Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Mahmur'dan gelen ses: Bayrağımı özledim!

'Demokratik Açılım'ın temel taşlarından biri Mahmur Kampı'nın boşaltılması. Kampta yaşayan Süleyman Kara da "Ben ay yıldızlı bayrağımı çok özledim. Üç defa barış yaz oraya" diyor

Başlarken
Yaklaşık 20 bin kişi, 1993-1994 yıllarında Şırnak, Hakkâri, Diyarbakır, Batman ve Bitlis'in köylerinden can korkusuyla Kuzey Irak'a kaçtı. Kiminin köyü basılmış, kiminin evi yakılmış, kiminin yakınları gözlerinin önünde öldürülmüştü. Terör örgütü PKK ile en şiddetli çatışmaların yaşandığı yıllarda, onlar önce Atruş'a (Kuzey Irak'taki ilk kamp bölgesi) gitti, ardından 8 ayrı kamp değiştirdi. Sonunda 1998'de Kerkük ile Musul arasındaki çölde bulunan Mahmur ilçesinin bir bölümüne yerleştirildiler. Bu süreçte ölen de oldu, Türkiye'ye dönen de... Ve bugün kampta 11 bin kişi kaldı. Onların da yarısı bu geçici iskan bölgesinde doğdu. Kamp yöneticisi Bağdat'taki merkezi hükümet tarafından atanırken güvenliği Kürdistan Bölgesel Yönetimi üstlendi. Türkiye'ye göre; Mahmur'dakiler PKK'ya en sadık grup. PKK'lılar istedikleri zaman dağdan inip, kampa giriyor ve burada kalıyor. Kampta yetişen gençler örgüte yeni kancan veriyor ve Mahmur derhal kapatılmalı! Ancak Türkiye, kamptakilerin adlarını, kimliklerini dahi tam olarak bilmiyor. Çünkü mülteci sıfatı aldıktan sonra Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) onların kimliklerini Türkiye'den de sakladı. Kampın dışında üç bayrak dalgalanıyor. "BM, Irak ve Bölgesel Kürt Yönetimi." Ancak kampın içinde tek bayrak var o da PKK'nın. Her köşede Abdullah Öcalan'ın posterleri var. SABAH, Türkiye'nin Irak hükümetiyle İstanbul'da masaya oturarak 11 bin kişinin kaderini masaya yatırdığı 17 Eylül'de Mahmur'daydı. 'Demokratik Açılım'ın kamptaki yansımalarını, eve dönüş isteğini ve 'mültecilerin' PKK ile bağını görmek için Mahmur'a gittik. Mahmur'da yüzlerce kişiyle konuştuk, onları dinledik. İşte Mahmur'dakilerin vatan-bayrak özlemi içindeki kimlik kavgaları...

Kuzey Irak kenti Erbil'den bir saatlik yolculuk yaparak Kürt sorununun sınır ötesindeki sembolü olan Mahmur Mülteci Kampı'na gidiyoruz. 110 kilometrelik yolda 15 ayrı güvenlik noktasından geçiyoruz. Uçsuz bucaksız bir çölde, etrafı 1 metre genişliğinde hendekle çevrili kampa ulaşıyoruz. Üst araması yapılmıyor. Mahmur kaymakamının refakati bize ayrıcalık sağlıyor. 'Medya Bilardo' adlı bir kahveye giriyoruz. İçeride yaklaşık 40 erkek dörtlü gruplar halinde okey oynuyor. Duvarda Öcalan'ın portresi, sanki gözleri onların üstünde. İçlerinden peşmerge kıyafetli, gür bıyıklı olan Süleyman Kara, gazeteci olduğumuzu öğrenince soru sormadan konuşmaya başlıyor: "Türkiye aftan bahsediyor. Kim kimi affedecek? Aslında bizim affetmemiz lazım. Çanakkale'deki 350 bin şehidin 250 bini Kürt'tü ama yine biz affedeceğiz! Affetmeye hazırız eğer Türkiye'de demokrasi olacaksa! Ben ay yıldızlı bayrağımı çok özlemişim. O bizim de bayrağımız. Sadece Türklere ait değil. Hem Türklere, hem Kürtlere ait. Anadolu'da ve Mezopotamya'da yaşayanlar Türkiyelidir, Orta Asya'dan Kafkaslar'dan gelenler Türkiyeli değildir. Biz binlerce yıl beraber yaşadık ve yine yaşamak istiyoruz. MHP lideri Devlet Bahçeli, 'dağa çıkacağım' diyor. Buyursun gelsin. Biz kardeşlik, barış istiyoruz. Üç defa barış yaz oraya!" Kara, bunları söylerken kahvedekilerden itiraz eden olmuyor. Kimi "Asıl suçlu Kenan Evren, Tansu Çiller, Süleyman Demirel... Onlar yargılanmalı" diyerek destek veriyor. Bu isimlerin de Ergenekon davası kapsamında yargılanması gerektiği söyleniyor.

KİMLİK SORUNU!
Kara, 1993'te Türkiye'den ayrılmış. Şırnak'ın Uludere ilçesi Hilal Köyü'ndeki evinden, belediye başkanı öldürülüp, köyü yakıldıktan sonra kaçmış. Şimdi 3 çocuğuyla Mahmur'da yaşıyor ama dışarıda çalışacak iş bulamıyor. "Burada iş yok elbette dönmek istiyorum. Ama Türkiye'ye dönsem 12 Eylül'deki gibi yine içeri atarlar. Hem dönsem, nereye döneceğim? Avrupa'daki köpeğin bile kimliği var. Türkiye'deki milyonlarca Kürt kimliksiz. Hiçbir insan bunu kabul edemez" diyor.

YÜZDE 98'İ AF İSTİYOR
Mahmur Kampı'nda toplam 2 bin 474 aile, bin 325 ev var. Nüfusu resmi makamlara göre 11 bin 836. Ancak bu sayının gün geçtikçe azaldığını kamp sakinleri de gizlemiyor. Kampın gündemine gelince... Kampta geçtiğimiz yıl bir sivil toplum örgütü tarafından yapılan ve kamuoyuna açıklanmayan anketin sonuçları oldukça ilginç. Yaklaşık 2 bin 500 kişiden 1902'si dönmek isterken, 572 kişi dönmek istememiş. Yaşamlarıyla ilgili beklenti ve isteklerini oyladıklarında ise şu sonuç çıkmış: Altyapı yüzde 40, gıda yüzde 26, ulaşım yüzde 25. Tabii asıl konu siyasi. "Kamptakilerin yüzde 98'i af, yüzde 83'ü güvenlik garantisi, yüzde 56'sı siyasi, kültürel haklar ve Öcalan'a özgürlük" istiyor. Konu, geçim derdine gelince, yüzde 69'u mal varlığı, yüzde 53'ü iş bekliyor. Ve aidiyet duygusu... Kampta yaşayanların sadece yüzde 1'i Irak vatandaşı olmayı arzuluyor.

DÖNMEK İSTİYORLAR AMA...
Kamptakilerin geri dönüşü için Türkiye-BM ve Irak 2007 yılında masaya oturmuştu. BM gönüllü geri dönüş anlaşmasının imzalanmasını ve dönüşlerin başlamasını istiyordu. Ancak bugün Türkiye, BM ile yeniden masaya oturmuyor. Onun yerine Irak ile başlayan işbirliği çerçevesinde kamptakilerin geri dönüşünü konuşuyor. Irak tarafı kampa yönelik son verileri iletirken, Türkiye'ye dönmek isteyenlerin sayılarını da verdi. Irak'tan bildirilen sayı 3 bin kişinin hemen dönmeye hazır olduğu yönünde.

'BİZİ KÜRTÇE DİNLEYİN'
Kampa girdiğimizde bizi, Dış İlişkiler Komitesi'nden Polat ve Zin karşılıyor. Onların deyimiyle kampın Belediye Başkanı, BM'ye göre ise kampın muhtarı olan Abdülkerim Tunç'un odasına giriyoruz. Makam masasına ve koltuğun arkasına Öcalan'ın fotoğrafları dizilmiş. İster istemez, 'Biz geleceğiz diye konmuş' izlenimi uyandırıyor. Odada, kamptaki 138 öğretmenin üç temsilcisi, bir ebe, bir öğrenci ve sürekli girip çıkan meraklı kişiler var. Kampın kapısında Türkçe karşılansak da odada bizimle Türkçe konuşmamakta ısrar ediyorlar. Çevirmenimiz Kırmanci lehçesini biliyor onlar Soyrani lehçesiyle konuşuyor. Yaklaşık 1 saat boyunca iki Kürtçe lehçeden Türkçe'ye çeviri yapılıyor. Sonunda ben bu iletişimsizliğe isyan ettiğimde hepsi birden, "Biz mücadelemizi dilimiz için verdik. Şimdi de siz bizi Kürtçe dinleyin" diyor. Ve ardından taleplerini sıralıyor: "Kürtlerin kimlikleri Anayasa altında güvence alınsın. Kürtçe öğrenim hakkı tanınsın. Öcalan serbest bırakılsın. Muhatap alınsın!"

'KÖYÜMÜ BİLMİYORUM Kİ...'
Kamptaki 18 yaşın üzerindeki gençlerden 228'i üniversiteye gidiyor. Onlardan biri de Erbil Üniversitesi'nde basın yayın okuyan 20 yaşındaki Sadık Ören... "Türkiye'den ayrıldığımda 4 yaşındaydım. Türkiye'yi televizyondan gördüm ama köyümü televizyonda göremiyorum. Eğer döndüğümde Kürtçe okursam çok sevinirim. Eğer Kürtçe taleplerimizi özgürce ifade edemezsek biz de hakkımızı savunuruz."

'BİZİ BURADA UNUTMAYIN'
Kampın içinde dağdaki PKK'lıların mezarları olduğu söylense de bizi, çölde yapay çiçeklerle süslü kabirlerin başına götürenler bunu doğrulamıyor. İçlerinden biri, "Buraya ölülerini nasıl getireceğiz ki, çok uzak... Siz burayı Kandil'e yakın mı sanıyorsunuz?" diyerek iddiayı çürütmeye çalışıyor. Sonunda kilitli olan mezarlığın kapısı, bekçisi tarafından açılıyor. 63 yaşındaki bekçi Mehmet Ali Şengül, açılım sürecinden umutlu olduğunu belirtirken sesi titriyor: "İnsan insanı öldürür mü? Öldürmez. Müslüman Müslüman'ı öldürmez. Bizim kaç tane şehidimiz var Çanakkale'de? Dönmek istemez miyim? İsterim elbette. Burası insan yeri mi, burası hayvan yeri. Bizi burada unutmayın. Ben bunun için dua ediyorum!"

YARIN
Miran Teyze'nin duaları kimin için?
Kampın favori sanatçısı İbrahim Tatlıses mi Sezen Aksu mu?
Kampın güvenliği nasıl sağlanıyor?
Kamptan dağa çıkmak, silah sokmak mümkün mü?
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Mahmur'dan gelen ses: Bayrağımı özledim!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz