Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 9
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın uçakta gazetecilere verdiği röportajlar sırasında çekilen fotoğraflardan bile yandaşlık destanı çıkaranlar, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'a sırnaşıp ağzı kulaklarında poz veren Aslı Aydıntaşbaş ve arkadan kareye girmek için parmak uçlarında yükselen Kadri Gürsel'e, bu pozları 'Bijî Biden/ Yaşa Biden' diye paylaşan gazetecilere tek kelime etmezler. Çünkü onların derdi, kendi ülkesinin liderine destek olanlardır. Yoksa her fırsatta kanıtladıkları gibi ülkesinin menfaatleriyle ters düşenlere yancılık yapmak noktasında hiçbir tereddütleri yoktur.
Esedsever gazetecilerin Biden'la toplantıda olduğu gün, Cumhurbaşkanı Erdoğan da Mabeyn Köşkü'nde, Boğaziçi Küresel İlişkiler Merkezi'nin Esed ve DAEŞ muhalifi Suriyeli gazeteciler heyetini ağırlıyordu. Bu tevafukun kendisi bile ne çok şey anlatıyor aslında.
Öncelikle belirtmek gerekir ki beş yıllık Suriye Devrimi boyunca, hiçbir dünya lideri Suriyeli gazetecileri birebir muhatap alıp dinlememişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu açıdan bir ilke imza attı.
Toplantı, bazı gazetecilerin beklediğinden de hoş ve doğal bir atmosferde gerçekleşti. Önceden Arap medyasındaki kara propaganda yoğunluğu sebebiyle Erdoğan'a mesafeli bakan gazeteciler bile çıkışta selfie kuyruğuna girmişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da 2 saat olarak planlanan toplantının 3.5 saat sürmesinden anlaşılacağı üzere gazetecilerin sorularını, sorunlarını ve önerilerini dikkatle dinledi, not aldı. Bu da gazetecileri etkileyen önemli bir faktördü.
Beni en çok etkileyen an ise, çıkışta fotoğraf çekimi sırasında, Erdoğan'ın izniyle Hür Suriye rozetinin yakasına takılması oldu. İki halkın bayrağını sadece üzerindeki birer sembol olarak değil, gönüllerde de bir araya getirdiği için olsa gerek.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 2
  • 9
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

İran bir devlet olarak, toprak bütünlüğünü ve parçalanmamayı, hayat damarı olarak bilen yapıya sahiptir ve tüm agresif davranışları da bu korkuyla bağlantılıdır. Zira İran içerisinde, Kürdistan hayalleri kuran sosyolojik yapının olduğunu biliyoruz. Bu faktörün olması, İran'ı esasında Suriye'deki tutumundan çekindirmeliydi. Lakin tam tersi, İran'ın Suriye'de PKK eksenli siyasi güçleri desteklemesine şahitlik etmekteyiz.

İran aslında Suriye'deki teröristleri desteklemekle, kendine doğru gelen domino etkisinin önünü kesmeyi şimdilik başardı. Birçokları hesap ediyor ki, İran'da Ruhani dönemi Gorbaçov'un Sovyetlerdeki dönemine eşdeğerdir. Lakin bu kökten yanlış yaklaşımdır. Zira Ruhani demek, İran derin devletinin hesaplı politikası demektir ve dini liderin rızası olmadan, kimsenin gıkının çıkmayacağını da görmekteyiz. Molla rejiminin üyelerinin, evlatlarının ülkenin zenginliklerinden daha fazla yararlandığını, İran'dan dışarıya fazlasıyla çıkarılan ülke paralarını, son yıllarda bilmeyen kalmamıştır. Rejim değişikliğini zinhar arzu etmeyen, İran tüm direnişini buna göre dizayn etmektedir. İran'ın sosyolojisini irdeleyince, esasında laik bir devlet olduğu giderek herkesçe görülmektedir. İran'da Tahran sokaklarında öyle evlere rastlayabilirsiniz ki, onun bu devletin ismindeki "İslam" kelimesi ile alakası yoktur. Toplum olarak baktığınızda, yorgun ve rejimin yasaklarından bıkmış bir tablo görmekteyiz. Bu bıkkınlığın, İslam'a karşı negatif tutumu da beraberinde getirdiğini görüyoruz. Bunu Batılılar bile başaramazken, İran'ın başarması acı bir durumdur.

Lakin ABD'nin son yaptırımlarının kaldırılmasıyla ilintili hamlelerinin, İran'ın ve toplumundaki rejim karşıtı güçlerin tezlerini çürütmesine hizmet etmesini de göz ardı etmemeliyiz.İran'ı okurken, ABD'yi doğru anlamamız şarttır. Çünkü ABD'nin "doğru veya yanlış fark etmez" politikalarının şimdilik hâkim konumda olduğu aşikârdır. ABD'nin en az 20 senelik planlaması olduğu için, İran konusunu da bugünkü tablodan değil, sonraki aşamada olan resimde görmeye gayret etmeliyiz. İran bu dönemi hiç kuşkusuz, sorunsuz çözmeyi öngörmektedir. Rejimin yaşaması için bu şarttır. İran'ın her defasında "akıllı bir devlet" olduğunu bizzat vurgulamaktayım. Devlet refleksi yüksek, anlık değil, önündeki aşamaları görerek adım atan bir yapıya sahiptir. Derin ve sinsi yürümeyi çok sever. Zira kendi menfaati için, bu önemli bir tutum olmalı.

Sevil Nuriyeva/Star

  • 3
  • 9
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Mr. Joseph gelir gelmez mutsuzlar kulübünü bir araya topladı. Onlara terapi yaptı. Ve onların kamuoyu önüne çıkıp, özgüven içinde konuşmalarına fırsat tanıdı. Elbette bu fırsatı meşreplerine uygun bir biçimde değerlendirdiler.
Ceyda Karan, Biden'dan aldığı gazla "Türkiye'yi NATO'dan çıkartalım" başlıklı bir yazı yazdı.
Aslı Aydıntaşbaş, "Demokrasisi bu kadar zedelenmiş bir Türkiye, iyi bir müttefik değildir" yorumunda bulundu. Ama Aslı Hanımın "Biden'la neler konuştuk anlatayım mı" notunu düştüğü selfie'nin yerini hiçbir siyasi mesaj dolduramaz. O nasıl gurur, nasıl bir sürurdu öyle!
Hele kareye korsan girmeye çalışan Kadri Gürsel. O da yazdığı yazıda, Biden'ın Türkiye'ye sağlam bir mesaj verdiğini savundu: "IŞİD'le mücadelede size ihtiyacımız var diye, basın ve ifade özgürlüğünü yok etmeniz karşısında sessiz kalacağımızı sanmayın!"
Ama en önemli mesaj, Cüneyt Özdemir'den geldi. Joe Biden'ın karısı Jill'in kendisine usulca sokulup merhaba demesinden ziyadesiyle memnuniyetini ifade etti.
"Anti-Emperyalist" solcu Birgün, Biden'ın ağzından manşet attı: "Meclis gücünün farkına varmalı!" İnsan sormadan edemiyor bu, bizim bildiğimiz, içinde 316 kişilik AK Parti grubunun olduğu Meclis mi diye?
ABD için Türkiye ile ilişkilerinde şu anda en önemli mesele DAİŞ'le mücadele. Türkiye'yi DAİŞ'le mücadelede bir ileri noktaya taşımak istiyor ABD.
Bunun için de elindeki bütün araçları kullanıyor. Türkiye içindeki ezik muhalefete prim vermesinin ana gerekçesi de bu.
ABD açısından gün sonunda en önemli mesele, Türkiye'nin istikrarlı bir yapı içinde yönetilmesi. Kullandığı retorikler, ikili ilişkilerde ABD'nin kendisine alan açma çabasıyla ilgili. Julian Assange'a "yüksek teknoloji teröristi" diyen Joe Biden'ı özgürlük meleği kılığına sokan da bu. Türkiye'de demokratik siyasal alanın genişleyip genişlememesi umurlarında değil. Bu uğraşı sürdüren ana aktör R. Tayyip Erdoğan. Erdoğan da son derece net biçimde bu hususta Biden'a söylenmesi gerekenleri söyledi.

Fahrettin Altun/Sabah

  • 4
  • 9
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Güneydoğu'ya hızla yerleşerek Türkiye'deki Kürtlerin "yasal" temsilcisi sıfatını kazanmaya başlayan, AK Parti'ye karşı İstanbul sermayesi ile Hürriyet gazetesinin bile desteğini alan, hatta yazar ve sanat çevrelerinin sempatisini üzerine çeken örgütün, Suriye politikasını neden Türkiye ile barış ve eşgüdüm halinde yürütmeye yönelmediğini bir türlü açıklayamıyor.
PKK'nın "Daha fazlasını istediği için Türkiye ile çatıştığı" tezi mantıklı görünse de gerçekçi değil. Türkiye'deki Kürtlerin "meşru" temsilcisi olarak örgüt, Suriye'de daha güçlü ve etkili olmaz mıydı? "İyi de, ama Ankara buna yanaşmadı" diyenler de mevcut. Bu görüş, PKK'nın Kürtleri kandırmak için uydurduğu günlük argümanlardan biri. Irak'ta bağımsız Kürt devletini destekleyen ve düne kadar PYD liderini burada ağırlayan Ankara, daha baştan karşı çıkmadığı kantonlara neden sonradan tavır alsın? Durup dururken ülkeyi iç savaşa sürükleyecek bir süreci neden bile isteye tetiklesin?
PKK'yı dünyadaki büyük güçlerden bağımsız değerlendirmeye tâbi tuttuğumuzda karşımıza, Kürtlerin ihtiyaçları üzerinden hareket eden, bunun için biraz sert yöntemlere yönelen ve silaha sarılan bir örgüt çıkıyor.
PKK elbette anti-rasyonel bir aktör değil. Bize saçma görünen girişimlerinin arkasında bir tutarlılık ve stratejik bir akıl var. Fakat bu akıl, "Kürt davası"nın ihtiyaçlarına göre değil, örgüte hakim olan büyük güçlerin mantık ve tutarlılık kılıfına büründürülmüş çıkarlarına göre işliyor.
PKK, Türkiye düşmanlığı üzerine kurgulanmış bir örgüt. PKK'nın ürettiği milliyetçi kimlik, Türkiye ile sürekli bir çatışma hali için kurgulanmış. PKK'nın "Barış" ve "Çözüm" gibi başvurduğu sivil yöntemler ise örgütün siyasal ve psikolojik açıdan kale kapısından içeri sızmak amacıyla içine saklandığı bir Truva atı sadece. Hükümeti, PKK'yla yeniden müzakereye çağıran devletler ve çevreler, aslında Ankara'yı kale kapılarını içeriden açması için teşvik ediyor. Bu güçler, ne yaptıklarının da gayet farkında.
Türkiye, bu aşamadan sonra elbette PKK'yı yok sayacak şansa sahip değil. 40 yıl öncesine istese de dönemez kimse. PKK'nın silahlı ve örgütsel varlığı, devletin bu yapıyla bir şekilde hep temas halinde olmasını gerektirebilir. Fakat devlet, örgütü yakın geçmişteki gibi "Kürt siyasi hareketi" veya "Kürtlerin temsilcisi" anlamına gelecek bir protokolda kabul etmeye yanaşırsa bin yıldır birlikte yaşadığı Kürtleri bu kez tümden kaybeder. Devletin boyun eğdiğine Kürt vatandaşlar hayli hayli boyun eğer!

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 5
  • 9
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Yakup Kadri, Panorama isimli romanında Anadolu'daki insanların servet ve zenginlikle bir garip ilişkisi olduğunu belirtir. Zengin kendisini yoksul, yoksul kendisini varsıl gösterirder. Bu üstünde çok düşündüğüm İslam ahlakından ve dünyayı kavrayışımızdan gelen bir 'asimetri'dir ve hayatımızın her noktasında mevcuttur.
Vehbi Koç Bey bu asimetriyi kullandı ama onu yozlaştırmadı. Toplumun içinden çıkmış, onunla iç içe bir insan kimliğini zorlamayla değil, gerçekten onu yaşayarak oluşturdu. (1960'ların Erdek yılları. Her akşamüstü kaldığı motel- pansiyon arası çok mütevazı yerin bahçesinde oturan Vehbi Beyin 'herhangi bir insan' olarak portresi...)
Döneyim bıraktığım yere. Üçüncü kuşak, Mustafa Koç, elbette farklı olacaktı. Yoksa yanlış yapardı. Türkiye artık başka bir dünyaydı. Dünya da alabildiğine değişmişti. Buna rağmen Mustafa Koç, hiç kendisini zorlamamasına, hiç kendisini saklamamasına rağmen hayatın içinde, toplumun bir parçası olarak yaşadı ve onunla bütünleşti. Kimse onu, servetini yadırgamadı.
Bunu ancak sahip olduğunuz serveti kendi içinizde aşmışsanız, kendinizi, onun üstüne çıkarak özgürleştirmişseniz yapabilirsiniz. Bu şekilde içselleştirilmemişse, samimiyet olmaz. Halk onu anlar ve dışlar. Mustafa Koç, tam da bunu başarmıştı. Hem büyük bir işadamlığı gücü göstermiş, yeteneğini, dirayetini kanıtlamış hem de kendisi olmayı bilmişti. Vehbi Bey 100 yaşına yakın vefat etmişti. Mustafa Koç, 55 yaşında, neredeyse onun yarı yaşında. Hayatın gitgide daha zalimleştiğinin bir işareti mi bu?

Hasan Bülent Kahraman/Sabah

  • 6
  • 9
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Biden'ın Türkiye gezisinde masada üç konu vardı: Suriye, Irak ve Kıbrıs... Türkiyeli üst düzey yetkililer görüşmeler boyunca bu üç alandaki mutabakattan memnun görünüyor.
Kıbrıs'ta çözüm yakın. Musul'da ortak hareket etme konusunda anlaşma tamam. Suriye sınırında ise Türkiye'nin lehine gelişmeler ve hareketlilik ufukta. Durum böyleyken, gerisi bir gaz alma manevrası.
Biden'ın Türkiye'de görüştüğü anaakımı temsil etmeyen, marjinal görüşlerin temsilcisi gazeteciler ve aktivistler ise sakil bir PR ve diplomasi hamlesi. Pazarlıklar devam ederken, masada el yükseltmeye ve diğer yandan "özgür dünyanın lideri" ABD imajını satmayı amaçlayan, epey klişe bir şov. Memleketimizde kullanışlı aptal bolluğu olduğundan bu şovu hazırlamak Amerikalı yetkiler için kolay.
Lakin uzun vadede Türkiye-ABD ilişkileri için bu sömürge ülkesi muamelesinin olumlu bir katkı yaptığını düşünen bir yetkilinin dış politika yetkinliğini sorgulamak lazım. Benim de imzacılarından olduğum Biden'ın bu PR kampanyası konusunda Türkiye'den farklı medya kurumlarında çalışan gazetecilerin yayınladığı ortak bildiride dediğimiz gibi:
"Türkiye ziyaretindeki temasları çerçevesinde ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, yalnızca dört gazeteci ile görüştü. Birbirine çok yakın siyasi görüşleri ile tanınan gazetecilerin özellikle ve dikkatle seçildiğini düşünüyoruz. Hâlbuki daha evvel Sayın Biden, 'Hükümetler, basın veya ifade özgürlüğü olmadan adil ve şeffaf bir şekilde idare edemezler' şeklinde görüşlerini ifade etmişti. Maalesef bugün görüyoruz ki Biden, Türkiye medyasından sadece benzer görüşteki kişilerle görüşerek farklı fikirlerin ifade edilmesine imkân tanımamış ve aslında çok sesli ve renkli olan Türkiye medyasının büyük bir kısmını görmezden gelmiştir. Bizler, medya sektöründe geniş bir yelpazede farklı fikirleri ve siyasi görüşleri ile var olan Türkiyeli gazetecilere ulaşmanın Amerika Birleşik Devletleri açısından daha ufuk açıcı ve yararlı olacağına inanıyoruz."

Ceren Kenar/Türkiye

  • 7
  • 9
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bir görüşme, kamuoyunun merak edeceği ve umut yaratacak bir buluşma çok şey demek ve çok şey ifade eder... 'Türkiye, terörle mücadele eden başka ülkelerden çok farklı bir coğrafyada bulunuyor, terör ve şiddetin bitmediği bir bölgede yer alıyoruz' dedi Cumhurbaşkanı Erdoğan ve devam etti: 'Terörün günlük hayatımızdan çıkması lazım, Suriye'de merkezi devletin çökmesi terörü ve terörist örgütleri besleyen bir faktör oldu. PKK terörü içerden değil dışardan tezgahlanmış bir süreç ve ülkemizi bölmeye çalışıyorlar.'

Teröre karşı mücadelede en büyük silahımız nedir sorusu işte bu zor süreçte çok önem kazanıyor. Terör meselesinin çok kısa zamanda normalleşmesini beklemek belki çok gerçekçi değil, ama bu halin uzun süre devam etmeyeceği edemeyeceği de çok açık. Teröre karşı demokrasi ve özgürlük alanını kararlılıkla korumak en büyük imkan veya silah diyelim. O sofrada bu gerçeğe bir kez daha işaret edildi. Halil Berktay hocamızın söyledikleri o kadar önemliydi ki, saygısızlık olur diye yazmıyorum belki serbestiyette kendisi gerek görürse yazar hep beraber okuruz.

Ben kendi söylediklerimi biraz özetleyip yazıyı bitirmek istiyorum.

Sur, Cizre, Nusaybin ve Silopi'den çıkan vatandaşlarımızın sorunları. Kısa, orta ve uzun vadede yapılacaklar var. Ama en öncelikli mesele bu insanların kışı rahat geçirmeleri, barınma, ısınma ve iş sorunlarının çözülmesi. İşkur'dan her aileden bir kişiye -elli bin civarında aile olduğu tahmin ediliyor- iş sağlanması önemli, sayın cumhurbaşkanımıza bunu ifade ettim. İşverenlerin banka kredilerinin yapılandırılması ve ödemelerin ertelenmesi değindiğim ikinci konuydu. Üçüncü olarak da Habur'daki trafiğin devam etmesi ve kesintiye uğramaması ki bugün için bir sorun yok zaten...

Cumhurbaşkanlığı sofrasından yeni bir umutla ayrıldığımı söyleyebilirim. Bir gün sonra milletvekili arkadaşlarımızla Joe Biden'la görüştüm. Bu görüşmenin notları yarına. Ama bu görüşme Sayın Biden'ın ifade ettiklerinden yola çıkarak 'Amerika ve Kürtler' başlıklı bir dizi yazı yazmayı da düşündürdü diyebilirim. Galiba ne Amerikayla oluyor ne Amerikasız...

Orhan Miroğlu/Star