Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

  • 1
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

Anayasa Mahkemesi Can Dündar ve Erdem Gül'ün "kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı" ile "ifade ve basın özgürlükleri"nin ihlal edildiğine hükmetmiş. Yapılan başvuruyu hızla gündemine almış ve yine hızla karara bağlamış mahkeme. Twitter kararındaki kadar hızlı değilse de yine de hızlı hareket etmiş. Malum Anayasa Mahkemesi 10 günden az bir sürede Twitter yasağı ile ilgili yapılan başvuruyu gündeme almış ve karara bağlamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı hak ihlali başvurusunu bile iki yıldır gündemine almayan bir mahkeme için jet hızıyla alınmış bir karar bu! Kararın yazım aşaması da çok sürmez.

Nihayetinde tak, tik, tak, tik, tak, tak... Hatırlayalım Can Dündar ve Erdem Gül, "devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken belgeleri siyasi ve askeri casusluk amacıyla temin etmek ve açıklamak" iddiasıyla tutuklanmıştı. Anayasa Mahkemesi, Dündar ve Gül ile ilgili alınan kararda "düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti"ne ve "basın özgürlüğü"ne atıfta bulunmuş. Anayasa Mahkemesi'nin geçmişte olduğu gibi jenerik ve normatif ifadelerle "siyaset"e soyunduğu açıktır. İki şekilde. Bir, muhalefetin siyasi kampanyaya dönüştürdüğü hususlara karşı son derece duyarlı davranarak... İki, Gezi'den bu yana cephe genişletme arayışında olan yeni muhalefet bloğunu sevindirecek kararlar alarak...

Bugünden geriye dönüp baktığımızda MİT TIR'ları haberinin oluşturulma ve yayınlanma süreci Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenliğine yönelik açık bir tehdit oluşturmaktadır. Türkiye'nin uluslararası alanda zaafa uğratılmaya çalışıldığı açıktır. Bu zihniyet aynı anda PKK terör örgütünden, paralel devlet yapılanmasından, Esed rejiminden, İran ve Rusya'dan medet uman gayrı milli bir muhalefet üretmiştir. Anayasa Mahkemesi şimdi gündemine paralel devlet yapılanmasına ve PKK terör örgütüne mensup "gazeteci"lerin başvurularını alacak mı? Hatta o da yetmez şu Edward Snowden'a çok üzülüyorum, onun başvurusunu da alsın AYM! Kararını versin. Dedim ya sonrası yazım aşaması. Tak, tik, tak, tik, tak, tak...

  • 2
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

Tevafuk işte. Haber verme özgürlüğü ile devlet sırlarının ifşası ve casusluk kavramları havada uçuşuyor. Türkiye'nin karnesine kırık not olarak düşülen "basın özgürlüğü" kavramı tartışılırken, Fransa'dan benzeri bir gelişme gündeme düşüyor. Fransız Le Monde gazetesi haber yapmış. Fransa'nın Libya'da DAEŞ örgütüne karşı gizli operasyonlarını gündeme taşıyor. Fransa'nın bu konuda herhangi bir resmi duyurusu yok. Yani gizli bir operasyon sözkonusu anlaşılan. Sıcağı sıcağına tepki Fransa savunma bakanı Yves Le Drian'dan geliyor. "Gazetenin Fransa'nın güvenlik ve istihbarat kurumlarını tehlikeye attığı" yargısına ulaşan Le Drian kızgın. Bakanın başvurusu üzerine gazete aleyhine soruşturma açılıyor. 3 yıl hapis cezası ve para cezası bu suçun karşılığı olarak Fransa yasalarında yer alıyor. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Le Monde'u ziyaret edecek mi? Merak ediyorum. Fransa, devlet sırrı sözkonusu olunca harekete geçiyor ve kamuoyundan "basın özgürlüğü" itirazları yükselmiyor. Türkiye'nin devlet sırrı hassasiyeti niye çok görülüyor?

  • 3
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

Dündar sözlerini açmalı, zira yargının "kime hesap vereceğini" merak ediyorum. Gezi döneminde bugün arkasına sığındığı gazeteciliğini ayakları altına alıp önünde poz verdiği basın araçlarını yakan sokak kabadayıları mı soracakmış bu hesabı? Yoksa yılların Cumhuriyet'ini, prestijini ve çıkarlarını korumak üzere emrine verdiği Şam'ın diktatörü mü? Dündar'ın izah etmesi gereken diğer bir konuysa, hakkında tahliye kararı veren AYM'ye bireysel başvuru hakkını getiren Erdoğan'a kimlerle birlikte "doğum günü hediyesi vermek istedik"leri? Dündar'ın söylediği gibi, bu zamanlamayı Erdoğan'ın doğum gününün yanı sıra, Cerattepe gibi bazı hayati gelişmelere denk getirmesini sağlayanlar kimler? Yılların Cumhuriyet'ini Mustafa Balbay'ın ifadesiyle teslim ettiği Gülen çetesinin ahde vefasından mı bahsediyor Bay Can? Evet, Dündar, kendilerine, düşüncelerine, inançlarına sabah akşam küfrettiği ikbal pervanelerinin tahliyesinin ardından yaptıkları kutlamalara bakıp havaya girmişe benziyor. Hevesini kursağında bırakmak istemem ama Dündar'ın Ankara'da yargıçları medyada itirafçıları varsa, bu mazlum halkın da siyaseten doğruculuğu elinin tersiyle iten gazetecileri var!

Dolayısıyla cezaevindeyken eşit koşullara sahip olmadığımız için ötelediğimiz soruları artık gönül rahatlığıyla ve eskisinden daha gür sesle Dündar'a yönelteceğiz.

Başlayalım, mesela cezaevindeyken, Rus uçaklarının, Esad'ın topçularının, İran'ın, milislerinin ve YPG- PKK'nın havanlarının altında can veren Türkmenlerle ilgili haberleri izlemiş midir? İzlemişse, Türkmenlere yardım götüren MİT TIR'larına yönelik jurnal niteliğindeki haberlerinin, bugün Bayırbucak'ta eşini, çoluğunu çocuğunu kaybeden annelerin acılarındaki payını hiç düşünmüş müdür?

Peki ya diktatörlük dediği ülkesinde yüksek mahkemenin kendisi hakkındaki kararı ivedilikle görüşürken, tek adam dediği Cumhurbaşkanı'nın hak ihlali başvurusunu 2 yıldır bekletmesini nasıl bir otoriterlikle açıklamaktadır?

  • 4
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

Kırkıncı Hocamız, sosyal olaylarla ilgili gelişmeleri hep İslami kriterlerle değerlendiren bir insandı. Onun için önemli olan ümmetin tefrikadan arınarak istenen vahdet ve ittifaka ulaşmasıydı. Bu manaya hizmet eden olaylar silsilesi her zaman onun makbulü, aksi durumda olanlar ise merdudu oldu. Kişilerle değil düşüncelerle uğraştı; kabul veya retlerini hep düşünceye ilmikledi.

Fethullah Gülen'i elinden tutup Nur derslerine götüren ve Nurlarla tanışmasına vesile olan kişiydi. Fakat hiçbir zaman bu vesileliğini tahakküm aracı olarak kullanmadı. Sadece belirli ölçülere uymadığı anlarda Gülen'i ikaz etti, uyardı. Özellikle onun tek adamlığa doğru savruluşunu hiçbir zaman tasvip etmedi.

Paralel Yapı ve Hükümet arasında meydana gelen son olumsuz olaylarda itidal ve istikameti kaybetmeden örnek bir tavır sergiledi. Hakkın hatırını ali tuttu. Gülen'i bu son atraksiyonlarında asla haklı bulmadı; ona Bediüzzaman'ın müspet hareket etme çağrısını, muhabbet fedaisi olma prensibini hatırlattı. Bunca işkence, bunca eza ve cefa çekmesine rağmen Bediüzzaman'ın anti devlet tavır ve söylemlere asla meyletmediğini örnekleriyle anlattı. Özellikle 7 Haziran ve sonrasında Hükümeti bütün gücüyle desteklediğini kamuoyuna deklare etti.

Geriye onlarca eser, binlerce talebe bıraktı. İnşallah onun rahle-i tedrisinden nasiplenen bahtiyarlar aynı yoldan iz sürüp gidecekler ve başlatılmış bütün bereketli çalışmaları sekteye uğratmadan devam ettireceklerdir. Yüz binlerce insanın, hüsnü şehadet ile ahirete teşyi ettikleri Allah Dostu Hocamıza bu vesile ile sonsuz rahmet diliyor, yakınlarına, Nur Camiasına ve bütün ümmete sabırlar niyaz ediyorum.

  • 5
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

Erdoğan, "Ya Türkiye ya PYD" açıklamasıyla ABD'den tercih yapmasını istemişti. Erdoğan'ın çıkışını ciddiye almış olmalı ki, Barkey, Obama yönetimine politika değiştirmeyi öneriyor. Barkey'nin teklifi şu: "Erdoğan'ın ABD'den PYD ve Türkiye arasında tarafını seçmesini istemesiyle durum kontrolden çıkabilir. Ama ABD'nin aracı olabileceği bir kazan-kazan ihtimali var: Türkiye'deki PKK militanlarının Kuzey Irak ve Suriye'ye çekilmesi karşılığında Türkiye'den Suriye'deki Kürt bölgelerine müdahale etmeme sözü alınabilir."
Barkey, "iki ülkenin de avantajına olduğunu" iddia ettiği teklife Türkiye'nin yanaşmaması veya sıcak bakmaması durumunda PKK'nın Güneydoğu'yu Suriyelileştirme girişiminin engellenemeyeceğini de eklemeyi ihmal etmiyor.

Bu sözler, ABD'nin PKK/PYD'yi istediği gibi kontrol edebildiğini gösteriyor. Demek ki ABD, istediği takdirde PKK militanlarını Türkiye'den çıkarıp Kuzey Irak ve Suriye'ye kaydırabilir. Aslında bir "itiraf" özelliği taşıyan Barkey'nin önerileri, Türkiye'nin PKK ve PYD'yle ilgili bugüne kadar yaptığı tespitleri doğrular nitelikte. PKK'nın yeniden silaha sarılması Suriye'deki gelişmelerle bağlantılıydı; Kandil'i arkadan iten uluslararası güçler, bu örgüte Türkiye'yi içeride yıpratma görevi verdi. Çözüm süreci devam ederken, HDP yüzde 13 gibi bir oy oranı ve 80 milletvekiliyle Meclis'e girmişken, ortada PKK'yı iç savaş çıkarmaya iten hiçbir sebep bulunmazken Kandil nasıl oldu da Türkiye'ye karşı tarihinin en büyük terör saldırılarını düzenlemeye kalktı?

PKK, PYD ve HDP'nin, bu oyunda piyon olduğu ortada. Yoksa ABD, bu örgütten satranç tahtasındaki bir piyondan bahseder gibi konuşmazdı. Kimse kontrol edemediği bir örgüt hakkında kolay kolay "Suriye'ye çekilirler, Kuzey Irak'a giderler" türünden düşünce yürütemez. Hükümetin Suriye politikasına yönelik eleştirileri gündeme getirirken, uluslararası güçlerin bölgedeki etkilerini ve hamlelerini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. PKK ve PYD'yi ABD Kürt politikasından bağımsız değerlendirmeye kalkarsak karşımızda anlamsız bir terör çetesi kalır sadece. Ne DAİŞ, ne PKK ile PYD başıboş bir terör organizasyonu; bu yapılar, Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmek için yıllarca hazırlanan, güçlendirilen ve büyük güçler tarafından kullanılan "anti-aktörler".

  • 6
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

Obama, Esed'in Suriye'nin geleceğinde yeri olmayacağını bir kez daha yineledi.
Ancak Suriye'de geçişi sürekli diplomasi üzerinden çözmek isteyen Obama'nın bu yeni manevrasının Rusya üzerinde ne kadar etkili olacağını önümüzdeki haftalarda, aylarda göreceğiz.

B planı derken A planı neydi hatırlayalım. A planı Cenevre görüşmelerinin varmak istediği nokta. Yani, Suriye'nin bütünlüğünü koruyan muhtemel bir gevşek federasyonla geçişi sağlamak. Bu planın en büyük sorunu Esed'in kaderinin muğlak bırakılması. ABD -Rusya ortak planı olan geçiş hükümetinin takviminin devamının önünde başka zorluklar da var.
Öncelikle, muhaliflerin Rusya- Esed- İran ittifakının saldırılarından korunması kolay değil. Örneğin, ateşkes kapsamı dışında kalan DAİŞ ve Nusra'yı vurmak adına muhalifler bombalanabilir. Bu şekilde uzatılacak bir sürecin sonunda ılımlı muhalefet adına masada sembolik bir varlık kalabilir.
ABD'nin B planı tehdidi Halep'in düşmesini engelleme hedefinde olmalı. Ayrıca, Rusya'nın yakında ofisten ayrılacak, diplomasi "bağımlısı" Obama yönetimini oyalayacak manevralar yapması pekala mümkün. Bu sebeple ABD'nin ılımlı muhalefeti destekleyecek yeni adımları atması gerekir.

Ülkenin tümünü tekrar ele geçireceğini düşünen Esed'e de sınırlarını hatırlatmak için de faydalı olacaktır. Bu adımlar A planını gerçekten masada tutmak için lazım, B planına geçmek için değil. Putin sadece tehditlerle Obama'nın istediği yola girmeyecektir. Yine Putin'in Ukrayna dosyasını Suriye'deki ağırlığı üzerinden açması da beklenebilir.
30 Eylül'de Rusya'nın doğrudan müdahaleyle Suriye'de elde ettiği kazanımların sadece B planı tehdidi ile yönetilmesini beklemek hayalcilik olur.

  • 7
  • 11
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından

Can Dündar AYM eliyle serbest bırakıldı. Dündar'ın yaptığı dünyanın her yerinde suçtur ve milli güvenliği ihlaldir. AYM'nin gerekçeli kararını okuduktan sonra detaylı bir yazı yazacağım. 30 Mayıs 2015'te Can Dündar'la ilgili bir yazı yazmıştım. O yazıdan seçtiğim bazı bölümleri burada yineliyorum: 1 Ocak 2014'te Hatay'ın Kırıkhan ilçesinde bütün unsurlarıyla paralel çete MİT TIR'larını durdurdu. Bu olaydan 18 gün sonra Adana, Ceyhan Sirkeci gişelerinde paralel jandarma MİT TIR'larının önünü kesti. MİT personeli Başbakanın izni olmadan soruşturulamaz kanununa rağmen paralel savcı Aziz Takçı, Pensilvanya'dan aldığı talimatla devlete ve millete operasyon çekti.

Vatana ihaneti yapan şebekenin bütün unsurları şu anda yargılanıyor. Batı demokrasileri kendilerine yönelik böyle operasyonlarda nasıl davranıyorlarsa, bizim devletimiz de aynı şeyi yapacaktır. Bundan kimsenin zerre şüphesi olmasın. Dün "İşte o silahlar" manşetiyle çıkan Cumhuriyet ve haberin altında imzası olan Can Dündar Türk devletinin kırmızı çizgilerini aştı. Dün konuştuğum devletin en tepe noktasındaki isimlerde korkunç bir öfke vardı. Böyle bir ihaneti devlet ve millet hafızasının asla unutmayacağının altını çizdiler.

Bir insan Türk dış politikasını eleştirebilir. Bu en doğal hakkıdır. Türkiye'nin Suriye politikasını beğenmeyebilir, topa tutabilir. Ama Türk devleti Esad'ı devirmek için atom bombası bile gönderse, bunu ifşa edemez. İfşa etmeye kalktığınızda milli güvenliği ihlal etmiş olursunuz. ABD ve İngiltere'nin Julian Assange ve Bradley Manning'e neler yaptığı ortada. Assange, dünyanın en kötü basın siciline sahip Ekvator'un İngiltere büyükelçiliğinde 12 metrekarelik bir alanda yaşıyor. Dışarı çıktığı an hapsi boylayacak. Manning ise hem işkence gördü hem de 35 yıl cezaya mahkum edildi. İran-Kontra skandalında CIA'in rolünü sorgulayan gazeteci Gary Webb 2004'te intihara zorlandı.

Can Dündar Türk Julian Assange'ıdır. Assange'ın akıbeti neyse ona uğrayacaktır. Devlet sırrını ortaya saçıp, ülkenin seçilmişlerini Lahey Adalet Divanı'nda yargılamak isteyenler bunun bedelini ödemek zorunda. Can Dündar bu haberle Türk pasaportlarını işlevsiz hale getirmek isteyen paralel çetenin yeni üyesidir. Bu davayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı sözde Selam örgütü soruşturması kapsamına aldığı TIR'ların durdurulması eyleminin paralel örgütün bir planı olduğunu belirlemiş ve bu çerçevede toplam 26 asker tutuklanarak cezaevine konulmuştu. Soruşturma savcısına göre MİT TIR'ları planlı şekilde durduruldu ve talimat paralel yapılanmanın üst yöneticileri tarafından verildi.

Cumhuriyet Gazetesi bazı fotoğrafları manşetine taşıyarak TIR'ların dorselerinde askeri mühimmat olduğunu iddia ederek, aslında devletin gizli sırlarını açığa vurmak istedi. Üstelik Can Dündar imzasıyla yayınlanan haberde Türkiye sanki Suriye'deki yasadışı oluşumlara silah sevkiyatı yapıyor izlenimi oluşturmaya çalıştı. Şimdi başsavcılık 3713 sayılı terörle mücadele kanunu çerçevesinde Cumhuriyet Gazetesi yöneticilerini sorgulayacak.