Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

    Giriş Tarihi: 08.01.2016 10:06 Güncelleme Tarihi: 08.01.2016 15:23
    • İran ve S. Arabistan, 1979 Molla Devrimi'nden bu yana birbirlerinin karşı kutbunda yer alıyorlar. ABD'nin Irak işgali sonrasında Bağdat yönetimi de tamamen İran'ın yörüngesine angaje olunca, bu karşıtlık iyiden iyiye arttı. İki ülke, birbirleriyle amansız bir güç mücadelesi içindeler ve bunu mezhep karşıtlığı altında yaymaya çaba gösteriyorlar. Söylendiği gibi S. Arabistan Sünni bir ülke değil, Vahhabi- Selefi inancını temsil ediyor. Bu mezhep de aynı İran'ın Şiilik inancı gibi karşıtını tekfir etmek üzerine kurulu. O yüzden İran ve S. Arabistan, inanç alanında da birbirlerinin 'kurucu dışarı'sını oluşturuyorlar.
      …Ancak mevcut durumda Türkiye'nin, hiçbir şey yapmasa ve söylemese dahi uluslararası mahfillerde 'İslâmcı, Sünni yanlısı, neo-Osmanlıcı ve mezhepçi' olarak anılıyor olmasının, İran'ın mevcut yayılmacılığı ile Türkiye'nin Ortadoğu'ya açılan her tür yolunu kesme çabasının da bu pozisyonu almaya teşvik ettiğini görmek gerekiyor.
      Türkiye- S. Arabistan arasında Stratejik İşbirliği Konseyi'nin kurulması kararının çıktığı ziyaret de bunun yansımalarından biriydi. Ticaret ve savunma alanında S. Arabistan ile Türkiye arasında önemli gelişmelerin vuku bulmasının, S. Arabistan'ın askerî teknoloji alanında Türkiye'den 2.5 milyardan 10 milyar dolara kadar alım yapmasının beklendiği bu süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Şii aktivist Nimr dahil 47 kişinin idam edilmesini 'iç mesele' olarak tanımlaması şaşırtıcı değil.
      S. Arabistan bir Şii'yi idam ettiğinde 'mezhepçi' diye ayağa kalkanların, İran hemen her sene yüzlerce Sünni'yi astığında, Irak ve Suriye'de Şii milisler eliyle Sünni katliamı yaptığında ve yapmaya devam ettiğinde neden sustuğunu da görmek gerekiyor.

      Hilal Kaplan/Sabah