Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

    Giriş Tarihi: 04.04.2016 12:49 Güncelleme Tarihi: 04.04.2016 13:36
    • CHP'nin "Tek Parti" olduğu, Hıristiyan ve Yahudi azınlıklar dışındaki tüm vatandaşların Türk kabul edildiği, siyasal ve toplumsal düzenin "Takriri Sükûn Kanunu" ile sağlandığı bir kurucu ayarlar düzenine dönmek ne kadar mümkündür bilemiyorum... Düşünün ki artık bilgisayarlar bile kurucu ayarlara geri döndürülemiyor. Sürekli yeni programlarla daha işlevsel hale getiriliyorlar. Değişen dünya ve yurt koşullarını hesaba almadan, bir toplumu 1920'lerin ayarlarına nasıl döndürebilirsiniz ki? Mesela "Kurucu ayarlar"ın düzenlendiği dönemdeki dünya siyasetinin ve uluslararası ilişkilerin tabu kavramı "Devletlerin iç işlerine karışılmaması" değil miydi? Büyük ve küçükdevletlerin birlikte bulunmak zorunda olmasından kaynaklanan zorluklar, devletlerinbirbirinin iç işlerine karışmaması ilkesine bağlayarak aşılmaya çalışılırdı o dönemde. Bir düşünün... Bugün hangi önemli sorunumuzu "Bu bizim iç işimizdir" diyerek, dış dünyanın gözetiminden ve hatta müdahalesinden uzakta tutabiliriz? Suriyeli sığınmacıların durumunu mu, Fırat ve Dicle'nin sularını mı, "Kürt realitesi"ni mi, Boğazlarımızın savaşta ve barışta kullanım biçimini mi, Heybeliada Ruhban Okulu'nu mu, Patrikhane'nin hukuki statüsünü mü?
      Şimdi ulus devletleri yönetenlerden uluslararası camia iki şey bekliyor.
      - Uluslararası ilişkilerde barışı gözeten kurallara uyulması..
      - Ulus devleti yönetenlerin kendi halklarına karşı hukuk ve insan haklarına saygılı yaklaşmaları...
      Bu gerçekler açısından olaylara yaklaştığınızda artık hiçbir devletin sınırsız egemenliği ve hiçbir ülkenin dünya karşısında "Bu benim iç işimdir" diyecek durumu kalmamıştır. Yani "Ben kurucu ayarlarıma döndüm" deseniz de, kimse bunu kabul etmez ki. Jakoben laikçi askeri darbelerin doğal karşılandığı, Kürtçenin yasak olduğu bir kurucu ayarlar dönemi bugünün dünyasında kabul edilebilir mi ki? Eğer kurucu ayarlar dönemi ile söz edilen şey "Tam bağımsızlık" ise şu anda izlediğimiz siyasetle "Biz bir müstemleke ve Amerikan kuklası bir ülke değiliz" söyleminin tüm dünyaya duyurulduğunu inkâr edebilir miyiz?

      Mehmet Barlas/Sabah