Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

    Giriş Tarihi: 13.12.2015 16:09 Güncelleme Tarihi: 13.12.2015 16:28
    • Kürtlerin, yaşananları hak arama mücadelesi ekseninde tartışan batıdaki ikbal pervanesi aydınlara en net cevabı dün ilçeden apar topar kaçmalarıydı.
      Görüyorlar ama mevzuu bu netlikte konuşmak işlerine gelmiyor. Öylesine ezikler ki, böyle net bir duruşun şövenist Türk milliyetçilerinkiyle eşitleneceğini sanıyorlar. Cezayir Sokağı merkezli İstanbul STK dukalığının panellerinden, etkinliklerinden aforoz edilmekten korkuyorlar. Bireysel pozisyonlarını mazlum bir halkın ve aslında koca bir ülkenin yaşam hakkının önüne koyuyorlar. Steril konumlarına halel gelsin istemiyorlar. Siyaseten doğruculuğun güvenli kollarından ayrılıp yaralı parmağa işemekten imtina ediyorlar.
      İşte bu yüzden dünkü yazıyı Sur gerçekten aydınlarımızın umurundaysa azıcık cesaret göstermeliler diye bitirmiştim. Ama ne gezer. İlçede yaşananlara dair yorumlara bakıyorum da yine klişeler, yine beylik laflar, yine derelerden dolanmalar.
      PKK'lıların üs ilan edip hendekler kazmadığı, keskin nişancılar yerleştirmediği, yol kontrolü yapmadığı bölgedeki diğer ilçelerde niçin sokağa çıkma yasağı yok? Yoksa devlet "inkâr, imha, asimilasyon politikalarını" yalnızca Sur'da ya da 100 kişilik PKK'lı grupların girdiği yerlerde mi uygulamaya koyuyor?
      Hukuk devletinden talepleri, biraz adam ve silah bulan her siyasi grubun halka sormadan özerlik ilan etmesine, hayatı durdurmasına müsamaha göstermeleri mi?
      Steril aydınların bu ikircikli tavrı yalnızca çözümün gecikmesine yol açmıyor. Kandil'in iç savaşla demokratik özerlik projesine meşruiyet de sağlıyor. Bu ürkek destek yeni Surların kapısını aralıyor.
      Başta Kürtler olmak üzere tüm Türkiye'ye kan ve yıkımdan başka bir şey getirmeyen bu sol romantizmin şiddetin ve radikalizm derecesini yükselttikçe entelijansiya tarafından daha da meşru gösterilmesi problemi bugün Sur'daki ateşe dökülen benzindir.
      Bugün evlerinden, işlerinden olup kendi yurtlarında adeta mülteci konumuna düşen Kürtlerin, İstanbul'daki "dostlarından" daha büyük düşmanı mı var?

      Melih Altınok/Sabah