X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kendilerine zarar veriyorlar
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kendilerine zarar veriyorlar

  • Giriş Tarihi: 15.11.2013 13:59

Dershanelerle ilgili düzenlemelere yönelik yapılan provokatif haberler ve sosyal medya kampanyası gündemde. Bu yayınlar ve dershanelere yönelik yapılacak düzenlemelerle ilgili olarak Sabah Gazetesi Yazarı Rasim Ozan Kütahyalı çok çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

HİZMET HAREKETİ'NE KENDİLERİ ZARAR VERİYOR

Dün yayınlanan Eğitim Hayatına Darbe manşetini ve dershaneler düzenlemesine dair sosyal medyadaki provokasyonları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bahsettiğiniz manşet son derece çatışmacı ve kavgacı bir dille yazılmış yakışıksız bir manşet. Böyle bir haber dilinin Hizmet Hareketi'ne fayda değil zarar vereceğinin hala anlaşılmamış olmasına inanamıyorum. Dışarıdan bu olaya bakan objektif bir gözlemci bu manşeti atan ve bu haberi yazanların niyetinin meselenin çözülmemesi ve hükümetle çatışmanın büyümesi olduğunu düşünür. Meseleyi çözmek isteyen Hizmet'e yararlı bir bakış açısı değil bu. Tüm Hizmet mensuplarına soruyorum: Yalanlarla doğruların birbirine karıştığı bir psikolojik harp manşetinin Hizmet'e ne faydası olabilir? Bu tavırlarla ne hedefleniyor? Demokratik olarak seçilmiş sivil hükümetle kavga etmek Hizmet'e ne yarar getirecek? Hani artık kardeşlik zamanıydı, hani üslubumuza garezleri yüklemeyecektik, hani usulet ve suhulet vaktiydi... Hele sosyal medya alanı bir felaket. Korkunç bir manzara var, üzülüyorum.


DEVLET DEMEK SEÇİLMİŞ HÜKÜMET DEMEKTİR

Niye böyle yapılıyor sizce?

Ben de anlamakta güçlük çekiyorum. Eski rejimin tüm hükümetleriyle ve başbakanlarıyla uyum içinde olmuş ve muhalefet etmemiş Hizmet Hareketi şimdi başörtüsünü devlet dairelerinde özgür bırakan okullara Kur'an ve siyer dersi koyan Başbakan ile kavgaya mı girecek? O zaman da hükümet mensupları diyor ki; bu Gayretullah'a dokunmaz mı? Halbuki geçen haftaya kadar çok olumlu bir hava vardı. Ortada bu haberde söylendiği gibi bir taslak falan da yok. Galiba birileri çatışma ve hatta devletle savaş istiyor. Şunu da belirteyim, Yeni Türkiye'de artık devlet demek sivil hükümet demektir. Hükümetten bağımsız ve özerk paralel devlet alanı Eski Türkiye'de kalmış bir olaydır. Çünkü sosyal medyada, "Biz devletimizle çatışmayız. Devlet biziz. Bizim derdimiz bugünkü hükümetle" gibi laflar okuyorum. Zaten meselenin çözülemediği tıkandığı nokta da burası...


GÜLEN CEMAATİ DEVLET-DIŞI BİR YAPI DEĞİL

Nedir meselenin tıkandığı nokta?

O zaman hiçbir yazar ve yorumcunun korkudan söyleyemediği şeyi ben ifade edeyim. Bu burnundan konuşma halinden ben de bıktım. Hizmet Hareketi bugün artık sadece bir sivil toplum örgütü yani İngilizcesiyle devlet-dışı bir organizasyon olarak görülmüyor. Cemaatler sivil toplum örgütü değildir tezi Kemalist bir tezdir. Onu söylemiyorum. Hizmet Hareketi içinde devlet alanı ile sivil alan çok fazla iç içe geçmiş durumda. Bakın bugün artık herkes biliyor ki; Hizmet Hareketi'ne bağlı devlette çalışan yüzbinlerce personel var. İşçisinden alt kademe memuruna öğretmeninden maliyecisine istihbaratçısından askerine polisinden savcısına üst düzey bürokratından hakimine ve hatta Yargıtay ve HSYK mensuplarına kadar yüzbinlerce Hizmet mensubu devlet kademelerinde yer alıyor. Bu kişiler bir yandan devlet hiyerarşisine bağlı olmak zorunda. Öte yandan da Hizmet'in kendi iç hiyerarşisi var. Ağabeylere bağlılar. Ben şahsen medyaya girdiğim günden beri Hizmet mensuplarının devlet görevi alması anasının ak sütü gibi helaldir diye mücadele ettim. Fakat elbette Hizmet mensupları seçilmiş sivil hükümete itaat ederek devlette yer alacaklar. Yoksa geçmişin Kemalist devlet görevlileri gibi sivil hükümete meydan okurlarsa ve kendi iç hiyerarşilerinden emir alırlarsa bu durum demokratik hukuk devletine aykırıdır. Hükümet böyle bir durumu saptadığı günden beri Hizmet'e bağlı medya birimlerindeki bazı tavırlar devletin içinden sivil hükümete başkaldırı olarak değerlendiriyor.


7 ŞUBAT BİR KEPAZELİKTİR

Nedir o saptanan durum?

Ağustos 2011'den itibaren sıkıntılar vardı ama esas kırılma 7 Şubat'taki sivil siyasete müdahele girişimidir ve ardından Hizmet'in medyasının tam saha pres şeklinde 7 Şubat'taki yargı darbesi girişimini desteklemesidir. Bakın o gün o vesayet teşebbüsünün sonrasında Hizmet'in medyası hiçbir tavır almasaydı, bu konuyla ilgili hiçbir yorum yapılmasaydı bile işler bu noktaya gelmezdi. Bütün Hizmet medyası manşetlerden inanılmaz bir sertlikle atanmış bürokratların ağzıyla seçilmiş hükümete yüklendi. Ardından tam gaz kampanya başladı. Bazı sahte liberal kalemlerin bile Başbakan Erdoğan'a saldırıya geçmesi bu olayla irtibatlıdır maalesef...


BAŞBAKAN'IN HOCAEFENDİ'YE ÇAĞRISI ÇOK İÇTEN VE GÖNÜLDENDİ

7 Şubat'tan sonra ne oldu?

Öncelikle kendi tavrımı açıklayayım. O süreçte ben 7 Şubat'a kepazelik diyerek çok sert çıktım ama bu işten Hizmet Hareketi'ni sorumlu tutan tavırdan kaçındım. Sürekli uzlaşmadan yana yazılar yazdım. Çatışma Türkiye'ye büyük zararlar verecekti. O sebeple bu uzlaşmacı tavrımdan ötürü kimi yazarlar beni ağır eleştirdi. Fakat ben 7 Şubat sonrası süreçte Hocaefendi ile Başbakan'ın karşılıklı diyalog kurmasıyla meselenin çözüleceğine inanıyordum. Hala da buna da inanıyorum. Altunizade-Kısıklı diyalogu diye bu ifade edildi. Hizmet'in içinden de bu diyaloğun tesis edilmesini savunan ileri gelenler de vardı. Ama bunu istemeyenler ve aracı konumundan mutlu olanlar da vardı. Başbakan'ın Hocaefendi'ye açık bir çağrı yapması sonucunda Hocaefendi bu ricayı kırmaz dendi. Ben de bunu açık açık yazdım. Sonunda Başbakan Erdoğan 14 Haziran 2012 günü çok gönülden ve içten bir çağrı yaptı. O çağrının sonraki günü tüm gün Başbakan ile beraberdim ben. Gözlerinin içi gülüyordu. Umutluydu bu meselenin çözüleceğinden. Baş başa diyaloğa çok inanıyordu. Fakat sonra beklenmedik bir tavır geldi. Moraller çöktü ve o günden beri de toparlanma olmadı.


SİVİL HÜKÜMETE BÜROKRATLAR MEYDAN OKUYAMAZ

Hizmet Hareketinde devlet alanı ile sivil alan karıştı dediniz... Bu tespitinizi açar mısınız?

Hizmet'e bağlı sivil unsurların da devletin içindeki hükümet karşıtı güçler tarafından yönlendirildiği tespiti var ülkeyi yönetenlerde. Bu konuda somut istihbari veriler olduğu konuşuluyor. Tıpkı eski dönemin Cumhuriyet gazetesi gibi algılanıyor Hizmet'e bağlı kimi medya unsurları. Yani hükümetten memnun olmayan ve artık bu hükümetin gitmesini isteyen bürokrasi ve yargı güçlerinin uzantısı gibi... Aynı şey Hizmet'in kimi başka kuruluşları için de geçerli. Onlar da devletin içinden hükümete meydan okuyan grubun uzantısı olarak görülüyor. Kısacası devlet ile sivil alanın bu kadar karışması bizi bugünkü tuhaflıklara getiriyor. Yani örnek vermek gerekirse bu durum şuna benziyor: Varsayalım bir bakanın altında çalışan bürokratlar bir yayın organı ve ticari bir kurum kuruyor ve o bürokratlar her gün seçilmiş bakanı ince kıyım doğruyor. Bir süre sonra bakan ya ince kıyım doğranmaktan korkacak ve bürokratlarına özerk alan verecek yada o da elindeki enstrümanlarla onları diskalifiye etmeye çalışacak.

Peki sonuç ne olacak, bu iş çözülebilecek mi?

Bu konuda Hizmet'in hem tüm medyasıyla yani Hizmet'ten değiliz deyip bu networkun içinde olan unsurlarıyla hem diğer ağlarıyla sivil alandaki tavrı tamamen değişirse sivil otoritenin üstünlüğü konusunda tavır alınırsa o zaman devletteki bu kriz de biter. Diğer meseleler de çorap söküğü gibi çözülür adım adım… Ama nihai çözüm liberal devlet modelindedir. Devletçilik hastalığımızdan kurtulmadan ve devleti minimal hale getirmeden bu tür sorunlarla uğraşmaya devam ederiz. Minimal devlet olduktan bir grup devleti ele geçirmeye çalışsa bile hiçbir anlamı olmaz.