Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Paralel Yapı'nın devlet içinde nasıl bir örgütlenmesi olduğunu tam olarak kimse kestiremiyor. Polis ve Yargı'da ortaya çıkan tablonun bir benzerinin diğer kurumlarda da olduğu tahmin ediliyor.
Söylentiler ürpertici... Üniversiteler dahil "devletin kılcal damarları"na kadar sızan bir yapı bu. İşin belki de en hassas ve önemli yanı, bu yapıyla hukuk içinde mücadele etmek. Zor bir iş çünkü kendisi problem olan "bürokratik bir cemaat"in içine sızmış "Paralel" bir cemaatten söz ediyoruz. Kim cemaatçi, kim değil ayırmak zor.
Tabii bu yapıya karşı, hukuk içinde mücadele edilmeden sistemin normalleşmesi de mümkün değil. İşte yeni hükümeti, anayasa ve reformlarla birlikte böyle güç ve hassas bir mücadele bekliyor. Birkaç gün önce "bürokraside paralel örgütlenmeye karşı neler yapıldığını" Çalışma ve Sosyal Güvenlik Başkanı Süleyman Soylu'ya sordum.
Devletin Paralel Yapı'yla mücadelede "gayri kanuni yollara" tevessül etmeyeceğini söyleyen Soylu, bu mücadelenin zorluğuna da dikkat çekti: "Halen paraleli dahil bürokrasi direniyor. Burada önemli olan kararlılık. Birtakım eleştiriler olabilir. Ama şunu çok açık söyleyebilirim, Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde dik duruş sergilemiş ve paralel yapıyla mücadelede rüştünü ispat etmiştir. Bundan sonra yapacağınız şey bu işin muamele kısmıdır.

Mahmut Övür/Sabah

  • 2
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Eylem sayısı arttıkça, hedefler çeşitlendikçe IŞİD'in Türkiye'ye dair stratejisinin değiştiği daha net anlaşılıyor. Nitekim Sultanahmet'te turistlere yönelik eylem bunun kanıtlarından biri.

IŞİD ve PKK/PYD'nin Kobani hâkimiyet savaşının cephesini Türkiye içine taşımalarının üstünden epey zaman geçti. 6-7 Ekim olaylarıyla başlayan bu çatışma sarmalı Adana, İstanbul,Diyarbakır, Suruç ve Ankara eylemleriyle yeni bir boyut kazandı. Son saldırı ise hepsinden farklı bir hedefe işaret ediyor.

Türkiye'yi "ikmal ve personel temin" rotası üzerinde kilit önemde gören IŞİD'in "düşük profilli sessizlik" stratejisini terk etmeye başladığı anlaşılıyor. Halkın büyük kısmının tepki duyduğu, "dinsiz" olarak gördüğü PKK'yı ve sempatizanlarını hedefe koyan cezalandırıcı rolünü, bu defa "Müslüman" olmayan turistleri "cezalandırarak" oynadı. Bu eylem ve gerisindeki motivasyon bize gelecekte olabilecekleri gösteriyor.

Bir yandan Suriye ve Irak'ta devam eden müttefik hava harekâtının baskısı, öte yandan Türk güvenlik birimlerinin Türkiye içinde ve Suriye'deki operasyonları, örgütün, Türkiye stratejilerini değiştirmeye zorluyor.

IŞİD'in, Türkiye'de kök salabilmesi, daha fazla taraftar bulması ve halkın gözünde meşruiyet kazanması ancak amansız bir iç savaş, kaos ve çökmüş devlet ortamına bağlı. IŞİD, uzun vadede bunu sağlamaya çalışıyor. Bu nedenle, Müslüman olan-olmayan, PKK-devlet, Türk-Kürt çatışmasından yeni fırsatların doğacağını hesaplıyor.

Nihat Ali Özcan/Milliyet

  • 3
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Elbette rastgele bir saldırı değil.
Artık çok iyi biliyoruz ki DAİŞ Türkiye'deki saldırılarını bilinçli seçilmiş eylemlerle gerçekleştiriyor. Diyarbakır, Suruç ve Ankara saldırıları PKK- HDP tabanını hedef almıştı. PKK terörüne "duygusal" malzeme hazırlayacak eylemlerdi. Yine Caferilerin camisine yönelik eylem hazırlığında olan bombacılar yakalandı. Irak'ta yaptığı mezhepsel provokasyona benzer gibi şekilde Sünni- Alevi gerginliğini ateşlemek istedi. Son saldırı ise dört boyutlu bir düzleme sahip.
a- Türkiye'nin "güvenli olmadığı" hissini üreterek turizmini, ekonomisini baltalamak.
b- Turistlerin milliyeti üzerinden Almanya ile ilişkileri sıkıntıya sokmak.
c- Suriyeli sığınmacıları muhtemel "terör kaynağı" olarak iç kamuoyunda zihinlere kazımak.
d- Türkiye'nin desteklediği Suriyeli muhaliflerin Cerablus- Azez hattındaki son başarılarına tepki göstermek.
Söz konusu çok yönlü hedeflerini gerçekleştirmede DAİŞ kritik bir avantaja sahip. Endonezya'dan Tunus'a, Rusya'dan ABD'ye kadar geniş bir insan sermayesine hükmediyor. Sadece Rusya vatandaşı olan DAİŞ militanının 4 bin civarında olduğu söyleniyor. Tam da "çok-uluslu bir terörist güce" sahip olması DAİŞ'i birçok aktör için kullanışlı hale getiriyor.

Burhanettin Duran/Sabah

  • 4
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Türkiye Üniversitelerinde ders veren hocalar, aydınlar, "suça ortak olmayacağız" dediler... Hangi suça? Sur, Silopi, Silvan, Nusaybin ve Cizre'de kazdıkları patlayıcı dolu hendeklerle halkı rehin alan terörle mi suç ortaklığı yapmayacaklarını söylediler? Evlerinden hastanelere çıkmalarına bile izin verilmeyen yaşlı hastalar için mi imza kuyruğuna girdi bu akademisyenler?

Yolu kesilerek şoförleri kurşuna dizilen ambulanslar için mi ayağa kalktı bu üniversite hocaları? Yetmiş yaşındaki dedelerin güya kimlik kontrolü yapan on dört yaşındaki silahlı militanlarca dövüldükten sonra beyninden kurşunlanarak vuruluşundaki suça mı ortak değiliz dediler? Hangisi...

Oy verdikleri partinin belediyesine ait iş makinelerince, sokakları çepeçevre kazılıp, etrafla bağı koparılan halkın yaşadığı tecride mi itiraz ettiler... Terör örgütünden yaka silkerek mahallelerini terk eden insanların maruz kaldığı göçe mi itiraz ettiler? Mahalle fırınından ekmek almaya giden çocuklara uygulanan kimlik kontrolüne mi itiraz ettiler... Minarelere kurşun atmayın derken minarenin ayakucunda kurşunlanan avukatın infaz edilişine mi itiraz ettiler? Onu infaz eden kurşunların balistik incelemesini yapmaya gidenleri kurşun yağmuruna tutanlara mı itiraz ettiler?

Tam 80 bin çocuk, hendeklerin içine kıstırılmış halde... O ağzına kadar patlayıcıyla doldurulmuş hendekleri aşamıyor. Okullarına gidemeyen 80 bin civarında çocuk var... Buna mı isyan ettiniz ey aydınlar, ey üniversite hocaları?

Sibel Eraslan/Star

  • 5
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Ne zaman acılar art arda üzerimize yüklense içimizde bir ses derhal şöyle fısıldamaya başlıyor: "Bak, gördün mü, bizden bir şey olmaz; iyi günler kısa, kötü günler uzun sürer!" Bu depresif enjeksiyonu etkisiz hale getirmenin yolu geleceğe doğru gerçekçi bir özgüvenle yürümektir.
O halde şu iki şeyi bilelim
Bir... 49.5 apaçık bir demokratik güç, tartışmasız bir milli irade ifadesidir. Kim ne yaparsa yapsın, Türkiye bu noktadan ilerleyecektir.
Şu da unutulmamalı...
Siyasal uzlaşmazlıkların kemikleşmesiyle halkın uzlaşma potansiyelini birbirine karıştıranlar yanılırlar.
Ayrıca şu sıralarda kışkırtılmaya çalışılan dar milliyetçiliğin geniş ufuklu "millilik" vizyonunu aşındırmasına izin verilemez. Böyle bir gelişme yeni dönemin dinamiklerine terstir.
İki... İçerde çatışma ortamı biter, bitecek.
Fakat yersiz hayallere kapılarak gelecekte Türkiye'nin uluslararası planda anlaşmazlıklardan ve karanlık tezgâhlardan azade olacağını sanıyorsanız, yanılırsınız.
Bunu artık kabul etmeli, hemen sarsılmamalıyız.
Çünkü bir ülkenin siyasi, ekonomik, sosyal bakımdan kendisine dar gelen gömleği yırtıp büyümeye kalkmasını kimse sessizce izlemez. Daima itişmeler, kakışmalar olacaktır. Şimdi bu iki temel noktayı kayda geçirelim, devamını sonra konuşur, tartışırız.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 6
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Yaşanan terör ve yerlerinden yurtlarından edilen Kürt yurttaşların yaşadığı zulmü görmeyen.. PKK Faşizmi'nin yanında, devletin milletin karşısında durmaya yeminli Cumhuriyet Gazetesi, elbette her fırsatta olduğu gibi yine bu milletin yüzde 52 oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanı'nı hedef aldı dün.. Diyor ki Cumhuriyet; "Erdoğan hedef gösterdi, YÖK soruşturma açtı, 301. madde bile devreye girdi, sonunda mafya lideri akademisyenleri tehdit etti"..

Bakın 1128 üniversite öğretim üyesi ( - ki bunların yarıya yakını devlet üniversitelerinde çalışıyor) söz konusu terör örgütüne destek metnini bundan tam bir hafta önce, 7 Ocak'ta kaleme aldı.. Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Esra Mungan, devleti; "geri çekilsin, ablukayı sona erdirsin, öz yönetim için müzakere heyeti oluşturalım" gibi mütareke diliyle suçlayan sözleri, PKK'ya yakın bir dille yayın yapan İMC TV'de bir hafta önce söyledi.. Bu bir hafta boyunca, soruyorum buradan yüksek sesle, Cumhurbaşkanı Erdoğan 'bunlar aydın değil karanlık' diyene kadar, YÖK ne yaptı?.. Üniversitelerinin bölüm başkanları, dekanları, rektörleri, senatoları ne türadımlar attı?.. YÖK üzerine düşeni yaptı da üniversiteler bu adamlardan savunma istedi de, savcılıklar harekete geçip tahkikat başlattı da, bizim mi haberimiz olmadı?.. "Cumhurbaşkanı her konuda konuşuyor" diyenlere sesleniyorum. Özellikle de Erdoğan'ı savunur görünen bazı kesimlere.. Açıktan savunup da kapalı kapılar arkasında "Erdoğan her konuda konuşmasa olmaz mı?" diyenlere soruyorum: "bu işi de Erdoğan'a bıraktınız ya".. Asıl tartışılması gereken tarafı işte bu..

Değerli dostlar.. Özellikle YÖK'ten beklentimiz yüksekti.. Bu devlet millet düşmanları hakkında re'sen harekete geçmesini bekledim. Ama olmadı. Erdoğan yüksek sesle bütün mekanizmaları göreve davet edene kadar sesini çıkarmadı.. Bu son cılız hamlesinin ne olacağını da bekleyip göreceğiz.. Bu arada, ben tabi YÖK'ten beklentimi yüksek tuttum, doğru.. Ancak geçmiş referanslarına bakıldığında benim bu beklentimin bir ham hayal olduğunu da söylemeden geçmeyeceğim..

Bakın daha çok yeni ODTÜ, kalkışmanın adresi olarak çıktı karşımıza. Ne yaptı YÖK?.. Peki Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ile ilgili, teröristlere bakıyor ama güvenlik görevlilerini ihmâl ediyor" iddiaları ayyuka çıktığında ne yaptı YÖK?. Peki 17 FETÖ'cü üniversite ile ilgili bir şey yaptı mı? Elini kolaylaştıran yönetmeliğin çıkmasına, her türlü itiraza rağmen destek verdik bu sütunlarda. Ama YÖK, bırakın FETÖ'cü üniversitelerle ilgili somut işlem yapmayı, daha da bu dönemde kontenjanları arttı, yeni bölümler açıldı, palazlandıkça palazlandılar.. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç'ı yakından takip ettiğimizi söyleyelim. Kalın sağlıcakla...

Ersoy Dede/Star

  • 7
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Teröre "terör" diyemeyen, PKK'ya arka çıkan imzacı akademisyenlere galiba bundan daha büyük bir ceza olamazdı. PKK'yı savundukları bildirinin üzerinden iki gün geçmeden örgüt, Çınar'da 1 polis olmak üzere 5 aylık, 1 yaşında ve 5 yaşında 3 çocuk ile 1 kadının da aralarında bulunduğu 6 canımızı katletti. İmzacı aydınları eleştirmeye bile gerek kalmadan ilahi adalet, 1100 akademisyen ve araştırmacıyı, tarihin gördüğü en kanlı örgütlerden birine arka çıkma gibi bir utançla yüz yüze bıraktı. Çınar katliamından sonra imzacı aydınlar ne düşünüyor? Attıkları utanç imzalarının arkasında hâlâ duruyorlar mı?

Doğrusu, tutumlarının kolay kolay değişeceğini pek sanmıyorum. İmzacı aydınlar, DAEŞ vahşeti karşısında dehşete kapılan ama Türkiye'nin DAEŞ'i sayılan PKK'ya sempati duyan, destek çıkan tuhaf bir zihniyete sahipler. DAEŞ'in canlı bomba saldırıları karşısında yeri göğü inleten bu aydınlar, PKK'nın bomba yüklü arabalarla saldırmasında, çocuk kadın ayrımı yapmadan insanları katletmesinde bir sorun görmüyor. DAEŞ'in Paris'te gerçekleştirdiği katliam için yas tutarken, PKK'nın Güneydoğu'daki vahşeti karşısında sessizliğe bürünüyorlar.

Kurtuluş Tayiz/Akşam