X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Demokrasi coşkusu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Demokrasi coşkusu

  • Giriş Tarihi: 1.10.2013 11:03 Güncelleme Tarihi: 1.10.2013 16:52

Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı demokratikleşme paketi Türkiye'nin demokrasi yolculuğunda çok önemli virajın geçilmesini sağlıyor. Kamuoyunun büyük bir memnuniyetle karşıladığı demokratikleşme paketini SABAH yazarları yorumladı.

Nefret suç olsaydı Ahmet Kaya ve Hrant Dink yaşarlardı - Mehmet BARLAS

Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı "Demokratikleşme Paketi"ne not vermek için öncelikle şu sorunun cevabını aramak doğru olur:
- Demokratikleşme Paketi'nde açıklanan düzenlemeler, hangi toplum kesimlerinin yaşamlarını nasıl etkileyecektir?
Bu soruya en kestirme yoldan şu şekilde cevap verilebilir:
- Kin ve nefret suçlarına ilişkin olarak yapılacak yasal düzenlemeler daha önce gerçekleştirilseydi, mesela Ahmet Kaya veya Hrant Dink bugün hayatta olurlardı. Onları hedef gösteren nefret üreticileri ise şimdi cezaevlerinde yaptıklarının bedelini ödemekte bulunurlardı.
Evet... Sonunda "Nefret Suçları"nın da Türk ceza hukukuna girecek olması bu paketin bana göre en önemli yanlarından birini oluşturmakta.

Nefret suçları

Başbakan Erdoğan'ın cümleleri ile "Belirli suçlar, kişinin, dili, ırkı, milliyeti, rengi, cinsiyeti, engelliliği, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini veya mezhebi nedeniyle işlenirse, cezası daha da ağırlaşacak. Nefret saikiyle işlenmesi durumunda cezaları artırıyoruz. Irkı, dili, rengi, inancı, cinsiyeti, engeli nedeniyle işlenirse cezasını artırıyoruz. Cezayı 1 yıldan 3 yıla kadar artırıyoruz. Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu kuruyoruz."
"Demokratikleşme Paketi"nin bir önemli maddesi de tabii ki siyasetçileri ve siyasi partileri etkileyecek.
"Daraltılmış bölge" kabul edilir ve seçim barajı yüzde 5'e düşerse ya da "Dar bölge" kabul edilir ve baraj tümden kalkarsa, bundan tüm siyasetçiler ve partiler etkilenecektir.
Seçim sistemi üzerindeki tartışmalar başladığında yapılacak açıklamaları izleyerek, hangi partinin bu alternatiflerden ne şekilde etkileneceğini göreceğiz. Yani bu konuda beklemekte yarar var.

Paket ve beklentiler

Demokratikleşme Paketi'ni tümden değerlendirirsek...
Din ve mezhep savaşlarının katliamlara dayandığı, "Nefret"in bir suç değil siyasetin doğal bir aracı olarak görüldüğü, despotların veya totaliter rejimlerin kendileri gibi düşünmeyenleri yok ettiği bu coğrafyada, demokratikleşmeyi ve özgürleşmeyi ulusal hedef olarak benimseyen Türkiye bir vaha gibidir.
Bundan kısa süre önce konuşulmaları ve yazılmaları suç fiili oluşturan gerçeklerin, bugünün siyasi gündeminin tartışma konularını oluşturduklarını görmezden gelmeyelim.
Bu paket ile Türkiye'nin geçmişten bugüne aktarılan bütün anti-demokratik mevzuatı ve alışkanlıkları tabii ki buharlaşmıyor. Toplumun farklı kesimlerindeki tüm beklentiler gerçekleşmiyor. Nitekim Başbakan Erdoğan da bu gerçeği şu cümlelerle vurguladı:

Bu bir başlangıç

- Bu paket Türkiye'deki tüm sorunları temizleyecek değildir. Ancak bu paket bugün için bir başlangıç olacaktır. Türkiye'nin demokratikleşme sürecine bir kerede bütün her şeyi değiştirebilecek bir paket açıklamak mümkün değildir. Gönül isterdi ki bir tek paketle tüm yasakların önünü açalım, tüm özgürlüklerin önünü açalım. Ancak Türkiye'nin siyasi yapısının buna hazır olmadığını çok açık şekilde milletim gördü.
Dileğimiz tüm siyasi partilerin "Bir kerede tüm sorunları temizleyecek" bir paketin açılabilmesi için uzlaşabilmeleridir. Eğer herkes "Zamanın Ruhu"nu yakalayabilirse bu mümkün olabilir.#Sayfa#

******

En iyisi dar bölge - Emre AKÖZ


Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı demokratikleşme paketi çeşitli açılardan ele alınabilir. Her madde üzerine sayfalarca yorum yapmak mümkün...
Bugün önemsediğim bir maddeyi ele alacağım.
Diğer maddelere ilerleyen günlerde bakarız...
Başbakan Erdoğan, 1980 darbesinden kalma seçim sisteminin yenileneceğini...
Ve bunu tartışarak yapmak istediklerini belirterek, üç alternatif sundu:
Vekilleri, mevcut yüzde 10 barajla ve il bazında seçmek.
Barajı yüzde 5'e çekmek...
Milletvekillerini 5'er kişi halinde, Daraltılmış Bölge Sistemi ile seçmek.
Ülke barajını tamamen kaldırmak ve Dar Bölge Seçim Sistemi'ne geçmek.

Bu ne adaletsizlik?
Bence, Dar Bölge Seçim Sistemi demokrasi açısından en iyisi... Çünkü:
Bir kere mevcut seçim sisteminde vahim bir adaletsizlik ve vizyonsuzluk var. Şöyle:
Önce 550 vekilin 81'i, her ile bir kişi düşecek şekilde dağıtılıyor. Sonra kalan vekiller nüfusa göre bölüştürülüyor. Sonuç: Nüfusu az olan, tarım ağırlıklı illerde 40-50 bin kişiye bir milletvekili düşerken... Mesela İstanbul'da 150 bin kişiye bir milletvekili düşüyor.
Adaletsizliğin bu kadarına pes!
Bitmedi... Dünyayla birlikte Türkiye'de de kentlerin ağırlığı artarken...
Yani ekonomi, toplumsal ilişkiler ve kültür açısından büyük kentler ülkenin lokomotifi olmuşken...
Politik düzeyde kırsal zihniyetin gücü devam ediyor.

Vekilimi tanımıyorum
Olayın bir de seçmenvekil ilişkisi var. Küçük ilin tarımla geçinen seçmeni, Meclis'e gönderdiği vekili tanıyor. Hatta icabında Ankara'ya gidip görüşüyor.
Öte yandan mesela İstanbullu seçmen "kime" oy verdiğini bilmiyor.
Partiye oy veriyor.
Adayların adını biliyor.
Ama normal şartlarda adaylarla tanışmıyor.
Bazen uzaktan bile görmemiş oluyor.
Böylece ortaya siyasi yabancılaşma çıkıyor.
İşte Dar Bölge Seçim Sistemi bu sorunları aşıyor.
2011 Genel Seçimlerinde yaklaşık 50 milyon seçmen vardı. Milletvekili sayısı da 550'ydi... Bölelim...
Sonuç: Eğer dar bölge sistemi uygulansaydı...
Türkiye 550 bölgeye ayrılacaktı... Bir bölgede yuvarlak hesap 91 bin seçmen olacaktı... Ve her bölge bir vekili Meclis'e gönderecekti.
Adaylar...
Bölgelerindeki seçmenlerin teveccühünü kazanmak için kapı kapı dolaşacak, yerel sorunları önemseyecek, seçmenini neredeyse isim isim tanıyacaktı.
Halbuki şimdi...
Özellikle büyük kentlerde...
Vatandaş vekile yabancılaşırken... Vekil de seçmenini tanımıyor. Onu kimler seçti; bilmiyor.

İki turlu olmalı
Unutmayalım: Şu an uygulanmakta olan tüm seçim sistemlerinde dengesizlik vardır. Bazı oylar maalesef çöpe gider.
Çoğunda küçük partiler Meclis'te temsil edilemez.
Bana sorsanız, Fransa'daki gibi İki Turlu Dar Bölge'yi tercih ederim. Meclis'e gidecek adayın, yüzde 51 alması gerektiği için, birçok bölgede ikinci tur seçim yapılıyor.
Bu nedenle iki turlu sistem, tek turlu olana göre daha masraflı. Ancak çok daha adaletli bir sonuç ortaya çıkıyor.
Paketi konuşmaya devam edeceğiz.#Sayfa#

******

Demokratikleşme Paketi -I- Hasan Celal GÜZEL

Sevgili okuyucular, 2003 başından beri çeşitli gazetelerin sütunlarında sizlerle beraber oldum ve binlerce köşe yazısı yazdım. Bu yazılarımın herhangi birinde milliyetçiliğe, vatanseverliğe ve demokrasiye aykırı tek bir cümle gösterebilir misiniz?... Benim milliyetçilik anlayışım da bir avuç ırkçıbölücünün dışında bütün Türk milleti gibi İslâmî ve insanî ölçülere uygundur ve asla ırkçı ve ayrımcı değildir. Daima hangi etnik kimliğe mensup olursa olsun vatanımızda yaşayan herkesin ırk, dil, din ve cins ayrımı yapılmadan büyük Türk Milleti'nin bir parçası olduğuna inandım; ayrılığı değil, hep birliği ve bütünlüğü savundum.
Bu girizgâhı yapmamın sebebi, vatansever bir aydının penceresinden dün Başbakan Erdoğan tarafından ilân edilen son demokratikleşme paketi hakkındaki değerlendirmeyi objektif bir şekilde yaptığımı anlatabilmektir. 'Görüşme Süreci' çerçevesinde hâlâ haklılığına inandığım ve haklı çıktığım tenkitlerimin, görüşlerine çok değer verdiğim Başbakan Erdoğan'ı üzdüğünü biliyorum. Ancak, milletimizin birlik ve bütünlüğü benim için her şeyden daha önemlidir.
***

Demokratikleşme Paketi üzerinde ayrı ayrı görüşlerimi belirtmeden önce genel olarak şu tespiti yapmak istiyorum: Demokratikleşme Paketi fevkalâde dikkatle ve özenle hazırlanmış, her türlü ayrıntısı düşünülmüş, son yarım asrın en radikal reformlarını ihtiva etmektedir ve son derece olumlu bir pakettir. Öyle ki, bazı konuların ihmal edildiği veya pakette yeterince ele alınmadığı şeklindeki ağızdan dolma eleştiriler incelendiğinde, aslında meselenin gerisinde bir anayasal ya da uluslararası gerekçenin bulunduğu görülecektir.
Esasen, muhalefetin ve bazı dış çevrelerin aksine iddialarına rağmen, AK Parti Hükûmetleri, son on bir yıllık iktidarları dönemi zarfında her zaman demokrasi, insan hak ve hürriyetleri istikametinde yol almış; aslâ otoriter bir yönetim sergilememiş ve her türlü vesayete karşı çıkmıştır. 'Gezi Olayları'nı bahane ederek -Başbakan'ın haksızlığa uğramanın tepkisiyle sarf ettiği bazı sert sözleri istismar edip- hiç utanıp sıkılmadan Erdoğan'ı 'diktatör', AK Parti İktidarı'nı da 'dikta yönetimi' olarak takdim edenler, bu paket karşısında acaba ne söyleyeceklerdir?!...
***
Başbakan'ın basın toplantısı ve paket incelendiğinde şu temel özellikler görülecektir:
1. Başbakan Erdoğan, her konuda ve özellikle Demokratikleşme Paketi konusunda, 'Halkın istemediği bir konuda karar verilemez' ilkesini koymuştur. Esasen, demokratik bir rejimde siyasî ve sosyal talebin dışına çıkılarak değişim yapmak da mümkün değildir. Başbakan, sadece belirli kesimleri değil, 76 milyonu ilgilendiren bir demokratikleşme paketi hazırladığının şuurundadır. Muhalefet nasıl istismar ederse etsin, Başbakan Erdoğan, 'Bu paket bir dayatmanın eseri değildir. Bu paket, bir müzakerenin, bir pazarlığın eseri aslâ değildir' demiştir. Gerçekten de iddia edildiği gibi bu paket, bir pazarlığın sonucunda ortaya çıkmış olsaydı, PKK-KCK-BDP çevreleri hiç bu kadar tepki gösterir miydi?
2. Bu pakette millî birlik ve bütünlüğümüze aykırı hiçbir tâviz yoktur. Başlangıçtan beri yazıp duruyorum, benim tanıdığım Başbakan Erdoğan hem bir vatansever hem de bir siyaset adamı olarak böyle bir temel yanlışa düşmez. Nitekim ana dilde özel okul uygulamasını doğru bulmamakla beraber yabancı dillerdeki özel okul uygulaması varken bu konuda bir imkânın tanınması, resmî eğitim dilinin Türkçe olmasına bir istisna teşkil etmeyecek ve ana dilde eğitim yapılması anlamına gelmeyecektir (Gene de bu konudaki uygulamayı dikkatle değerlendirmek lazımdır).
3. Demokratikleşme Paketi, Gezi Olayları Komplosu ile Erdoğan ve AK Parti İktidarı hakkındaki haksız ve tamamen yanlış dış intibaları büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır.
***
Başbakan Erdoğan'ı yeni Demokratikleşme Paketi konusunda tebrik ediyorum.#Sayfa#

******

Demokratikleşme Paketi'nin ekonomiye etkisi ne olacak? - Süleyman YAŞAR

Bir ekonomide büyümeyi engelleyen üç olumsuz etken; makro ekonomik istikrarsızlık, içe kapalı ekonomi ve devletin yurttaşlar üzerindeki kontrol ve baskısı olarak sıralanır. İşte dün Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı demokratikleşme paketi devletin yurttaşlar üzerindeki baskısını azaltarak büyümeye katkı yapacak düzenlemeleri içeriyor.
Gelelim özellikle büyümeye katkı yapacak düzenlemelerin neler olduğuna...
Nefret suçlarında cezaların artırılması, yaşam tarzına müdahalenin ceza kanunu kapsamına alınması, harf kullanımında cezaların kaldırılması, eğitimin özel okullarda farklı dil ve lehçelerde yapılması, köy isimlerinin değiştirilebilmesi, kişisel verilere güvence getirilmesi, toplantılarda hükümet komiserinin kaldırılması, yardımların serbestleştirilmesi, vatandaşlar üzerindeki baskıyı azaltan düzenlemeler olarak ele alınabilir. Çünkü Hrant Dink, Rahip Santoro ve Malatya'da misyonerlerin öldürülmesi aslında bir nefret suçuydu bu ülkede. O halde bu suçların cezalarının artırılması ve dini inançları, ırkı, rengi nedeniyle insanların aşağılanmasının önüne geçilmesi yurttaşlar üzerindeki baskıyı azaltan yeni düzenlemeler oluyor.
Yine başörtüsünün asker, polis, hâkim ve savcılık görevleri dışında serbest bırakılması kadın emeğinin işgücüne katılımının artıracağını söyleyebiliriz.
Niçin böyle bir tespiti yapıyoruz?
Çünkü başörtülü kadınlardan gelen pek çok elektronik postada, kamuda işe alınmayan yüksek öğrenim görmüş başörtülülerin özel sektörde çok düşük ücretlerle çalışmaya zorlandığını gördük. Yasağın kalkmasıyla angarya sona erecek, ekonomiye katkı çoğalacak.
Bir de ilk okullarda çocuğun etnik kimliği gözetilmeden her sabah tekrarlanan ant ağır bir baskı yaratıyordu çocuk ve velisi üzerinde. "Bu ekonomiyi ilgilendirmez?" diyebilirsiniz. İlgilendirir. Çünkü kendi kimliğinden kopartıldığını fark eden çocuk ile velisi paydaş toplumun bir parçası olamaz.
Ve onlar ülke ekonomisine katkı yapmaktan kaçınırlar.
Gelelim demokratikleşme paketinde ekonomiyi ilgilendiren diğer konuya... Mor Gabriel Manastırı mallarının iade edileceğinin açıklanması yurttaş üzerinde baskıyı kaldırıyor. Hatta dün Başbakan Erdoğan'ın "azınlık vakıflarının 250'den fazla mülkünün iadesinin sağlandığını ve iade edilen bu mülklerin parasal değerinin 2.5 milyar lira" olduğunu açıklaması önemli bir gelişmedir. Devlet elinde verimsiz bu türden mülklerin asıl sahiplerince yeniden yapılandırılması ekonomiye büyük katkı yapacak.
Kısaca, Başbakan Erdoğan dün "demokratikleşme paketleri halkın yüzünü güldürür, darbecilerin uykularını kaçırır" diyerek halkın üzerinde devletin kontrol ve baskısının azalacağını belirtti. O halde makro ekonomik istikrar, dışa açık bir ekonomi zaten var olduğundan bir de yurttaş üzerinde devlet baskısının azaltılmasıyla ekonomik büyümenin olumlu etkileneceğini söyleyebiliriz.#Sayfa#

******

Özgürlük reformu - Şeref OĞUZ

Demokratikleşme Paketi içeriğine bakıyoruz... Bizzat Başbakan'ın "devamı var" vurgusuyla açıklanan paketteki demokratik hak ve özgürlükleri genişleten maddelerin ekonomiyi bir üst lige taşıma yolunda güçlü adımlar oluşturacağı aşikâr.
Öncelikle Türkiye'nin küresel büyük oyuncu olma yolunda hukuk alanında iyileştirmeler söz konusu. 1930'larda içine kapatılan Türkiye'nin Özal ile yeniden "dışa açılması", bu paket ile daha da hızlanmış olacak. Özgürlüğü genişletecek hukuki adımlar, yerli ve yabancı yatırımcı için gri alanları da netleştirecek.
Bireysel hakların genişlemesi, kendini hâlâ ülkenin vasisi sayan bürokrasiyi yumuşatma yönünde etkisi olacak. Bir bakıma askeri vesayetten kurtulan Türkiye, bürokrasinin vesayetinden de azade sürecine girecek. Bu sayede daha dinamik ekonomi için gereken yapısal reformlara karşı direnç gösterenlerin sayısı azalacak. Avrupa'nın bizi dışarıda tutmak için yarım asırdır bize dayattığı Maastricht kriterleri bugün sağlanmıştır. Öyle ki bize bunu dayatan AB, kendi kriterlerini tutturamıyor. Diğer bir bahane, demokratikleşmeye dair Kopenhag Kriterleri'dir ve 1; istikrarlı, kurumsallaşmış bir demokrasi, 2; hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, 3;insan haklarına saygı ve 4; azınlıkların korunması gibi içeriğe sahiptir.
Paket, AB'nin demokratikleşme kriterlerine de olağanüstü katkı sunuyor. Hal böyle olunca bizi Avrupa'dan dışlayanların söylemleri boşa çıkıyor. Kadının çalışma hayatındaki yerini daraltan türbandan, siyasete katılıma dek genişleyen özgürlüklerin büyümeye katacağı hız, son derece kritiktir. Paketi yalnızca siyaset ve sosyal hayattaki yeni haklar olarak görmüyor, ekonomideki etkileri büyük olacak özgürlük reformu olarak niteliyorum.#Sayfa#

******

Demokrasi dalgasının asıl şifreleri - Mahmut ÖVÜR

Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı tarihi öneme sahip yeni demokrasi hamlesiyle çok sayıda tabu yıkılmış oldu.
Türkiye demokrasisi yeni bir sıçramanın eşiğinde...
O eşiğe gelişin kolay olmadığını Başbakan Erdoğan, iyi hazırlanmış ve bir "Balkon konuşması" diyebileceğimiz sunum bölümünde çok çarpıcı bir analizle aktardı.
Demokrasi dalgasının şifreleri de bu analizde saklı. O şifreler temel bir dönüşümü öngörüyor: "Vatandaşlarının kökeniyle, inancıyla uğraşan bir devlet yoktur." Tek partiden çok partili döneme, darbelerden günümüze Türkiye toplumunun yaşadığı bütün acıların altında vatandaşının yaşam biçimine, inancına ve etnisitesine müdahale eden bir devlet anlayışı vardı.
O anlayışa artık son nokta şu sözlerle konuldu: "Hukuk ve demokrasi alanında yaşadığımız ceberut devlet anlayışı tarihin çöp sepetinde yerini almıştır." Sonra da ekledi: "İstiklal Marşı'nın ilk kelimesinde 'Korkma' diyor.
Korkaklar zafer anıtı dikemez.
Türkiye'nin bölünme diye bir meselesi yoktur. Ama muhalefet sorunu vardır.
Muhalefetin artık korku üslubunu bir yana bırakması gerekmektedir."
Paketin içinde yer alan maddelere bu iki tespit ışığında bakıldığında, kararların aslında zor ama kabul edilebilir olduğu görülecektir.
Birkaçını sıralayalım: Özel okullarda farklı dillerde eğitim hakkı önemli bir adım.
Kürtçe için konulan Q, X ve W gibi harf yasakları kaldırılıyor. Başbakanın deyimiyle "klavyelere özgürlük" geliyor.
Tek tip toplum yaratmak için çocuk yaşta insanları formatlayan andımız kalkıyor.
Bu, Türkiye'nin bütün renkleri ve farklılıklarıyla kendisi olacağının işareti.
Başbakanın "korkaklar zafer anıtı dikemez" sözü bu açıdan anlamlı ve hakkı verilmeli.
Ve ilk türban yasağıyla tanıştığımız 1970'lerdeki Hatice Babacan olayından bu yana siyasilerin çözemediği, vesayet siste minin de çözülmesini istemediği türban yasağı, şimdilik belli alanlarda son buluyor.
Aynı şekilde "Tek tip toplum" projesinin bir parçası olan, toplumun geçmişiyle bağını zorla kopartan köy, ilçe ve il isimleri de iade ediliyor.
Devletin vatandaşı üzerindeki her türlü baskıyı azaltması, ekonomiden, siyasete her şeyi daha özgür ve verimli kılacak.
Kısaca paket, önemli tabuları yıktığı gibi demokrasi yolculuğunun geri dönülemez "istikamet"ni de gösterdi.
O istikameti de siyaset tayin edecek.
Seçim barajına ilişkin seçenekli yaklaşım ve partilere devlet yardım bu açıdan önemli.
Yüzde 10 baraj seçeneğini bir yana bırakıyorum, yüzde 5 baraj ve daraltılmış bölge ile dar bölge seçim sistemi tıkanan siyasetin önünü açacak, tartışmalara da son noktayı koyacak.
Özellikle dar bölge seçim sistemini bir meydan okuma olarak görüyorum. Bu meydan okumaya yıllardır dar bölge seçim sistemini savunan siyasi aktörlerin ne cevap vereceğini merak ediyorum. Başta da bunu sürekli savunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin'in.

Aleviler, TMK ve Ruhban Okulu
Umarım "lider sultası var, milletvekili iradesi yok" diye şikâyet eden siyasetçiler bu fırsatı siyasi hesaplar uğruna heba etmez.
Demokratikleşme paketinde beklendiği halde açıklığa kavuşmayan üç başlık var: Terörle Mücadele Yasası'nda değişiklik, cemevine statü verilmesi ve Ruhban Okulu'nun açılması.
Bunlarla ilgili adımlar atılsaydı elbette daha iyi olurdu. Ancak demokrasi çıtasını böylesine yükselten bir Türkiye, er veya geç bunları da çözecek.#Sayfa#

******

Kazı kazı bitmiyor lanet faşizanlık! - Sevilay YÜKSELİR

Elbette daha iyisi olabilirdi.
Açıklanandan çok çok fazlası yapılabilirdi. Keşke bir dahaki pakete bırakılmadan bu pakette yer almış olsaydı cemevlerinin hangi yasal statüye kavuşturulacağı...
Ya da keşke bir daha hiç açılmamacasına bu pakette nokta konulmuş olsaydı Ruhban Okulları meselesine...
Ama olmadı maalesef.
Olmadı ama bunun yanı sıra 80 yıllık tabuların bir kısmını alaşağı ederek inanılmaz bir reforma da imza atmış oldu hükümet.
Otoriter ırkçı andın tamamen kaldırılması...
Özel okullarda olsa da Kürtçe ve diğer dillerde ana dilde eğitim hakkının getirilmesi... Oy veren her bireyin istediği halde bir siyasi partiye üye olabilmesi... Yargı, Emniyet ve TSK hariç bütün devlet kurumlarında başörtüsü kullanımının serbest bırakılması...
Yüzde 3'ün üzerinde oy alan tüm siyasi partilere hazine yardımının önünün açılması... Nefret, ayrımcılık ve yaşam tarzına müdahale gibi suçlara ağır cezalar getirilmesi... Tüm dünyada kabul gören ancak bizim ülkemizde kullanılması halinde ceza getiren Q, X ve W harflerinin özgürlüğü...
Gösteri yürüyüşleri kanunlarındaki değişiklikler... Mor Gabriel Manastırı arazisinin iadesi... Nevşehir Üniversitesi'nin adının Hacıbektaş-ı Veli olarak değiştirilmesi... Ve Roman vatandaşlarımıza dil ve kültürlerini yaşatabilmeleri, geliştirebilmeleri için bir enstitü kurulması...
Bunların hangisi reddedilebilir?
Hangisi için "Hayır bu demokratik bir adım olmadı!" denilebilir.
Evet eksik ama Başbakan Erdoğan'ın da dediği gibi bu paket son değil ki!
Eksikler illaki giderilecek. Bu pakette değil, öbür pakette! Onda da değilse diğerinde! Ama olacak! Sonunda bu ülke demokratik bütün boşluklarını dolduracak! Kaldı ki nerede, hangi ülkede, hangi tarihte görülmüş "zınk" diye tam demokrasiye geçiş. Nedir bu telaş ve yokuşa sürme çabaları anlamıyorum ki! Niye, "Yetmez ama evet!" deyip daha iyisine, daha doğrusuna ulaşmak adına iktidarı, "Ha gayret!" diyerek gazlamak varken ha bire eleştirip duruyoruz? Hadi statükocuları anlıyoruz. Bas bas bağırıyorlar, çünkü görüyorlar ki tamamen yok olmalarına iki paketlik falan bir vuruş kaldı! Onlar tamam da...
Peki kendisini azıcık demokrat olarak niteleyen insanlar neden, nasıl görmez paketteki devrim gibi reformları?
Dün gün boyu medyada yapılan yorumları takip ettim. Aklım şaştı inanın.
Sözüm ona demokratlar. Sözüm ona aydın, liberaller. Atılan bütün bu adımlara rağmen yine de yerden yere vuruyorlardı hükümeti!
Takdir etmek yok! Hiç değilse; "Ehh bu da bişi!" demek yok!
Mesela Gülseren Onanç... Hayata "sol"dan baktığını iddia eden hanımefendi.
Sanırım arası açık olduğu partisinin tavanına mesaj vermek için atılan bütün adımları görmezden gelip diyor ki; "Demokratikleşme paketi Türkiye'nin acil sorunlarını çözmek için hazırlanmadı mı? Seçim barajı, ana dilde eğitim, cemevlerine statü.
Hangisini çözüyor bu paket?"
Aynı partinin yine aslanı, sosyal demokratı olan (yani benim tanıdığım kadarıyla) Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin ise paketi bir gönül alma paketi olarak değerlendiriyor ve bulunduğu pozisyona yakışmayacak bir üslupla; "Dağ fare doğurdu!" diyerek alaya alıyor.
Bir diğeri Sezgin Tanrıkulu! En çok o şaşırtıyor zaten beni. Biz ona Kürtler'in sorunlarını CHP'de seslendirsin, statükocuların seslerini kıssın diye destek verdik! Fakat o gitti muhalif ulusalcıları aratmayan tipik bir CHP'li oldu. Bal gibi de paketin demokratik reform olduğunu görmesine rağmen vicdani bir sesleniş yapmak yerine; "Paket geçmiş zamana takılı kaldı" türünden son derece anlamsız abuk bir yorumda bulunup aklınca durumu kurtarmaya çalışıyor.
Sanki anti demokratik yasaların, uygulamaların sahibi AKP! Onlar çıkardılar 1925'teki tekke ve zaviyeler kanununu! Onlar yasakladı Kürtlerin ana dilini! Bu seçim barajı onların eseri sanki! Ruhban Okulu'nu onlar kapattı!
Kusura bakmasınlar ama çok ikiyüzlüler.
Çok sahteler ve büyük bir pişkinlik içindeler. Çok şey söylenebilir aslında ama bunlara verilecek tek bir cevap var: "Haklısınız! Keşke bir pakette bu işi bitirsek ama üyesi olduğunuz parti faşizanlığı bu topraklara öyle bir derin ekmiş, öyle geniş sermiş ki!
Kazı kazı bitmiyor be kardeşim!
Bitmiyor!"#Sayfa#

******

17 yıl öncesinin hatıraları ve demokratikleşme serüveni - Okan MÜDERRİSOĞLU

Başbakanlık Yeni Bina. Dili olsa da bir konuşsa.
17 yıl önce merhum Başbakan Necmettin Erbakan'ın "Kaynak Paketlerini" açıklamak için bizleri sıkça davet ettiği salondayız. Ve yıllar sonra aynı salonda bu kez kürsüde, Demokratikleşme Paketi'ni anlatmak üzere Başbakan Tayyip Erdoğan bulunuyor.
Erdoğan'ın dün ilân ettiği düzenlemelerin 10'da biri, 1996 şartlarında bırakın gündeme getirilmeyi, telaffuz edilse dahi askerin süngüsü siyasetçinin bağrına dayanırdı. Nereden nereye?
***

Başbakan'ın da dediği gibi paket, Türkiye'yi bütün prangalarından kurtaracak, geçmişin bütün tortularını temizleyecek büyüklükte değildi. Zaten bu beklenti gerçekçi de olamazdı. Ama özgürlük alanını genişleten, dayatmacı devlet ve siyaset anlayışını tarihe gömen yeni yaklaşımdan derin izler taşıyordu.
Kuşkusuz, yapılacak daha çok iş var. Ama bir şartla:
"Toplumsal destek her türlü demokratik adımın enerji kaynağını oluşturur!"
Bu nedenle paketin çerçevesini "siyasetin dinamikleri" ile "halkın hissiyatı, kabul ve rıza sınırları" belirledi.
Paketin içeriği ayrı bir yazı konusu...
Bir saatlik sunuşun 38 dakikası paketi olgunlaştıran objektif gereklilikler ve ülkenin demokratikleşme yolculuğu üzerine kurulu idi. 20 adımdan oluşan ikinci bölümün anlatımı 22 dakika sürdü. Öne çıkan mesajlardaki kritik vurgular dikkati çekiciydi. Örneğin;
Şehitlerin aziz hatırası yad edildi.
"Korkaklar, zafer anıtı dikemezler" denildi.
Muhalefet sorununa değinildi.
"Gönül isterdi ki bütün sorunların kaynağı olan Anayasa yeniden yapılabilse ve sorunlar kökten çözüme kavuşabilseydi" temennisi dile getirildi.
Nihayet... "Dışlamadan, ayırt etmeden, ötelemeden, horlamadan geleceği inşa edeceğiz" güvencesi bir kez daha verildi.
Bu beyanın samimiyetine yaslanarak, hatta haklı gerekçelerini de bilerek, "Keşke tüm basın, tarihi toplantıda bulunsaydı ve sorucevap bölümü de olsaydı" diye içimden geçirdim.
Tabii ki bu, sadece iktidarın sorumluluğundaki bir konu da değil. Galiba o büyük tablo için sıkılı yumrukların çözülmesini, katı kalplerin yumuşamasını beklememiz gerekecek!#Sayfa#

******

Özgürlükleri geliştiren adımlar - Rasim Ozan KÜTAHYALI

Başbakan Erdoğan tarafından açıklanan "demokratikleşme paketi" özgürlüklerin geliştirilmesi açısından çok olumludur. Bu pakette eksiklikler elbette var ama eskisine göre çok daha ileri bir Türkiye yarattığına hiç şüphe yoktur.
Bu pakete yüklenenler kötü niyetlidir.
Her gerçek liberal ve demokrat bu özgürleştirici paketten ötürü Başbakan Erdoğan ve kurmaylarına teşekkür etmelidir.
***

Her şeyden önce bu ülkede İslami kimliğinden ve inancından ötürü sürekli biçimde aşağılanan ve inandığı gibi yaşama hakkı gasp edilen yüz binlerce kamu çalışanı kadın açısından, kamuda başörtüsü yasağı adı verilen zalim dayatmaya kısmen son verilmesi çok önemli bir adımdır. Artık bu zorbalık bitmiştir.
Daha doğrusu bitme sürecine girmiştir.
***

Aynı şekilde ilkokullarda her sabah çocuklara zorla söyletilen faşist ant dayatmasına son verilmesi de çok önemli bir adım. Daha birçok değerli adım bu pakette var. Tek tek saymak gereksiz.
Zaten bütün gazetelerde çarşaf çarşaf paketin detaylarını okuyacaksınız. Ama elbette eksikler de var.
***

Bu bağlamda bilhassa bu ülkenin Kürt yurttaşlarının geniş kesiminin talebi olan anadiliyle eğitim alma hakkının sadece özel eğitim kurumlarıyla sınırlandırılması bir eksikliktir. Aslında devletin eğitim kurumlarının tamamen özelleştirilip yoksullara karşılıksız burs verilmesi reformuyla beraber bu madde açıklansaydı çok daha isabetli olurdu. Böylece her şey tam olurdu. Devletin okullarında bu konuda istense bile şu an personel bulunamaz. Fakat evladına Kürtçe anadilde eğitim verdirmek isteyen tüm vatandaşlara da bu imkânın sağlanması şarttır.
***

Aynı şekilde yukarıda değindiğim gibi kamuda başörtüsü yasağının kaldırılması adımı çok önemli ve olumlu ama uygulamadan asker, polis ve yargı mensupları gibi üniformalı çalışanların hariç tutulması haksızlık ve ciddi bir eksiklik.
İnancından ötürü başörtüsü takan kadınların ister emniyette, ister orduda, isterse de yargıda hiçbir ayrımcılığa ve dışlamaya maruz kalmadan çalışabilmesi için devlet gerekli düzenlemeleri bir an önce yapmalıdır. Özgür-Der'in açıklamasında belirttiği gibi asker ya da polis üniforması veya hâkim ya da savcı cüppesinin başörtüsüyle çelişen kıyafetler olarak algılanmasının ve bu alanlarda çalışan insanların başörtülü olarak çalışamayacakları ön kabulünün yasakçıların, dayatmacıların zihinlere kazıdıkları haksız, temelsiz bir önyargı olduğunun ben de altını çiziyorum. Hükümet bu konuyla ilgili olarak da en kısa zamanda gereken adımı atmalı ve özgürlük alanını kısmen değil, tam olarak genişletmelidir.
***

Bu pakette cemevlerine resmi bir statü verilmemesi de bir eksiklik.
İbadethane denmeyebilirdi ama resmi statü verilerek elektrik, su gibi masrafları halledilebilirdi. Cemevleri yasal statüye kavuşurdu. Muhakkak ileride yapılmalıdır. Heybeliada Ruhban Okulu muhakkak açılmalıydı. Bu meselenin ertelenmesi de doğru değil. Nevşehir Üniversitesi'nin adının Hacı Bektaş olarak değişmesi Nagehan Alçı'nın önerisiydi.
Bunu Başbakan'a 4 Haziran'da Fas'ta önermişti. Eşimin önerisinin hayata geçmesinden de ayrıca mutluyum.
Bunun yanında Tunceli'deki üniversiteye de Pir Sultan Abdal adı verilmeliydi.
Madımak Oteli'ni İnsanlık Müzesi'ne dönüştürme kararını da Başbakan açıklasaydı bence güzel bir adım olurdu.
***

Her şeye rağmen Türkiye geri dönülemez bir yola girmiştir. Türkiye bundan sonra her geçen gün daha demokratik ve daha özgür olacaktır. Macun artık tüpten çıkmıştır.#Sayfa#

******

Daha fazla demokrasi için - Nazlı ILICAK

Erdoğan'ın açıkladığı paket içinde "Dindarlar" ve "Kürtlerle" ilgili olan düzenlemeler öne çıkıyor. Zaten bir süredir kamuda başörtüsü yasağının kaldırılacağı biliniyordu. Dolayısıyla bu açıklama sürpriz teşkil etmedi. Kürtçe ana dilde eğitim konusunda ise tereddütler vardı. Hükümetin cesur bir adım atarak hiç değilse özel okullarda bu sorunu çözmeye yöneldiğini görüyoruz.
Ayrımcılığa ve nefret suçuna karşı tedbirler alınıyor. Bu düzenlemeden, dindarların ve Kürtlerin yanı sıra, kendisini "öteki" hisseden herkes, Aleviler, Romanlar, azınlıklar da olumlu etkilenecek. Amerika'da zenciye "zenci" demek bile ayrımcılık kapsamına giriyor; "Afrikalı Amerikalı" demek mecburiyetindesiniz. Bizde kolayca, başörtülüye "yumurta kafalı", Alevi'ye "dinsiz/ imansız", dilenciye "Çingene", Yahudi'ye "korkak", Kürt'e "kuyruklu Kürt" denilebilir. Bu tavır, kültürümüzün bir parçası haline gelmişti. Hemen herkes fark etmeden nefret suçu işliyordu. Şimdi cezası arttırılıyor. Hiç değilse, zaman içinde zihniyetler değişimden geçerek farklı kimliklere daha büyük bir hoşgörüyle yaklaşmak mümkün olabilir.
Paketten Alevilere pek bir şey çıkmadı. Her halde, henüz üzerinde uzlaşma sağlanamadı; bu yüzden ertelendi.
Genel olarak demokrasi paketinin Türkiye'yi daha çağdaş bir konuma taşıyacağını söyleyebiliriz.

Seçim sistemi

Erdoğan, "Oldu-bitti yapılıyor" iddiasına, seçim sistemini tartışmaya açarak cevap verdi. Bütün siyasi partileri ilgilendiren bir konuda uzlaşma çabası doğru bir tercih.
Mevcut sistemi kimse istemediğine göre, ya "daraltılmış bölge", ya da "dar bölge" benimsenecek. Muhtemelen, % 5 barajı ve daraltılmış bölge uygulamasına geçilecek. Ama unutmayalım, 5 milletvekilinin seçileceği daraltılmış bölgeler 1'inci ve 2'nci partiye yarar; küçük partileri elimine eder. Bunun sonucunda hem MHP, hem de Güneydoğu haricinde BDP olumsuz etkilenir. Benim tercihim, sıfır baraj, iki turlu dar bölge sistemi. Amerika'da, İngiltere'de, Fransa'da dar bölge uygulanıyor. Hem lider sultasını kırması, hem de seçmenin kendi partisi haricinde diğer partilere yönelmesini sağlaması açısından faydalı bir sistem. Böylece Türkiye'de seçmen tabanında ittifaklar doğabilir. Bu da keskin fay hatlarını yumuşatır.

CHP'nin paketi

CHP'den gelen ilk tepkiler, "Bizim demokrasi paketimizden geri" şeklinde oldu. Oysa CHP'nin açıkladığı demokrasi paketinde Ergenekon takıntısı ön plandaydı: "Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılsın; kaldırılmalarının ardından 2006'dan bu yana verilen kararlar yeniden ele alınsın; tutuklu milletvekilleri parlamentoya geri dönsün; uzun tutukluluk süresi çözülsün; gizli tanık-gizli takip uygulamalarına son verilsin."
CHP'nin paketi daha ziyade güncel olaylara odaklanmıştı. Sözgelimi, "Uludere aydınlansın" talebinin demokrasi paketinde ne işi vardı? Demokrasi paketi açılmasa da Uludere'nin üstü örtülmemeli.
Aynı pakette yer alan "Üretim ve yaratıcılık, eşitlik ve demokratik bir anlayışla desteklenmelidir.", "Toplumsal yaşamın bütün alanlarında tüm yurttaşlara fırsat ve olanak eşitliği sağlanmalıdır.", "Demokrasi ve insan hakları önündeki engeller temizlenmelidir" gibi talepler ise çok muğlâktı.
Buna mukabil, "Siyasi Partiler Kanunu değiştirilerek, milletin vekillerini liderler değil, millet seçsin" talebi ileri bir adımdı. Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı pakette lider sultasını gidermeye yönelik bir çaba yok. Kemal Kılıçdaroğlu "terör suçunun yeniden tanımlanmasını" da istiyordu. Bugün Türkiye'de şiddete bulaşmayan ya da hiyerarşik yapıda yer almayanlar da kolaylıkla terör örgütü üyesi sayılabiliyor. Böyle bir düzenlemenin Başbakan tarafından açıklanan pakette yer almaması da büyük eksiklik. Ama, AK Parti'nin attığı adımların CHP'nin tekliflerinin gerisinde kaldığını söylemek de haksızlık.