Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Doğrudur! 17/25 Aralık apaçık darbe teşebbüsüdür. Doğrudur! Fiilen darbe yapmaya kalkışanlar Paralel Yapı/ Gülen Örgütü'dür. Fakat kimse bu teşebbüsün tamamen onların imalatı olduğuna beni inandırmaya kalkışmasın! Bu örgütlenmeyi kışkırtan ve nihayetinde darbeyi ihale eden kimdir, kimlerdir?
Bu soruyla yüzleşmek zamanı geldi geçiyor. Çünkü ihaleyi paralel yapıya verenlerin Türkiye üzerindeki kuşatması kalkmadı.

Aslına bakarsanız, Erdoğan bu noktaya sık sık dikkat çekti. Mesela 2014 Aralığında TOBB heyetini kabul ettiği sırada yaptığı konuşmayı hatırlıyorum.
"Paralel Yapı hiçbir zaman yalnız hareket etmedi, bunu yapacak zekâya sahip değiller, maşa olarak kullanıldılar ve hâlâ kullanılıyorlar" demişti Cumhurbaşkanı.
İlginçtir, medya ve Ak Parti kadroları işin bu yanı üzerinde pek durmadı. Çoğu zaman "cemaat meğer neler yapmış!" heyecanı, sürekli "kim yönlendirdi bunları, neden?" sorusunun üzerini kapattı. Anlayacağınız, 17/25 Aralık'a nasıl gelindiğini sorgularken açıyı geniş tutunca birçok şey berraklaşıyor.
Böyle bakınca... Maşa örgütün bugün yenilgiye uğratıldığında bile birtakım ellerin devreye girip ona neden yeni şekiller vermeye kalkıştığı daha net anlaşılıyor.
Mesela o "şekil"lerden birkaçını 7 Haziran'la 1 Kasım arasında piyasa yaparken görüp tanıdık, değil mi?

Hasmet Babaoğlu/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

"Seni başkan yaptırmayacağız" diyerek çıkılan yol, evleri mühimmat deposuna dönüştürenlerle mücadele edenlere "Erdoğan'ın polisi, Erdoğan'ın askeri"demeye kadar vardı, Kürtler usta bir gözbağcılıkla "devlete değil ama Erdoğan'a isyan etmeye" çağrıldı.

Oysa devletin eli de armut toplamıyordu. 23 Temmuz'da geçici hükümete rağmen siyasi riski yüksek olan kararlar alındı. Millet 1 Kasım'da tehlikeyi bertaraf etti. Kürtler HDP'nin uyguladığı siyasetten kazançlı değil zararlı çıktılar. Bunu anladılar. İhanete alet olmamak adına sabrediyor, örgütün ayaklanma çağrılarını cevapsız bırakıyorlar. PKK'nın tek bir arzusu var şimdi: Klasik Marksist-Leninist hareket planına göre halkı ayaklanmaya teşvik için "çelişkileri belirginleştirmek". Bunun için devletin sivil öldürmesini sağlamaya çalışıyorlar. Bu yüzden çatışmayı evlerin içine kadar sokmaya gayret ediyorlar.

Bu gerçeği HDP içindeki siyasetçiler görüyor.

"Ne oldu şimdi?" diyenler var aralarında. "Sadece bir buçuk yıl önce Kürt siyasi hareketinin yeni aktörlerinin eli silahlı militanlar değil, Meclis'te siyaset yapacak vekiller olduğunu muştuluyor, kutluyorduk. Ne oldu böyle?" diyorlar. HDP'ye oy veren Kürtler her gün, HDP'de siyaset yapanlar ara sıra kapalı kapılar ardında nasıl bir oyuna geldiklerini konuşuyor.

Demirtaş ise haliyle rahatsız. Külahını önüne koyup düşüneceği yerde kendince strateji geliştiriyor. Şöyle diyor: "HDP'de Erdoğan sevdalısı bir damar her zaman vardı. Bunlar gizli Erdoğancılardı aslında. Bizden çok Erdoğan'ı sevip sayarak, AKP ile ilişki kurarak, AKP'ye neredeyse yalakalık yaparak sorunun çözüleceğine inanıyordu bu tipler."

"Bu coğrafyada Araplarla sorunluyuz, Türkmenlerle sorunluyuz, onu bırakın Barzani'nin Kürtleri ile bile sorunluyuz. Az efendi olsak bizi bağrına basacak Türklerle aramıza mayın döşediniz, özgürlük ve refah yolumuzu dinamitlediniz"demek Erdoğancılık.

Kim neyi doğru söylese Erdoğancı oluyor yani.

Nihal Bengisu/Habertürk

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

17-25 Aralık darbe girişiminin üzerinden iki yıl geçti. İki yıl önce bugün, emniyet- yargıdaki paralel vesayet aktörleri, meşru hükümeti alaşağı etmeye çalıştı. Başbakan Erdoğan'ı 'dönemin Başbakanı' yapmak, engel gördükleri tüm seçilmişlere hüküm giydirmek amacıyla hareket ettiler.
Millî iradeye kastedenlerin düştüğü zilleti izlerken, bu darbenin atlatılmasını halkının refahını öncelediği için 'hırsız', ilk kez barışı tesis etme yoluna ülkeyi soktuğu için 'katil' ilan edilen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dik duruşuna ve milletin ferasetine borçlu olduğumuzu unutmayalım. Erdoğan'ın önce askerî sonra paralel vesayetle mücadelesi boyunca, bu mücadeleyi bertaraf etmek isteyenlerin parolası 'kutuplaşma' oldu.
Sayın Davutoğlu nasıl ki 'kutuplaşmaya yol açar' diye cemevlerine statü tanımaktan, Kürtlerin ve diğer etnik unsurların haklarını iade etmekten, terörle mücadele etmekten geri durmayacaklarını ilan ediyorsa, yeni anayasayı da güçlü biçimde gündemde tutup savunmaktan vazgeçmemelidir.
Bahsettiğimiz güruhun kutuplaşma yaygarasının 1 Kasım'da nasıl fos çıktığını gözlerimizle görmüşken, aynı delikten ikinci kez ısırılmak Ak Parti'ye yakışmaz.
Çünkü bu, bile isteye muhalefetin ürettiği söylemin yedeğine düşmek demektir. Bu takdirde, Ak Parti de verdiği ilk ve en önemli sözü tutmamış olacaktır.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Olabilir mi? Putin, kaşla göz arasında "hak dini"ni benimsemiş olabilir mi? Bir din devleti olan İran'la yakınlaşmasının altında böyle bir tercih yatıyor olabilir mi?

Bilmiyoruz. Bunu en iyi bilebilecek kişi, İlahiyat Profesörü Yaşar Nuri Öztürk'tür.

Herhalde odur. Çünkü, Putin'den "Mümin kokusu" aldığını söylemiş. Ben izleyemedim. Anlattılar.

Önceki gece, Ulusal Kanal'da yayımlanan "Söz ve Işık" adlı programa çıkmış ve "Putin'den mümin kokusu aldığını" söylemiş. Pardon, yayıyormuş... Putin, bir "Kur'an mümini"nin kokusunu yayıyormuş.

Üstelik, Yaşar Nuri hocamız bunu yeni keşfetmemiş... Bu durumu 2008 yılında görmüş ve yazmış. Nerede yazdığını bilmiyorum. Muhtemelen kitaplarından birinde yer alıyordur.

Bir İlahiyat Profesörü, "Kur'an mümini" diyorsa (Kur'an'ın tarif ettiği "mümin" modelinden bahsediyorsa), bu nitelemenin karşısına rahatça "Müslüman" sıfatını yazabiliriz.

Hak dinini seçmiş Putin'in niye bu durumu açık etmediği ise başka bir konu... Tedbir amaçlı olarak gizleniyordur. Belki takıyye yapıyordur. Belki de Pensilvanya'daki zatın işaret ettiği ruhsatı (gizlenme ruhsatını) kullanıyordur. (Hani, "zorda kalacağınızı düşündüğünüzde içki içebilirsiniz, karınızın başını açabilirsiniz, seküler bir hayat sürebilirsiniz" ruhsatı.)

Mümkün... Daha doğrusu, bilmiyorum... Putin'le ilgili olumlu düşüncelerini daha da ilerilere taşıyor Yaşar Nuri Öztürk hocamız.

Diyor ki, "İslam dünyasında Putin'in tırnağı etmeyecek bir tane dahi adam yok." Siz nasıl düşünürsünüz, bilmem ama bu ifade bana biraz abartılı geldi.

Öyle abartılı ki, insana, "Hiç mi çıkmadı yahu? Koskoca İslam dünyasında Putin'le yarışacak bir tane bile değer çıkmadı mı? Bundan sonra da çıkmaz mı?" dedirtiyor.

Ben ikna olamadım...

Ahmet Kekeç/Star

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Birkaç gündür HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın ABD ve Kandil gezilerinden sonra söylediği şu söz tartışılıyor: "Bizim parti içinde Erdoğan sevdalısı bir damar her zaman vardı. Bunlar gizli Erdoğancılardı aslında."
İnsanların öldüğü, silahların ve bombaların konuştuğu ve siyasetin itibarsızlaştırıldığı bir dönemde, hem de hiç gündemde olmayan bir konuyu, "Geleceğin siyasetçisi" olarak güzellemeler yapılan bir siyasi aktör, neden gündeme taşır?
O konuşmasında Demirtaş sadece bir tespit yapmadı, Erdoğancı dediklerini itibarsızlaştıracak bir de tanım yaptı: "Bizden çok Erdoğan'ı sevip sayarak, AKP ile ilişki kurarak, AKP'ye neredeyse yalakalık yaparak sorunun çözüleceğine inanıyordu bu tipler."
İşte işin püf noktası tam da burası. Bu cümle, HDP- Demirtaş projesinin ana omurgasını oluşturan "solcu aklın" muhalefetin önünü kesme stratejisi... Buna yeniden ihtiyaç duyulmasının nedeni de Kandil'in şehirleri insansızlaştıran "hendek siyaseti"nin iflas etmesi.
Halkın büyük çoğunluğu destek vermiyor, verenlerin önemli bir kesimi de giderek kirli siyasete karşı çıkıyor. Parti içinde de durum farklı değil. Kandil ve HDP'yi yöneten bir avuç Türk- Kürt solcu dışında, şehirlerin YDG-H tarafından niçin yakılıp yıkıldığını ve ne amaçlandığını bilen yok.

Mahmut Övür/Sabah

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Suriye'de 2016 başı itibariyle yaşanacak olanların neler olduğunu bilmiyoruz. Ancak her ne yaşanacaksa bunun ülkemiz açısından önemli sonuçları olacağını hepimiz biliyoruz.Suriye'de emelleri olan ülkelere herhangi bir şekilde destek olmanın, fert ya da topluluk planında kimseye bir faydası olmayacağını söylemek için de, azıcık tarih bilmek yeterli.
Ama içimizden birileri, her ne düşünüyorlarsa; Rusya, İran, Çin, ABD, İngiltere... gibi ülkelerin hesapları konusunda ağızlarını bile açmazlarken, Türkiye'yi zor duruma düşürebileceğini umdukları her türlü adımı atmak için birbirleriyle yarışıyorlar adeta.
Söyledikleri her şeyin yalan, ileri sürdükleri bütün iddiaların temelsiz, yaptıkları yorumların tamamının anlamsız olduğunu bile bile, sadece kendilerini izleyenlerin kafalarını karıştırmak için ha bire çalışıp duruyorlar.
Osmanlı'nın son dönemlerindeki hariciye nazırlarından birisinin söylediği rivayet edilen:'Dünyanın en güçlü devleti tabii ki Osmanlı'dır.
Baksanıza siz dışarıdan biz içeriden yıkmaya çalışıyor ama bir türlü yıkamıyoruz' sözü, bu gün de ayniyle geçerli. Birileri dışarıdan, birileri içeriden Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak için uğraşıp duruyorlar, ama beceremiyorlar, şükür...

Ekrem Kızıltaş/Takvim

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Putin ve Rus Başbakanı yaptıkları açıklamalarda şunları söylediler;

- Rusya ekonomik krizin "en noktasını" geçti...

- Çin ile yeni bir yoldayız, hedef 2020'de 200 milyar dolar ticaret...

- Rus Merkez Bankası doğru yolda, enflasyonu aşağı çekmek hedefimiz...

- 2016 ve 2017'de ekonomik olarak net büyümeyi yakalayacağız..

- Rus ekonomisi petrol fiyatı üzerine kurulmuş bir yapı değildir...

BÖYLE DİYOR RUSYA'nın en yetkili ağızları!

Sizce doğru mu söylüyorlar?

Bence "aynı gerçekleri onlar da görüyor" ve düşen petrol fiyatının değiştireceği DÜNYA DENKLEMİ ile birlikte krizin boyutlarının ağırlaşacağını net olarak biliyorlar...

Sevgili dostlar, GÖRÜNEN YOL tarif gerektirmez! DÜNYA DEĞİŞİYOR ve Rusya gibi "katma değersiz-markasız" ekonomiler düşen petrol fiyatı eşliğinde TASFİYE OLMA kavşağını döndüler!

Burada asıl soru; bu coğrafyalarda başlayacak sosyal dalgalanmalar nasıl bir iç-dış etki tetikleyecek?

Kimbilir; belki de hayırlı olur ve Petro'nun "batı hayranlığı ile bozduğu" Rusya özündeki "Cengizhan'ın hizmet devleti" modeline döner!

Yiğit Bulut/Star