiraz dilekçesi olur mu?.
"Türk Milleti adına" karar veren bir makama, böyle küstahça ifadeyle hitap edilir mi?.
Neye, niçin itiraz edildiğinin zerresi yok.. Ne var?.
Tehdit!..
"Gerisi sizin bileceğiniz iş!."
Bu ne demek Can!. Bu ne demek!..
Sen içerde yatacaksın. Senin üzerinden, bu kim olduğunu bilmediğim avukat ya da avukatlar, siyaset yapacaklar, şöhret olacaklar..
Üç beş şaşkın "Vay be, ne savunma yazmışlar" deyip bunları yüceltecek, yarın belki de siyasi arenaya girmek için bu el sırtından kahramanlıklarını kullanacaklar ama sen hapislerde sürünmeye devam edeceksin..
Bir gün dahi olsa, tutuklu yargılanmana, ne gönlüm, ne vicdanım, ne seninle çeyrek asırlık kardeşliğim, ne de Mekteb-i Mülkiye'de okuduğum hukuk, edindiğim Adalet anlayışım razı değil..
Ama bu avukatların seni, bu kafa ile dışarı çıkarmaları da mümkün değil..
Hatta ne kadar içerde kalırsan o kadar işlerine gelecek gibi geliyor bana..
Çünkü, yaptıkları ve yapacakları şova hizmetin içerde devam edecek. Dışarda değil..
Çünkü amaçları sen, yani müvekkilleri değilsin. Yazdıkları "Şov" dilekçesi, heveslerinin çok ama çok farklı olduğunu gösteriyor.
Özgürlüğünü, kimsenin şovuna kurban etme Can!.
Seni ve haklarını savunacak avukat bul. Biran önce kucaklaşalım!.

Hıncal Uluç/Sabah

  • 4
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Aslında Bahçeli'nin başında olduğu MHP yönetimi ile F. Gülen'in arası hiçbir zaman iyi olmadı. Vaziyet perde gerisinde idare edildi. Nitekim altı ay kadar önce Bahçeli, "Fethullah Gülen Cemaati ile biz her zaman mesafeli olmuşuzdur. Onlar da bizi fazla sevemediler" demişti. 12 Eylül 2010 referandumu öncesinde MHP hayır oyu isterken, Gülen "Mezardakiler bile çıkıp evet deseler yeridir" deyince, Bahçeli kendisini tutamamış ve 2 Ağustos 2010'da Manisa'da şunu demişti: "Siyasi tarihimizde son dönemde cemaat ve tarikat liderlerinin siyasete çok fazla karıştıkları görülüyor. Fethullah Gülen Bey mezardan kaldırıp oy kullandıracağına, Amerika Birleşik Devletleri'nden gelerek 12 Eylül'de oy kullanması daha hayırlı olur diye düşünüyorum."

MHP- Gülen Cemaati çatışması asıl 2011 seçimleri öncesinde yaşandı. Bazı MHP'li milletvekili adayları ve yöneticileri ile ilgili cinsel içerikli kasetler servis edilip istifalar olunca, Bahçeli dikkatleri "okyanus ötesi"ne çevirdi. Önce 4 Mayıs 2011'de Ankara'daki aday tanıtım toplantısında konuştu, "Okyanus ötesinden yönlendirilen internet sitelerinin kara çalmasıyla yüz yüzeyiz" dedi. Ardından 8 Mayıs'ta İstanbul adaylarının tanıtım toplantısında açık adres verdi: "Okyanus ötesinden kumandalı internet siteleri, fitne tohumlarını saçmaktadır. Okyanus ötesi fetva makamlarının ve içerideki uzantılarının da tahrik ve provokasyonlarının menzilinde siz de varsınız..." F. Gülen, 10 Mayıs 2011'de bunlara cevap verdi: Gülen, Bahçeli'nin sözleri için "insafsızca karalamalar, kin ve nefrete dayanan isnat, iftira ve saldırılar" dedikten sonra ekledi: "Onlar 'bir tokat da oradakine (okyanus ötesindekine) vuralım!' deseler de biz onlara tokatla mukabelede bulunmayız." Gülen'e en çok dokunan ise Bahçeli'nin televizyon kanallarında söyledikleriydi. Avukatları vasıtasıyla 26 Mayıs 2011'de mahkemeye dilekçe verip Bahçeli'nin kınanmasını istedi. Dilekçede Bahçeli'nin, Fethullah Gülen'i kamuoyuna; "Türkiye üzerinde ileri hedefleri olanlara zemin hazırlayan", "Terörist başı ile beraber hareket eden", "Türkiye'nin yaşadığı rahatsızlıkların kaynağında yer alan" bir kişi olarak sunduğu belirtildi. İşe bakın ki, Bahçeli'nin bu ifadelerinin tamamı, bugün Paralel Devlet Yapılanması ile mücadelenin gerekçeleridir... Sayın Bahçeli, böylesine ters düştüğü, eleştirdiği Gülen'le ilgili şimdi peşpeşe davalar açılırken, son yerel ve genel seçimlerde destek hesabıyla sessiz kalmıştı. 7 Haziran seçimlerinden sonra, Zaman gazetesi ve Samanyolu televizyonunda Gülen cemaati, ısrarla, inatla önce CHP-MHP-HDP, sonra yumuşatıp MHP'nin dışarıdan desteklediği CHP-HDP restorasyon hükümeti kurulmasını istedi. Bahçeli, bu konuda hep CHP'ye cevap verdi. Ama HDP ile MHP'yi asıl yan yana getirmeye çalışan Gülen cemaatine dönüp tek laf etmedi. Acaba son şaşırtıcı çıkışıyla Bahçeli, MHP kongresinden sonra, Paralel Devlet Yapılanmasıyla mücadelede yerini almaya mı çalışıyor?

Hüseyin Gülerce/Star

  • 5
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Türkiye sadece Rus savaş uçağını değil aynı zamanda çok iyi kalibre edilmiş ve dikkatlice planlanmış küresel bir kavramsal yelpazeyi de vurdu. Rusya, ABD ve İran'ın devreye soktuğu 'Syraq Projesi' Türkiye'nin bu jet çıkışıyla aniden irtifa kaybetmeye başladı. Bu yolla Yeni Türkiye, Halep'i de dâhil ettiği ve Irak ile Suriye'nin kuzeyinikapsayan 'yeni coğrafya'sını emperyal aktörlere feda etmeyeceğini gösterdi. Rus jetinin, Putin'in Tahran'ı ziyaretinden bir gün sonra vurulması da zaten açık bir meydan okumaydı. 2011'deki Erbil-Bağdat krizinde ABD'ye rest çekerek Kürt bölgesini İran'a bırakmaktansa gerekirse 'Bağımsız Kürdistan'ı destekleyeceğini vurgulayan Türkiye aynı çıkışı bu kez Suriye'de Rusya'ya posta koyarak yapıyor. Ve nereden bakılırsa bakılsın Türkiye'nin zamanlaması gerçekten de mükemmel görünüyor. Gezi'den bu yana Irak ve Suriye politikasında Türkiye'ye diz çöktürmek isteyen Atlantik İttifakı'nın tam da pes ettiği bir dönemdeyiz. Nitekim Batı'nın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a son bir aydır gösterdiği 'stratejik yakınlık' dikkat çekici. Çok değil daha bir ay önce 1 Kasım seçimlerinin arifesinde aynı AB ve ABD, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı Esad ve Sisi ile aynı kefeye koyma küstahlığında bulunuyordu. Şimdi ise Batı dünyası "Suriye de Türkiye'nin Ukraynası'dır" gerçeğini dillendiriyor.

Kriz patladığında "Bu olay Moskova ile Ankara arasında bir mesele" açıklaması yapan AB ve ABD de artık "Türkiye'nin arkasındayız" demeye başladı. Sıkışan Rusya ise Belgrad'da Ankara ile diplomatik teması kabul etmek zorunda kaldı. Nereden bakılırsa bakılsın, zamanlama açısından jet krizi ABD ve Körfez ülkelerinin Kremlin ile iyi ilişkiler kurma gayretlerini de sekteye uğratacaktır.

Deyim yerindeyse Türkiye, Ortadoğu'da süper güç diye lanse edilen İran'dan sonra Rusya'nın da 'aurasını' bozdu. Çünkü karşımızda hem siyaset ve savaş arasındaki nazik dengeyi çok iyi yöneten hem de dünyanın gidişatını yakından bilen bir Türkiye var. Sonuç olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'nazik denge stratejisi'yle bütünleşen jet hamlesi, küresel güçlerin 'Syraq projesi'ni adeta felç etti.

Bercan Tutar/Yeni Yüzyıl

  • 6
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Meral Akşener'i kastederek; "Bunların içinde biri vardır ki gelecekte hep beraber göreceksiniz, Fethullah Gülen'in siyasi figürü olarak MHP'de görevlendirilme meselesidir. Bu da ne ona ne başkasına fayda getirmez. Aklını başına lasın" şeklinde son derece sert ifadeler kullanıyor. Bu ifadeler aslında siyasetin nasıl bir ahlak zaafıyla mücrim kılındığını gösteriyor. Birincisi doğrudan Bahçeli'nin tavrıyla alakalı. Devlet Bahçeli, partisine Paralel Yapı tarafından kaset kumpas kurulmuş bir "Gülenzede"dir. Hal böyle iken, 17-25 Aralık darbe girişiminden sonra adeta Fethullahçıların avukatlığına soyunmuş, devlet ve millet için bir numaralı tehdit unsuru olan bu yapıyı masumlaştıracak açıklamalar yapmaktan çekinmemiştir.
Çatı aday gibi bir projenin mimarı olarak bu yapının siyaseti dizaynına etme çabasına en hafif ifadeyle alet olmuştur. Devlet Bahçeli, Paralel Yapı Türkiye'yi "yarı sömürge bir cemaat devleti" haline getirmeye çalıştığında buna itiraz etmezken kendi koltuğu söz konusu olunca birden bire aklı başına gelmiştir.

Meral Akşener'in savunması ise ayrıca dikkate değerdir. "Fethullah Gülen hareketiyle bir irtibatım yok olsa gururla söylerdim" demek suretiyle Bahçeli'nin tepkisinde haklılık payı olduğunu düşündürecek bir açıklama yapmıştır.

Ama hepsinden önemlisi, mahremiyetini kasete çekmek suretiyle siyasetçileri rehin almaya ve bu yolla siyaseti dizayn etmeye çalışan bir yapıya karşı bugün hala "irtibatım olsaydı gurur duyardım" diyebilen biri, siyaseten harakiri yapmış demektir.

Halime Kökçe/Star

  • 7
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

ASLINDA SURİYE'DE NE OLDU?

Kuvvetle muhtemel ki... Rusya'nın, DEAŞ'la mücadele bahanesiyle Suriye'ye askeri olarak yerleşmesinden sonra, ABD yönetimi operasyonel askeri kaza yaşanmaması için Moskova ile anlaştı. Ve o anlaşma kapsamında Bayır Bucak Türkmenlerinin yaşadığı, ılımlı muhalefetin can damarı olan bölgelerin sözde DEAŞ'tan arındırılması rolünü Ruslara bıraktı. ABD, mesafeli durduğu bu bölgede Türkiye'ye rağmen adım atılamayacağını bildiği için Rusya'nın agresif tavırlarına adeta göz yumdu. Buna karşın Ankara'nın "Kürt koridoru endişesini" ustaca değerlendirdi. Azez- Mare hattının DEAŞ'tan temizlenmesinden bahsederken aynı anda güvenli bölge talebine kapı aralamadı. Ama TSK'nın 98 km'lik bu hatta tank ve asker yığmasını sağladı. Hava Kuvvetleri'nin önceliğinin PKK'dan, DEAŞ'a kaydırılması için ısrarlarını sürdürdü.
Gelinen noktada... Suriye iç savaşı, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarının da ötesinde meşru sınırlarını koruma aşamasına doğru getirildi. Rus savaş uçağının düşürülmesini;
Ankara'nın "Yaşam alanıma kim girerse mücadele ederim" mesajı olarak okumak,
Rusya'nın S400 füze sistemini Akdeniz'e indirmek için gerekçeye dönüştürdüğünü görmek,
NATO'nun, Rusya'nın askeri pervasızlığını sınırlamak üzere son olayları fırsata dönüştürdüğünü kabul etmek de mümkün.
Neticede... Suriye'de ahlaki yerde durmayan ülkeler arasında bilek güreşi sürerken Türkiye, "meşru duruşu ile pozitif ayrışma kavşağına" girmek zorunda.

Okan Müderisoğlu/Sabah