X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER İsmail Hakkı Karadayı'nın ifadesi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'nın ifadesi

  • Giriş Tarihi: 3.1.2013 15:29 Güncelleme Tarihi: 3.1.2013 17:19

TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu tarafından dinlenilen , kendisine yönelik suçlamaları reddetmişti. İşte Karadayı'nın Çevik Bir'i de kızdıran ve kendisini mahkemeye şikayet etmesine neden olan ifadesinin tam metni...

TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu'nda 'nın verdiği ifadesinin tam metni...

Ben arkadaşlarımı tanıştırayım. Mehmet Şeker Bey, doktor, Gaziantep CHP Milletvekili. Avukat Feyzullah Kıyıklık, İstanbul Ak Parti Milletvekili. Hemşehriniz İdris Şahin Bey, Çankırı Milletvekili. Ben de Yaşar Karayel, Kayseri Milletvekiliyim. 28 Şubat ve 27 Nisan konusuyla ilgili Alt Komisyon Başkanlığını yapıyoruz.
Sayın Karadayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, ülkemizde demokrasiye müdahale eden tüm darbe ve muhtıralar ile demokrasiyi işlevsiz kılan diğer bütün girişim ve süreçlerin tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasına karar verdi. Bu dört partimizin müştereken vermiş olduğu bir önergeydi, bunu Meclis ittifakla karara bağladı. Bu süreçle ilgili olarak biz de 28 Şubat döneminin yaşayanları ve şahitleri olarak sizlerle bu konuları görüşmek istiyoruz. Onun için sizleri davet ettik. Teşrifiniz için teşekkür ediyoruz.Bu komisyon kurulurken ve orada tüm partiler konuşurken bu işi çok önemsediklerini, Türkiye'de bir daha demokrasiyi kesintiye uğratmamak için alınması gereken tedbirlerin araştırılmasıyla ilgili herkesin müşterek beyanları oldu. Sizler de o döneme şahitlik etmiş devlet ve millete hizmet eden insanlar olarak sizlere bunları soracağız normal olarak. Efendim, öncelikle ben size şunu sormak isterim: Siz, Çankırı gibi Türkiye'nin en zor bölgelerinden birinde fakir bir aile çocuğu olarak yetişmişsiniz ve devlete Türkiye'nin en büyük kuruluşu olan Türk Silahlı Kuvvetlerimize de Genelkurmay Başkanlığı yapmışsınız. Her dönemde var ama özellikle son bazı yazılı ve görsel basına baktığımız zaman özellikle 28 Şubat tarihi söylenince bu darbeyle veya darbe teşebbüsüyle ilgili olan konularla ilgili yazılı ve görsel basında hep sizin isminiz öne çıktı. Niye öne çıkar sizin isminiz? 28 Şubatta ne oldu?


HÜKÜMET BİZLERE TEŞEKKÜR EDİYORDU

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Evvela, Sayın Başkan, yüce Meclisimizin değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sizlerle bir arada bulunmaktan da zevk duyuyorum. Böyle bir komisyonun kurulmuş olması beni gerçekten memnun etti. Ben istiyorum ki bazı şeyler, gerçekler ortaya çıksın ve Türkiye'deki demokratik, laik, sosyal hukuk devleti dediğimiz devlet düzeninde bir sıkıntı olmasın. Eğer bana müsaade ederseniz Sayın Başkan, kısaca, bazı konuları yani 28 Şubat nedir, ne değildir, onun hakkında kısa, sizleri yormadan, ana hatlarıyla bazı hususları arz etmek istiyorum.Şimdi, aradan on beş yıl geçti, yaşımız sekseni geçti. Tabii, zamanında not tutmadık. Bu bakımdan aklımızda olanları, bildiklerimizi sizlere objektif olarak gayet muhtasar ve gerçekçi bir şekilde anlatmaya çalışacağım.Aşağı yukarı elli küsur sene devlete hizmet ettim, elli üç sene devlete hizmet ettim. Edirne'den Ardahan'a kadar Türkiye'nin her tarafı, yurt dışı dâhil, her tarafından görev yaptım ve ben 22 defa yer değiştirdim. Bunları niye söylüyorum? Ülkedeki her bölgeyi kısmen bildiğimi ifade etmek için.

Şimdi, olayları belirli zaman dilimi içerisinde sebep sonuçlarıyla beraber, sebeplerini ortaya koyarak incelemek lazım. Eğer bir olayın sebebini ortaya koyamazsanız, gerçek sebeplerin ne olduğunu bilmezseniz sonuca göre bir noktaya varamazsınız. Efendim, şu şu bardak kırıldı. Canım bu bardak kırıldı ama esas olan, mühim olan şu: Bu bardağın kırılmasına sebep olan olay neydi, onu anlatmak, onu öğrenmek lazım. Yani sebeplerin ortaya çıkması, olayların çözümünde ve uygulanacak yolda gerçek bir faaliyettir. Ben sonuçlar üzerinde yani sonuçların sebeplerini kısaca yani 28 Şubat nedir, ne değildir, bu görüşlerimi, detaya girmeden, genel hatlarıyla ortaya koyacağım. Ama isimlerden bahsetmeyeceğim. Bu yaşta hafızada, akılda kalanlar azalıyor, kalmayanlar da çoğalıyor maalesef. Elimizde belge yok ama mümkün olduğunca hatırlamaya çalıştıklarım oradan.

Efendim şimdi, 28 Şubatla ilgili çok farklı yorumlar var. Bunların gerçeği hangisi, hangi doğru, onu ben anlatmak istiyorum. Bu olayların içinde yaşamış bir insan olarak, bu olayın içinden bir insan olarak, bunları size samimi ve gerçek bir şekilde arz etmeye çalışacağım. Şimdi bakınız, biliyorsunuz, 28 Şubatla ilgili yorumlar çok farklı ve yanlı. O zamanki basınla, o zamanki ekranlarla bugünkü ekranı, bugünkü yazılı basını şöyle yan yana getirseniz arada korkunç fark var. O zamanki yorumcu gazeteci ile bugünkü yorumcu gazeteciyi yan yana getirseniz çok fark var ama bunun gerçeği hangisi, onu şey yapmak istiyorum.

Şimdi, biliyorsunuz, Anayol Hükûmeti, 3 Mart 96'da Mesut Yılmaz, Ecevit destekli biliyorsunuz, bunları ben siyasetçileri pek unutabilirim, yani üç dört ay sürdü galiba değil mi, Ecevit çekilince üç dört ay sürdü, ondan sonra Refahyol kuruldu. Tabii, bazı sıkıntılar da ortaya çıktı yani Türkiye'de bir siyasi istikrarsızlık vardı. Sizler daha iyi bilirsiniz Başkanım yani Hükûmet nasıl kurulacak, kim kiminle koalisyon yapacak, ortağı olacak, sıkıntı vardı. Ondan sonra Refahyol kuruldu. Bundan son derece mutlu olduk çünkü ülkede bir hükûmet var, bir hükûmet gitti. Yani bizim isteklerimiz var. Biz, Türk Silahlı Kuvvetleri olarak bundan mutluluk duyduk çünkü terörle mücadele için biz Kuzey Irak'a girmiştik. Ne kadar girdik? Çelik-1, Çelik-2 harekâtı, on yedi ay on üç gün Kuzey Irak'ta kaldık. Sonra ne oldu? Sonra Kardak olayı çıktı. Yani Türk Silahlı Kuvvetleri yoruldu, yorulduk. Gece sabahlara kadar uyumadığım, karargâhı eve taşıdığım oldu. Ondan sonra, Kuzey Irak'taki terörü biz bitirdik. Kesin olarak, tam olarak söyleyebilirim, ta 200-300 kilometre kadar güneye gittik, terör o zaman büyük ölçüde bitti ve çok rahatladık. Şimdi ne oldu? Ondan sonra efendim, büyük ölçüde rahatladı Silahlı Kuvvetlerin işi.

Ondan sonra, ben, merhum Başbakanı, Başbakan olduktan sonra ziyarete gittim. Yani bu bir nezaket ziyareti, aynı zamanda görev ziyareti. Gittim, oturduk konuştuk. Silahlı Kuvvetlerin sıkıntılarını, o yapacağı şeyleri anlattı. Hatırladığım kadarıyla bir buçuk saat kadar konuştuk, sonra bana 2 defa teşekkür etti. Bu teşekkürlerin sebebi neydi? Birincisi şu: "Efendim, bu terörle yaptığınız mücadelede başarılı oldunuz, bunun için teşekkür ediyoruz." İkincisi: "Yurt dışından çok güzel mesaj verdiniz." O sırada hükûmetlerin kurulma aşamasında ben yurt dışına gitmiştim, yurt dışında gazeteciler şöyle ifadeler de kullandılar: "Efendim, Türkiye'de askerler siyaset üzerinde baskı yapıyor, düz bir Hükûmet kurdurmuyorlarmış." diye. Böyle bir şey yok. Kime biz "Hayır" demişiz? Ben kendilerine izah ettim: "Türkiye demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Partiler siyasetin vazgeçilmez unsurlarıdır, bunlar istediklerini kurabilirler." falan diye bunlara bir hayli anlattım ve çok memnun oldular ve Erbakan bunu kaçırmamış ve geldi bana 2 defa teşekkür etti, daha başka bir yerde de teşekkür etti. Sonra, dertlerimizi anlattık, bu yapılacak şeyleri anlattık, iyi bir diyalog başladı aramızda. Sonra biz, Güneydoğu'da, tabii, terörden Güneydoğu bayağı sıkıntıya girmişti, bütün gücümüzle o Güneydoğu'daki sosyal, kültürel, ekonomik canlanmaya hizmet ettik asker olarak. Nasıl hizmet ettik? İstihkâm birliklerimize okullar kurduk. O sırada askerlik bir uzamıştı hatırlarsanız, onu özellikle rica ettik. Sebebi, okullara öğretmen yoktu, yedek subay öğretmenleri okullara verdik. Yolları inşa ettik. Ondan sonra, tabiplerimize görev verdik, onlar hastalara, köy hastalarına bakmaya başladılar. Efendim, ilaç milaç, bir sürü şeyle, hatta ben oraya gittiğim zaman genç arkadaşları topladım, şöyle… Kusura bakmayın yani sıkmıyoruz inşallah sizi. Yani sıkıldığınız zaman söyleyin, keseyim laflarımı. Çünkü önemli şeyler. Efendim, şunu söylüyordum: Bir köye gidiyorsanız, cebinizde 5 tane aspirin varsa, bu 5 aspirinin 4'ünü dönerken köye bırakın. Yani elinizdeki bütün imkânları o köye bırakın, 1 tane de yanınıza alın, yolda lazım olur diye. Bu bir hem espri hem de bir direktiftir. Bu bakımdan, orada bayağı çalışmalar yapıldı. Bundan merhum Sayın Başbakan çok memnun, diğerleri memnun, bize hep teşekkür ediyorlardı. Başbakanın beyanatları Silahlı Kuvvetleri umutlandırmıştı. Bazı şeyler söyledi, bunları yapacağız dedi falan. Ondan sonra, yani her vesileyle Hükûmet bizlere ikili olduğumuz zamanlarda teşekkür ediyorlardı.

Sonra efendim, halka olumlu ve istikrarlı beyanlarda bulunuyordu Başbakan. Ondan sonra zaman geçti, yavaş yavaş iç politikada koalisyon ortakları arasında farklı görüşler ortaya çıkmaya başladı. Biliyorsunuz onlar münavebeli olarak öyle değil mi, şeyi aldılar. Ondan sonra bu yazılı basında şurada burada, bir sürü eleştireler ortaya çıktı. Bazıları hakkında şaibeler ortaya çıktı. İsim belirtmiyorum, isim söylemeyeceğim konuşmalarımda.#Sayfa#

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – O şaibeler neyle ilgili Paşam?

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Yolsuzluk.

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Yani yolsuzluk anlamında.

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Şaibeler ortaya çıkmaya başladı. Gazeteleri incelerseniz o zamanki, çıkmaya başladı. Efendim, birbirini bazı şeyler tehdit ediyor, bazı çevreler bu konu üzerinde ağırlıklı durmaya başladılar. Ondan sonra bu tabii bizleri üzdü, bizleri, bütün Türkiye'yi üzdü.Şimdi, yavaş yavaş Başbakandaki, merhum Erbakan'daki tavır da değişmeye başladı, bazı farklı ifadeler ortaya atmaya başladı ama bunları espri olarak mı anlattı, attı, yoksa gerçek bir düşünce olarak mı ortaya attı, onu bilemem. Sonra Libya gezisi ortaya çıktı. Libya gezisi biliyorsunuz, hâlâ tartışılan bir konudur. Bu biraz Türkiye'nin itibarını sarstı. Hatta, bunu tam net olarak şey yapamadık, bana bilgilerden bir tanesi, daha evvel Cezayir'e gitmiş, orada radikal bazı gruplarla da görüşmüş diye bazı ifadeler aklımda kaldığı kadarıyla bunlar söylendi. Yani şunu söyleyeyim ben…

BAŞKAN – Paşam, merhum Erbakan'ın D-8 Projesi kapsamında en son ziyaret ettiği yer Libya. D-8 Projesiyle 8 tane devletten en sonuncusu.


TANKLARIN GEÇİŞİ ŞANSIZLIKTI

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Efendim, şimdi ben onu şey yapmıyorum, her şeyin bir sebebi vardır. Adam oraya sigara içmeye gitmedi, bir iş için gitti ama oradaki tavırları, bir devlet başkanının, Kaddafi'nin tavırları falan basına yansıdı, bunlar gerçekten üzdü herkesi.Şimdi, devam ediyorum: Ondan sonra tabii, Türkiye'de bazı yerlerde rejim karşıtı bölücü içerikli beyanatlar ortaya çıktı. Tarikat liderlerinin, sarıklı, cüppeli, sakallı, şalvarlı, rejim karşıtı bazı görüşleri Başbakanlık şeyine intikal etti. Bu, kamuoyunda büyük bir rahatsızlık yarattı, hâlâ da tartışılan bir konudur. Anadolu'nun muhtelif yerlerinde vaazlar verilmeye başlandı. Bu vaazlar tabii rejim karşıtı vaazlar. Ondan sonra, bölücü, gerici faaliyetler, laflar başladı. Bunlar tabii, bizi üzdü, bizi değil bütün Türkiye'yi üzdü. Bizim görevimiz belli. Yollarda trafik kesilmek suretiyle yollarda namaz kılmalar başladı. Bunları gazetelerde, televizyonlarda gördünüz. Bunlar tabii, yavaş yavaş itibar sarsıcı tablolar ortaya çıktı. Bazı belediye başkanlarının cumhuriyet karşıtı konuşmaları, isim vermiyorum, tekrar ediyorum, biliyorsunuz, bazı belediye başkanlarının oldu. Sincan'daki Kudüs gecesi, Filistin halkına destek yönünden çıkıp rejim karşıtı olaylar hâline döndü. Ondan sonra, İran Büyükelçisi geldi, orada konuşmalar yaptı. Orada televizyon habercisi bir kadın da dövüldü ve bu suretle orası bayağı bütün kamuoyunun ilgisini çekecek bir duruma geldi, kamuoyunu rahatsız etti. Hâlâ söylenir. Bu arada tabii, cihat çağrıları oldu. Türk Silahlı Kuvvetlerine iftiralar atılmaya başlandı. Dinsizlik suçlamaları, ordu aleyhine söylentiler, Atatürk karşıtı eylemler başladı. Her kışlada cami olmasına rağmen her nedense asker dinsiz çıktı ortaya. Bunlar bazı gazetelerde, televizyonlarda açık açık yayınlandı. Fakat o arada ayrıca pompalı tüfeklerin bazı yerde toplandığına dair bilgiler oldu. Yani pompalı tüfeklerin bir yerde toplanmış olması demek, ileride içte bir sıkıntı olacak anlamına gelen bir ihbardı. Bunlar bizi endişeye kaptırdı.Sonra, tam o sırada, maalesef, büyük bir şansızlık olarak tankların oradan geçmiş olması.#Sayfa#

BAŞKAN – Niye maalesef Paşam?

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Bu tesadüftü yani bazı şeyler ters zamanda ters iş, ters rastlantı. Ters zamanda ters rastlantı. Şimdi orada Sincan olayları oluyor, şunlar oluyor, bunlar oluyor, bir de tanklar oradan geçiyor. Tabii, kamuoyu o zaman ne yaptı, bazı yanlılar? Darbe söylentileri ortaya çıktı. "Darbe olacak, tanklar yürüdü."Şimdi aslında, bu tankların yürüyüşünden benim haberim yoktu. Sayın Cumhurbaşkanına da bunu söylemiştim. "Nedir bu?" dedim. Sonra öğrendim ki tanklar oradan geçer ve Askerî Havaalanı var ya, oranın NATO'yla irtibatı olurmuş, o zaman zaman oraya gider eğitim yaparlarmış. Bu, iki yoldan gidermiş, yolun bir tanesi işte, kısa, uzun, onları anlattılar, geçmiş bir şey ve tanklar o gün geç gitmiş. Bana anlatılanı söylüyorum. Çünkü tanklardan bir tanesi arıza yapmış. Şimdi, bunun yorumları herkes farklı olabilir, siz farklı yorumlayabilirsiniz, gerçekler farklı olabilir, Sayın Başkan farklı yorumlayabilir. Ben olayları olduğu gibi anlatmaya çalışıyorum çünkü gerçekler ortaya çıksın. Ondan sonra, bu darbe söylentileri o kadar yaygınlaştı ki bunu artık para gibi adamlar ihtiyaç olduğu yerde kullanıyorlar. "Bak darbe olur, sen şunu yap!" Tabii bu siyasi ortamda da konuşulmaya başladı, basında da bazı çevrelerde konuşulmaya başladı. Ama tankların yürüyüşü onlara bir şey verdi değil mi efendim, tanklar yürüdü ama bunun sebeplerini kimse bilmiyor.Ondan sonra, Aczmendilerin Ankara yürüyüşü çıktı, Hizbullah cinayetleri ortaya çıktı ve başladı. Çeşitli cemaatlerin laikliğe aykırı beyanatları, ifadeleri var. Sonra, ekonomide bir İslam Birliği lafları. Bunların hepsi bir araya geldiği zaman acaba Türkiye nereye gidiyor diye insanlar düşünmeye başladı. Merhum Başbakanın bu konuda üzerindeki tepkileri şöyle oldu: Bunlar "Faso fiso" dedi. "Faso fiso" demedi mi? Dedi.

BAŞKAN – O Susurluk Komisyonuyla ilgili söylememiş miydi?

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Hayır, o zaman da söyledi. Benim hatırladığım kadarıyla. Ülkenin birçok yerinde, Türkiye'nin hemen her tarafında "Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık" eylemleri çıktı ve bu günlerce devam etti. Bunlar için de "Mum söndü oynuyorlar." dedi merhum Başbakan.


ASKER OLARAK KORKMAYA BAŞLADIK

BAŞKAN – Başbakan değil de Şevket Kazan diyelim.

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Efendim, isim vermiyorum artık.

BAŞKAN – Merhum Başbakan dediniz de.

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Çünkü isim verdiğim zaman suç isnadı gibi bir ifadeye giriyor. Ben olayları olduğu gibi, hatırladığım kadarıyla olduğu gibi anlatmaya çalışıyorum, kusura bakmayın. Bundan sonra, işte "Gulu gulu dansı" lafı ortaya çıktı. Sonra gene bir ifade "Kanlı mı olacak, kansız mı olacak? Bu rejim kanlı mı değişecek, kansız mı değişecek?" Bu çok vahim bir ifade. Ne demek "Kanlı mı olacak, kansız mı olacak?" Tabii, "Kadayıfın altı kızardı, kızarmadı." lafları var. Bu arada, tabii, dış etkileri de görmeye başladık ama biz yavaş yavaş asker olarak korkmaya başladık. Allah korusun, PKK durmuş, bitmiş, yeni baştan bir iç huzursuzluk çıkarsa, biz bundan korkuyoruz. Partiyle, şununla bununla alakamız yok, bir şikâyetimiz de yok, devam ediyoruz biz ama bu şekilde söylemler, bu şekilde eylemler bizi rahatsız ediyor. Şimdi, dış etkenler neden olur? Fiilî etkenler oluyor.

Yalnız şunu ben özellikle söylemek isterim: Türkiye bulunduğu coğrafya itibarıyla, bir asker gözüyle bakıyorum ve hep öyle bakmışımdır, jeopolitik, jeostratejik ve ekostratejik bakımdan dünya ve üç kıtayı birbirine bağlayan, dünyanın en kritik bölgesinde olan bir ülkedir. İskenderun Körfezi'yle Hazar Denizi'ni birleştirirseniz bunun doğu ve güneyinde aşağı yukarı dünya petrol rezervinin yarıdan fazlası o bölgede bulunur. Kafamda kalan yüzde 60'ı oradadır. Bu bakımdan, bütün dünya Türkiye'deki olaylarla yakından ilgilenmek durumundadır. Ayrı bir şey daha var, bir Osmanlı İmparatorluğunun biz parçalanmış bir bölümüyüz. Etrafımızda aşağı yukarı, bizim asırlarca bize bağlı olan 6-7 tane devlet var. Bu devletlerin her birisinin de Türkiye'den isteği var. Bunu açıklamazlar. Ermenistan'ın bayrağında Ağrı Dağı var, öyle mi? Suriye'nin haritasında, Hatay bölgesi Suriye'nin toprakları içerisindedir. Eğer yormayacaksam sizi bir misal anlatacağım akıllarda kalmak bakımından. Ben, Hafız Esad zamanında kurmay albayım, Suriye, Lübnan, Ürdün, o bölgede ataşeyim. Yusuf Şakur'u ziyarete gittim. Yusuf Şakur kim? Hafız Esad'ın Genelkurmay Başkanı. Gittim oturdum, arkada bir harita var, kabartma harita var ya, Suriye haritası, o harita var. Gözüme takıldı, baktım, Hatay, Suriye toprakları içerisinde görünüyor. Hatırlarsanız, üç beş sene evvel İzmir'de fuar açtılar, o fuarda dahi dağıttıkları haritada aynı şekilde Hatay Suriye topraklarındaydı. "Sayın General, bu arkadaki haritada bir yanlışlık yok mu?" dedim. Adam şöyle yavaşça kafasını –biraz hikâye gibi anlatıyorum da sizleri sıkmamak için- arkaya doğru çevirdi "Ne gibi?" dedi. Dedim "Orada Hatay Türk toprağıdır ama sizin hududu yanlış geçirmiş haritayı yapanlar." Bir de bir daha sol taraftan baktı "Ne önemi var? Önemli değil." dedi. Ben de şunu söyledim: "Eğer bir gün Hatay'a gitmek isterseniz size vize konusunda destek olabilirim." dedim. Adam biraz bozuldu bana. Yani adamların -Yunanistan da vardır, Bulgaristan da- hâlâ Türklere karşı, Osmanlılara karşı alacakları bazı şeylerin olduğunu empoze ediyorlar.

Nasıl Güney Kıbrıs'ta eğitim veriliyor, bu ülkelerde de aslında hepsi dostumuz, ayrı mesele, dost fakat gerçek bu. Gerçek "Türkiye'den alacağımız topraklar var." diyorlar. Burada yaşayan bir insan olarak söylüyorum. Orada yaşadım ben. Şimdi, bunu bu kadar arz ettikten sonra geçiyoruz. Bu olaylar, içteki gelişmeler, tabii asker olarak bizi endişeye sevk ediyor, ne olacak? Bir sürü raporlar geliyor, MİT'ten geliyor, emniyetten geliyor, İçişleri Bakanlığından geliyor; yani pek çok raporlar geliyor. Bu raporların içinde hepsi Türkiye'de bazı şeylerin gelişmekte olduğu…

Tabii, bunu bir asker olarak haftalık görüşmede Sayın Cumhurbaşkanına arz ettim ve aslında o da biliyormuş galiba bu şeyleri. Ondan sonra Sayın Cumhurbaşkanı dinledi, bir gün dedi ki bana… Ve zaten bu konu, yani 28 Şubattan bir iki ay evvel Millî Güvenlik Kurulunda bu konular dile getirilmeye başlanmıştı. MİT dile getirdi, emniyet dile getirdi, yani Türkiye'deki bu yanlış görüntü, huzursuzluğa gidiş konuşulmaya başlanmıştı. Şimdi, dedi ki bana: "Bunun bir brifingini verebilir misiniz?" "Hayhay." Brifingi kim hazırlıyor? Bize gelen raporları, Genelkurmaya davet ettik, gelen şeyleri kendilerine arz ettik. "Bu raporları bana verin." dedi. Sonradan duyduğumuza göre bu raporları almış, orada bir komisyon kurmuş, bu komisyonda değerlendirmeler yapmış, ondan sonra bunların büyük ölçüde doğru olduğunu, bazılarına iştirak etmediğini, bazılarına mükerrer olduğunu; benim öğrendiğim… Ondan sonra, zaman zaman da bu konular Millî Güvenlik Kurulunda dile geliyor. Bu brifingle rejim karşıtı, yıkıcı, bölücü ve gerici faaliyetleri kendilerine arz ettik. Zaten Millî Güvenlik Kurulunda da zaman zaman bunlar kısa kısa konuşuluyordu.

Ve Millî Güvenlik Kurulunu 28 Şubat günü toplantıya çağırdı, zaten şey toplantısına… Neden Millî Güvenlik Kurulunu çağırdı? Çünkü Millî Güvenlik Kurulu, devletin anayasal düzeninin millî varlığının, bütünlüğünün milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dâhil bütün menfaatlerinin ve ahdî hukukun her türlü iç ve dış tehditlere karşı korumak ve kollamasıdır. Orada görüşme yapılır, herkes fikrini söyler. Millî Güvenlik Kurulunda herkes çok rahat bir şekilde konuşur, yani Cumhurbaşkanı nasıl konuşursa ben de aynı konuşurum, Başbakan da konuşur. Ve bunları konuştuk.

Gittiğimiz zaman Millî Güvenlik Kurulunda o gün, 28 Şubatta evvela MİT Başkanlığı hatırladığım kadarıyla bir brifing verdi. Ondan sonra İçişleri Bakanlığı bir brifing verdi fakat o brifingde çok önemli şeyler vardı aklımda kalan, yani çok bilmediğimiz şeyler varmış. Sonra Genelkurmay Başkanlığı kısaca bir brifing verdi ve sonuç raporları yazıldı. Her Millî Güvenlik Kurulundan sonra bir bildiri yayınlanır ya, o bildiride sonuç raporları yazacak ama on buçuk saat toplantı olmuş, çünkü artık herkes çok rahat bir şekilde konuşuyor. Uzun sürdü konuşma, şeyler, yani toplantı. Çok da yorulduk. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri bunu kaleme alır, yani o gün bildiride neler söylenecek, hangi konular yapılacak onu alırken 18 maddelik de bir tablo çıktı ortaya.

Şimdi, yalnız şunu söyleyeyim: Burada basında baskıyla… Hayır, kesinlikle. Sayın Cumhurbaşkanı tecrübeli bir adamdı, her maddeyi tek tek "Sayın Başbakanım bu maddeye iştirak ediyor musunuz? Sayın Genelkurmay Başkanı iştirak ediyor musunuz? Sayın İçişleri Bakanı…" Herkese tek tek sordu, tek tek sordu; bunu bilesiniz. Ondan sonra dedi ki… Artık 18 madde bittikten sonra, bildiri hazırlandı ama herkes çok yorulmuştu, on buçuk saat düşünebiliyor musunuz toplantı… Dedi ki: "Bunun imzalarını yarın alsın kaleme ve bu kaleme aldığı zaman yarın imzalayalım." Ve hakikaten Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri bunu kaleme alıyor. Ertesi gün getirdi, imza ettik; ben de imza ettim, bütün arkadaşları dolaştı. Başbakana gitmiş iki sefer, hani "Gecikti imzalamadım." lafları var, Meclisteymiş, bir defa daha gitmiş bilmem nerdeymiş, onun için sordum "Niye gecikti?" falan diye; kendisi bana onu söyledi, "Meclisteydim." falan dedi o zaman. Ondan sonra bu Hükûmet "Millî Güvenlik Kurulunun aldığı kararlar tavsiye niteliğindedir." ve Hükûmet o şekilde… Sizlere, tereciye tere satmayalım Sayın Başkanım, bunları gayet iyi biliyorsunuz. Tavsiye niteliğindedir ve bunları biz Hükûmete bildirdik.

Sonra, Hükûmet tarafından onaylandı ve bir genelge yayınlandı. Şimdi, müsaade ederseniz o genelgenin şeylerini okuyayım, Başbakanın imzasıyla: "Bu konuların önemi dikkate alınarak, yani Millî Güvenlik Kurulu tavsiye kararlarının, Anasaya'mızın Türkiye Cumhuriyeti devletinin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olması çerçevesinde bakanlığınızı ilgilendiren konularda konuyla ilgili kısa, orta ve uzun vadeli tedbirlerin dikkat ve ihtimamla ele alınması; mali destek, yasa değişikliği ihtiyaç gösteren tedbirler varsa bunlar hakkında da Bakanlar Kurulunca gereğinin yerine getirilmesi için Başbakanlığa bilgi verilmesini rica ederim. Başbakan." Bu yayınlandı.

Tabii, böylece yayınladığı şey Millî Güvenlik Siyaset Belgesi hâline döndü, yani ne demek Millî Güvenlik Siyaset Belgesi? Her sorumlu orada geçen şeyleri takip etmekle sorumlu; ben de sorumluyum, siz de sorumlusunuz, o da sorumlu. Bu hâle geldi. Bakanlıklar bu arada onlar da genelgeler yayınladılar fakat benim aklımda kaldığına göre, İçişleri Bakanlığının yayınladığı bir genelgeye baktım, bir hayli uzun, bilmediğimiz, bize intikal etmeyen neler varmış şaşırdım kaldım. Şimdi "Hangileri?" derseniz cevap veremem, o zaman hâlâ kafamda olan şeyler. Ondan sonra, ben Sayın Başbakana, rahmetliye dedim ki: "Efendim, bu konularda basında, şurada burada askeri siyasete çekecek çok baskılar, görüntüler var. Bizi, askeri siyasete sokmayın ve o görüntüyü ortadan kaldıralım. Başbakanlıkta bir grup kurun, o grup onları ifade etsin, artık bundan sonra çünkü biz ancak gelen raporları size göndeririz, siz de… Ondan sonraki toplantılarda ne oluyordu? Ondan sonraki toplantılarda bakanlıklar yaptıkları veya yapamadıkları icraatı orada gelip anlatıyorlardı, anlatmaya çalışıyorlardı. Ondan sonra…#Sayfa#

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Başbakanlık Takip Kurulunu diyorsunuz değil mi?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Başbakanlık Takip Kurulu.Ben bunu bilahare Mesut Bey'e, ikinci başkan kanalıyla Mesut Yılmaz'a ve ikinci başkan kanalıyla intikal ettirdim. Dedim ki bunu söyleyin… Ha Başbakan şunu söyledi bana: "Değerlendirelim." dedi, merhum Başbakandan bahsediyorum. Ve bu artık biz rahatladık, tekrar işimize döndük falan. Millî Güvenlik Kurulundaki konuşmalar, değerlendirmeler devam ediyor. Sonra, televizyondan ben merhum Başbakanın istifa ettiğini duydum.


SİYASET SİLAHLI KUVVETLERİ YIKAR


MEHMET ŞEKER
(Gaziantep) – Üç ay sonra tabii.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Üç ay on sekiz gün, dört ay sonra istifa ettiğini duydum. Şimdi, bazıları bana soruyor: "Ya Paşam hakikaten bilmiyor muydun?" Hem vallahi hem billahi bilmiyordum, yani böyle bir şeyin olacağını bilmiyordum. Şimdi, bu olaylar buraya kadar devam etti ve Başbakan istifa etti. Ben bir kitapta okuduğum, ismini veremeyeceğim bir şeyiEfendim, biraz evvel Türk Silahlı Kuvvetlerinin öneminden bahsettim, yani dünyadaki Türkiye'nin rolünden bahsettim, bunu anlatırken bir şeyi unuttum: Türkiye çok kritik bir yerde olduğu için silahlı kuvvetlerin, ekonominin, siyasetin çok güçlü olması lazım. Silahlı kuvvetler güçlü olduğu sürece bu kadar düşman arasında biz rahat yaşayabiliriz. Demirel'in bir lafı vardır, bana söylemiştir: "Ben silahlı kuvvetlerin öneminin o kadar farkında değildim, silahlı kuvvetler bölünürse Türkiye bölünür." demiştir, bana bunu söylemiştir. Ben şunu söylüyorum, daha ileri gidiyorum: "Silahlı kuvvetler siyasetten çekilmeli, siyasete katiyen bulaştırılmamalı çünkü siyaset silahlı kuvvetleri yıkar, yıkmaktır." Bunu, elli üç sene hizmet etmiş bir insan olarak söylüyorum, 27 Mayıs ihtilalini görmüş bir insan olarak söylüyorum, 12 Eylülü görmüş bir insan olarak söylüyorum.

BAŞKAN – Niye bulaşıyor peki?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – İşte sebeplerini izah ettim. Şimdi, bunu sorduğunuza göre ben zatıalinize bir şey söyleyeyim, okuyayım…

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Ha, bir kitaptan bir yer okuyacaktınız.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Hayır, kitaptan okumayacağım.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Sayın Karadayı "Kitaptan bir şey okuyacağım." dediniz de ben onu bekliyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Kitaptan değil, şurada bir şey vardı…Şimdi ismini herkesin çok iyi bildiği bir şahsın bir ifadesini kitapta buldum: "En büyük şans -yani 28 Şubatta- Süleyman Demirel gibi bir Cumhurbaşkanımızın ve GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI gibi bir Genelkurmay Başkanımızın olmasıydı. Çünkü bildiğim kadarıyla her ikisi de askerî müdahalelerden yana değillerdi." Askerî müdahale oldu mu? Hayır. Bu şahsı hepinizin çok iyi bildiğini… "Ben hayatım boyunca, Anayasa'mızın ve yasalarımızın layıkıyla uygulanması, askerî müdahalelerin olmayacağına ve Türkiye Cumhuriyetini bölmeye hiçbir gücün yetmeyeceğine yakın tarihimizi çok iyi bildiğimden kesinlikle inanmışımdır." diyor. Bunu ismini söylemediğim, bu kitapta var; bunu ben bu kitapta tesadüfen gördüm, aldım.

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Hangi kitapta?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Bir kitaptan bunu aldım. Şimdi…

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Çok affedersiniz bir atasözü vardır, derler ki: "Lafın tamamı çocuğa söylenir." Biz anladık.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Söylemeyim mi yani?

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Hayır, hayır; bu hitabı anladık yani, biz anladık onu, kimin söylediğini anladık yani.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – "Kitaptan aldım." dedi zaten.


28 ŞUBAT DARBE DEĞİLDİR

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – "Kitaptan aldım." diyorum.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – İşte tamam, biz anladık onu.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Şimdi başka bir şey, mesela 28 Şubatla ilgili söylemiş bir hukukçu, bakanlık falan yapmış bu adam, diyor ki: "28 Şubat sürecinde çok ciddi bir irticai durumu vardı." diyor, "Çağdaş bilimsel İslam yerine şeriat ve tarikat anlayışı getirilmek istendi." diyor. Bunu da bir kitaptan, bir yerden aldım. Bunu da söyleyen bakanlık yapmış bir hukukçu. Şimdi bunu diyeceksiniz ki: "Ya Paşam bu şeyler nereden duyuyorsunuz?" Siz de haklısınız, ben de haklıyım çünkü ben ne dedim sizlere? Gördüklerimi objektif olarak söyleyeceğim. Türkiye'de bir hukuk devleti tam olarak oturursa asker kendisine baksın; evet, bu kesinlikle öyle.Şimdi, 28 Şubat bu durumda nedir, ne değildir sizin takdirlerine bırakıyorum. Yani inanın, 28 Şubatı çok özet olarak anlattım, başında, yani Genelkurmay Başkanı olarak size çok samimi söylüyorum, objektif olarak olayları olduğu gibi anlatmaya çalıştım. Bunlar artık sizin takdirlerinize bağlı.Şunu söylüyorum: 28 Şubat bir darbe dönemi değildir ama ondan sonra ne oldu, onu bilemiyorum. Ben sekiz ay sonra da emekliye ayrıldım, dört senemi doldurdum. Sayın Cumhurbaşkanı bana yaşım müsaitti, bir sene daha kalmam için teklif etti bir bakan vasıtasıyla; ben bunu kabul etmedim, hatta çok evvel de evimi bile taşımıştım. Bu bakımdan, hatta, çok ayıptır bunu söylemek, cumhuriyet tarihinde ilk defa Devlet Şeref Madalyası bana verildi, cumhuriyet tarihinde ilk defa Hükûmet tarafından, hepsinin bakanların imzasıyla ilk defa Devlet Şeref Madalyası bana verildi. Bunu neden söylüyorum? Eğer benim bir hatam olsaydı veya o zamanki silahlı kuvvetlerdeki arkadaşların bir hatası olsaydı bana bunu layık görmezlerdi, benim için bir şereftir.#Sayfa#

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – O biraz toprak farkı mı yoksa?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Anadolu toprağı mı?

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Puan farkı olsa gerek.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Nasıl yani puan farkı?

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Şimdi "torpak" diyorlar ya, bazı toprak demek ki öyle insan yetiştiriyor, bazı toprak öyle yetiştiriyor. Siz iyi toprakta yetişmişsiniz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Anadolu toprağı, evet.

BAŞKAN – Paşam, bu anlattıklarınız için teşekkür ediyorum. Yaşadıklarınızı özetlediniz.


8 YILLIK KESİNTİSİZ EĞİTİM ANAYOL'UN KARARI

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Ha, bir şey daha.

BAŞKAN – Buyurun.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Kusura bakmayın. Burada son zamanda herkesin kafasına takılan bir şey var, sekiz yıllık eğitim. O 18 maddenin içerisinde bir tanesi de budur. Bunu araştırdım çünkü orada herkes var Millî Güvenlik Kurulunda. Bunu efendim, sekiz yıllık eğitim ANAYOL Hükûmetinin Millî Eğitim Şûrasında alınan bir kararmış ve okullardaki eğitim süresinin yüzde yüz artırılması hedefine yaklaşmış. Bunu da kısaca arz edeyim. Evet, benim arzım bu kadar.#Sayfa#

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – ANAYOL Hükûmetinin mi?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – ANAYOL Hükûmetinin millî eğitim şurası…

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Millî Eğitim Şûrasında karar almışlar ya, tavsiye kararı.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Ben bunu…

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Var efendim, tabii ben biliyorum, doğru.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Doğru yani. Şimdi, Sayın Başkan eğer isterseniz ben Üsteğmen olarak 60 ihtilalini de yaşadım. Çok kısa bir iki noktaya da ihtilalleri araştırıyorsak, sizi yormayayım…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Yok, estağfurullah, hem 80'den, hem 71'den, hepsinden…

BAŞKAN – Sizin hayatınız bir bakıma darbeler hayatı, yani 60 var, 60'dan sonraki Talat Aydemir var, ondan sonra içerideki cuntalar var; hep siz o dönemleri yaşayarak gelmiş insansınız.


POSTMODERN DARBE LAFI APTALCA

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – 28 Şubat demeyin ama.

BAŞKAN – 12 Mart var, 80 var.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Karadayı biz bir şey demiyoruz da sizin silah arkadaşlarınız, yanınızda çalışma arkadaşınız diyelim ki sizin adınıza, bakın burada bir belge de var, biraz sonra arz edeceğim, Genelkurmay Başkanı adına diye imza atan Çevik Bir'in yazıları da var. Bunları da size soracağız ama sizin adınıza konuşanlar diyor ki: "Bu bir postmodern darbedir."

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Hah, çok güzel bir laf.

BAŞKAN – Yani siz söylemeseniz bile sizin adınıza imza atanlar ve sizi temsil edenler bunu böyle tasnif ediyorlar. Onun için adı "postmodern darbe" veya "darbe girişimi" olarak…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Benim oradaki notumda var postmodern darbe. "Postmodern darbe" ifadesini kullanan fevkalade aptalca bir ifade kullanmıştır. Hani bazı insanlar vardır, ileri çıkmak, önde görünmek şeyi… Bunu kim çıkarttı, nereden çıkarttılar hâlâ hayıflanırım ve üzülürüm.#Sayfa#

BAŞKAN – Çevik Bir 'in ismi var.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Hayır, şimdi şöyle…

BAŞKAN – İsim olarak siz söylerseniz, tespitler için söylüyorum.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Siz buradasınız, şimdi bakınız, Genelkurmayda şöyle bir gelenek vardır, Genelkurmayda onu söylediniz de ben şunu söyleyeyim: Üst makamlara gönderilecek yazı Genelkurmay Başkanının imzasıyla gider, eğer ast makamlara gönderilecek bir yazı, kuvvetlere gönderilecek bir yazı yine Genelkurmay Başkanının ama bazı önemli konular İkinci Başkanın imzasıyla gidebilir ama ikinci başkan önemli konuyu bana getirir "Komutanım böyle böyle bir yazı yazdık." Ben "Şurayı değiştirin." derim ve oraya parafe ederim. Şimdi siz buradan çıktıktan sonra, buradaki değerli üyelerimiz Başkan adına diye bir iki tane yazı yazsalar geçerli mi olur? Hayır, söyleyin canım.

BAŞKAN – Böyle bir şey olmaz yani.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – O zaman bu niye olsun?

BAŞKAN – Hayır, o zaman böyle bir şey varsa bu disiplinsizliktir ve emre itaatsizliktir ve hiyerarşinin bozulması nedeniyle gereğinin yapılması gerekir.

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Yani, yazı mı yok, orijinali mi yok?

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Hayır, görmedim ben.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Ben onu soracağım dedi, sonra bilahare…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Siz bana sorun.

BAŞKAN – Siz buyurun da ben size daha sonraki konularla ilgili soracağım.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Şimdi gelelim şeye, nereye?

BAŞKAN – "60" dediniz.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sizin sunumunuz bittikten sonra soruları soracağız Paşam.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Yani terleteceksiniz.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Yok, terletmek değil, klimalı odadayız yani merak etmeyin.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Fakat bugün biraz terledim ben şeyde…

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Sayın Erbakan'ın orada on buçuk saatte terlediği gibi terletmeyeceğiz, daha şeyizdir o konuda.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Anadolu toprağında öyle mi?

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Anadolu toprağı ne de olsa.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Şimdi, ben 60 ihtilalinde üsteğmendim. Davutpaşa'da görev yapıyordum. Size ben gerçekleri anlatmaya çalışıyorum çünkü bu konu önemli, çünkü bu konudan siz bir sonuç çıkaracaksınız ama burada duygusal bir şey yapmamak, objektif olarak konulara yaklaşmak, sebeplerini objektif olarak çıkartabildiğiniz takdirde bu kurum faydalı olur; yoksa, benim ideolojim şu diye yazarsam o zaman kötülük yapmış olurum.#Sayfa#

BAŞKAN – Biz ne hâkimiz ne savcıyız, bizim derdimiz…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Biliyorum, ben de onun için rahat konuşuyorum.

BAŞKAN – Biz burada millet iradesini temsil eden Meclis adına bir görev yapıyoruz, hiçbir yanlı tutum ve davranışımızın olması diye bir şey söz konusu olmaz.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Hayır, ben genelde söylüyorum, benim söylediklerime iştirak edebilirsiniz, etmeyebilirsiniz; o sizin takdirinizde.

BAŞKAN – Buyurun.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Yani her insan için geçerli.Şimdi, 27 Mayısla ilgili şeyi söylüyorum. Biliyorsunuz, o zaman da bazı sıkıntılar vardı, gençler bunu bilmez, İnönü nihayet seçimi kaybetti ve Menderes geldi. Allah rahmet eylesin idam edildiğine de son derece üzgünümdür,hâlâ üzülürüm, bu 3 tane insanın idam edilmesi beni gerçekten üzmüştür. Düzgün bir adamdı, yolsuzluğu, hırsızlığı yoktu bizim bildiğimiz. Üsteğmenim ben, Davutpaşa'da görev yapıyorum. Şimdi, yavaş yavaş bu bir sürü şeyler, icraatlar yaptı. Çünkü benim bulunduğum nokta çok aşağıda, yani gördüğümü anlatıyorum. Yukarıda farklı görür insan, bulunduğunuz yere göre görüşler değişir. Üst kattan gördüğüm zaman boğaz daha geniş görünür, buradan indiğiniz zaman daha şey görünür. Ben alt kattayım, üsteğmenim; orada gördüklerim. Şimdi, halkı bölmeye başladılar. Buna şahidim. Bir vatan cephesi kurdular. Vatan cephesi her gün radyoda vatan cephesine katılanlar kimler boyuna yazıyor. Aklımda kalan şey var, ölmüş insanları dahi vatan cephesine soktular. Yani, inşallah günahlarını almıyorumdur ama gerçek bu. Ondan sonra bir Tahkikat Komisyonu kurdular. Tahkikat Komisyonu ne? Mecliste bir heyet münavebetinde… Bu heyet sorgu falan yapıyor, bayağı hâkimler gibi ceza veriyor, yani böyle adli yetkisi olan bir Tahkikat Komisyonu. Ondan sonra, İnönü'ye yapmadıkları rezalet kalmadı, Kayseri'de taşladılar, dövmeye kalktılar…

BAŞKAN – Kayseri Yeşilhisar olayları…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – Herhâlde, hatırlamıyorum o zaman tabii gencim ben. Ondan sonra ekonomik durum yavaş yavaş aşağıya doğru inmeye başladı. Üniversiteli hocalara tecavüz başladı, hocalara ağır şeyler söylemeye başladılar. Öğrenciler tutuklandı, çok öğrenci tutuklandı. Bu fevkalade hatadır, hataydı. Şimdi, Beyazıt Meydanı'nda, üniversitenin önü değil mi Beyazıt Meydanı, o Beyazıt Meydanı'nda bir sürü öğrenci kamyonlara, cemselere doldurulup doğru Davutpaşa'ya getirilirdi. Ben Davutpaşa'nın içinde değildim, topçu alayındaydım, aşağıdaki birlikte, uçaksavar alayında. Davutpaşa'da bu öğrenciler orayı hapishane zannediyordu herhâlde, bir sürü öğrenci geliyordu oraya. Hatta ben bunu sekiz on sene evvel birisine anlattığım zaman bir profesör dedi ki: "O öğrencilerin içinde bir tanesi bendim, ben de vardım." Tabii, orada gençler, subaylar onlarla top oynar, yemek yedirir falan öğrencilere, ondan sonra akşam nerede yatıracak, bir kısmını arka bahçeden bırakıyorlardı.

Şimdi siz ayrıldınız, 27 Mayıstan bahsediyorum, bir, vatan cephesi diye bölündü ülke; ikincisi, Tahkikat Komisyonundan bahsettim; üçüncüsü, İnönü'ye olan tecavüzden bahsettim; dördüncüsü, ekonominin kötüye gitmesi başladı; üniversitelere, hocalara tecavüz başladı, öğrencilerin tutuklanması başladı. Bunlar hep …… döneminde başladı.Saidi Nursi, "Saidi Nursi" diye ismini söylemeyeyim… Elmadağ'ında Menderes bir din adamını Kayseri'den Eskişehir'e gelen bir din adamını karşıladı, yeşil bayrağını öptü, elini öptü. Bu kamuoyunda büyük bir şey, olumsuz etki. Ondan sonra iktidarı aldıktan aşağı yukarı 15 Mayısta iktidarı aldılar, Haziran 12'de veya 13'te Türkçe ezanı Arapçaya çevirdiler. Şimdi 1933'te de Arapça ezanı Türkçeye çevirdikleri için bir reaksiyon vardı, şimdi tersi oldu; yani Türkçe ezanı Arapçaya çevirdiler. Şimdi, bana sorarsanız, Karadayı'ya hangisi okunsun diye, ben Türkçe ezanı. Çünkü cuma namazına gittiğim zaman babamla bir tapu müdürü vardı, elini böyle koyar "Tanrı uludur, Tanrı uludur" dediği zaman tüylerim diken diken olurdu, büyük heyecan duyardım. Düşünebiliyor musunuz? Şimdi bunu benim anlamadığım şeye soktular, Arapçaya soktular. Şimdi, bu, halk üzerinde büyük etki yaptı. Bazılarını yaptı, bazılarını yapmadı ayrı mesele benim gördüğüm kadarıyla.Şimdi, tarikatlar yeniden devreye girdi, din istismarı fazla, aşırı şekilde yapılmaya başladı. Halkın bu partiden soğuduğunu artık her yerde söylüyorlardı, gittiğimiz zaman askere "Bunlara hâlâ müsaade mi ediyorsunuz?" falan diye, yani halkın desteği de vardı. Demek ki halkın desteğini yaratacak bir ortam yaratmamak lazım. Sonra ne dedi? Çok çirkin bir şey: "Ben istersem yüce Meclisimize…" Ki milletvekillerine ağır ifadelerde bulundu. Bunu biliyorsunuz değil mi? "Ben istersem bilmem neyi dahi…"#Sayfa#

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – "Seçtiririm…"

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI İSMAİL HAKKI KARADAYI – "Yaparım" dedi. Ondan sonra ne dedi? "Siz isterseniz hilafeti de getirirsiniz." dedi. Şimdi, bunlar güzel laflar değil. Yüce Mecliste bu kadar değerli insanı, halkın seçtiği adamı getirip siz onu başka bir ifadeyle kamuoyuna duyurursanız, bu güzel bir şey değil.

Ondan sora, o zaman Millî Güvenlik Kurulu gibi bir şey yoktu galiba. Ordu o zaman bölündü. Nasıl bölündü? Alt kademe ile üst kademe arasında şeyler var. Alt kademe darbeyi yaptı. Üst kademedeki adamlar içeriye girdi. O hâlde oradaki birlik bütünlüğe çok dikkat etmek lazım. Düşünebiliyor musunuz, alt kademedeki albaylar, şunlar bunlar darbeyi yaptılar. Üstelik de maalesef, Allah rahmet eylesin her üçünü de, 3 kişiyi Yassıada'ya -ben de gittim birkaç sefer- götürdüler, orada idama mahkûm ettiler.

BAŞKAN – O zaman Genelkurmay Başkanı da tutuklanmıştı herhâlde, o da idamla yargılandı.

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Size ben bir şey daha anlatayım. Ara sıra hatıralarımı anlatıyorum ki sizi rahatlatmak için.Şimdi, Menderes Londra'da uçaktan düştü, biliyorsunuz. Kendisi kurtuldu, bir iki kişi öldü galiba. Aradan bir zaman geçti, İstanbul'a gelecek. Ben Kızıltoprak'ta oturuyorum. Her sabah 07.20 vapuruyla Kadıköy'den Karaköy'e geliyorum, Karaköy'den köprüyü yürüyerek geçiyorum, orada GMC'ler var, şimdi otobüs filan yok tabii, GMC'lere biniyordum, merdivenden Davutpaşa'ya gidiyordum. Bir gün baktım, o kadar muazzam bir kalabalık var ki, korkunç. Nedir bu dedim, yani o köprüden geçemedim, Eminönü'deki köprü var ya. Dediler ki: "Bugün Menderes geliyor." Şimdi halkın tutumuna bakın, şaşırdım. Halk, Menderes gelecek diye, bütün herkes oraya toplanmış. Herhâlde denizden mi gelecek, ne yapacak bilmiyoruz, hatırlayamıyorum onları. Aradan zaman geçti, ihtilal oldu. Şimdi, Topkapı'dan Davutpaşa'ya kadar olan bölge iskana açık değildi, oralar bağlık bahçelikti, bir tane fabrika vardı. Bir gün gittim, Davutpaşa'ya gittiğim zaman, Davutpaşa'da 20-30 bin kişi var, bağırıyorlar: "Zeki Şahin'i, Bumin Yamanoğlu'nu bize verin." Zeki Şahin kim? Emniyet Müdürü. Bumin Yamanoğlu herhâlde onun yardımcısı. O ölmüş olduğu için bunları söylüyorum, Allah rahmet eylesin. Adamlar orada almışlar, içeriye getirmişler. Yani, bulsalar öldürecekler. Çünkü çocuklarını bunlar tutuklamış, dövmüş. Büyük bir kin var. Sonra, bir de bizim bu merkez komutanı o da içeride, buradaki tuğgeneral, merkez komutanı. Yani sizin de dediğiniz gibi askerleri de içeriye aldılar. 28 Şubatla ilgili şeyde… 27 Mayısta söyleyeceklerim, benim bildiklerim bu kadar.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Sıkmadıysam memnun olurum.

BAŞKAN –Yok, hayır.

Efendim, sizin eğer hatırınızda kalanlar bitmişse arkadaşlarımızın soruları olur, onları da müsaadenizle size soralım. Ama bu soruşlarımızdan sakın rahatsız olmayasınız. Çünkü, neticede biz Meclis adına görev yapıyoruz. Burada şahsi hiçbir fikrimiz, kanaatimiz…

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Ben de kişisel fikrimi söylüyorum.

BAŞKAN – Yani sorduklarımız sizi rahatsız bile etse, neticede basından, kitaplaşmış konulardan ve bize intikal eden konularla ilgili size sorular sormuş oluyoruz. Kusura bakmayın eğer siz rahatsız olursanız bile. Yani maksadımız sizi rahatsız etmek manasında değil.

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Anlıyorum, gayet tabii. Nezaketinizin farkındayım.

BAŞKAN – Efendim, şimdi, gerçekten, silahlı kuvvetlersiz bir milletin olması mümkün değil.

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Özellikle Türkiye gibi bir yerde.

BAŞKAN – Silahlı Kuvvetler, bizim için, devletimiz ve milletimiz için olmazsa olmazlarımızın başında gelen bir kurumumuz. Onun için de onların güçlü olması hepimizin rahat olması ve hepimizin güçlü olması manasına geliyor.

Şimdi, biraz önce zatıalinizin de anlattıklarında, 60 darbesi, 71 muhtırası, 80 darbesi…

İSMAİL HAKKI KARADAYI – 71 muhtırasını bilmiyorum, yoktum ben, yurt dışındaydım.

BAŞKAN – Ama bizim tarihimizde var, bu yakın, elli yıllık tarihimizde. Sizlerden küçüğüz ama aşağı yukarı bizim neslimiz de, 60'ta on yaşındaydık ama şimdi hepsini aşağı yukarı hatırlar durumdayız.Şunun için bunları arz ediyoruz: Nasıl oluyor da bu ülkede demokrasi öyle veya böyle… Gelişmiş ülkelerde bu tip işler olmazken, Türkiye gibi bir ülkede veya böyle ülkelerde sürekli sivillerin iyi yapamadığı, sivillerin beceriksiz davranışlarda bulunduğu, ülkenin korunması, kalkınması, ekonomik olarak büyümesi, insanlarımızın hak ve özgürlüklerinin daha iyi şartlarda oluşması için sürekli bir müdahale tarzı gelişmiş. Bunu neye bağlıyorsunuz siz? Bunun mantığı nedir yani? Altyapısı ne? Bunun hukuksal bir altyapısı mı var, böyle bir ideolojik tarafımız mı var millet olarak? Nedir bu?

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Şimdi, ben şuna bağlıyorum: Bir kanun devleti değil de bir hukuk devletinin olduğu yerde bunların hiçbirisi olmaz. Söyleyeceğim bu kadar benim. Yani hukuk devleti olursa kanun olur, tatbik edilmez, bir sürü kanun vardır ama hukuk devletinde her şey yerine oturur. Biraz evvel o ismini vermediğim şahsın ifadesi onun en güzel cevabıdır.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Bunun manası, hukuk devletinde darbe asla olmaz diyorsunuz.

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Kesinlikle. Yalnız şunu da söyleyeyim: Türkiye… Tabii zaman ülkelere çok şey kazandırır. Dikkat ederseniz başlangıçta konuşurken "zaman faktörü dikkate alınarak" dedim.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Evet, onu özellikle not ettik.

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Özellikle zaman faktörü dikkate alınarak. Zaman içerisinde Türkiye çok şey kazanıyor, hem sivil kazanıyor hem asker kazanıyor. Bundan sonra böyle bir şey olma ihtimalinin olmayacağını düşünüyorum.

BAŞKAN – Türkiye'de bir daha darbe olmaz mı diyorsunuz?#Sayfa#

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Ümit ediyorum, öyle bir şey olacağını sanmıyorum diyorum. Ama ne diyor? "Ben hayatım boyunca Anayasa'mız ve yasalarımız layıkıyla uygulanırsa askerî müdahalelerin olmayacağına ve Türkiye Cumhuriyeti'ni bölmeye hiçbir gücün yetmeyeceğine, yakın tarihimizi çok iyi bildiğimden kesinlikle inanmaktayım." diyor, ben de aynı fikirdeyim.

BAŞKAN – Efendim, özellikle bu 28 Şubat süreciyle ilgili, sizin de paylaştığınız konularla ilgili, önce mesela gazetelerde, basında, o camiada, televizyonlarda bir haber çıkıyor, arkasından o haberle ilgili detaylar kamuoyuna çok fazla yönlendirilerek, yapılarak gündeme getiriliyor. Bu hem milleti rahatsız ediyor hem kurumları rahatsız ediyor. Sizler de bunu, en üst kurul olarak Millî Güvenlik Kuruluna kadar taşınan konuları görüşüyorsunuz.

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Hayır, biz onları değil. Millî Güvenlik Kuruluna gelen şeyler: Bize MİT'in, Emniyetin, valiliklerin gönderdiği raporları götürüyoruz.

BAŞKAN – Bunu niye sordum efendim, arz edeyim: Sizden önce bazı, o dönemi yaşayan beyefendilerle görüştüğümüz zaman, onların beyanlarından, yani aldığımız zabıtlardaki bilgilerden kaynaklanarak bunu size yöneltiyoruz. Çünkü, bunu yöneltmezsek eğer doğru da olmaz. Çünkü, o dönemin birinci derecede mesullerinden birisiniz siz.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Veyahut da soruyu şu şekilde düzeltebiliriz Yaşar Bey.

Yaşar Bey'in söylediği hadiselerin tamamını, gazetelerde çıkan hadiseleri, MİT, Emniyet ve İçişleri Bakanlığı Millî Güvenlik Kuruluna rapor hâlinde bu gazete haberlerini sunduğu noktasında. Yani siz gazete haberlerini değil ama bizzat…

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Ama şu var: Ben bizim birliklerimize de giriyorum. Sekiz tane, dokuz tane ülkede şeyde olağanüstü hâl vardı, oradan da geliyor bazı olaylar. Yani orada resmen "Efendim şu camide pompalı tüfek bilmem ne koy." diye. Biliyorsunuz, ondan sonra pompalı tüfekle ilgili emirler çıktı, hatırlarsınız değil mi, satılması bilmem ne yapılması. Evet, yani bildiğim kadarıyla, gazeteci ne yazar onu bilemiyorum.

BAŞKAN – Mesela, biz, sizden önce, o dönem İçişleri Bakanlığı yapmış Meral Akşener Hanımefendi'yi dinledik.

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Keşke görüşebilseydik.

BAŞKAN – Daha önceki ilk dinlediklerimizden biri de Saygıdeğer Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'di. Sayın Demirel o gün bizlerle konuyu görüşürken dedi ki: "Bakın, basında bunlar bunlar yazıyordu." Okudu basındakini. Bende de var, şimdi sizinle belki paylaşacağımız konular olabilir. Basında çıkmış şeyler var mesela. "Bunlarla ilgili biz dokümanlar olarak bunların hepsini görüyorduk. Bunlar rahatsız etti." dedi. Onun için zatıalinize soruyorum. Yani basında çıkan bu tip şeylerin bir kısmı vakayı adiyeden şeyler. Diyelim ki 4 tane çapulcu, 4 tane kendini bilmez adam eğer bir caddede yürüyorsa bununla rejim sarsılmaz, bununla ilgili hükûmete bir şey olmaz. Eğer bu yürüyüşle… 4 tane Aczimendiler gibi. Bunların yürüyüşüyle eğer bu iktidar, bu devlet, bu Hükûmet, bu askerlik sarsılacaksa eğer o zaman işimiz zor Sayın Paşam. Onun için bunlar vakayı adiyeden şeyler, İçişleri Bakanını… 4 tane polis alır bunları, götürür, hukuka teslim eder. Neyse hukuken cezası, çeker. Bunlarla devlet meşgul edilerek sanki bu ülkenin kalkınmasına, büyümesine, ekonomimizin canlanmasına bir şekilde müdahale ediliyor. Bu bazen içeriden, bazen dışarıdan oluyor. Bu anlatılanlara ne diyorsunuz? Ben o manada… Bir bakıma da tercümanlık ediyorum. Belki…

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Ben bunları tasvip etmiyorum. Şimdi, basın çok önemli bir faktördür. Basın mensubu var değil mi içimizde?

BAŞKAN – Yok, onların hepsi uzman arkadaşlar.

İSMAİL HAKKI KARADAYI – Çünkü basın maalesef… Şimdi ben İstanbul'dayım. Bir gazeteyi alıyorum, bakıyorum, Diyarbakır'da şu oluyor, şunlar şöyle yürüdü… Yani orada 3 kişi olduğunu bilmiyorum, adam öyle yazıyor ki bunu, orada çok büyük bir olay olmuş gibisine bunu bana intikal ettiriyor. O zaman ben diyorum ki: Ya baksana neler oluyor? Başka gazeteler de yazıyor bunları. Dolayısıyla, basının doğru haberleri, yakın zamanda şey… Benim hakkımda bir yazı çıktı. Çok üzüldüm. Yalan yanlış yazıldı. Daha evvel, emekliye ayrıldığım zaman da yazıldı "Karadayı evine köpek kulübesi yaptırmış" falan. Ya kardeşim, köpek kulübesiyle benim ne alakam var? Evime köpek kulübesi yaptırmışım! Sonra özür diledi, Genelkurmay açıklama yaptı. Benim hayatta hiç kimseye veremeyeceğim bir hesap yoktur. Devletin parasıyla da kırk para şuradan geçmemiştir, ne yolsuzluk… Ama gazete bunu böyle yazıyor. Karadayı'yı mahkemeye çağırırlarsa kafasına tabancayı dayar, vurur… Ya böyle şey olur mu? Kime söylemişim? Açtım nihayet… Okumuşsunuzdur gazeteyi. Dedim ya, böyle saçma şey olur mu? Çok yanlış şeyler yazıyorlar maalesef. Ben size kızıyorum gazeteci olarak, tutuyorum yazıyorum. Dikkat ederseniz, hiçbir gazeteciye de beyanat vermemişimdir ben meslek hayatımda, askerken. Hiç gördünüz mü, bir yerde okudunuz mu? Ama konuşmalar olmuştur, askerle yaptığım konuşmalar, burada askere verirken. Evet…