Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Örgüt militanlarını sivillerin arasına yerleştirerek daha az maliyet ve zayiatla daha büyük zaferler kazanmak istiyor. Yani Kandil için Kürt vatandaşların canı, PKK militanlarından hatta Kalaşnikof mermilerinden bile daha değersiz. Kısaca Kandil için sivil Kürtler "maliyet" bile değiller.
E, vatandaşlarının can ve mal güvenliğini korumak üzere örgütlenmiş bir yapı olan devlete, "Görevlerini yerine getirme, meşru müdafaa hakkını da kullanma" demenin çocukça olduğunu söylemeye bile gerek yok sanırım.
Tüm bunlara karşın hendekçiler fütursuzlar. Onların bu cüretleri de bölgede PKK'nın yarattığı çatışma ortamından kaçan ve sayıları yüz bini bulan Kürt göçmenlere yenilerinin eklenmesine neden oluyor. Uzun vadede düşmanlığın, umutsuzluğun derinleşmesi de cabası.
Türkiye halkının tamamına yakını yaşananların farkında. Ne var ki bir kısım Kürt seçmen hâlâ manipüle ediliyor. Bu noktada haksızlığı dile getirmek için çırpınan ancak pek de başarılı olamayanlar külahlarını önlerine koyup düşünmeliler.
Teröristin ne kadar terörist olduğunu dile getirmekten, hamasi nutuklar atmaktan bir adım öteye geçip sabırla Kürtlerle diyalog kurulması ve hendekçilerin boyalı meşruiyetinin yerle yeksan edilmesi şart.
Bunun ilk adımı da demokratik siyaseti öncülemenin ve sivillerin yaşam hakkını savunmanın "devlet diliyle konuşmak" olduğu klişesini hiçbir komplekse kapılmadan reddetmek.

Melih Altınok/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Dücane Cündioğlu'nun Hürriyet'te, Ahmet Hakan'ın da sitayişle bahsettiği uzun bir röportajı yayımlandı.
Bana sorarsanız sadra şifa bir şey yoktu. Türkiye'de "Diriliş" deyince neyin akla geldiğini bildiği, bilmesi gerektiği halde gereksiz mugalata gayreti, İslamcılığın nasıl bir çığlık olduğuna tanıklık ettiği halde "adına İslamcılık denen içi boş tepkiselliğin" şeklindeki infazı, duvar diplerinde yıllar yılı tartıştığımız "dinin tarihsel yorumlarının" eleştirisi falan işte.

Gerçi sorular da pespayeydi. Mesela, "Ciddi psikolojik travmalar yaşatıldı topluma. Kabataş'ta bir kadına cinsel taciz iddiaları vs. Bu tür yalanlara muhafazakârlar neden tepki vermiyor?" şeklinde bir soruya maruz kaldı. Filozofumuz da aynı "fiil" hakkında hem "iddia" hem "yalan" yargısının yer aldığı bu soru dâhil, hemen hemen tüm sorulara ihtiyaca uygun cevaplar verdi. Gelgelelim, öyle bir şey söyledi ki, Ertuğrul Özkök'ü bile heyecanlandırdı. Dünkü yazısında, "ağzından baklayı çıkar da kimseye yaranamadığım fabrika ayarlarından tekrar çıkmaya vesile bulayım" dercesine fişteklemeye çalıştı.

Nasıl mı?
Şöyle: "Bu hafta Pazar Hürriyet'te, Çınar Oskay, Dücane Cündioğlu'na soruyor: 'Aktif siyasete katılmayı hiç düşündünüz mü?' Muhafazakâr yazarın cevabı çok ilginç: '1933'te Heidegger'in yaptığı tarihsel yanlışa benzer bir yanlışı yinelemek bana göre değildi, özellikle uzak durdum. Ben bir düşünce adamıyım, sadece ülkem adına düşünüyorum, insanlık adına. Aktif siyaset benim işim değil.' Varoluşçu Alman filozof Martin Heidegger, 1933'te Alman Nazi partisine üye olmuş ve rektör seçilmişti. Merak ettim. Cündioğlu, Heidegger'in Nazi hatasına düşmemek için acaba hangi partiye üye olmayı reddetmiş…"
Özkök elemanı merak ettiğini söylediği partiyi domuz gibi biliyor, bilmese zaten merak etmez. Şayet Dücane'nin, MHP geleneğinden geldiğini ve bu uğurda yıllarca mahpus damında yattığını bilse ve bundan hareket ederek MHP'yi kastetmiş olabilir kuşkusuna kapılsa inanın bu soruyu sormazdı. Dücane biraderimizin de kendisini Heidegger'e nispet etme şekli çok ilginçmiş.

Salih Tuna/Yeni Şafak

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

17 Aralık 2013 Türkiye'nin gördüğü en korkunç çeteden kurtuluş tarihidir. 17 Aralık Türkiye için büyük bir şanstır. 2 sene geçti ve bugün daha iyi anlıyoruz ki 17 Aralık'ta FETÖ seçilmiş hükümete büyük taarruz başlatmasaydı asla bu şekilde geri püskürtülmeyecekti. Eğer Fethullah Gülen daha sakin ve daha akıllı davranıp geri çekilseydi ve bekleseydi zaten 10 sene içinde külliyen sisteme hâkim olacaktı. Gülen biraz da boş yere paniğe kapıldı ve ölümüne saldırdı. İyi ki de saldırdı. Gülen'in paniğe kapılıp bu hamleyi yapması için çalışanlar büyük bir iş yapmıştır. Tarih o isimleri kahramanlar olarak yazacaktır ama henüz mücadele bitmediği için o isimleri açıklamıyorum...

Aslında gürültünün kopacağı çok önceden belliydi. Cemaat bir güç zehirlenmesi geçiriyordu ve saldırmak için yer arıyordu. 19 Kasım 2013'te cemaatin iki yıl içinde yer ile yeksan olacağını alegorik olarak ifade eden bir yazı yayınlamıştım bu köşede. Vesayet odağı haline gelmiş TSK'nın yaşadıklarıyla cemaatin aynı şeyleri yaşayacağını ifade etmiştim o yazıda. TSK Camiası ile Gülen Camiası arasında benzerlik kurmuştum. Cemaatin elemanlarının tamamı Twitter adreslerinden benimle dalga geçmişlerdi. Şimdi o isimlerin nerdeyse hepsi kaçak.
Evet 2 sene içinde bu çete tuzla buz oldu. Mücadele süreci devam ediyor ama köprüden önceki son çıkış çoktan geçti...

Rasim Ozan Kütahyalı/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir hükümetin böylesi bir durumu kabul edemeyeceğini herhalde aklı başında herkes bilir. Dolayısıyla hendeklerle gidilebilecek bir yer olmadığının, kazan ve orada bekleyenler dışında herkes farkında.
Tabii ki HDP'liler ve Kandil'dekiler de... Ancak makul, mantıklı ve özellikle de gerçek olarak söyleyebilecekleri herhangi bir şey olmadığından; futbol tabiriyle 'top çeviriyorlar' sadece. Beklentileri, Suriye'deki karışıklıklar sebebiyle beklenmedik gelişmeler olabileceği ve birilerinin kendilerine rüyalarında bile görmedikleri şeyleri hediye edebilecekleri.Dünkü grup toplantısını, 'Halkla birlikte ve halkın acılarını paylaşmak için' Diyarbakır'da yapacaklarını da söylemişti Yüksekdağ, yaptılar.
Ancak 'halk'tan kastının ilçeyi terk etmek zorunda kalan çoğunluk mu yoksa mecburen kalanlar mı olduğu belirsizdi.
HDP'nin, sokağa çıkma yasağının kaldırılması talebini AYM kabule şayan bulmaz herhalde. Fakat esas mesele şu: İnsanların yaşayamaz hale geldikleri bir ilçeyi normalleştirebilmek için başvurulan sokağa çıkma yasağının kaldırılması talebiyle AYM'ye başvuranlar; hendeklerin, barikatların ve bombaların kaldırılması için nereye başvuracaklar?.. Kandil'e mi?..

Ekrem Kızıltaş/Takvim

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Diyarbakır'da meydana gelen, ondan önce sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş diğer ilçelerde oluşan, son olarak Sur'da görülen hadiseyi tek başına, kendisiyle bağlı, sadece PKK devlet çatışması diye görmek, tanımlamak, değerlendirmek artık olanaksız. Şüphesiz öyle. Ama devlet- PKK çatışması işin sadece bir yönü. Asıl olan onu meydana getiren diğer unsurları görmek. O zaman ikili değerlendirmemi yapmanın zamanı gelmiştir. Birincisi, Türk meselesi Kürt, Kürt meselesi Türk meselesidir. İkincisi, artık, Türkiye'nin iç meseleleri dış, dış meseleleri iç meselesidir. Bu iki 'formülü' alt alta, yan yana getirince dışına çıkılmaz, demirden bir kafes oluşuyor. Üstüne üstlük, bütün bunları hazırlayan, OD'de meydana gelen olaylardır. Yani, Sur'la Suriye doğrudan doğruya birbirlerine bağlıdır. Ona da bir 'formül' geliştireyim ve diyeyim ki, OD meselesi artık bir Kürt meselesidir.

Başka türlü nasıl olabilir? Rusya, İran doğrudan, Amerika dolaylı olarak PKK'yla (ve Kürtlerle) ilişki içinde. OD'nin geleceğini, bu ülkeler, Kürtler üstünden kurmak istiyor. Hal böyle olunca PKK'yı artık kendisiyle bağlı, sadece Türkiye'yle ilgili maksatları olan bir örgüt diye görmek olanaksız. Bu arada bahsettiğim durumun bilincinde olan PKK, besbelli ki, önümüzdeki dönemde de silahlı şiddetini artırarak, yeniden şekillenen OD içinde başlı başına bir aktör olarak yer almak istiyor. Üstüne üstlük, bu haliyle Öcalan'ı aştığını fark ediyor. Bir kere işin bu yanının yani Öcalan- PKK ilişkisinin açıklığa kavuşması gerek.

Hasan Bülent Kahraman/Sabah

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Yurtdışında yaşayan ve özellikle ekonomik değişimi çok doğru analiz eden Türk asıllı bir uzman ile konuşuyorum. Aslında aynı tezde buluşuyoruz ve aynı soruyu soruyoruz; petrol ve gaz gelirinden başka bir "katma değer" ortaya koymakta zorlanan ve özellikle markalaşma noktasında dünya liginde olmayan Rusya, enerji denklemi değişince ne yapacak?

Soru çok net! VE üzerinde düşünülmesi gereken detaylar içeriyor! Bu noktada bazı tespitler yapalım;

- ABD ve AB GSMH toplamı 30 trilyondan fazla ve büyüme potansiyeli var...

- Rusya petrol ve gaz gelirleri düşmez ise yakalayabileceği en yüksek GSMH 2-2.5 trilyon dolar ve petrol fiyatı düşerse bu gelirin de yakalanması zor...

- Rusya, Çin ile birlikte periferik bir denklem kurabilir fakat Çin'in elindeki ABD hazine bonosu gerçeği Çin'i bu denklemden uzak tutuyor ve tutacaktır...

Sevgili dostlar, YENİ BİR DÜNYA geliyor ve fosil yakıtlara dayanan YAPI'nın çok uzun süre ayakta kalamayacağı çok açık!

Daha açık yazayım; fosil yakıtlara dayanan petrol-gaz-yanmalı motor döngüsü yerini elektrik bazlı yeni yapıya bıraktığında elinde satacak "katma değer ve marka" olmayan Rusya gibi yapıların çöküşü hızlanacak... Peki ne olacak? Görünen verilere göre olacak açık; Rus coğrafyası parçalanma yoluna girecek ve/veya içeride ciddi bir "SORGULAMA" ortaya çıkacak...

Lafı çok uzatmayacağım; petrol-gaz denklemi çökmeye başladığında, fiyat olarak çöküş başladı, VAROLAN YAPIDAN başka "marka değeri" olmayan ülkeler ekonomilerinin çökmeye başlaması sonucu "sosyolojik-politik" çalkalanmalar ile karşı karşıya kalacaklar. Bu noktada ana soru şu; teknolojik gelişimin yanı sıra bu zorlanan trendin arkasında kimler var? VE SON HEDEF NE?

Yiğit Bulut/Star

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

PKK, 40 yıllık bir proje; paralel yapının etnik bir kopyası. Arkalarındaki güç de aynı. Kürt sosyolojisini kontrol etmek için üretilmiş bir yapılanma. Abdullah Öcalan'ın "Türkiye'de sadece bir koldan değil, üç koldan süren parelel yapı çalışması var" sözleri, PKK gerçeğini de anlatıyor. Kürt sorununun varlığı, onun üzerinde tepinen PKK'yı meşru bir güç yapmaz. Bir ülkeyi kontrol etmek için o ülkenin sosyolojik fay hatlarını tetikleme gücüne sahip olmak gerekir ki, PKK da bu prensip sonucu üretilmiş, piyasaya sürülmüş, güçlendirilmiş, otorite haline getirilmiş bir örgüt.
Normalde, olağan koşullarda yükselecek bir Kürt milliyetçiliği bölgenin dokusuyla bu kadar ters düşmezdi. PKK'nın, Kürtlerin inanç ve değerlerine bu kadar ters özellikler göstermesi, onun kurgusal yapısını ele veriyor. PKK'nın inşa ettiği milliyetçi kimliğin temel özelliği İslam karşıtı olması. Kandil'in "aklıselime" bir türlü gelmemesi ve Kürt sosyolojisinden bu kadar kopuk olması ideolojik saplantılarından veya kör milliyetçilikten kaynaklanmıyor; Türkiye karşıtlığıyla kodlanmasından ileri geliyor. Hangi süreç işlerse işlesin, hangi gelişme kaydedilirse edilsin değişmeyecek tek şey PKK'nın Türkiye düşmanı çizgisi ve duruşu olacaktır.
Tekrar baştaki sorulara dönersek; HDP'nin 80 milletvekiliyle Meclis'e girdiği koşullarda, Dolmabahçe'de Abdullah Öcalan'ın "deklarasyonu" açıklanırken PKK niçin taş devrine döner gibi hendek kazmaya başladı? Çatışmaları niçin şehirlere kaydırdı? Büyük güçler, Suriye ve Irak üzerine kapışırken herhalde PKK'ya da "Hadi sen Ankara ile barışçılık oyna" diyemezlerdi. Her şey hayatın olağan akışına uygun gelişiyor aslında, görmesini bilene.

Kurtuluş Tayiz/Akşam