Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Şimdilerde çark eden AK Parti çevrelerine ilişmiş ikbal pervaneleri, o günlerde ölümü gösterip hareketin yöneticilerini ve tabanını bazen CHP ile bazen de HDP ile koalisyon sıtmasına razı etmeye çabaladılar.
"Hah şimdi boşluk bulduk" diyerek Yeni Türkiye'yi aradan çıkartmaya çalışanların unuttuğu şey, Cumhurbaşkanı oldu diye "alışılmış" davranacağını düşündükleri Tayyip Erdoğan'dı. Ve kuşkusuz onun ardındaki yegâne güç olan her kesimden Türkiyeliler...
Bir elif miktarı otorite boşluğu bırakmadı Erdoğan. 8 Haziran sabahından hükümetin kurulduğu ana dek, halkın iradesinin varlığını en güçlü şekilde hissettirdi. Türkiye en zor zamanlarını, geçici hükümetle yönetilir gibi değil, adeta güçlü bir siyasi iktidar var gibi yaşadı. İçte envai çeşit grupların ittifakıyla estirilen teröre, dışta ise Suriye'nin ve Rusya'nın fiili savaş tehdidine karşı dimdik ayakta durdu.
Verilmiş sadakamız da vardı kuşkusuz ama asıl şansımız başkanlık perspektifine 1 yıl önce seçilmiş cumhurbaşkanlığı ile fiilen geçmemizdi.
Hiç evirip çevirmeye gerek yok. Geçen bu zor zamanlar Türkiye'nin ufkundaki başkanlık sistemi alternatiflerinin başarılı bir provasıydı.
Kimse çıkıp da Türkiye halkının ülkenin en tepe makamını doğrudan oylarıyla belirleme hakkını, ilk meclisin fiilen etkisizleştirilmesinin ardından yeniden gasp edemez!
7 Haziran'da bir anda ortadan kaybolanların 1 Kasım'da ortaya çıkıp, 14 Ağustos'ta Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı oya yakın bir destekle hükümetlerini kurmaları bunun en net mesajı.
1 Kasım halkın, zamanında güdükleştirilip meclisin duvarına asılan "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir..." mottosunun devamını getirip "ve biz doğrudan kullanırız" çığlığıydı.
Evet, Gezi'nin sokak kabadayılığı, 17-25 Ekim kumpası, PKK- DAEŞ- DHKP-C terörü, Esad, ardından Putin tehdidi derken geldik bu günlere. Ama kimse fiilen işlevsizleşen, tıkanan bu sistemin yeni yönetim krizlerini doğurmayacağının garantisini veremez. Bir süredir yaşadığımız fiili başkanlık sistemi provası ise ortadaki en yakın ve gerçekçi alternatif olarak bize göz kırpıyor.
Bu kaos süreci öncesi "seni başkan yaptırmayacağız" hedefi çevresinde yan yana gelen açık ve gizli muhalefet şimdilerde konu gündeme gelmesin diye karnından konuşuyor. Ama artık bu süreçten geriye dönüş yok.

Melih Altınok/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Lider analizinin en önemli parçalarından biri "güç ihtiyacı" ve "başarı isteme düzeyi" analizidir. Karizmatik bir lider olan Putin'in, güç isteminin ve başarıya ihtiyacının oldukça yüksek olduğu söylenebilir. Putin'in söyleminde güçlü olmak veya zayıf olmak vurguludur ve bu ikisi arasında keskin ayrım yapma eğilimi vardır. Lider analizinin diğer bir önemli parçası ise kişiyi liderlik yapmaya götüren ana motivasyonun ne olduğudur. Bazı liderlerde ana motivasyon; kişisel bir kariyer başarısı, tanınmış olma, sosyal olarak kendini var etme, liderlikten kişisel doyum alma düzeyinde iken, bazı liderlerde ise daha ideolojik veya aşkın idealler vardır. Çoğunlukla bu iki boyut birlikte seyreder.

Putin'in liderlik ile ilgili ana motivasyonu, "Rusya'yı yeniden dirilten, eski günlerine döndüren adam olmak" şeklindedir. Bu anlamda Putin, kendi kişisel kaderini Rusya'nın kaderiyle bağlı görme eğilimindedir. Sovyet imparatorluğunun düşüşüne bizzat şahit olmuş ve bunun psikolojik travmasını yaşamış bir nesilden gelen Putin, Rusya'yı yeniden inşa ve restore etme arzusu duyan bir ruh hali içindedir. Bir yandan da, belinden üstü çıplak bir şekilde elindeki silahlarla poz veren Putin, liderlikle kişisel psikolojik ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Lider analizlerinin diğer bir bileşeni de "liderlik tarzı" üzerinden yapılan analizlerdir. Liderin çevresindeki diğer siyasal elitler, bürokrasi ve danışmanlar ile kurduğu ilişki tarzı ve karar alma biçimi bu başlık altında incelenir. Putin'in çevresine yönelik oldukça dominant bir tarzı vardır. Grup kararından çok bireysel karar verme eğiliminde olduğu söylenebilir.Lider analizi yapmanın en önemli gerekçesi, liderlerin davranışlarını önceden kestirebilmektir. Bu sebeple esas soru şudur: Şu anki Rus dış politikası ile Putin'in liderlik ve kişilik özelliklerini birlikte düşündüğümüzde, Putin bu krize nasıl tepkiler vermeye devam edecektir. Önümüzdeki yazımda şu ana kadar yaptığım analizi bir adım öteye götürüp, bu soruya cevap arayacağım.

Medaim Yanık/Star

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Gerek Katar gerek Azerbaycan ve yakın gelecekte diğer temaslarımızla enerjide eksen kaymasını sağlamada yeni diplomasi becerileri kazanacağımız kesin... Öyle ki Rus ayısı,caddedeki tek dükkânın kendisi olmadığını görecek ve bu alandaki şantajının boşa çıkacağını kavrayacak.
2008 Eylül'ünde ABD'de başlayan ve 2009'da Avrupa'yı saran küresel kriz, ihracatının üçte ikisini bu ülkeye yapan Türkiye'yi derinden etkiledi. Ancak bu musibet bize ihracatta eksen kaydırma becerisi kazandırdı.
1998'deki Rusya ekonomik krizi patladığında bu musibetten en fazla zarar gören ancak en çok ders çıkaran Uşak ilimiz oldu. Tek pazarı Rusya ve tek ürünü kumaşlık deri olan kentimiz, musibeti hayra çevirip, yeni beceriler geliştirerek kentler arası yarışta yerini aldı.
Türkiye'ye yönelik yaptırımların külfetini elbette biliyoruz ve şükür ki bu maliyetlerikarşılayacak gücümüz var. Fakat ilave olarak kazancımızın çok fazla olacağınıdüşünüyorum.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Peki bu kadar yakınlaşma varken nasıl oldu da kriz bu noktaya geldi. Alatlı'nın değerlendirmesini gerçekten satır satır not etmek gerekiyor. 'Putin, Türkiye ile yan yana görünmekten mi korktu?' sorusuna bakın nasıl cevap veriyor:

'Bir ahlaki seçim yaptı diyorum. Özetle Tayyip Bey'in "Dünya 5'ten büyüktür" sözlerini sol gelenekten gelen, Asyalı bir Ortodoks liderin anlaması gerekirdi. Görünen o ki karşı tarafa 5'lere satıldı. Benim hissettiğim bu. Neden korktu? Tabii bunu anlamak lazım. Belki ambargodan korktu. Türkiye-Rusya işbirliği müthiş bir şey olurdu. Putin 'dünya beşten büyüktür' aklına yakındı ama dayanamadı. Ben olsam Erdoğan'ın yerine Rusya'yı, İslam Birliği'ne alırdım. Gözetmen olarak değil, direkt üye olarak. Rusya'nın yüzde 20'si Müslüman. Putin de Birleşmiş Milletler'e 'Dünya 5'ten büyüktür' diyerek 'ben oynamıyorum, Güvenlik Konseyi'nden çekiliyorum' deme noktasına gelebilirdi. Birisi sanki Putin'in kanına girdi.'

Bu gerilimi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın çözeceğine inanıyor Alev Alatlı. Şu değerlendirmesiyle tamamlayalım:

'(Kaybeden) Rusya olur ama bana kalırsa gerilim tırmanmayacak. Benim bütün duygum buradan bir şey olmayacağını söylüyor. Bir romancı hissiyatı ile konuşuyorum. Tayyip Bey bunu halledecek. Putin bence bu olayda idare edilmeyi bekledi. İkisi arasında "Biz Asyalıyız" ortaklığı var. Arkasından bu "Zapadniki" denen olay var. Bizim de çektiğimiz en büyük sıkıntı "zapadniki" denilen Batılılaştırmacı liberaller Türkiye'de de var. İkisinin birbirini anlamaması mümkün değil. İkisi de halkı içine alan bir kalkınma modeli oluşturuyor. Rusların çile çekmiş Ortodoksu ile bizim başörtülü olduğu için üniversiteye giremeyen içi içini yiyen tipler farklı değil. Bu ikisine de diktatör diyen kesimlere bakın Rusya'da Zapadniki'ler biz de Beyaz Türkler.'

Sözü edebiyata bırakmayı ne çok özlemişiz.

Nasuhi Güngör/Star

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Batı ile olan ilişkilerimiz hiç olmadığı kadar iyi bir noktada. NATO, Rusya krizinde Türkiye'nin arkasında durarak üye bir ülkeye karşı sorumluluklarını yerine getireceği mesajını verdi. ABD'den ve Batılı başkentlerden Ankara'ya açık destek açıklamalarının gelmesi de olumlu. Fakat, Batı'dan gelen bu olumlu mesajlar tek başına Türkiye'nin güvenliğini sağlamaya yetmez. Türkiye, hem Güney sınırından hem de içeriden ayrılıkçı terör tehdidiyle karşı karşıya. Türkiye, her zamankinden daha güçlü, kendi ayakları üzerinde duran, çift başlılıktan kurtulmuş bir devlet yönetimine ihtiyaç duyuyor. Kendi içinde birliği yakalayamadan, devlet kurumları arasında uyumu sağlayamadan bu krizle başa çıkmak zor. Ciddi bir savaş tehdidi karşısında ülke büyük sorunlar yaşar. Dağılma, bölünme, iç savaş riski hiç de ihtimal dışı değildir. Rusya, İran, Esed rejimi ve PKK blok halinde hareket ediyorlar. Bir kriz durumunda Türkiye çok zorlanabilir.

Bu gelişmeler karşısında öncelikli olarak devlet yönetimini çift başlılıktan kurtarmak gerekiyor. Fiili olarak zaten bir yetki krizi var. Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık arasında bir yetki karmaşası yaşanıyor. Bu karmaşanın "Başkanlık modeli"yle aşılması mümkün; fakat bu şartlarda muhalefetin desteğini almak imkansız gibi. "Partili Cumhurbaşkanlığı" ise daha yumuşak bir geçiş sağlaması açısından muhalefetten destek bulabilir. "Başkanlık modeli" sistemin tepeden tırnağa değişmesini getiriyor, bu uzun zaman alabilir. "Partili Cumhurbaşkanlığı" ise Anayasa'nın 101'inci maddesinde yapılacak değişiklikle hayata geçebilir. Küçük bir rotuşla Türkiye, bu yetki karmaşasından kurtulabilir. Çift başlılıktan kurtulursa, Türkiye'nin önü açılır, yanı başımızda patlayan Suriye kriziyle baş etmek daha kolay olur.

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Rus uçağı vurulunca yine 3 parçaya bölündüler. Birinci parça, paralelcilerin ele geçirdiği Cumhuriyet gazetesi gibiPutin'in yalanlarının pazarlamacısı oluverdi.
İkinci parça, Türkiye'nin kulağına kar suyu kaçırma görevini üstlendi. Üçüncü parça, "Rusya'nın uçağını düşürüyorsun, hadi ABD'nin uçağını düşür de görelim" demeye getirdi.
Mesela, Aydın Doğan'ın amiral gemisinde köşe tutan Ahmet Hakanbu tavrı gayet kurnazca sergiledi. Rus tezlerine karşı ABD'ye ihtiyacınız var, sakın "üst akıl" demeyin, sakın şu sıralar ey Amerika demeyin, sakın şu sıralar paralelin arkasında Amerika var demeyin, şeklinde aklı sıra dalgasını geçti. Biraz daha az kurnaz olsaydı, tıpkı o muhterem gibi, "hadi bir Amerika uçağı vur da görelim, hadi vur, vursana, vur hadi…"diyecekti. Sonra da "Uçak uçağı vurur" der miydi, orasını bilemem. Demokratikleşme veya çözüm süreci veya barış süreci gündemdeyken de 3 parçaya ayrılmışlardı. Birinci parça, çözüm süreci vatana ihanettir, hepiniz yargılanacaksınız, dedi. İkinci parça, malum çevrelere, Erdoğan ve Ak Parti'yle sakın barış yapmayın, dedi. Üçüncü parça, erketede, kaosu bekledi. Mahut parçaların alayını bünyesinde barındıran bir adam var.
Öyle ki, barış olunca savaş, savaş çıkınca da barış isteyebiliyor. Vefası, izanı, insafı, hayası yok…Normalde insan içine çıkmaması, dahası, bir klinikte tedavi edilmesi gereken bu adam, son günlerde "iç savaş" çıksın diye hendeklerde dolaşıyor.

Salih Tuna/Yeni Şafak

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Rusya'nın atarlı yöneticilerine şükran borçluyuz. İki nedeni var bu teşekkürün. Öncelikle, medyamızda yarattıkları uhuvvet ve tesanüt ortamı için müteşekkiriz kendilerine.
Nicedir özlemini çekiyorduk bugünlerin. Düşünün ki, Rusya'nın "Türkiye DAİŞ'le petrol ticareti yapıyor" iddiasına Nişantaşı medyasından bile "olmaz böyle şey" itirazı yükseldi.
Gururlandık, milli hislerimiz kabardı. Bu iddiaya "tamamen sallama" dedi birisi. Bir başkası, "Rusya'nın ortaya koyduğu uydu görüntüleri ve harita katiyen Türkiye'nin IŞİD ile bir petrol alışverişi yaptığını kanıtlamaya yetmiyor" diye itiraz etti. Her ikisi de Davutoğlu'nun "Sovyet palavrası" sözüne hak verdi. Oysa, daha düne kadar "Türkiye DAİŞ'e destek veriyor" propagandası yapılırken böyle demiyorlardı. Zira bu propaganda Financial Times'tan, Guardian'dan neşet ediyordu. Ve oraya da PKK'nın psikolojik harp süreçlerini yöneten propagandistlerden gidiyordu. O vakitlerde de "Türkiye DAİŞ ile petrol ticareti yapıyor" lafları gırla gidiyordu.
Bugün "olmaz böyle şey diyenler", işte o vakitler "Türkiye (ve hatta AK Parti ve hatta Erdoğan) IŞİD'le ilişkisini gözden geçirsin" demeye getiriyorlardı. Şimdi ne oldu peki? Rus yöneticiler, kantarın topuzunu kaçırıp da "DAİŞ, petrolü Batman'daki TÜPRAŞ tesislerine aktarıyor" deyince olan oldu! Rusya, "Koç" ile "DAİŞ"i aynı cümle içinde geçirmiş oldu. Bu, onlara bir ömür yetecek bir travma. E tabi, bu durumda Nişantaşı medyası yardıma koştu İyi de oldu. Mecburen bizim İsmail'i de savunmuş oldular. Onca zaman hakkına girdikleri, Bilal Erdoğan'ın DAİŞ'le ilişkisine güya kanıt diye gösterdikleri fotoğraftaki kebapçı İsmail'i. Rusya'nın atarlı yöneticilerinin mahareti bu.

Fahrettin Altun/Sabah