X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Dış lobi de düğmeye bastı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Dış lobi de düğmeye bastı

  • Giriş Tarihi: 19.12.2013 09:29 Güncelleme Tarihi: 19.12.2013 12:13

Sabah yazarları Türkiye'nin gündemini sarsan derin operasyonun arka planını yazdı...

EMRE AKÖZ: DEHŞETENGİZ SENARYO

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun perde arkasını aralamak isteyenlerin en çok kullandığı kavramlardan biri "okyanus ötesi"... "Okyanus ötesi" kavramı kullananlar, iki aktöre aynı anda işaret ediyor. Bu aktörlerden birisi ABD'de yaşayan Fethullah Gülen...
Hocaefendi'nin ABD'de ikamet etmesi önceleri zorunluluktu.
Çünkü hakkında suçlamalar vardı.
Ancak Gülen hepsinden beraat etti. O zamandan beri bu ikamet hali zorunluluk olmaktan çıktı, bir tercih haline geldi. Not: Her ne kadar Gülenciler, "Hocamız fitneye yol açmamak için Türkiye'ye dönmüyor" dese de, Gülen politika icabı gelmiyor. Kimse "Ne politikası; o bir din adamı" demesin. Politika illa da siyasi partiyle yapılmaz. (Benim bakışım böyle.)
Sam Amca faktörü
Ancak "okyanus ötesi" kavramının işaret ettiği ikinci bir aktör daha var: ABD... (Tam bu noktada sorulabilir: "Hangi ABD; Obama mı, Neoconlar mı?" Ama bunu şimdilik geçelim.) Ankara'nın izlediği çeşitli politikaların, ABD'yi rahatsız ettiğini biliyoruz. Bunlardan birkaçını saymadan önce uyarayım: Gerçeklerden değil, algılardan söz ettiğimizi unutmayın...
Suriye'de ABD'nin karşı olduğu muhalif grupların da desteklenmesi.
Çin'den füze alımı.
İran yanlısı Irak federal hükümetine rağmen, Kuzey Irak Kürtleriyle yapılan petrol anlaşmaları.
İran'la ticaret meselesi. (Bunun ayrıntıları için bakınız bizim Ekonomi sayfaları.) Bütün bunların ve daha da fazlasının farkında olan Hükümet cenahı kabaca şöyle düşünüyor: "ABD, Başbakan Erdoğan'dan kurtulmak istiyor... Bu amaçla onu zor durumda bırakacak... Peki, bunu nasıl yapacak?#Sayfa#

Eskiden askeri kullanırdı. Ancak asker denklemi terk etti.
PKK'yı kullanırdı; barış süreci onu alet olmaktan çıkardı.
Büyük sermayeyi (faraza Koç Grubu) ve modernleri kullanırdı ama onlar kontrol altında.
Geri ne kaldı? Cemaat... Devletin çeşitli kurumlarında kadroları olan Cemaat, ABD tarafından kullanılabilir."
Pasif bir konuma itilmek
Gerçek bu mu?
Bilmiyorum. Ancak Hükümet cenahının böyle düşündüğünü kuvvetle tahmin ediyorum.
Üstelik yeni bir gelişme değil sözünü ettiğim... Epeydir böyle düşünüyor Hükümet cenahı: Aksi halde mesela 2010 Referandumuna kadar desteğini gördüğü Cemaatin kadrolarını temizlemek için uğraşmaz veya dershane kapatma hamlesine girişmezlerdi.
Peki, "Erdoğansız AK Parti formülü" nedir? O da okyanus ötesiyle bağlantılı:
Başbakan Erdoğan'ın, Çankaya'nın bugünkü yetkileri değiştirilmeden cumhurbaşkanı olması. Yani pasif bir konuma itilmesi...
Sanırım buraya kadar epey tutarlı bir senaryo oluşturduk.
Hükümet cenahı operasyonu bu biçimde algılıyor.
Yani saldırı altında olduğunu düşünüyor.
Bu durumda ne yapacak? "Karşı saldırıya geçecek" diyeceksiniz. Elbette öyle yapacak. Ancak ortada deliller, iddialar, suçlamalar var.
Bunların üzerine gidilmediği takdirde, Hükümet cenahı ve AK Parti ciddi biçimde töhmet altında kalacaktır.
Peki ya çıkış yolu? Benim bir önerim var. Onu da yarın konuşalım.#Sayfa#

HASAN CELAL GÜZEL: SİYASî KOMPLO BAŞKA NASIL OLUR Kİ?

Gerçekten yolsuzluk yapılmışsa sonuna kadar üzerine gitmek gerekir; bu konuda yolsuzluk yapanları savunacak değiliz. Lâkin, ya bu iddia ile siyasî bir 'komplo' uygulamaya konuluyorsa, buna boyun eğip Türk Hükûmeti'nin yıpranmasına; daha da önemlisi, Türkiye'nin yara almasına karşı sessiz mi kalacağız?... Türkiye demokrasisi, bu yılın mayıs ayında, artık tamamen iç ve dış bir komplo hareketi olduğu ortaya çıkan, 'Gezi Olayları' ile yıpratılmak istenmiştir. Üç defa üst üste seçim zaferlerine imzasını atan bir demokrat lider 'diktatör' olarak lânse edilmeye çalışılmış ve millî iradeye karşı bir antidemokratik komplo düzenlenmiştir.
Düşününüz bir kere... Mahallî İdare Seçimleri'ne üç ay kala, Cumhurbaşkanlığı Seçimleri ile Genel Seçimler'in arefesinde, uzun süreden beri bilindiği ifade edilen bir seri yolsuzluk operasyonu yaparak, bakan oğullarını gözaltına alacak; böylece bakanları ve Hükûmeti töhmet altında bırakarak Başbakan'ı siyaseten yıpratmaya çalışacaksınız. Tamam da bütün bunların 'tesadüf' olduğu konusunda halkı nasıl kandıracaksınız?...
Bu komplo, öyle belirli bir grubun faaliyeti ile düzenlenecek bir boyutta değildir. Bu konuda en duyarsız kalanlar dahi, Erdoğan ve ekibinden hoşlanmayan Neocon'lar ile Yahudi lobisi, medyası ve MOSSAD'ın kokusunu alabilecektir.
Lâkin, Başbakan Erdoğan'ın dediği gibi, 'Türkiye çiğnenecek üçüncü sınıf bir kabile devleti değildir'.#Sayfa#

ENGİN ARDIÇ: HAYIR, SENİ ORAYA MİLLET GETİRMEDİ

İstanbul milletvekili Hakan Şükür AKP'den istifa etti. Gerekçe olarak, "başbakanın Hocaefendi'ye haksızlık ve vefasızlık etmesini" gösteriyor.
Hocaefendi'nin "Tayyip'siz AKP" projesi üzerinde hiç durmuyor!...
Bu istifaya çok bozulan başbakan da "dürüst bir adamsa meclisten de istifa eder" demiş.
Bir zamanlar tribünlerde "Torinolu Şaban" diye dalga geçilen Sayın Şükür de, "orası milletin meclisi, bizi de millet getirdi" demiş.
Hayır, oraya seni millet getirmedi.
Sen oraya "kontenjandan" geldin. Şimdi bozulmuş olan "Erdoğan-Gülen koalisyonunda" bir hoşluk, bir aksesuar olarak.
Mecliste ne yaptın?
Spor konusuna bir katkın, meselelere bir çözümün mü oldu? Olmasına oldu tabii, televizyonda yorumculuk yaptın, ek gelir sağladın.
Sevgili Hakan Şükür, seni bir listeye soktular...
O listeden kendini mecliste buldun. Senin yerinde Arif Erdem de olabilirdi, Hakan Ünsal da mesela...
Halk sana oy vermedi, AKP listesine verdi.
Mesele bundan ibaret.
Aynı şey Mustafa Balbay için de geçerli değil midir?
Balbay, CHP yöneticileri tarafından, hükümete gıcıklık olsun diye, kazanabileceği bir yerden aday gösterildi ve kazandı. Bu bir kurtarma operasyonuydu.
Bu "kıyağı" örneğin Tuncay Özkan'a yapmadılar, o kazanamadı.
İşte bunun için şimdi Balbay çıkıyor, Özkan çıkamıyor... Bazı Kürt milletvekilleri de çıkamıyorlar...
Balbay, hükümetle papaz olan cemaat tarafından "affedildi"...
Otuz dört yıldan fazla hapis yemiş olan bir adamın salıverilmesi başka türlü açıklanamaz.
Yargıtay iptal ederse mesele kalmayacak, ama Yargıtay onaylarsa kendisi yemin etmiş bir mebus olduğu için cezanın uygulanması dönem sonuna kalacak.
Yani CHP kendisine gösterdiği "teveccühü" sürdürürse, asla bir daha içeri girmez.#Sayfa#


ŞEREF OĞUZ: DIŞ LOBİ DE DÜĞMEYE BASTI

İnşaat ve ihracat... Biri büyümenin öteki cari açığın hayat damarı... Okyanus ötesinden gelen dalga, bürokratik oligarşi üzerinden ilk olarak bu iki alanın bakanlarına yöneldi. Aynı gün Financial Times cari açığı, ölümsüzlük kazanına bacağından tutularak batırılmış ama zaafı, hayat suyuna değmeyen topuğu olan Aşil'e benzetti. Dediği şu: Türkiye'nin Aşil topuğu cari açıktır.
Yetmedi, sıfırcı hoca Standard&Poor's, aynı saatlerde "siyasi istikrarsızlık" vurgusu yaptı ve "2014'te notu indirilecek ülke sayısı yükseltilecek ülkelerden fazla" ifadesini kullandı.
Devam ediyoruz. "Türkiye'nin ekonomisi iyi, tek derdi küresel risklerdir" diyen Moody's, bu açıklamasını, ihracatta ve rezervde Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdığımız güne denk getiriyordu.
Okyanus ötesinden gelen dalganın üzerindeki sörf tahtalarından biri de yine Moody's oldu ve "siyasi risk ve kutuplaşma" açıklamaları yapıverdi.
Biter mi? Ne gezer... Anında Kırılgan Beşli diye bir ifade icat ediverdiler.
Sayalım: Brezilya, Hindistan, Güney Afrika, Endonezya ve Türkiye. Neden Kırılgan?
FED (Amerikan Merkez Bankası) tahvil alımlarını azaltma sürecinde en fazla bu ülkeler etkilenecek, özellikle Türkiye, özel sektörün borçları yüzünden daha çok etkilenecek.
Küresel krizde pozitif ayrışan, yalnızca G-20'de 35 milyon fazladan insan işini kaybederken istihdamını 6 milyon artırabilen Türkiye için bulunan kırılganlık gerekçesinin, zaten dış lobilerle birlikte hareketle parasını dışarıya çıkarıp, cepten cebe kendisine kredi vererek Türkiye'nin borç hanesini şişirenler olması, son derece ilginç. Finansal tiranların yerli işbirlikçileri bürokratik oligarşi, büyümeyi yavaşlatmak, cari açığı şişirmek ve iyi giden diğer alanlara sıçrayabilmek için kendine "dış destek" sağlamak adına düğmeye basmış görünüyor. Sırada ne var dersiniz?#Sayfa#

MELİHA OKUR: TEMİZ TÜRKİYE!

Soruşturmanın zamanlamasına dikkat çekelim! TANAP'ın imzalandığı, Kürdistan petrolünün konuşulacağı, Türkiye'nin petrol geçişlerinden hak talep etmeyi düşündüğü güne ve döneme denk geldi. Petrol pazarlığında tam kendi kartlarımızı açmaya hazırlanırken ip çekildi. Tesadüf mü bu! Birileri, Türkiye'nin geleceğini planlamasını istemiyor. İktidarın enerjisini tükettiriyor, halk desteğini sarsmak istiyor. Bunlar kim? Kafa yoralım.
***

ABD kararlı. Ambargoyu delen, dolar dışındaki parayla iş yapanların peşinde. Yaptırım sürecindeki altın ihracatının, TL ile iş yapan İranlı ve Türk yatırımcıların, Halkbank'ta 10 milyar dolar olduğu iddia edilen İran parasını takipte. Derdi, Halkbank'taki İran parasını dolara çevirtmek.
Çıkarlarını görmeyen ülkeler ipteki cambaza bakarken arkadan akan petrol ve gazı ancak seyreder.

Altın madenine dikkat!
Cahil soru sormaz. Biz soralım.
Neden yolsuzluk, rüşvet kara para, altın kaçakçılığı soruşturması dershane krizi sonrası birdenbire patladı? Sakın, yolsuzluk soruşturmasının perde gerisinde altın ve bakır madenleri yatıyor olmasın! Türkiye'nin dört büyük altın madeni kime, kaç yıllığına verildi?
Bakır madenleriyle ilgili kimler kapışıyor? Dikkat!..#Sayfa#

HAŞMET BABAOĞLU: BÜYÜK YALANLARIN TASFİYESİNDEN KORKUYORLAR!

AK Parti'yi daha önceden ANAP'a yaptıkları gibi parçalayıp dağıtabileceklerini gözlerine kestirebiliyorlar da, Erdoğan'ı aşamıyorlar. Nefret, şantaj, baskı, kaos...
Hepsini devreye soktular.
Fakat Erdoğan'ı nasıl yıldıracaklarını, halkın gözünden nasıl düşüreceklerini bilemiyorlar. İmkânsızın peşindeler! Bir de bu kez takkelerin düşüp kellerinin görülme ihtimalinin büyümüş olmasından korkuyorlar.
O zaman karşılarında başka bir ittifak bulacaklar. Sağlı sollu bir "bağımsızlık" ittifakı! İşte o zaman onlar için felaket olacak! Hiç heyecana kapılmamalı! Böyle zamanlarda en iyisi sükûnet ve feraset içinde büyük resme bakmaktır.#Sayfa#

MEHMET BARLAS: SİYASETTE DE GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN NOKTALAR VARDIR

Havacılıkta olduğu gibi siyasette de "Geri dönüşü olmayan nokta"lar vardır. Bu noktayı geçtikten sonra yola çıktığınız yere geri dönmeye ya yakıtınız yetmez ya da başka engeller dönüşünüzü imkânsız kılar.
Şimdi birileri "Güzel güzel geçinip gidiyorduk, kavgayı bırakıp eski güzel günlere geri dönelim" diyebiliyorlarsa, bu ancak geri dönüşü olmayan noktanın geçildiğinin farkında olmamaktan kaynaklanabilir.
Ya da "Bende bu kuyruk acısı, sende de bu evlat acısı varken yeniden dost olamayız" cümlesiyle biten esopyen öykünün bilinmemesinden kaynaklanabilir "Geçmiş kavgayı unutalım" içerikli çağrılar...

Tarihi ve siyaseti bilinçli biçimde özümseyerek izleyenlerdenseniz, çoğu zaman bu geri dönüşü olmayan noktaların kazara değil kararlılıkla geçildiğini de görmüşsünüzdür.#Sayfa#

HINCAL ULUÇ: SOĞUKKANLI OLMAK LAZIM!..

Gün soğukkanlı olma günü.. Bu ülkede İçişleri Bakanı'nın haberinin olmadığı bir polisiye olay cereyan ediyorsa, olup biteni şu anda, birkaç kişi dışında kimse bilmiyor demektir.
İç yüzünü, aslını kimsenin bilmediği bir olay hakkında fikir yürütmek, ya amigoluktur, ki böyle yazarlarımız var, ya da spekülasyon yapmaktır.
Oysa ülkemiz fevkalade kritik günler yaşıyor. Böyle anlarda tahmine, dedikodulara dayalı fikirler yürütmek, ortalığı iyice bulandırmaktan başka işe yaramaz. Bulanık ortam da kime yarar, söylemeye gerek yok.
Kaldı ki, ortada başlayan bir hukuki süreç, hele hakkında geçin yorum yapmayı, aslında haber yapmayı bile yasaklayan yasalar var. #Sayfa#

Gene ayni savcının yürüttüğü Ergenekon soruşturması başladığında da bunları söylemiş, yazmış ve "Hükümler kesinleşene kadar esas hakkında yorum yapamam" demiştim. Yapanları, ortada kesin bir yargı kararı yokken Silivri'de yatanları mahkum edenleri, şiddetle eleştirmiştim.
O konularda ısrarlı tezim esas değil, usul üzerineydi. Tutukluluk kararlarının çok kolay alınmaması, kamuoyunu ikna edecek somut sebepler gösterilmesi, o hallerde bile tutukluluk sürelerinin uzayıp, mahkumiyete dönüşmemesi şeklindeydi. Anayasa Mahkemesi de sonunda ayni kararı açıkladı, zaten.
Bugün tutumum farklı değil..
Ortalığı karıştırmadan, tahriklere kapılmadan ve özellikle tahrikçilik yapmadan, hukuksal sürecin gelişmesini beklemek ve yapılacak açıklamaları dikkatle izlemek.
Neyin ne olduğunu tümüyle öğrendiğimiz gün, yasaların izin verdiği ölçüde ve çerçevede konuşuruz..#Sayfa#


RASİM OZAN KÜTAHYALI: 17 ARALIK VESAYET ZİHNİYETİNİN ANATOMİSİ

Elbette bu tespitleri yaparken bir yanda da şu sorulabilir: Kardeşim siz yakın zamana kadar Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde bu Emniyet ve Yargı ekibini desteklemediniz mi?
Şimdi nasıl böyle konuşuyorsunuz? Çok haklı bir soru. Ben ve benim gibi düşünenler askeri vesayetle mücadele sürecinde darbeci generallerin peşine düşmüş savcıları ve polisleri destekledik.
Çünkü çok haklı bir amaç vardı ortada. Sonuç olarak 85 yıllık bir askeri vesayet gerçeği vardı ve o vesayetle savaşmak kesinlikle doğru bir tercihti.
Fakat bu süreçte özellikle 2010 Eylül sonrası çok vahim hatalar yapıldı. Sonuç olarak 2007-11 sürecinde Türkiye askeri vesayetten temizlendi ama bir yıldır sürekli ifade ediyorum ki Temizlenme Süreci Temiz Olmadı. O yüzden bence o davalardan tutuklu olanların da tahliyesinin hızlandırılma süreci başlamalıdır.
Haklı davalar ve haklı amaçlar güdülürken haksız araçlar kullanıldı. Çok haklı tutuklamalarla haksız kişisel hesaplaşmalar iç içe geçti. Ben daha 2008'de şimdilerde iyice rezillikleri çıkmış iki isim üzerinden KontrErgenekon tehlikesine dikkat çektim ama o tür yazılar o dönem hiç ilgi çekmedi. Ortalık toz dumandı ve kimse kimseyi dinlemiyordu.#Sayfa#

SEVİLAY YÜKSELİR: SAKİN OLALIM AMA ŞANTAJCILARI DA İYİ TANIYALIM!

Çok tarihi günler yaşıyoruz.
28 Şubat'ı aratmayan ve fena halde mide bulandırıcı günler. İşte kasetlerin, fotoğrafların, yolsuzluk, rüşvet iddialarının ve binlerce tezviratın döndüğü bu ortamda ben de hakkaniyetten, hak yolundan ayrılmadan en doğru yolu bularak sizlere en samimi duygularımla yorum yapmaya çalışıyorum. Yanlış anlaşılmalara meydan vermemek ve amacımın sadece ve sadece gerçeği savunmak ve gerçeklikten yana olduğumu anlatmak için de kılı kırk yarıyorum; tıpkı dünkü yazımda olduğu gibi.
Bugün de dün olduğu gibi benim için son derece hassasiyet taşıyan noktayı bir kez daha dikkate sunup öyle devam etmek istiyorum. Dindar değilim evet ama Allah'a inancım çok kuvvetlidir. O'ndan gelecek her şeyden korkarım. Ve O'nun bu dünyada kul hakkı yiyen hiç kimseyi affetmeyeceğine de sonsuz güvenim vardır. O nedenle kim ki devletin sağladığı imkânları kullanarak eline kirli para almış, cebini hak etmediği paralarla doldurmuş; Allah bildiği gibi yapsın kardeşim! Boğazında düğümlensin o yediği paralar ve daha öteki tarafa gitmeden bu dünyada sürüm sürüm süründürsün Yüce Rabbim!
Ancak buna mukabil aynı bedduaları, kul hakkı yemediği halde insanlara "yemiş" diyerek iftira atanlara... Hırsları, kinleri, gizli plan ve sinsi programları adına insanları gözü kapalı biçimde yaftalayıp kamuoyunda itibarlarını beş para etmeye çalışanlara da ediyorum. Kim ki evrenin en büyük ahlaksızlığı kabul edilen iftiracılığa başvuruyor, Allah onları da cehennemde cayır cayır yaksın. Sadece orada değil, bu dünyada da son nefesini verene değin acı içinde kıvrandırarak can verdirsin inşallah!#Sayfa#

OKAN MÜDERRİSOĞLU: OPERASYONUN İKİ YÜZÜ!

Türkiye, son 11 yılda Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmedik gelişme ve dönüşümlere tanık oldu. Başlangıçta vesayetçi sivil-asker bürokrasiyle mücadele verildi. Gelinen aşamada ise "sorumsuz yetkili olma" iddiasındaki odaklara haddini bildirecek meşru hamle başlatıldı.
Şu bir gerçek... İktidar ama muktedir olamayan bir siyasi hareket, ülkenin kaderini elinde tutamaz. İşte bu nedenle...
Hesap sormak için cesurca hesap verilebileceği dosta düşmana ilan edildi.
18 Aralık 2013... Yeni Türkiye'nin miladıdır. Çekmecede gizlenen operasyonların, şantaj zincirinin kırıldığı unutulmaz bir gündür.
Evet...
Siyaset hata kabul etmez.
Ama...
Siyaset, karanlık senaryolara da boyun eğmez!