Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Meclis'teki konuşmasında Türkiye'nin politikasını eleştiren Kemal Kılıçdaroğlu'nun ise nedense neşesi yerindeydi. Rusya, Hizbullah milisleri ve rejimin yerleşik sivillerinin bombaladığı, "Bayırbucak" bölgesinin ismiyle dalga geçen Kılıçdaroğlu şöyle konuştu:
"Suriye'de kaybedenler, Türkiye, Türkmenler ve sivil vatandaşlar. Bayırbucak'tan bahsediyorlar. Ne bayırı kaldı ve bucağı... Siz milli değil gayri millisiniz."
Bu esnada Kemal Bey Twitter'da bir anda trend topic (çok konuşulan) olmuştu. İnsanlar, Kılıçdaroğlu'nun konuşması sırasında, katliam bölgesinin ismiyle dalga geçmesine ve salonda bulunan partililerin de bu sözleri "gülerek" alkışlamasına tepki gösteriyorlardı.
Bu hal üzerine söyleyecek tek bir sözüm yok. Çünkü babam, dedem yaşındaki insanlara insanlığın asgari vasıflarını hatırlatarak eleştirmeyi nafile bir çaba olarak görürüm. Ne var ki, Kılıçdaroğlu'nun dünkü konuşmasında Türkiye'den ve Suriye'deki sivillerden "onlar" diye bahsetmesi kendisini ve partisini tam olarak nerde konumlandırdığını göstermesi açısından bir hayli öğreticiydi. Gerçi haklısınız başka ne yapabilirdi ki? Sivil halkından yüz binlercesini kimyasal silahlarla katleden bir diktatörle, görev yaptıkları parlamento arasında kararını çoktan vermiş bir partinin genel başkanından bahsediyoruz.
Doğrusu çok merak ediyorum, son 6 yılda pek çok örneğini sayabileceğimiz bu halden sonra, PKK'ya YPG denilen Suriye'de acaba CHP'ye ne diyorlardır dersiniz?
İşte hızla bir mezhep partisi görünümüne sürüklenen CHP'ye geçtiğimiz günlerde partinin içinden, Deniz Baykal'dan gelen sert çıkışın nedeni de bu gidişata dur demektir.
Siyasi farklılıkların, ülkenin çıkarları söz konusu olunca ortadan kalkması gerektiğini gösteren Baykal, görev yaptığı parlamentoya sahip çıktı. Türkiye'nin Suriye politikasını desteklediğini söyledi ve partisini eleştirdi. Baykal'ın Halep'le ilgili sözleri ise bamteliydi!
Kılıçdaroğlu'nun dün tepki çeken sözlerinin hükümete yönelik olduğunu düşünenler yanılıyor. Bu sözler Kemal Bey'in Türkiye'de, partisi içinde ve Suriye'de kimi "biz" kimi "onlar" diye gördüğünün en net resmidir.

Melih Altınok/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Ve CHP'de bir tek Deniz Baykal olayı anlıyor ve hakkı teslim ediyor gibi görünüyor. Ne diyor Baykal? "Türkiye'nin Azez-Halep hattını açık tutması gerekiyor, bombalamayı doğru buluyorum." Çünkü "Türkiye, Azez-Halep bağlantısının açık olmasını istiyor; çünkü Halep'e bir saldırı demek, katliam demek. Türkiye büyük bir göç dalgasını engellemeye çalışıyor".

Baykal, bu meselenin tarih, medeniyet, "şirretlikle Şiileştirme" projesine direnme bağlamına da değinmiş ki, söyledikleri aylardır bu köşede yazdıklarımızdan farklı değil.

"Halep İslam medeniyetinin her yerine damgasını vurduğu bir kenttir. Sünnidir. Bu kenti Rusya'ya, Esad'a, Şii güçlere teslim etmeyi öneren politikaları ciddi sorgulamak lazım. Bunlar kendi haline bırakılacak konular değil. Tarihi kimliği değiştirecek bir süreç yaşanırken 'Buna karışmayın' demek doğru değil."

Deniz Baykal "Radikal İslamcı" mı ya da AK Parti'nin Dışişleri Bakanı mı? Aaa, yoksa IŞİD'le -yalancıktan- savaşıyor diye PYD'ye karşı mı? Yoksa IŞİD'li mi? Soruyorum, çünkü Türkiye'nin bölgesinde olanlara bigâne kalamayacağını söyleyen herkes bu suçlamalara maruz kaldı.

Ve bakın, Baykal hiçbiri değil. Bilakis bu ülkenin dindarlarının hayatını cehenneme çeviren bir zihniyetin partisinin başkanıydı yıllarca. Ama Baykal gibi adamlarda, "yeni CHP'de olmayan bir şey var: Laboratuvar mahsulü olmayan, tecrübe ve tutarlılığı mündemiç bir devlet aklı."

Belli ki bunları söylerken "yeni CHP"ye şunu anlatmaya çalışıyor: "Ülken yanı başında kopabilecek bir 3. dünya savaşı olasılığıyla sınanırken milli reflekslerle alay edemezsin. 'Toprak bütünlüğünü koruma' mecburiyetini yadsıyamazsın. Muhalefet et, ama coğrafyanın kader olduğunu unutmadan muhalefet et."

Farkında mısınız?

Bu fikirler 2014'te, sadece Baykal tarafından değil tüm anamuhalefet partisi tarafından savunuluyor olsaydı Türkiye'nin iç kamuoyundan alacağı destekle atacağı bazı adımlar bugünkü tehditleri bertaraf edebilirdi. Ama o günlerde yeni CHP, casusluk şebekeleriyle ortak hareket ederek Türkiye'yi yönetilemez hale getirme peşindeydi. Ne diyelim, görünen o ki "yeni CHP" epeyce "oldubittiye getirilmiş"!..

Nihal Bengisu Karaca/Habertürk

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

CHP Eski Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal'ın, katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamalar CHP yönetimini derinden sarsacağa benziyor.
Kaset operasyonuyla birlikte CHP'nin başına getirilen Kemâl Kılıçdaroğlu ile CHP, bambaşka bir forma bürünmüştü. Adına 'yeni CHP' denen bu formda, Türkiye'nin dış politika çıkarlarına karşı da muhalefet etmek yer alıyordu.
Türkiye'ye düşmanlık güdenin, Esed yönetimi, İran, Maliki yönetimi veya Rusya olması fark etmiyordu. CHP, mutlaka muarız ülkelerin safında, Ak Parti'ye muhalefet eder gibi görünerek aslında kendi ülkesine muhalefet ediyordu. Üstelik bunu "ana muhalefet partisi" kimliği ile yapıyor ve iç politik söylemi de bu gücü üzerinden Türkiye aleyhtarlığı noktasına sürüklüyordu.
Baykal, tam da Suriye muhalefetinin YPG- Rusya eliyle boğulmaya, güney sınırımızın PKK'ya teslim edilmeye çalışıldığı bu kritik noktada elini taşın altına koydu ve şunları söyledi:
"Azez Halep hattını açık tutmak için Türkiye'nin bombalama hakkı vardır. Bu hattı açık tutmak için bombalanmasını doğru buluyorum.
Şu anlık bu bombalamaların etkili olduğu anlaşılıyor. Niye göçüyor insanlar? Orada, Halep'te bir katliam var. Tarihi kimliği değiştirecek süreç yaşanırken veya 'durun', 'bekleyin' 'izleyin' demek doğru olmuyor. O hattın açık olması Halep'ten bir göç dalgasının yönelmemesi açısından çok önemli. Olay PYD olayı değil, Halep olayıdır. Olay Şii kuşatmasıdır."
CHP Genel Başkanı'nın bir gün önce İran Büyükelçisi'ni ağırlayıp görüştüğü düşünülürse, Baykal'ın siyasî hayatında sanırım ilk kez yaptığı "Sünni" vurgusu daha net anlaşılır. Esed'in Suriye'deki Nusayri azınlık ve Şii bloğunu arkasına alıp Sünni çoğunluğu toptan katlettiği bir vasatta Halep'in bir Sünni şehri olduğunu söylemek, mezhepçilik değildir; işgalciliğe karşı duruştur.
Baykal'ın eleştirilerinin hiçbiri kişisel değil; bilakis parti tabanında zaten halihazırda var olan bir rahatsızlığın dışavurumudur. Kurumsal düzeyde bu ses boğulmaya çalışılsa bile, taban buna rıza göstermeyecektir.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Zaman zaman farklı bağlamlarda gündeme gelen bir "Duygusal kopuş"tan söz edilse de, hendek kriziyle başlayan şu son süreçte "Türkiye" toplumunun "HDP'den duygusal kopuşu"nun çok net olarak gerçekleştiğini söylemek mümkün. HDP, bilinçli ya da bilinçsiz olarak "Türkiyelileşme" söylemini çöpe attı ve bir anlamda "Türkiye partisi hüviyeti" ile intihar etti.

Bunu bilerek, isteyerek mi yaptı, böyle bir noktaya gelişte bütün HDP camiası tavır birliği içinde mi, bunlar ayrı konu ama gerçek şu ki, artık ne Demirtaş'ın ağzına ne de başka herhangi bir HDP'linin ağzına "Türkiyelileşme" söylemi yakışmayacak. Peki ondan ötede bir çıkış yolu mu buldu HDP diye sorulursa, orasının da tam bir çıkmaz olduğu çok açıktır.

Kafalarını Rojava'da kendilerine vaat edilenin bozduğu görülüyor. Artık Amerika mı vaat etti, İngiltere mi, Rusya mı, orası muğlak ama "Orada bir yapı oluştururuz, oradan Türkiye'ye sarkarız, böylece kısa günün kârında Doğu-Güneydoğu'da bir statü oluştururuz" diye düşünmüş olmalılar. Ve muhtemelen, "Süper küresel odaklar tarafından bir tür "Vaat edilen statü" söz konusu olmuşsa, buna Türkiye karşı koyamaz" diye düşündüler.

Bunu HDP mi düşündü, Kandil mi emrivaki yaptı, yoksa Demirtaş'ın zihin formatı, Washington-Brüksel seferleri sırasında mı tarumar edildi, bunu da henüz bilmiyoruz. Ama her ne hal ise çok ciddi bir zihinsel iğfal söz konusu ve HDP gitti, "Fırtına gençlik" girdabına vücudunu teslim etti. Duygusal kopuş, evet.

Türkiye'nin duygu dünyasından silindi HDP. "Türkiye'nin duygu dünyası" derken, sadece Türkiye'nin Batısını, Kuzeyini, Güneyini kastetmiyorum, sadece Türkleri kastetmiyorum, bana göre ülkenin Doğusu-Güneydoğusu dahil, memleket nüfusunun Türk'ü Kürdü dahil, insan unsuru ve coğrafya bütünlüğü koptu HDP'den. Lanet okuyor anneler, babalar, gözyaşı kurumayan minnacık çocuklar, eşler... Siz nasıl çıkacaksınız bu bedduaların içinden?

Binlerce şükür ki, yaşanan duygusal kopuş asla Kürtler'e karşı olmadı. HDP'yi Kürtlerden bile dışladı toplumun çok çok büyük kesimleri. Çünkü Türk-Kürt Mehmedlerin şehit cenazeleri yan yana konuldu, aynı anneler ağladı evlatlarının ardından, Mehmedler birbirlerinin son kelime-i şehadetlerine tanıklık ettiler.

Siz koptunuz arkadaş bu büyük milletten. "Kürtçülük" oynadınız ama rolden ileri gitmedi, ücretinizi küresel odaklar verecekti ama hendeğe bunca gömüldükten sonra ve Türkiye, Türk'ü Kürd'ü ile "Beni yıkamazsınız" haykırışını ortaya koyduktan sonra hala ücretleriniz verilir mi, bilinmez.

Ahmet Taşgetiren/Star

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Suriye'deki gelişmeler öyle bir noktaya geldi ki, nihayet Türkiye topçu atışlarıyla bizzat müdahale etmek zorunda kaldı. "Nasıl oldu bu?" sorusuna olaylarla cevap verelim. Önce Kobani'den başlayalım… DAEŞ vurdu, orada yaşayanlar Türkiye'ye aktı. Mecburen kapıları açtık. Kürt, Ezidi kim geldiyse kol kanat gerdik. Türkiye'ye yakışanı yaptık. Onlara kalacak yer ayarladık, doyurduk, besledik. Yetmedi, orada PYD'liler "yandık, bittik, ölüyoruz" diye bağırırken, DAEŞ'le mücadele için ÖSO'nun geçişini sağladık. Sınırlarımızı açtık, Peşmerge birliklerinin Kobani'ye geçmesine müsaade ettik.
Kobani, bizim sayemizde kurtuldu. Binlerce insanın katledilmesini Türkiye önledi.
Sonra, kucağımıza oturttuklarımız sakalımızı yolmaya başladı. Kobani, Türkiye'ye yönelik terör saldırılarında üs olarak kullanılır oldu. Bu kadarla da kalmadı, PYD'nin silahlı gücü olan YPG, Suriye'de Türkiye'nin menfaatlerini vurmaya başladı. Bizim uzattığımız yardım eli unutuldu. YPG, ABD, ama özellikle de Rusya'nın taşeronluğuna soyundu. Bölgede büyük bir etnik temizlik harekâtı başlatıldı… YPG, sadece Türkiye'ye kazık atıp, Türkmenlere yönelik bir kıyım harekâtına girişmedi. Nankörlük edip, Barzani'ye yakın Kürtleri vurdu; ele geçirdiği bölgelerden onları da sürdü. Şimdi de Ruslarla ve Rejimle omuz omuza verip, zor zamanında kendisine yardım eli uzatan ÖSO'ya saldırıyor.
Her şey apaçık ortada: Tarihin ender gördüğü bir kahpelikle karşı karşıyayız! Yıllarca "Bağımsız Türkiye" diye bağıranları da unutmamak lazım…
Türkiye, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve Ecevit'in "haşhaş direnişinin" ardından, belki de ilk defa böylesine onurlu bir tavır sergiliyor. Amerikalıların uyarılarına, Batı'dan gelen "dur, yapma" çağrılarına rağmen, milli menfaatlerini korumaya çalışıyor. Kararlı bir şekilde "Sınırımızda oldu-bittiye izin vermeyeceğiz" diyor.
Geçmişte "Bağımsız Türkiye" diyenlerden, "ABD ve Rusya'ya rağmen olur mu?" homurdanmaları yükseliyor. Geçmişte Ecevit'i alkışlayanlar, bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan'a sövüyor. Bir garip ittifakla karşı karşıyayız. Bunlar, Rus uçaklarının, Türkiye'nin milli menfaatlerini vurmak için yaptığı 8 bine yakın sortiyi de sergilenen barbarlığı da görmüyorlar. Dönüp, dönüp Türkiye'ye vuruyorlar. Kahpelik zirve yapınca işte böyle bir tablo ortaya çıkıyor!

Emin Pazarcı/Akşam