Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Arınç'tan Gezi Parkı açıklaması

Giriş Tarihi: 1.6.2013 11:43 Güncelleme Tarihi: 1.6.2013 14:49

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Taksim'de meydana gelen olaylarla ilgili olarak "AVM istemeyenler ikna edilmeli, biber gazı sıkılmamalı" dedi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Taksim Gezi Parkı ve çevresinde yaşanan olaylara ilişkin, "İçişleri Bakanlığımız, olaylar sırasında aşırı bir şiddet kullanılıp kullanılmadığını veya samimi insanlara bir zarar verilip verilmediğini teftiş veya bir soruşturma başlatmak suretiyle araştırma noktasına gelmiştir. Kaldı ki dün, zannediyorum İstanbul 6'ncı İdare Mahkemesi olacak, acilen verdiği bir kararla buradaki yapılaşmanın yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Mahkemenin kararını doğrusu yerinde ve isabetli buluyorum. İdare, bu mahkeme kararına uymak zorundadır. En azından burada ne yapılıyor, ne yapılmak isteniyor, topluma en güzel şekliyle anlatılmalıdır" dedi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Taksim Gezi Parkı ve çevresinde yaşanan olaylara ilişkin, "Mahkemenin yürütmeyi durdurma kararını doğrusu yerinde ve isabetli buluyorum" dedi.

Arınç, AK Parti Bursa İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında, Taksim'de yayaların çok daha rahat hareket etmesi ve buranın tarihi kimliğine uygun hale getirilmesinin hükümet tarafından düşünüldüğünü ve bu konudaki çabalar sonuç verdiği için yapım aşamasına geçildiğini söyledi.

Taksim'deki düzenlemenin yıllardır konuşulduğunu, çok büyük aşamalardan geçildiğini ve sonunda fiiliyat noktasına gelindiğini dile getiren Arınç, şöyle devam etti:

"Doğrusu ben bilmiyorum, içine girip gezdiğimi zannetmiyorum, Taksim'de bu yayalaştırma çalışmalarının olduğu yerde eskiden bu yana bilinen bir Gezi Parkı'nın olduğu, insanların, yeşil alanlardan istifade etmek amacıyla buraya geldiği biliniyor ve söyleniyor. Şüphesiz yeşil alanlara önem vermemiz lazım. Çevreye duyarlı bir hükümet ve belediyecilik anlayışı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı kurmuş bir hükümetiz. Geçmişte bu yoktu. Bakanlığın başında da gerçekten çevre dostu, orman aşığı, Türkiye'nin orman kapasitesini artırma çabasında olan bir bakanımız var. Bugüne kadar yaptığı çok büyük hizmetleri, DSİ Genel Müdürlüğünden biliyoruz. Bugün de bir bakan olarak devam ediyor.

Şimdi bu Gezi Parkı'nda ne yapılacağı tartışma konusu. Bu Gezi Parkı'nda ağaçların kesilmek istendiği bir tartışma konusu. Bu tartışma konusu sözle olmaktan çıktı, orada çalışmaların engellenmesi noktasına getirildi. Bunların içerisinde çevreye duyarlı insanların olduğunu kabul etmeliyiz. Kimisi sanatçı, kimisi halktan insanlar, yazarlar, çizerler, İstanbul'un önemli bir yeşil alanının bir AVM'ye dönüşmesine veya bir betonlaşmaya dönüşmesine karşı çıktılar. Bunu takdirle karşılamak lazım. Buna hiç kimsenin itirazı olamaz fakat fiili engel olma noktası, bu samimi ve duyarlı insanların aralarına karışan bazı kişiler tarafından hükümeti protestoya veya polisle çatışmaya kadar vardı. Bu da yanlış olan konulardan bir tanesi. Keşke çevreye duyarlılık, insanların hayatına ve sağlığına zarar verebilecek bir noktaya gelmeseydi. Yani duyarlı insanların gösterebilecekleri tepkiler de hukuk devletine ve güvenlik güçlerine fiili saldırıya dönüşmeseydi."

Taksim'de dün yaşanan görüntülerin, fevkalade zor, kötü ve yanlış olduğunu anlatan Arınç, gösteriler sırasında zarar gören çevreye duyarlı insanlar olduğunu belirtti.

"Onlar adına çok üzüldüğümü ve onlara 'geçmiş olsun' dileklerimi ifade etmek istiyorum. Maalesef aralarına katılan birtakım provokatörlerin meseleyi farklı bir boyuta çekmek istemeleriyle istenmeyen görüntüler meydana gelmiştir" değerlendirmesinde bulunan Arınç, burada polisin, aşırı şiddet kullandığı veya bir başka şekilde hareket ettiği için suçlanabileceğini ancak bunun çok gerçekçi olmayacağını bildirdi.


"HER KAFADAN BİR SES ÇIKMAMALIDIR"

Polisin, aldıkları talimatın gereğini yerine getirdiğini ve kendilerine karşı fiili bir saldırı varsa ellerindeki imkanları kullanmak zorunda olduğunu vurgulayan Arınç, şöyle konuştu:

"İçişleri Bakanlığımız, olaylar sırasında aşırı bir şiddet kullanılıp kullanılmadığını veya samimi insanlara bir zarar verilip verilmediğini teftiş veya bir soruşturma başlatmak suretiyle araştırma noktasına gelmiştir. Kaldı ki dün, zannediyorum İstanbul 6'ncı İdare Mahkemesi olacak, acilen verdiği bir kararla buradaki yapılaşmanın yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Mahkemenin yürütmeyi durdurma kararını doğrusu yerinde ve isabetli buluyorum. İdare, bu mahkeme kararına uymak zorundadır. En azından burada ne yapılıyor, ne yapılmak isteniyor, topluma en güzel şekliyle anlatılmalıdır. Her kafadan bir ses çıkmamalıdır. Buraya AVM mi yapılacak yoksa Sayın Topbaş'ın ifade ettiği gibi yol genişletme çalışmaları mı yapılacak yoksa başka bir şey mi yapılacak? Orman Bakanımızın ifade ettiği gibi 3-5 ağacın ortadan kaldırılacak olması doğrudur da bunun yerine binlerce ağaç mı dikilecektir, bu yeşillendirme çalışması nerede yapılacaktır? Bu konuların rahat, geniş ve huzurlu bir biçimde insanların ikna edilerek anlatılması lazım. 'Biz burada AVM istemiyoruz' diyenlere biber gazı sıkmak yerine, 'Biz burada şunu yapmak istiyoruz, siz yanılıyorsunuz, işin aslında doğrusu budur' diyerek ikna edici çalışmalar yapılmasında şahsen fayda görüyorum. Bugüne kadar yaşanan yaşandı ama şimdi bir mahkeme kararının infazı sırasında en azından bütün faaliyetler durdurularak bir sükunet döneminde Belediye, Kültür Bakanlığı veya bu işte sorumlu olan birimlerin, İstanbul halkına bir borcu var. O borç da şudur; 'Biz Taksim'in yayalaştırma çalışmaları içerisinde Gezi Parkı'nda şunu yapmak istiyoruz, bunu yaparken ağaç katliamı yapmayacağız, burada tekrar park olmaya devam edecek veya buradan sökülecek ağaçların bir başka yerde hayat bulacağının size teminatını veriyorum, sizin duyarlılığınızı paylaşıyorum, bu paylaştığımız konuda olan bitenlerden de özür diliyorum' demesinde, toplumsal barış açısından büyük fayda olduğunu düşünüyorum."


"TÜRKİYE ARTIK PROVOKASYONLARA AÇIK BİR MEMLEKET HALİNE GETİRİLMEK İSTENİYOR"

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Türkiye artık provokasyonlara açık bir memleket haline getirilmek isteniyor. Reyhanlı'da yaşanan da budur, Cilvegözü'nde olan da budur. Birtakım haberlerin arka planında birtakım istihbarat örgütlerinin, birtakım ajan provokatörlerinin olduğunu bilmeliyiz. Milletimizin sağduyusuna güveniyoruz. Milletimizin bu konularda daha büyük hassasiyet göstereceğine de inanıyoruz" dedi.

Arınç, AK Parti Bursa İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında, Taksim Gezi Parkı ve çevresinde yaşanan olaylara ilişkin açıklamalarda bulundu.

"Bu tür olaylarda tahrikçi insanlar olabilir. Biz samimi insanlarız" diyen Arınç, "Mesela buradaki bütün arkadaşlarımı, Taksim Gezi Parkı'nda herhangi bir ağaç katliamı olacaksa aynı şekilde tepki verecek insanlar olarak görürüm. Hepimiz ağaca karşı, yeşile karşı, doğaya karşı bir duyarlılık içinde olmalıyız ama aramıza katılabilecek bazıları kontrol edilemez noktaya geldiğinde bu samimi duygularımızı tüketebilirler. Onlara karşı da duyarlı olmamız lazım'' ifadesini kullandı.

Başbakan Yardımcısı Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Mesela dün Bursa'ya gelirken birilerinin tweetini bana duyurdular. Fevkalade üzüldüm ve rahatsız oldum. Bu büyük bir alçaklıktır. Ne var ki internet sınırsız olduğu kadar sorumsuz bir alan haline geldi. Güya oraya yapılacak AVM'de benim oğlumun da ortaklık payı varmış da biz o yüzden tepki gösteriyormuşuz. Bundan daha büyük bir iftira, bundan daha büyük bir ahlaksızlık düşünemiyorum. Cevabını verdik ama internet dünyasındaki bu tür yalan ve iftiralarla insanların samimi duygularını tahrik etmeye çalışanları huzurlarınızda kınıyorum ve lanetliyorum. Benim bir tane oğlum var o da bir firmada ücretli olarak çalışıyor. Babası olarak benim, evladım olarak da onun maaşından başka bir geliri yok. Çok şükür bu bizim iftiharımızdır. Hayatımız ortadadır, yaşantımız bellidir. Allah'a çok şükür, alnımızın akıyla helalinden kazandığımız maaşla hayatımızı devam ettiriyoruz. Bırakın AVM'de ortaklık yapmayı, ayın sonunu zor getiren insanlarız. Oğluma da maddi katkı sağlamak zorundayım. Çünkü o da evli ve çocuğu var. Bütün bunları niçin yapıyorlar? Orada toplanan iyi niyetli insanları tahrik etmek, yönlendirmek için. Yine bu alçakça rezilliklerden biri şudur; güya Sağlık Bakanımız, ambulansları geri çekmiş, orada yaralanan ve zor durumda kalanları, 'Bırakın onları, madem bu işleri yapıyorlar ambulansa da binmesinler' demiş. Bundan daha çirkin, bundan daha ahlak dışı bir şey olabilir mi? İnsan hayatının söz konusu olduğu bir yerde bizim ambulanslarımız, ambulans helikopterlerimiz, ambulans uçaklarımız 24 saat hazır beklerken Sağlık Bakanı adına yapılan bir tweet ya da bir açıklama, orada insanların ne kadar büyük bir tepkisini çekebilir."


"BİRTAKIM AJAN PROVOKATÖRLERİNİN OLDUĞUNU BİLMELİYİZ"

"Yapılan bir yanlışlık varsa bu yanlışlıktan dönülür. Yanlış anlama varsa izah edilir ama bunu fırsat bilerek hükümeti yıpratmak amacıyla saf ve iyi niyetli insanları tahrik etmeye çalışanlara karşı hepimizin uyanık olması lazım" diyen Arınç, şunları kaydetti:

"Çünkü bu tür olaylar başka başka yerlerde başka başka türlü de planlanabilir. Türkiye artık provokasyonlara açık bir memleket haline getirilmek isteniyor. Reyhanlı'da yaşanan da budur, Cilvegözü'nde olan da budur. Birtakım haberlerin arka planında birtakım istihbarat örgütlerinin, birtakım ajan provokatörlerinin olduğunu bilmeliyiz. Milletimizin sağduyusuna güveniyoruz. Milletimizin bu konularda daha büyük hassasiyet göstereceğine de inanıyoruz."

"BİZ MUHTEREM HOCAEFENDİYİ BİR PARTİNİN KALIPLARI İÇERİSİNE HİÇBİR ZAMAN KOYMADIK"

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Biz muhterem hocaefendiyi (Fethullah Gülen), bir partinin kalıpları veya kimliği içerisine hiçbir zaman koymadık, koymayı da düşünmeyiz" dedi.

Arınç, AK Parti Bursa İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında, TBMM'de, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında verilen ve dün görüşülen gensoru önergesinin "uyduruk" olduğunu söyledi.

Bir gensoru önergesi vermek için 20 milletvekiline ihtiyaç duyulduğunu, bunun iyi ve yerinde kullanılması gerektiğini belirten Arınç, bu yöntemin, TBMM'nin önemli denetim yollarından biri olduğuna dikkati çekti.

Bir parti, bakan veya başbakan hakkında gensoru verildiğinde, o parti grubunun da bunu veren kişilerin arkasında durması gerektiğini anlatan Arınç, "Dünkü gensoruda diyelim ki 130, 140 kişilik CHP grubundan salonda ancak 30 kişi vardı. Bir parti, verdiği gensoruya bu kadar ciddiyetsiz bir gözle bakıyorsa bizim de aynı ciddiyetsizliği belki onlara göstermemiz gerekir. Buna rağmen Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve diğer konuşmacılar, bu gensorunun ne kadar temelsiz, ne kadar samimiyetsiz olduğunu ortaya koydu ve gensoru reddedildi" ifadesini kullandı.


GÜLEN İLE ABD'DEKİ GÖRÜŞMESİ

Arınç, bir gazetecinin sorusu üzerine, son ABD gezisinde Fethullah Gülen'i ziyaret ettiğini ve bununla ilgili intibalarını, TRT Türk kanalındaki televizyon programında açıkladığını vurguladı.

Gülen ile 3 saate yakın pek çok konuda konuştuklarını ifade eden Arınç, şöyle devam etti:

"Biz muhterem hocaefendiyi, bir partinin kalıpları veya kimliği içerisine hiçbir zaman koymadık, koymayı da düşünmeyiz. O, siyasetin üstünde kalmaya çalışan, siyasetin dışında demiyorum, siyasetin üstünde kalmaya çalışan, belki Türkiye siyasetini, dünya siyasetini çok yakından takip eden, kendisinden düşünceleri, görüşleri itibarıyla her zaman istifade etmemiz gereken bir insandır. Ona 'AK Partili' gözüyle bakmak büyük bir haksızlık olur. Buna ne bizim ne de bir başkasının hakkı var. Çünkü herhangi bir siyasi partiye inanan, ona güvenen insanların da Sayın Gülen'den istifade etme hakları var. Onu bir partinin duvarları içerisine hapsetmek, ona çok büyük bir haksızlık olur."

Gülen'i 1975 yılından bu yana tanıdığını bildiren Arınç, dostluğunu, sevgisini kazanan biri olarak onu AK Partili veya AK Parti'ye yakışan birisi diye görmenin yanlış olacağını belirtti.

Bir gazeteci, "AK Parti ile Fethullah Gülen arasında üslup konusunda bir tartışma ve anlaşmazlık olduğu" yönündeki söylentileri hatırlattı.

Arınç, bir insanın üslubu neyse insanlığının da aynı olduğunu dile getirdi.

Herkesin birilerine hatta önce kendisine bakarak üslubunun ne olduğunu açıkça yaşaması ve bilmesi gerektiğine işaret eden Arınç, şunları kaydetti:

"Her olaydaki üslubumuzun yapıcı, uyarıcı olmasında fayda var. İşte şu Gezi Parkı'nda yaşanan olaylarda öncelikle keşke bu uyarıcılık yapılabilseydi, insanlara işin gerçeği anlatılabilseydi. İnsanlar tartaklanmak yerine veya şuna buna maruz kalmak yerine, 'Yanlış yapıyorsunuz, aslında işin doğrusu budur, polisle çatışmayın, bu düşüncelerinizi şöyle bir mekanda daha güzel anlatabilirsiniz' denildi mi bilmiyorum ama denilseydi, belki bu noktaya gelmeyebilecektik."


"HAYSİYET CELLADI İNSANLAR VAR"

Bülent Arınç, bir gazetecinin, sosyal medyada, "muhalefetin, Taksim ile ilgili eylemlerin 48 saatte sonlandırılmaması halinde görevini yapmadığı için Anayasa Mahkemesine hükümetin düşürülmesi yönünde başvuruda bulunacağı" iddiasını anımsatması üzerine, "Bu, Bakırköy'den falan mı geldi? Yani bunu söyleyen deliye bir akıllı da çıkıp 'Anayasa Mahkemesinin böyle bir görevi mi var? Bu nasıl müracaat' filan demesi gerekmez mi? Çok saçma bir şey. Üzerinde durmaya gerek yok" diye konuştu.

"Taksim'deki olaylara ilişkin internet medyası ve sosyal medyada yer alan haber ve yorumlar hakkında doğru bilgi akışı için bir çalışmanız olacak mı?" sorusunu da cevaplayan Arınç, yanlışlardan bir doğru çıkarılması gerektiğini söyledi.

Esasen haber portallarından şikayet bulunmadığını dile getiren Arınç, internet medyası ve sosyal medya için bir düzenleme yapacaklarını anlattı.

Arınç, internet haber portallarında çalışanların gazeteci sayılması, onlara sarı basın kartı verilmesi, bu alanlara ilan ve reklam verme konusunda bir çalışma yürüttüklerini kaydederek, hazırlıklarının iki yıl önce bittiğini ancak paylaşım sitelerindeki sorumsuzluklar nedeniyle yasanın henüz çıkarılamadığını belirtti.

Paylaşım siteleri veya diğerlerinde insanların haysiyeti, onuru, ailesi, ahlakı, kişiliğine yönelik edepsizce yazılar ve yorumlar çıktığını, yalanlar söylendiğini, bilişim suçlarıyla ilgili ceza kanunu olmasına rağmen bunun yürütülemediğini ifade eden Arınç, şöyle konuştu:

"Zarf atarak yalan bir şeyi ortaya koyan, sonra da bunun yalanlanması halinde duymazdan gelen, zarf atarak iftira atan, siz buna değer vermediğinizde de 'Gördünüz mü, yalanlamadı' diyerek tekrar üstüne giden haysiyet celladı insanlar var. Bunların internetteki sorumsuzluğu, birincisi ceza kanunundaki maddelerle önlenebilir, ikincisi de TİB dediğimiz bir şey var, İletişim Başkanlığı, bunların alacağı tedbirlerle mümkün. Bu, hükümetimizin işi değil. Bilişime, bilişimin kötü kullanılmasına, internetin suistimal edilmesine karşı ilgili ve yetkililerin mutlaka bir çare bulmasında fayda olduğunu söylüyorum. Benimle veya çocuğumla ilgili bir şey çıktı ama bunun gibi yüz tanesinin olmayacağını kimse temin edemez. Allah korkusu yoksa bir insanda, ahlak, haya, namus, iffet denen bir şey yoksa 'Yalan at, tutmasa da izi kalır' diyorsa elinde çamurdan başka malzemesi yoksa insan yaratıklarının, yapacak bir şey yok. Allah'a havale ediyoruz, 'Rabbim bizi bu iftiralardan koru' diyoruz."


3'ÜNCÜ BOĞAZ KÖPRÜSÜNE "YAVUZ SULTAN SELİM" ADININ VERİLMESİ

İstanbul'daki 3'üncü boğaz köprüsüne, "Yavuz Sultan Selim" adının verilmesi tartışmalarına da değinen Arınç, bu projenin önemli bir yatırım olduğunu hatırlattı.

Arınç, köprüden trenlerin geçeceğini ve fevkalade yararlı bir yatırım olacağını dile getirerek, bugüne kadar Yavuz Sultan Selim'e karşı toplu bir itiraz veya büyük bir tepki yaşandığını hatırlamadığını söyledi.

"3'üncü köprünün adının Yavuz Sultan Selim olarak açıklanmasından bizim iftihar etmemiz lazım. Çünkü Yavuz Sultan Selim, Osmanlı döneminin en büyük hakanlarından birisidir" değerlendirmesinde bulunan Arınç, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, "Köprünün ismi 'Sultan Alparslan' olsaydı" dediğini anımsattı.

Sultan Alparslan'ın, 1071'de Anadolu'nun kapısını açan bir hünkar, sultan ve hakan olduğunu kaydeden Arınç, şöyle dedi:

"Bir başkası, 'Yunus Emre olsaydı' diyor. 'Yunus Emre' olabilirdi. Hiçbir itirazımız yok ama bu isimlerden biri olacaktı. Yani 10 tane isim söyleseniz 10'una da 'Hayır' demeyiz. Bizim tarihimiz, kültürümüz çok zengin. Yani toplumun kabullendiği herhangi bir ismin boğaz köprüsüne verilmesinden gocunmayız, kim ne düşünüyorsa düşünsün. Hacı Bektaş da olsa itiraz etmeyiz, Alparslan da olsa itiraz etmeyiz, Yunus Emre de olsa itiraz etmeyiz. Bunlar bizim değerlerimiz ve biz bu değerlerimize sahip çıkıyoruz. Alevilerin, Yavuz Sultan Selim ismine topyekun bir arada itirazları olduğunu görmedim. Bizim görevimiz, Alevi yurttaşlarımızın değerlerine saygı göstermek, onların taleplerini dikkate almak, onların hassasiyetine dikkat etmektir ama bir köprüye Yavuz Sultan Selim isminin verilmesi, Alevilere hakaret anlamına gelmez. O birkaç tane siyasetçi kendilerine dönüp bir bakmalı. Onların hayatı esasen Aleviliğin farklı bir din olduğunu söylemek veya Aleviliğin farklı bir ulus olduğunu söylemeye kadar varan yanlışlarla doludur. Onlara bakarak bu ismin yanlış olduğunu söylemek bence yanlış olur. Aleviler topyekun, birbirlerinden ayrılmadan ve farksız bir şekilde 'Bu isim şu sebeple yanlış olmuş' derse inanın bunu dikkate almak, değerlendirmek ve bu hassasiyetleri yerine göre paylaşmak zorundayız."
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Arınç'tan Gezi Parkı açıklaması
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz