X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Başbakan'dan önemli açıklamalar
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Başbakan'dan önemli açıklamalar

  • Giriş Tarihi: 3.9.2013 11:11 Güncelleme Tarihi: 3.9.2013 13:02

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye'de son 11 yılda çok önemli reformlar yaptığımız halde, zihniyet devrimi çok geriden geldiği için reformlarımız tam manasıyla, topluma, bireye, vatandaşa yansıması zaman almaktadır. Zihniyet değişiminin vakit alacağını elbette biliyoruz ancak zihniyet değişiminin er ya da geç mutlaka gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bu anlayışla yavaşlamadan, hız kesmeden reformlarımızı sürdürüyoruz" dedi.

Erdoğan, Kamu Denetçiliği Kurumunca düzenlenen Uluslararası Kamu Denetçiliği Sempozyumu'nda yaptığı konuşmada, 12 Eylül 2010'da gerçekleştirdikleri kapsamlı anayasa değişikliği halk oylamasında, halkın çoğunluğunun "evet" oyu kullanarak birçok önemli reformun yanında Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulmasına da onay verdiğini belirtti.

Haziran 2012'de gerekli yasal düzenlemeyi yaptıklarını ve kurumu ihdas ettiklerini anlatan Erdoğan, yaklaşık bir yıl önce de Kamu Başdenetçisini ve kamu denetçilerini belirleyerek çalışmalara başladıklarını hatırlattı.

Kamu Denetçiliği Kurumunun yaklaşık 6 aydır faaliyette olmasına rağmen aldığı 4 bin 476 şikayetle ilgili çalışmalarını sürdürdüğüne işaret eden Erdoğan, son derece yeni bir kurum olmasına rağmen kamu denetçiliği mekanizmasının toplumda çok hızlı şekilde kabul gördüğünü müşahade ettiklerini ve bundan da ayrıca büyük memnuniyet duyduklarını bildirdi.

Kamu Denetçiliği Kurumunun öngördükleri ve arzuladıkları şekilde idare ile vatandaş arasında çok önemli bir köprü, önemli bir hakem olacağına yürekten inandığını dile getiren Erdoğan, "Gerek akademisyenlerimize gerek dost ülkelerin ombudsmanlarına tecrübelerini ve birikimlerini bizlerle paylaşacakları için modern anlamda bir kamu denetçiliğinin gelişmesi için bizlere destek verdiklerinden dolayı da ayrıca teşekkür ediyorum. Hiç kuşkusuz bizler de kuruluşunu bizzat gerçekleştirdiğimiz bu kurumun başarısı için, etkinliği için, idareyle halk arasında sorun çözme gücünün artması için kurumu her aşamada desteklemeye ve güçlendirmeye devam edeceğiz" diye konuştu.


"BİREY BÜTÜN KARARLARA KÖRÜ KÖRÜNE İTAAT EDEN BİR VARLIK OLARAK ASLA DEĞERLENDİRİLMEMİŞTİR"

Türkiye'nin kadim devlet geneleğinde bireyin hak ve özgürlüklerinin temin edilmesi ve korunması, özellikle de bireyin devlet karşısında hem güçlü hem cesur bir konumda olmasının her zaman önemli bir ilke olduğuna işaret eden Erdoğan, "Bizim devlet geleneğimizde birey sadece vergi veren, sadece askerlik yapan, bütün kararlara da körü körüne itaat eden bir varlık olarak asla değerlendirilmemiştir" dedi.

Bin yıllık mazisi olan Ahilik teşkilatını hatırlatan Erdoğan, "Bir esnaf örgütlenmesi olan Ahilik teşkilatı modern anlamdaki sivil toplum örgütü kavramının adeta bin yıl önce hayata geçirilmiş şeklidir. Ahilik teşkilatı, esnafın, müşterinin haklarını koruduğu kadar, bireyi devlet karşısında güçlendiren bir işlev de üstlenmiştir. Aynı şekilde Türkiye tarihinde çok önemli bir yere sahip vakıf kültürü de bireyin devlete karşı haklarını koruyan önemli bir teşkilat olmuş ve yüzyıllar boyunca hayatımızı şekillendirmiştir" ifadelerini kullandı.

Başbakan Erdoğan, "Bütün bu tarihi örneklerin yanında Türkiye'nin devlet geleneği, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda Şeyh Edebali tarafından Osman Gazi'ye verilen o meşhur nasihatte özetlenmiştir. Şeyh Edebali, Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'ye 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' öğüdünü vererek, birey ile devlet arasındaki temel ilkeyi belirlemiş, devlet geleneği de tamamen bu ilke üzerine şekillenmiştir" diye konuştu.

Modern anlamda devlet ve birey ilişkilerinin çok değiştiğini, çok ilerlediğini, bu noktada önemli bir birikimin oluştuğunu vurgulayan Erdoğan, "Dün birey, devlet karşısında son derece edilgen bir konumdayken, bugün gelişmiş demokrasilerde artık devlet birey karşısında edilgen bir konuma gelmiş, birey devletin değil, devlet bireyin hizmetkarı şeklini almıştır" değerlendirmesinde bulundu.


"KADİM DEVLET GELENEĞİMİZİ ŞEKİLLENDİREN ANLAYIŞI ÖNE ÇIKARDIK"

Hükümet olarak 11 yıl boyunca devlet vatandaş ilişkilerini böyle bir temel üzerine inşa etmek için çok büyük bir mücadele verdiklerini ve vermeye devam ettiklerini vurgulayan Erdoğan, dönemlerinde Ahilik ve vakıf tecrübeleri başta olmak üzere kadim devlet geleneğini şekillendiren anlayışı öne çıkardıklarını, devlet vatandaş ilişkilerinde köklü değişimler, köklü reformlar gerçekleştirdiklerini söyledi.

Erdoğan, 11 yıl boyunca Şeyh Edebali'nin "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" öğüdünü Hükümet çalışmalarının temel ilkesi yaptıklarını ve bu ilkenin samimiyetle arkasında durduklarına işaret etti.

Başbakan Erdoğan şunları kaydetti:

"Hiç kuşkusuz demokrasi sadece kurumların tesis edilmesinden, sadece hakların teslim edilmesinden ibadet değildir. Demokrasi bir zihniyet devriminin, benimsemenin, özümsemenin, kabullenmenin neticesinde en ideal anlamda işlevsel hale gelir. Devleti milletin hizmetkarı olarak yeniden şekillendirebilirsiniz. Yargıyı, bütün baskılardan, yönlendirmelerden uzak tutarak en ideal anlamda bağımsız hale getirebilirsiniz. Özgürlükleri, temel hakları, anayasa ve yasalarla kayıt altına alabilirsiniz. Ancak zihniyet değişimi ya da zihniyet devrimi gerçekleşmediği sürece yapılanlar sadece kağıt üzerinde kalacak, pratik teorinin çok arkasından gidecektir. Devlet şeffaf olabilir, kanunlara uyabilir, eşit, tarafsız olabilir. Devlet, kağıt üzerinde en modern, en ileri hakları vatandaşına temin edebilir. Ama devletin işleyişini sağlayan bürokrasinin zihniyeti değişmiyorsa kendisini bürokrasi yeni şartlara hazırlamıyorsa toplum demokratikleşirken, bürokrasi köhnemiş geleneklere sıkı sıkıya sahip çıkıyorsa, işleyiş mutlaka eksik kalacaktır.

Şunu açık yüreklilikle ifade etmek durumundayım, Türkiye'de son 11 yılda çok önemli reformlar yaptığımız halde, zihniyet devrimi çok geriden geldiği için reformlarımız tam manasıyla, topluma, bireye, vatandaşa yansıması zaman almaktadır. Zihniyet değişiminin vakit alacağını elbette biliyoruz ancak zihniyet değişiminin er ya da geç mutlaka gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bu anlayışla yavaşlamadan, hız kesmeden reformlarımızı sürdürüyoruz."

Türkiye toplumunun yeniliklere her zaman açık olduğunu, yenilikleri çok hızlı şekilde benimsediğini dile getiren Erdoğan, "Bürokrasinin de yenilikleri hızla benimsemesi, yani topluma ayak uydurabilmesi için kararlılığımızdan asla taviz vermiyoruz. Hükümet olarak birçok kararımızın önünde bürokratik oligarşiyi bulmamıza rağmen, reformlarımızın bürokrasi kanallarında zorlandığını görmemize rağmen bugüne kadar kararlılıktan hiç taviz vermedik. Bundan sonra da reformlarımızı hız kesmeden sürdürecek, bürokrasinin de toplumun hızına yetişebilmesi için samimiyetle, cesaretle mücadele edeceğiz" diye konuştu.


"YEŞİLE HAYRANIM, HASTAYIM"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de yapılan ağaçlandırma çalışmalarına dikkati çekerek, "Yeşile hayranım, hastayım. Bu işi çok severim ve bize adeta 'çevre düşmanı' gibi bir yaklaşım içerisinde olmak inanın bize karşı çok büyük bir haksızlık olur" dedi.

Erdoğan, Kamu Denetçiliği Kurumunca düzenlenen Uluslararası Kamu Denetçiliği Sempozyumu'nda yaptığı konuşmada, Avrupa Birliğinin (AB) veya bazı çevrelerin hükümete karşı karalama kampanyası olduğunu, bunun AB'deki dostlar tarafından yürütüldüğünü, Avrupa'nın Türkiye hakkında son derece yanlış bilgilendirilmesi için özel bir gayret gösterildiğini ifade ederek, tutuklu ve hükümlü gazeteciler konusunu, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in defatle Avrupalı dostlara anlattığına dikkati çekti.

Başbakan Erdoğan, şunları belirtti:

"Tutuklu ve hükümlü gazeteciler konusunda Avrupa ve dünya kamuoyu sistematik şekilde tamamen yanlış bir şekilde bilgilendirilmektedir. Türkiye'deki ifade özgürlüğü konusunda aynı çevreler yine son derece yanıltıcı biçimde bilgilendirilmektedir. Türkiye'de toplumsal olaylara müdahale temel hak ve özgürlüklerin kullanılması konularında aynı şekilde dünya ve Avrupa kamuoyu sistemli şekilde yanlış yönlendirilmektedir. Biz şu özeleştiriyi çok büyük bir memnuniyetle yaptık ve yaparız. Tabii ki 'yüzde yüz herşeyi çözdük' böyle bir iddianın içinde değiliz. Ama ben şunu rahatlıkla söyleyebilirim, örneğin bir seyahatte Almanya'daydım, oradan birileri bize doğru yöneldi, Alman polisi hemen gitti bileğine sarıldı, dirseğinden çevirdi, yere yatırdı ve tekmeledi. İngiltere'de Londra'da neleri yaşadık hep birlikte izledik. Fransa'da aynı şekilde neleri gördük. Bu kötü örnekleri örnek olarak almıyoruz ama bizim polisimiz dayak yemiştir bir çoğu yerinde son anına kadar tahümmül etmiştir. Biberli gaz veya biber gazı sıkmak AB mevzuatında zaten var. Burada açısını, derecesini isabetli bir şekilde kullanmamış olabilir ki bunlar hakkında zaten gereği yapılıyor, o ayrı mesele ama 'biber gazı kullanılamaz' diye bir şey AB müktesebatında da mevzuatında da yok."

Su kullanılabileceğini ama gerçek mermi kullanılamayacağını vurgulayan Başbakan Erdoğan, "Ama gerçek mermiyi, gösteriyi yapan polise karşı kullanıyorsa buna ne demeli? Bunlar karşısında polis ne yapacak? Bu soruların da cevabını herhalde bulmamız lazım" diye konuştu.

Gerçek mermiyle yaralanan, hatta ölen polisler olduğunu anımsatan Erdoğan, "Bütün bunlar da bu son dönemdeki gösterilerde ne yazık ki önümüzde olan gerçeklerdir" dedi.


"AĞAÇ SÖKÜLMEZ DİYE BİR ANLAYIŞ ARTIK YOK"

Bunlar görülmeden, bilinmeden veya dezenformasyon yapılmak suretiyle ülke hakkında bu tür kampanyalar sürdürüldüğünü belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"Mesela çok masum gerekçeler ileri sürülmüştür. Nedir? 'Ağaç söküldü, yok ağaçlar kesildi bundan dolayı gösteriler' denildi. İddiayla söylüyorum, AB üyesi ülkelerle biz ağaç dikme noktasında şu anda rekabetteyiz, biz ön alırız. Biz bu konuda vagon değiliz, lokomotifiz. İktidara geldiğimizden bu yana milyonlarca ağaç diktik, hızla bunu devam ettiriyoruz. Avrupa'nın her yerinde yeri gelir ağaçları sökersin bir yerden alırsın başka bir yere nakledersin. Bunları hep görürüz biz. Avrupa'ya Fransız değiliz, Avrupa'yı tanırız, biliriz ve o makineleri nasıl ürettiklerini de biliriz. Hatta şurada bir kaç yıl öncesine kadar o makineleri Avrupa'dan ithal eden bir ülkeyiz. Yani ağaç sökme makinelerini kast ediyorum. Sökeriz, alırız bir başka yere naklederiz. 'Ağaç sökülmez' diye bir anlayış artık yok. Çevre teknolojisi bu denli ilerlemiş vaziyette."

Kendisinin de belediye başkanlığı yaptığını, bu işlerin ne denli önemli olduğunu bildiğini ifade eden Erdoğan, "Ve biraz da yeşile hayranım, hastayım. Bu işi çok severim ve bize adeta 'çevre düşmanı' gibi bir yaklaşım içerisinde olmak inanın bize karşı çok büyük bir haksızlık olur. Attığımız atacağımız adımlarda gösteri ve yürüyüşlerde hukuk içerisinde haklarını kullananları sadece koruruz. Onlara karşı herhangi bir tavrın olmasına müsaade etmeyiz" diye konuştu.


"İÇERİDE ÇÖZÜM SÜRECİNE KARŞI ÇIKANLAR AYNI KİŞİLERDİR"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de demokrasi güçlendikçe imtiyazlarını kaybedenler olduğunu belirterek, "Hukuk güçlendikçe imtiyazlarını kaybedenler değişimi engellemek için her yola başvuruyor ama biz hiç kimseye imtiyaz sağlamadan, ayrıcalık tanımadan 76 milyona eşit mesafede bir devlet anlayışını, 76 milyonun tamamına eşit mesafede bir hukuk sistemini kurduk ve güçlendirmeye de devam ediyoruz" dedi.

Erdoğan, Kamu Denetçiliği Kurumunca düzenlenen Uluslararası Kamu Denetçiliği Sempozyumu'nda yaptığı konuşmada, 11 yıl içinde gerçekleştirdikleri reformların demokrasi konusunda samimiyetlerini ortaya koyduğunu söyledi.

Hükümeti eleştirenler ve kamuoyuna şikayet edenlerle, Türkiye'de yıllardır değişimin ve demokrasinin önünde duran kesimlerin aynı olduğunu ifade eden Erdoğan, "Türkiye'yi dünyaya, ifade özgürlüğü olmayan bir ülke olarak lanse edenlerle, içeride çözüm sürecine karşı çıkanlar aynı kişilerdir" diye konuştu.

Suriye'de şu anda yüzbinlerce insanın öldürüldüğünü ve öldürülmeye devam edildiğini hatırlatan Erdoğan, bu süreçte Batı'nın ve Avrupa Birliği'nin sadece konuştuğunu hiçbir adım atmadığını, Mısır'daki askeri darbeye 'darbe' diyemediklerini vurguladı.

"O zaman bize tanımlasınlar darbe nedir" diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Demek ki aklına geldiği zaman bu tür darbeler rahatlıkla yapılabilir, meşrudur, sandığın içinden çıkmak hiç önemli değil ki bunu da üzüntüyle söylüyorum, bir şey son zamanlarda tutturuldu gidiyor. Nedir o? Çoğunluğun azınlığa tahakkümü hep bu konuşuluyor. Yani çoğunluk eğer halkından ülkeyi yönetme yetkisini almışsa ülkeyi yönetir, zulmediyorsa ve yanlış yapıyorsa yargı niye vardır, bunları yargılamak için vardır, sandık niye vardır önüne tekrar sandık geldiği zaman onu indirmek için vardır ama böyle diyerek azınlığın veya seçkinlerin çoğunluğa tahakkümünü neyle izah edeceksiniz. Bir de bu var. Azınlık çoğunluğa tahakküm ediyor, seçkinler aynı şekilde tahakküm ediyor.

Bakıyoruz ki Danıştay gibi önemli bir kurumumuz bir karar alıyor. Karar bu ülkede başı örtülü olanlarla ilgili olumlu bir karar. Hukukçu, akademisyen, avukat neyse biride çıkıyor diyor ki 'biz bunu kınıyoruz ve üzüntü duyuyoruz, bunu kabullenemiyoruz'. Bu nasıl iş, bir taraftan inançlara saygıdan bahsedeceksin diğer taraftan inancının gereğini yerine getirenlere karşı böyle bir tavrın içine gireceksin. Bir diğer taraftan da bir yargı kurumunun aldığı karara da 'üzüntüyle karşılıyoruz' diyorsun. İşine geldiği sürece evet, işine gelmediği sürece hayır."


"TÜRKİYE'DE ARTIK VATANDAŞININ HİZMETKARI BİR DEVLET VAR"

Yıllarca azınlık konumunda olanların hep bu duruma sabrettiklerini ama asla ellerine molotof kokteyli alıp sokaklara çıkmadıklarını vurgulayan Erdoğan, "Biz bu ülkede başı örtülü, başı açık bütün vatandaşlarımıza hep saygı duyuyoruz ve hepsi de bizim güvencemiz altında. Bugüne kadar da bunu yerine getirmenin bahtiyarlığı içindeyiz. Böyle yaptığımız içindir ki halkımız bizi kucakladı, biz de halkımızı kucakladık. Bu şekilde bu süreci işletiyoruz" ifadesini kullandı.

Cumhuriyet tarihinin en köklü, en demokratik reformlarını gerçekleştirdiklerine ve bu reform kararlılığını da sürdürdüklerine işaret eden Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Demokrasi güçlendikçe imtiyazlarını kaybedenler var ülkemizde. Hukuk güçlendikçe imtiyazlarını kaybedenler değişimi engellemek için her yola başvuruyor ama biz hiçkimseye imtiyaz sağlamadan, ayrıcalık tanımadan 76 milyona eşit mesafede bir devlet anlayışını, 76 milyonun tamamına eşit mesafede bir hukuk sistemini kurduk ve güçlendirmeye de devam ediyoruz. Etnik kökeni, dini, mezhebi, dünya görüşü ve yaşam tarzı her ne olursa olsun 76 milyon, devlet karşısında, hukuk karşısında eşit bir konumdadır. Temel hak ve özgürlükler noktasında tamamen eşit haklara sahiptir. Türkiye'de artık devlet vatandaşına tepeden bakan, kibirle bakan ceberrud bir devlet değil, vatandaşının hizmetkarı bir devlettir."


"HER REFORMU KARARLILIKLA UYGULAYACAĞIZ"

Türkiye'de artık bürokrasinin vatandaşa tepeden bakan, vatandaşı azarlayan, oyalayan bir anlayışa değil, vatandaşa hizmetkar olma anlayışına sahip bir bürokrasi haline getirildiğine dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:

"Sürekli bunu telkin ediyoruz. Zaman zaman aksaklıklar olabilir doğrudur, yanlışlar olabilir doğrudur ama bunların üzerine kararlılıkla gidiyoruz ki ombudsmanlık bunun için var. Vatandaşın haklarını her şeyin üzerinde tutuyoruz, tutacağız. Bir tek vatandaşımızın bile devlet kapısından boynu bükük, kalbi kırık, hakkını alamadığını düşünür şekilde ayrılmasına gönlümüz razı olmaz. Her vatandaşın devlet kapısından güler yüzle girmesini, çıkarken çok daha mütebessim çıkmasını sağlayacak, bunun için her tedbiri alacak, her reformu kararlılıkla uygulayacağız. Zihniyet değişimi takdir edersiniz ki kolay değil zordur. Meşhur deyişle önyargıları kırmak, atomu parçalamaktan daha zordur. Biz bunu başaracağız. Kamu Denetçiliği Kurumu işte bu anlayışın bir neticesidir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı bu anlayışın bir neticesidir. Özellikle yargıda gerçekleştirdiğimiz reformlar bu anlayışımızın bir sonucudur. İnşallah bunlarla yetinmeyecek, çok daha iyilerini vatandaşımızla buluşturacağız."