X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Başbakan'dan önemli açıklama
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Başbakan'dan önemli açıklama

  • Giriş Tarihi: 26.9.2013 11:25 Güncelleme Tarihi: 26.9.2013 16:03

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hedeflerinin insanı, insanoğlunu güçlü kılmak olduğunu belirterek, "Adil bir devlete, hükümete düşen bu anlayışı, bakış açısını savunmak, toplumun tüm kesimleriyle birlikte çalışana, çalıştırana, esnafa, girişimciye, sanayiciye, çiftçiye eşit mesafede durabilmektir. Adil bir devlet, hükümet, toplumun tüm kesimleri arasında olduğu gibi çalışma hayatının kesimleri arasında da barışı, diyologu, uzlaşmayı sağlayacak mekanizmaları oluşturmak zorundadır" dedi.

Başbakan Erdoğan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca düzenlenen 10. Çalışma Meclisi Toplantısında yaptığı konuşmada, çalışma hayatının güncel sorularını ele almak üzere düzenlenen etkinlik dolayısıyla ilgili bakanlığa ve katılımcılara teşekkür etti.

Çalışma Meclisi'nin taraflarıyla değişik platformalarda zaman zaman bir araya geldiklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, çalışma hayatında büyük hassasiyetle sürdürdükleri diyalog ortamının bundan sonra da aynı yoğunlukla, hassasiyetle devam edeceğini söyledi.

Erdoğan, çalışma hayatındaki barışı, huzuru, istikrarı, Türkiye'nin hem bugünü hem geleceği için hayati bir unsur gördüklerini ve 11 yıl boyunca çalışma hayatına çok büyük duyarlılık içinde eğildiklerini vurgulayrk, "12 yıl önce kurduğumuz partimizin programının çalışma hayatı bölümüne bakabilirseniz, orada meseleyi çok net, gerçekçi olarak ortaya koyduğumuzu göreceksiniz. 11 yıllık iktidarımız boyunca partimizin programındaki, seçim beyannamelerimizdeki, hükümet programlarımızdaki çalışma hayatı vaatlerine harfiyen uymanın, hedeflerimizi gerçekleştirmenin mücadelesi içinde olduk" diye konuştu.

"Yol arkadaşlığı kavramı üzerinden ilerlemenin mücadelesi içinde olacağız"

Çalışma hayatında düzenleme yaparken son derece hassas bir denge üzerinde ilerlemenin gerektiğinin bildiklerini ve bu hassasiyeti hep muhafaz ettiklerini anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bizim, kendi öz kültürümüz, kendi geleneklerimiz, tarihi tecrübemiz barış ve huzur içinde bir çalışma hayatı inşa etmek için çok zengin bir birikimi özellikle ihtiva ediyor. İşçi, işveren ilişkilerini inşa etmek için bizim yurtdışından ideolojiler transfer etmeye hiç ihtiyacımız yok. Elbette yeni gelişmeleri, anlayışları, çağımıza uygun hak ve imkanları kendi insanımıza kazandıracağız. Tabiki dünyadaki tartışmaları çok yakından takip edecek, bunlardan kendimize dersler çıkaracağız. Ancak kendi tarihimiz, kültürümüzde özellikle de bizim Ahi teşkilatımızda olduğu gibi biz, işçi-işveren, patron-emekçi ayrımını bir kenara koyacak, yol arkadaşlığı kavramı üzerinden ilerlemenin mücadelesi içinde olacağız. Ne işverensin ne de işçisiz böyle bir hayat mümkün değil.

Yol arkadaşları bir terazinin iki ayrı kefesinde bulunan iki ayrı taraf değildir. Yol arkadaşları; aynı yolda, aynı istikamette, yan yana yürüyen hem meşakkati hem faydayı paylaşan kader ortaklarıdır. İki insanın her anlamda tıpa tıp birbirine benzemediğini biliyoruz. Yetenekler, birikimler, aile, çevre, imkanlar, fırsatlar insanları birbirinden farklı kılabilir. Kimi zengin kimi fakir doğabilir, aynı köyden, hatta aynı aileden yola çıkıp biri işçi, biri patron olabilir. Önemli olan emeğini ortaya koyanın alnının teri kurumadan emeğinin hakını alabilmesidir. Önemli olan kişinin sermayesini özgürce ortaya koyabilmesi, özgürlük ve güvenlik içinde o sermayeyi kullanabilmesi ve oradan hakkını alabilmesidir. Bu ikisinin iki ayrı taraf gibi terazinin iki ayrı kefesi gibi birbiriyle asla uyuşmayacak, uzlaşmaycak bir düşman gibi hareket etmesi çalışma haytına ülkele, millete yarar sağlamaz ve sağlamamıştır."

Başbakan Erdoğan, "emek, sermaye" gibi başlıkların yanlış tanımlandığını belirterek, emek, sermaye, yatırım, üretim ve tüketimin hepsinin insanın birer türevi olduğunu, insan varsa emek, sermaye, üretim, tüketim ve yatırımın olacağını belirterek, "İnsan yoksa bunların hiçbirisi yok, öyleseye hedef insanı, insanoğlunu güçlü kılmaktır. Adil bir devlete, hükümete düşen bu anlayışı, bakış açısını savunmak, toplumun tüm kesimleriyle birlikte çalışana, çalıştırana, esnafa, girişimciye, sanayiciye, çiftçiye eşit mesafede durabilmektir. Adil bir devlet, hükümet, toplumun tüm kesimleri arasında olduğu gibi çalışma hayatının kesimleri arasında da barışı, diyologu, uzlaşmayı sağlayacak mekanizmaları oluşturmak zorundadır" diye konuştu.

"Acaba biz işçi-memur ayrımını ne zaman ortadan kaldıracağız"

Erdoğan, hükümet olarak 11 yıldır çalışma hayatının kesimleri arasında barışı, diyalogu, uzlaşmayı sağlamanın mücadelesini verdiklerine işaret ederek, şunları kaydetti:

"Diyorum ki; 'acaba biz işçi-memur ayrımını ne zaman ortadan kaldıracağız'. Batı bunu büyük ölçüde halletti. Türkiye'nin de bunu halletmesine gereğine inanıyorum. Zira işçi memurun ne aldığına, memur da işçinin ne aldığına bakıyor. Emekli olmadan önce veya emekli olduktan sonra, o zaman gelin oturalım bunu hep birlikte 'çalışanlar' başlığı altında toparlayalım. Eğer bunu bu başlık altında toparlarsak bir defa bu iki yanlı, iki bakış ortadan kalkmış olacaktır. Arada da sendikalar olacak, ama nedir? İşçi-memur ayrımı olmayacak, sadece 'çalışan'da hepsini toplamış olacağız.

Ben, şahsen gençliğimden itibaren İstanbul Belediyesinde işçi olarak çalıştım, işçi olmanın ne olduğu çok çok iyi biliyorum. Daha sonra özel sektörde de çalıştım, daha sonra işveren de oldum. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğum dönemde bu sefer masanın diğer tarafından işveren sıfatıyla bulundum. İşçilerimizle, sendikalarımızla aynı masaya oturup toplu iş sözleşmeleri imzaladım. Şu anda Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı sıfatıyla da 76 milyonun tamamına, çalışan da çalıştırana da eşit mesafedeyim, sorumluluklarım, yetkilerim dahilinde adaleti tesis etmek için mükellefim. Bunun için ne gerekiyorsa yaptık ve yapacağız."

Başbakan Erdoğan, toplumun tüm kesimlerinin ayn aynı geminin içinde, aynı yolun yolcuları olarak aynı hedeflere doğru ilerlediğini belirterek, "İşçisinin hakkı teslim edilemeyen bir ülke, memurunun hakkı teslim edilmeyen bir ülke gelecek hedeflerine ulaşamaz. Kendisini güven içinde, hürriyet içinde hissetmeyen sanayiciyle, işverenle, esnafla, çifçiyle gelecek inşa edilemez. 2023 hedeflerini biz hep birlikte inşa edeceğiz. 2053 hedeflerinin taşlarını şimdiden hepbirlikte döşüyeceğiz, 2071 hedeflerinin yolunu şimdiden birlikte inşa edeceğiz. Sadece çalışma hayatında değil, toplumsal her meselede ortak aklı öne çıkaracak, ortak hedefler doğrultusunda ortak çözümler üreteceğiz" diye konuştu.

Ellerde taş, sopa, silah molotofkokteyli olursa konuşulamayacağını, diyalog kurulamayacağını ifade eden Erdoğan, sorunları çözmek için en başta birbirini duymak, dinlemek ve hoşgörü içinde yaklaşmak gerektiğini belirtti.

Erdoğan, şöyle konuştu:

"Her meselede slogan atmaya ara verip sıkılı yumrukları açıp birbirimize kulaklarımızı, zihnimizi hatta gönülümüzü açtığımızda inanın çözemeyeceğimiz hiçbir mesela yoktur. Sunni vatandaşımın da Alevi vatandaşımın da sorunlarını bu şekilde biz çözeriz ve çözüyoruz. Türk kardeşimin, Kürt kardeşimin, Arap, Laz, Çerkez, Gürcü, Boşnak, Roman, ne kadar etnik unsur varsa kardeşlerimin sorunlarını bu şekilde çözeriz ve çözüyoruz. Gencin de yaşlının da çocuğun da hanım kardeşlerimin de engellinin de yoksulun da çalışanın da işçinin de memurun da sorunlarını çözmeye inanıyorum ki diyalogla, uzlaşmayla hal yoluna bunu kavuştururuz."

Türkiye'nin sorunlarını yine bu ülkenin insanlarının çözebileceğini ifade eden Erdoğan, "Bizim sorunlarımızı dışarıdan gelen birileri, özellikle onlar değil, bizzat biz, kendimiz hep birlikte çözebiliriz ve zaten bunu yapıyoruz. Eğer dışarıdan birileri gelirse şunu iyi bilelim, inanın sadece karıştırmak için gelir, sadece nifak için gelir ki bunu zaten yaşadık, gördük ve görüyoruz. Buna izin vermemeliyiz" diye konuştu.

Türkiye'nin meselelerini konuşarak, diyalog, uzlaşma ve ortak akılla kendisinin çözeceğini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu dışarıdan gelenler bize para vermeyecek. Onlar 'alın da bunu kullanın' demeyecek. Bunu hep birlikte yine biz üreteceğiz. Ama taksimatını da adil bir şekilde yine biz yapacağız. Öyleyse ne için onlara böyle bir beklenti içerisine giriyoruz. İşte bu beyinler burada. Onların bildiklerini en az benim vatandaşım, işçi, işveren, memur kardeşim de en az onlar kadar biliyor. Niçin onlardan bu noktada bir şey bekliyoruz. Uluslararası toplantılar, vesaireler zaten gidiyorsunuz, görüyorsunuz, neler oluyor, neler bitiyor, hepsini sizler de biliyorsunuz, bizler de biliyoruz."

"Şiddetten medet uman siyasi parti en başta kendisini inkar eder"

Şiddetin hiçbir sorunda çözüm yöntemi olamayacağına işaret eden Erdoğan, şiddetin beraberinde daha fazla sorun getirdiğine dikkati çekti.

Erdoğan, "Şiddet bir sorun çözme yöntemi olmadığı için ne vardır? Sendika vardır, örgütlenme hakkı vardır, toplantı ve gösteri hakkı, grev hakkı vardır, lokavt hakkı vardır. Şiddet bir çözüm yöntemi olmadığı için demokrasi vardır, siyasi partiler, sandık vardır. Şiddeti yedeğine alan, öven, şiddetten medet uman siyasi parti en başta kendisini inkar eder ve çözümün önünde engel olur. Şiddeti yedeğine alan teşkilat, sendika o da en başta kendi varlığını inkar eder ve çözümün önünde bariyer olur" değerlendirmesinde bulundu.

"Direnç gösterenlerin bile özgürleşmesini sağlayan yine biz olduk"

Şiddetin her türlüsünün dışlanması, her alanda sorunlarını şiddetsiz bir ortamda diyalogla, uzlaşmayla çözülmesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Eğer imkan olsaydı, şartlar müsayit olsaydı 2003'te iktidara geldiğimiz gün Türkiye'deki tüm yasakları ortadan kaldırır, kısıtlamalar son verir, hakları sahiplerine teslim ederdim. Ama çok engelle, dirençle karşılaştık. Engeli, bariyeri, direnci bir tarafa bırakın çok büyük yıkım senaryolarıyla, tahriklerle, kanlı senaryolarla mücadele ettik. Yılmadık, vazgeçmedik ve geri adım atmadık. Bir yandan bunlarla mücadele ettik, bir yandan da kademe kademe hakları teslim ettik. Reformlarımızı yaptık. Biz sendikaların, örgütlenme özgürlüğünün üzerindeki baskıları kaldırabilmek için demokrasi mücadelesi verirken, 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat düzeninin devam etmesi için bu ülkede direnenler oldu."

AK Parti iktidarı, daha ileri demokrasi için mücadele verirken statükonun, hatta devlet içine sirayet etmiş çetelerin yanında saf tutanlar olduğuna işaret eden Erdoğan, "Türkiye'de darbelerin, çatışmaların, kaos senaryolarının bedelini çok ağır ödediği halde her kaos senaryosunda ön safta yer alanlar, rol alanlar oldu. Hiçbirine aldanmadık. Direnç gösterenlerin bile özgürleşmesini sağlayan yine biz olduk" dedi.

Yaptıkları reformlara, siyasi partilerden, sermayeden, medyadan, sendikalardan direnç gösterenler olduğunu aktaran Erdoğan, onların da daha özgür bir ortama kavuşmalarını sağladıklarını belirtti. Erdoğan, "11 yıl öncesine kadar karşısında el pençe divan durdukları hatta selam çaktıkları kurumları bugün eleştirebilenler bunu 11 yıllık reformlarımız sayesinde yapıyorlar. Çünkü tüm dirençlerine rağmen onları da baskıdan, dayatmadan, zulümden kurtaran biz olduk" diye konuştu.

"Şiddeti yedeğine alan her kim olursa olsun milletim ona cevabını verir"

AK Parti Genel Merkezi'ne ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ait Dikmen'deki binalara yapılan saldırıyı hatırlatan Erdoğan, "Korkup geri adım mı atacağız? Hayır" ifadelerini kullandı.

Erdoğan, şöyle konuştu:

"Şimdi anamuhalefet partisinin, genel başkanı demiyorum, genel müdürü çıkmış, bu saldırıyla ilgili akıl, mantık dışı sorular soruyor. Eğer bu saldırılarla ilgili soru soracağı biri varsa o da kanlı örgüte kol kanat geren, o kanlı örgütle aleni aynı yolda yürüyen kendi milletvekili veya milletvekilleridir. Kendi hemşehrisi. Gitsin o soruları ona sorsun. Cevabını ondan çok daha isabetli bir şekilde alır. Şiddeti yedeğine alan her kim olursa olsun milletim ona cevabını verir ve göreceksiniz verecektir. Biz saldırılardan asla korkmuyoruz, kormayacağız."

Bingöl'de cezaevinden firar eden 18 mahkumdan 17'si ile Dikmen'deki Emniyet Genel Müdürlüğüne ait binalara saldıran kişilerin emniyet güçlerince yakalandığını hatırlatan Erdoğan, "Bu mücadele yılmadan, usanmadan devam edecek. Artık bunlara kol kanat germek bu iktidarda mümkün değildir. Geçmişte bunu yapmış olanlar olabilir. Ama bizim asla böyle bir şey yapmamız söz konusu olamaz" dedi.

"Kimsenin zoruyla değil"

AK Parti'nin Türkiye'yi büyüktecek reformlarını kararlılıkla sürdüreceğini ifade eden Erdoğan, 30 Eylül Pazartesi demokratikleşme paketini açıklayacaklarını anımsattı.

Bunun demokratikleşme sürecinde çok önemli bir aşama olduğunu, partilerini kurarken verdikleri sözleri, kongrelerinde verdikleri sözleri şartlar oluştuğu için bir reform paketi halinde hayata geçireceklerini söyleyen Erdoğan, "Kimsenin zoruyla değil, dayatması, baskısıyla değil, sözünü verdiğimiz şartlar oluştuğu için. Bu bir yol haritasıydı ve engeller ortadan kalktığı için bu reformlarımızı yapacak, milletimize, ülkemize yeni ufuklar açacağız" dedi.

Erdoğan, paketin içeriğine ilişkin tahminler yürütüldüğünü ve tartışmalar yapıldığını belirterek, şunları söyledi:

"Yapacağımız açıklama belki birçok kesimi de şaşırtabilir. Bu paket 11 yıllık sürecin devamı bir paket olacak. Ama asla bir son olmayacak. Çünkü bu bir matematik, geometrik olay değildir. Bu sosyal, siyasi bir yaklaşımdır, pakettir. Dolayısıyla sosyal ve siyasi paketlerin sürekli olarak güncellenmesi esastır. Yapılan da budur. Şartlar daha da iyiye gittikçe, Türkiye daha da büyüdükçe, kardeşliğimiz daha da güç kazandıkça biz de reformlarımızı hayata geçirmeye Türkiye'yi büyütmek için ne gerekiyorsa onu yapmaya devam edeceğiz."

"Takdir edersiniz ki çalışma hayatının sorunlarını çözme konusunda da 11 yıl boyunca önümüzde engeller, bariyerler, imkansızlıklar oldu. Buna rağmen 11 yıl boyunca ekonomi ve demokratikleşmedeki her gelişmeyi çalışma hayatının tüm unsurlarına yansıtmanın gayreti içinde olduk" diyen Başbakan Erdoğan, çalışanların geçmişten gelen hak kayıplarını telafi etmenin öncelikleri arasında yer aldığını vurguladı.

11 yılda 5 milyon kişiye yeni istihdam sağladıklarına ve bunun çok büyük bir rakam olduğuna işaret eden Başbakan Erdoğan, bir yandan istihdama yeni katılanlara iş üretildiğini bir yandan da işsizlikle mücadele edildiğini belirtti. Artan nüfusa rağmen işsizliği aynı seviyede tuttuklarını, 11 yıl boyunca ücretleri enflasyona ezdirmediklerini, buna ek olarak geçmişten gelen kayıpların telafi edilmeye çalışıldığını vurgulayan Erdoğan, "Hem ücretleri hem de alım gücünü artırdık. Şu anda benim işçi kardeşimin de memur kardeşimin de 11 yıl öncesine göre satın alma gücü 11 yıl öncesiyle mukayese edilemeyecek derecede kat be kat fazladır" dedi.

11 yıl önce 184 lira olan net asgari ücretin bugün 4,5 katlık artışla 803 liraya çıktığını, artış oranının yüzde 336, reel artış oranının da yüzde 68 olduğunu hatırlatan Erdoğan, 392 lira olan en düşük memur maaşının da yaklaşık 5 katlık artışla bin 725 liraya yükseltildiğini bildirdi. İşçilerin üzerinde önemle durdukları konuların başında 1 Mayıs'ın geldiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"1 Mayıs'ı bizden önceki iktidarlar niye çözmedi? 1 Mayıs'ı tatil ilan etmeye bugüne kadar hiçbir hükümet cesaret edemedi. Ama biz çalışanlarımızın taleplerine kulak verdik, şartları hazırladık ve 1 Mayıs'ı tatil ilan ettik. Buna rağmen bu hükümetin bu kararlılığı, bu attığı adım maalesef, bütün işçilerim, bütün memurlarım için söylemiyorum, belli bir kesim için iltifat görmüyor. Müsaade ederseniz bir gerçeği de söylemek zorundayım; marifet iltifata tabidir, iltifatı olmayan marifet zayidir. İnsanoğlu bunu da bekler. Fakat biz bütün bunlara rağmen, 'at denize balık bilmezse halik bilir' dedik, yola devam ettik.

Çalışma hayatının her meselesini cesaretle ele aldık, birlikte müzakere ettik, istişare ettik ve çözüme kavuşturduk. Sizler de çok iyi biliyorsunuz, müzakere bir tarafın diğerine dayatma yapmasıyla olmaz. Müzakere diyalogla, masada kalmakla olur. Müzakere kendi talebini, kendi arzusunu dayatmak değil, karşısınındakinin taleplerini de dikkate alarak orta bir yolu bulmaktır. Bir adım atarsın karşıdaki de bir adım atar. Karşıdaki bir adım atarsa sen de bir adım atarsın, sonuçta ortak bir nokta bulunur. Müzakere ve diyalog mekanizmasını bugüne kadar başarıyla çalıştırdık ve çok önemli sorunları hep birlikte çözdük."

"Bizden öncekiler niye ödemedi bu paranızı?"

İktidara geldiklerinde çalışma hayatının en önemli sorunlarından biri olan zorunlu tasarrufu hemen gündeme taşıdıklarını ve müzakerelerin haftalarca sürdüğünü hatırlatan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Burada bulunan örgütlerimizin bir çoğu o müzakerelerde yer aldı. Kimi zaman işçi kimi zaman işveren kimi zaman da hükümet tarafı itiraz etti. Ama ilgili bakanlarıma talimatı verdim, 'Bu işi çözeceksiniz' dedim. Bir gece sabaha kadar bir masanın etrafında konuşuldu, görüşüldü, anlaşmaya varıldı, sabaha karşı sonuç açıklandı. 13,5 katrilyon lira olarak hem ana parayı hem nemaları hak sahiplerine biz ödedik. Bizden öncekiler niye ödemedi bu paranızı? Onların da bu sorumluluğu yok muydu? Onların da şu anda bir kısmı hala siyaset yapmıyor mu? Hala bunlar siyasetin içinde değil mi? Benim işçi, memur kardeşimin hakkını niçin onlar acaba kendilerine teslim etmediler? Onların maaşlarından kesmek suretiyle gittiler maaş ödemeye kalktılar.

'Konut edindirme yardımı' dediler, yine oralardan para kestiler. O da 3 katrilyonu aştı. Onu da biz ödedik. Bunlar hep bizden önce cereyan etti. Niye onlar ödemedi? Onların böyle bir sorumluluğu yok muydu? Parayı kesen onlar değil miydi? Acaba onlara niçin bu hesaplar sorulmadı? Neredeydi sendikalar, bu hesapları niye sormadılar? Biz, bu tür talepleri beklemedik. Masamızın üzerinde bunu görünce, 'Devlet işçisine, memuruna borçlu olur mu? Arkadaşlar bu işi hemen çözeceksiniz' dedik ve anında bunu çözdük. Ulus'ta Emlak Bankası'nın depolarında çuvallar açtırdık. O evrakları tek tek inceledik, hak sahiplerini tespit ettik ve şu ana kadar KEY olayında 3,5 katrilyon ödeme yaptık. Vatandaş umudunu kesmiş. Benim devletten böyle bir alacağım var mı, yok mu bilmiyor. Biz oradan çıkarıyoruz şimdi, onları arıyoruz buluyoruz, 'Senin devletten bu kadar alacağın var, gel al' diyoruz."

"Diyaloğu artırarak sorunlarımızın hepsini çözüm yoluna koyacağız"

"Önce insan" ve "Benim insanımın nerede alacağı, hakkı var, bulup çıkaralım, kendisine teslim edelim" anlayışıyla çalışmaya devam ettiklerini söyleyen Başbakan Erdoğan, Sosyal Güvenlik Kanunu'nun, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun, Sendikalar Kanunu'nun taraflarla beraber çıkardıklarını, asgari ücretin, işçi ve memur maaşlarının tespitinin müzakere, diyalog ve çözümle yapıldığını anlattı. Başbakan Erdoğan, "Bu diyaloğu azaltmadan daha da artırarak, mevcut sorunlarımızın hepsini de inşallah çözecek, çözüm yoluna koyacağız" diye konuştu.

Ekonomik ve Sosyal Konseyin, Anayasa değişikliğiyle anayasal bir kurum haline getirildiğini, konseyin yasasıyla ilgili çalışmalara da hız verildiğini aktaran Başbakan Erdoğan, yasanın çıkmasıyla diyaloğun daha da güçlendirileceğini belirtti. 10. Çalışma Meclisinin gündeminde 6 başlıkta çok önemli konular olduğunu, 2 gün boyunca bunların konuşulacağını ve tartışılacağını söyleyen Erdoğan, bu konularla ilgili değerlendirmeler yapacaklarını ifade etti.

Kıdem tazminatı konusuna da değinen Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

"Kıdem tazminatı konusunda söyleyeceğim son derece nettir. Ben diyorum ki aranızda anlaşın. Bizim açımızdan hiçbir sorun yok. Siz aranızda anlaşın, biz üzerimize düşeni anında yerine getirmeye hazırız. Biz bu konuda başından beri aranızda bir uzlaşma, anlaşma olmasını bekliyoruz.

Burada bir konuyu daha söyleyeceğiz, 11 ay, 10 ay mevsimlik işçi... Bunlara biz artık taraf değiliz, biz hakka tarafız. Diyoruz ki, bir işçi, bir gün dahi çalışsa o onun kıdem hesabına girmeli. Şimdi yeni hazırlık, inşallah hemen onun ödemesini getiriyor. Bir gün dahi çalışsa. Dolayısıyla bundan sonra 11 ay, 10 ay, 6 ay, mevsimlik yok. Kıdem sürekli çalışıyor."

Alt işverenlik ve özel istihdam büroları konusunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının uzun süredir çalıştığını anımsatan Erdoğan, konunun 10. Çalışma Meclisinde müzakere edileceğini kaydetti.

Başbakan Erdoğan, "Ekim ayı içinde Bakanımız çözüm önerilerini önümüze getirecek ve biz de gerekli düzenlemeler için adımları atacağız. Türkiye'nin huzuru, iç barışı istikrarı hiç kuşkusuz her şeyden önce çalışma hayatının huzur, barış ve istikrarına bağlıdır. Bunu tesis etmek için ne gerekiyorsa yaptık ve yapacağız. Diyalog kanallarını hep açık tutacak, istişareyle konuşarak, anlaşarak, Türkiye'nin ve çalışma hayatımızın her meselesini çözecek, inşallah hep birlikte büyük hedeflere doğru yürüyeceğiz" diyerek konuşmasını tamamladı.