X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Zalimler için yaşasın cehennem
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Zalimler için yaşasın cehennem

  • Giriş Tarihi: 24.3.2014

31 Mart ayaklanmasında mahkemenin salıverdiği Said Nursi, Sultanahmet Meydanı'nda asılmış masumları görünce, "Zalimler için yaşasın cehennem" diye haykırır. Mustafa Kemal'le yaşadığı gerilim sonrası ise Ankara'yı terk eder

Bediüzzaman, Van ve Diyarbakır'da "Medresetü'z Zehra" isimli bir üniversite kurulması, Doğu'nun maddi ve manevi kalkınması idealinin peşinden İstanbul'a geldi. Bu projenin padişah II. Abdülhamid tarafından sahiplenilmesini istiyordu. Bir dilekçe vererek Sultan Abdülhamid ile görüşme talebinde bulundu. Şekerci Han'daki odasına "Burada her soruya cevap verilir, soru sorulmaz" levhasını asarak meydan okumasının ardından bu ikinci cesur çıkışı şaşkınlıkla karşılanmıştı. II. Meşrutiyet'in ilanından birkaç ay önce Toptaşı Akıl Hastanesi'ne sevk edildi. Hastanenin Ermeni doktorunun "Said Nursi'de zerre kadar mecnunluk eseri varsa, dünyada akıllı adam yoktur" şeklindeki beyanından sonra akıl hastanesinden çıkarıldı.

31 MART VAKASI'NDA TUTUKLANIR

31 Mart olayları günümüze kadar her yönüyle tartışıldı. Bu konuyu araştıran hemen hemen tüm tarihçiler, ayaklanmanın arka planında II. Abdülhamid'i tahttan indirmek için bir komplonun olduğunu kabul ediyor. İşte böyle bir dönemde 31 Mart ayaklanması ile ilişkilendirilerek gözaltına alınan Bediüzzaman Said Nursi, çıkarıldığı mahkemede Hurşit Paşa tarafından sorgulandı. Mahkemede "Eğer meşrutiyet bir fırkanın istibdadından ibaret ise ben mürteciyim" şeklinde başlayan sert bir savunma yaptı. Bu savunmanın ardından, hakkında idam kararı verilmesi beklenirken Mahkeme Reisi Hurşit Paşa tarafından serbest bırakıldı. Mahkemeden çıktığında Sultanahmet Meydanı'nda darağacında asılmış masum insanları gördüğünde "Zalimler için yaşasın cehennem" diye haykırarak Beyazıt'a doğru yürüdü. Said Nursi'nin İstanbul'a gelişi fikren İstanbul'daki düşünce dünyasını ve devlet yöneticilerini sarsmıştı. Hocası'nın kendisine layık gördüğü "Bediüzzaman" unvanı, İstanbul'daki ilim çevreleri tarafından da artık benimsenmişti. Van'da tüm aşiretleri dolaştı, onların sosyal ve dini meselelerini dinledi. Burada yaptığı konuşmalar, daha sonra "Münazarat" adıyla yayınlandı. Bediüzzaman, 1911'de Van'dan Kilis yolu ile uzun bir Şam yolculuğuna çıktı. Şam'da tarihi bir hutbe verdi. Bu hutbede hem İslam dünyasına hem de insanlık alemine tarihi bir sesleniş vardı. Şam dönüşü Sultan Reşat ile Rumeli seyahatine çıkan Bediüzzaman, hayatının en büyük ideali olan üniversite projesini kabul ettirdi. Ancak 1913 yılında temeli atılan üniversite inşaatı I. Dünya Savaşı'nın çıkması ile yarım kalacaktı.

ATATÜRK'LE İLK KARŞILAŞMA

Talebelerinden oluşan yaklaşık üç bin kişilik bir milis kuvveti oluşturdu ve bu birliğin komutanlığını üstlenerek Van'ın Gevaş ilçesinin Ruslar tarafından istila edilmesini önledi. Bu savaş sırasında Bediüzzaman'a üç kurşun isabet etti ve yaralı olarak Bitlis deresine düştü. Esir olarak götürüldüğü Sibirya Kosturma'daki esir kampında Rus Başkomutanı Nikola'ya karşı ayağa kalkmaması üzerine hakkında idam kararı verildi. Ancak Bediüzzaman'ın, idam cezası karşısındaki asil duruşu nedeniyle Rus Başkomutan tarafından affedildi. Yaklaşık üç yıllık Sibirya esaretinden sonra firar ederek sahte bir pasaportla Varşova, Berlin, Sofya üzerinden İstanbul'a geldi. Bu kaçışında, yakın dostluğu bulunan Enver Paşa'nın büyük gayretlerinin olduğu günümüz tarihçileri tarafından altı çizilmektedir. Bediüzzaman İstanbul'a geldiğinde, bilgisi olmadan yeni kurulan bir İslam Akademisi'ne üye tayin edildiğini öğrendi. O dönemde Çamlıca İzzet Paşa köşkünde oturmaktaydı. Akademi'nin kapatılmasının hemen ardından Mustafa Kemal tarafından Ankara'ya 1'inci Meclis'e çağırıldı. Ankara'da merasimlerle karşılandı. Ankara'da namazın, dini vecibelerin ve kazanılan zaferlere şükretmenin önemini anlatan 10 maddelik bir bildiri yayımlayarak bunu milletvekillerine dağıttı. Benzer bir konuşmayı meclis kürsününden de tekrarlayınca bu durumdan rahatsız olan Mustafa Kemal ile aralarında gergin sayılabilecek bir konuşma geçti. Bu konuşma Bediüzzaman'ın hayatında bir dönüm noktası olmuştu. Kafasındaki medeniyet projesini siyasetle yapamayacağını artık anlamıştı. Van'a bir tren bileti alarak, tüm ısrarlara ve makam tekliflerine rağmen Ankara'yı terk etti.

BARLA'DA GEÇEN 8 YIL
1926 yılında jandarma nezretinde Eğirdir'den yelkenli bir kayıkla Barla iskelesine bırakılan Bediüzzaman, Risale-i Nur Külliyatı'nın temel kitaplarını bu kasabada yazdı. Nur'un ilk talebesi olarak anılan Albay Hulusi Yahyagil ile Barla'da tanışan Bediüzzaman, 8 yıl bu kasabada yaşadı. Bediüzzaman, Barla yıllarında talebeleri ile yazışmaya önem verdi. O dönemde bir talebesine yazdığı mektup, Barla'da yaşadığı zulmü de anlatmaktadır. "Kardeşim ben burada muallim ve nahiye müdürünün ezalarına tahammül edemez hale geldim. Beni çok rahatsız ediyorlar. Kırlara dahi çıkmaz oldum. Rutubetli odada, kabirde yaşar gibi yaşıyorum."

YARIN : 33 YILLIK ESARET, ESKİŞEHİR HAPİSHANESİ...