X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Türkiye nüfusu alarm veriyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Türkiye nüfusu alarm veriyor

  • Giriş Tarihi: 30.1.2013 13:08

''Nüfus artış hızındaki düşüş ileri ki dönemler açısından bir tehlike olarak gözükebilir. Aynı ivme devam ederse..."

Nüfus artış hızının 2012'de bir önceki yıla göre azalmasını kimi akademisyenler ilerisi için bir tehlike olarak görürken, bazıları ise korkulacak bir durumun olmadığını savunuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı ''Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları''na göre, Türkiye nüfusu 2012 yılı sonu itibariyle 75 milyon 627 bin 384 kişi oldu.

Geçen yıl itibariyle yıllık nüfus artış hızı binde 12 olarak gerçekleşti. Önceki yıl bu rakam binde 13,5 düzeyindeydi.

Konuya ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burak Arzova, nüfus artış hızındaki düşüşün ileri ki dönemler açısından bir tehlike olarak görülebileceğini ifade ederek, ''Aynı ivme devam ederse bir müddet sonra negatife dönme, yani Avrupa ülkelerindeki gibi bir azalma söz konusu olabilir. Onun için Sayın Başbakan'ın yaptığı 3 çocuk uyarısı son derece önemli'' diye konuştu.

Özellikle Avrupa tarafına bakıldığında nüfus artış hızının negatif olmasının Avrupa'nın bugün hem iç pazardaki rekabet gücünü yitirmesi hem sosyal güvenlik sisteminin tersine dönmesinin sebeplerinden birisi olduğunu belirten Arzova, nüfusun yaşlanmasının tehlikelerini şöyle anlattı:
''Sağlık harcamaları çok yüksek miktarda artacak. SGK'da emekli maaşlarını çalışan nüfus ödüyor. Uzak bir gelecek açısından baktığımızda, Türkiye'de böyle bir durum söz konusu olursa, özellikle çalışan nüfusun azalması emekli maaşlarının ödenmesinde sıkıntı çıkarabilir. En önemli unsurlardan bir tanesi de nüfusun azalması, siyasi ve politik gücün kaybolması anlamına gelebilir ki bu bölge ülkeleri açısından çok önemli.''
Arzova, yüksek nüfusun ''nitelikli nüfus'' olması, genç nüfusa iyi eğitim verilmesi ve istihdam alanlarının açılması gerektiğini vurgulayarak, ''Önemli olan nüfusun belli bir oranda artışının korunması ama nitelikli nüfus ve nitelikli gençliğin ortaya çıkarılması'' dedi.

''GENELDE 'KARİYER DE YAPARIM, ÇOCUK DA YAPARIM' OLMUYOR''

Söz konusu verilerine göre, Türkiye'de il ve ilçe merkezlerinde ikamet edenlerin oranı 2011 yılında yüzde 76,8 iken, 2012 yılında bu oran yüzde 77,3'e çıktı.

TÜİK'in 2008 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'ne göre belirlediği demografik göstergelere bakıldığında da bir kadının doğurganlık dönemi boyunca (15-49 yaş arası) sahip olduğu çocuk sayısı anlamına gelen toplam doğurganlık hızı 2012 yılı için 2,08 olarak hesaplanmış, bu rakam 2013 yılı için 2,07, 2014 yılı için 2,06, 2023 yılına gelindiğinde ise 1,99 olarak öngörülmüştü.

Bu verileri de değerlendiren Arzova, kentleşmenin çok ciddi oranda arttığını ve Türkiye'nin bir değişimden geçtiğini söyledi.
Arzova, hem nüfus hem de gelişme anlamında köyden kente doğru bir akımın söz konusu olduğunun altını çizerek, kadınların iş hayatındaki etkinliğinin arttığına ve kadına yönelik çok ciddi istihdam politikalarının çıkarıldığına dikkati çekti.

Çalışan kadının aile bireylerine daha az zaman ayırmaya başladığını dile getiren Arzova, ''Kadının istihdamdaki payının, ekonomideki rolünün artmasıyla beraber daha az çocukla yetinilen aileler ortaya çıkmaya başladı'' dedi.

Ailelerin bir de ''Acaba daha fazla çocuk olursa bunların eğitimini, beslenmesini nasıl karşılayabilirim'' şeklinde gelecek kaygısı olduğuna işaret eden Arzova, ''Daha az çocuk ile gidilen bir süreçten geçiyoruz. Bunun temel iki sebebi var. Birisi çocuklara sağlanacak gelecek kaygısı, diğeri de kadının doğurganlık yaşını geçmeye başlaması. İkinci, üçüncü çocuk bu süreçlere sığdırılmaya çalışılıyor. Çoğu zaman da sığamıyor. Genelde 'kariyer de yaparım çocuk da yaparım' olmuyor'' diye konuştu.

Arzova, eğitimde sürekli yapılan değişiklikler ve bunun sonucunda çocuklara sağlanabilecek gelecek kaygısının insanların kafasında soru işareti yarattığını ifade ederek, ekonomideki iyi gidişat devam ederse 4-5 yıl sonrasının tahmin edildiği gibi daha uzak zamanların şartları da öngörülebilirse nüfusun öneminin gençlerin kafasında daha çok netleşeceğini bildirdi.

''GENÇ NÜFUS AZALMADI, ÖMÜR UZADI''

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alanur Çavlin Bozbeyoğlu ise TÜİK'in son açıkladığı rakamların Türkiye'nin uzun zamandır içinde bulunduğu eğilimden çok farklı olmadığını söyledi.

Ayrıca doğurganlık oranlarında son yıllarda çok çarpıcı bir düşüş ya da artış yaşanmadığını dile getiren Bozbeyoğlu, ''Aslında Türkiye'de yaşlı nüfusun artmasının en önemli nedeni, ortalama yaşam süresinin uzuyor olmasıdır. Artık eskiye oranla daha iyi şartlarda yaşamamız, ortalama yaşam süresinin uzamasına katkı sağlıyor'' dedi.

Türkiye'de doğurganlık oranında ciddi bir değişim olmamasına karşın 15-49 yaş arasındaki doğurgan nüfusun geniş olduğuna dikkati çeken Bozbeyoğlu, uzun vadede Türkiye'nin nüfusunun 85-90 milyon kişide sabit kalmasının beklendiğini kaydetti.

''DÜNYADA ÖRNEĞİ YOK''

2012 yılında nüfus artış hızının bir önceki yıla göre düşmesinin normal olduğunu anlatan Bozbeyoğlu, ''Dolayısıyla korkulması gereken bir durum yok. Ayrıca nüfus konusunu değerlendirirken uzun vadeli yaklaşmak gerekir. Bir yıl içindeki nüfus değişim oranları ile kapsamlı değerlendirmeler yapmak mümkün değil'' diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 3 çocuk önerisine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bozbeyoğlu, Türkiye'de uzun süredir ortalama doğurganlık oranının 2 seviyelerinde olduğunu söyledi.

Bu seviyenin uzun süre içinde kalınabilecek bir seviye olduğuna işaret eden Bozbeyoğlu, ''Dünyada bu oranın birden 2'den 3'e çıktığı herhangi bir örnek ülke yok'' ifadesini kullandı.

Bozbeyoğlu, esasında Türkiye'nin uzun süre genç nüfusa sahip olma konusunda kaygı duymasına gerek olmadığını, mevcut genç nüfusa istihdam yaratılması gerektiğini sözlerine ekledi.