X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 150 yıl sonra, galiba başarıyoruz...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

150 yıl sonra, galiba başarıyoruz...

  • Giriş Tarihi: 6.6.2014

Türkiye son iki yıldan beri siyasi gerilimler yaşamaya başladı. Gezi Olayları ile iç siyasi gerilimlere özellikle Batı'da eklendi. Batı'nın bazı merkezlerinde Türkiye sanki iç politik mesele olarak tartışılıyor.

2002 yılında enkaz halinde olan Türkiye her yönüyle deyim yerinde ise dökülüyordu. Ekonomi iflas etmiş, yakıcı siyasi sorunlar yılların yorgunluğunu hissettirirken, siyaset vesayet altında, bireysel özgürlükler çok büyük tehdit altında idi. Ülke ekonomisi diye bir şey kalmamış, ekonomi borçlarla adeta inlemekte idi. Borç, faiz ve enflasyondan başka konuşulan ekonomik terim neredeyse yoktu.

Aradan tam 12 yıl geçti. Türkiye ekonomisi dünyanın en büyük 17. ekonomisi, Avrupa Birliği üye devletlerin içinde ise 6. sırada bir ekonomiye yükseldi. Kişi başına düşen gelir 2500 dolardan 10 bin doların üzerine çıktı. Yüzde 60-70'ler seviyesinde olan enflasyon tek haneli rakamlara geriledi. Bireysel özgürlükler çok ciddi anlamda gelişti. Siyaset askeriyenin vesayetinden kurtuldu. Kürt sorununda barış süreci başladı. İki yıla yakındır silahlar tetikten çekildi. Devasa yatırımlar başlatıldı.

Türkiye bugün bir eşikte. Bir kaç yıl içinde kişi başına düşen gelir 15 bin doları bulabilir. Dünyanın enerji boru hattının vanası Türkiye'nin eline geçiyor. Irak Kürdistan'ı ile tam 50 yıllık enerji anlaşması imzalandı. Dev yatırımlar ile Türkiye dünyanın en stratejik ülkesi haline geliyor. 2023 hedefinde Türkiye dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girmesi çok zor olmayacak.

HASTA ADAM AVRUPA

Tam 150 yıl önce Osmanlı İmparatorluğu dünyanın hasta adamı idi. Zaten bir süre sonra 600 yıllık imparatorluk yıkılmış yerinde onlarca devlet kurulmuştu. Batı o zaman Osmanlı'nın bu hali ile alay ediyordu. Fakat zaman değişti. 27 Mayıs 2014 tarihinde Radikal gazetesinde, Yunanistanlı bir yazar -Türkolog, Dr. Nikolaos Stelya şu satırları yazdı;

''Zaman ne çabuk değişti? Yaklaşık 150 yıl önce, Osmanlı İmparatorluğu'nun büyük güçler arasında paylaşımı senaryolarının gündemde olduğu bir dönemde, Rus ve Batılı imparatorların üzerinde hemfikir oldukları bir konu vardı. Rusya ve Avrupalı güçlere göre Osmanlı İmparatorluğu çöküş sürecinde 'Avrupa'nın hasta adamıydı'. Hasta, kendini içten tüketen 'sağlık sorunları' ve dışarıdan aldığı darbelerde kendi yatağında ölümünü beklemekteydi.
Bu oryantalist bakış açısının Avrupa gündemine taşınmasından yaklaşık 150 yıl sonra, dünya yeni bir gelişme ile karşı karşıya kalmış durumda. Geçen hafta ve pazar günü Avrupa'nın genelinde gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu seçimlerinin göstermiş olduğu üzere, dünya artık 'yeni hasta adam Avrupa' ile yüzleşmek zorunda.''

GALİBA BAŞARABİLİRİZ


Ünlü tarihçi Sir John Marirott (1859 –1945) ise Balkanları anlattığı kitabında ise şu ifadeleri kullanmıştı;
''Doğu sorunun en temel ve en önemli nedeni Avrupa'nın içinde yabancı bir öğenin olmasıdır. Bu yabancı öğe Osmanlı'dır. Osmanlılar Balkanları Avrupa'dan koparmış, bölgeyi yeni bir ortaçağ karanlığına sokmuştur.''
Türkiye toplumu evet tam 150 yıldan beri ilk defa kendine güvenmeye başladı. Uzun yıllar sonra ilk kez ''galiba başarabiliriz'' algısına sahip olmaya başladı. Batı karşısında uzun yılların getirdiği başaramama, geri kalma, eziklik duygusu ilk defa son yıllarda başarabiliriz, hatta başarıyoruz duygusunun oluşmasına neden oldu. Bu duygu klasik bir milliyetçi bir duygu asla değil. Bu yeni demokratik bir topluma atılan ilk adımdır. Bu ''buralı olma'' halidir. Sadece Türkler değil Kürtlerle, Ermeni Rum ve diğer kesimlerle birlikte bir toplum olma duygusu gelişmeye başlamasıdır. Milli olmanın klasik ulus-devletçi bir bakış açısı ile değil de ''bu ülkeli olma'' duygusu çok hızlı bir şekilde oluşmaya başladığının göstergesidir.

BATI YENİKAPI'YI ANLAYAMADI

Batılıların anlayamadığı işte bu... Batılılar hala Yenikapı'daki 2 milyon 500 bin kişinin AK Parti mitingine neden geldiğini anlayamıyor. İnanmayan, güvenmeyen, bir parçası olmadığı bir düşüncenin dışında hiç kimseyi bu mitinge toplayamazsınız. 2 milyon 500 bin kişi ve Anadolu'daki diğer milyonlar ''galiba başarıyoruz'' duygusunu hep birlikte hissetmeye başladılar. Bu inanca sahip olan milyonları sadece muhafazakar, sadece dindarlardan olduğunu zannetmeyin. Milyonların içinde Türkiye toplumunun bütün renkleri, kesimleri var. Kimisi az, kimisi çok. Ama hepsinden var.

Onun içindir ki yurt dışındaki Türkiye yurttaşlarının ezici bir çoğunluğu AK Parti'yi, Recep Tayyip Erdoğan'ı destekliyor. Yurt dışında olmak, doğduğu ülkeden ayrı gurbette olmanın farklı bir duygusu vardır. Bu olay ne AK Parti meselesidir ne de Recep Tayyip Erdoğan meselesidir. Bu olayı laiklerin, Kemalistlerin anlamasını beklemeyebiliriz. Fakat halk yığınları bunu anladı ve burada birleşti. Cumhuriyet tarihinin kesintisiz devam eden en uzun soluklu hükümeti olmak o kadar kolay olmasa gerek. Bu halk yığınları iktidara karşı eleştirileri olsa da, bütün bu eleştirilerine rağmen bu hareketin, bu duygunun arkasında durmasını bildiler. Onun için Türkiye'nin laikleri 30 Mart'ta AK Parti'nin yüzde 26 ile 30 arasında bir oy alacağını söylemeleri bundandır.

İşte bu özgüven demokratikleşmeyi ve geçmiş ile yüzleşmeyi başlattı. Onun içindir ki tam 35 yıldır devam den Kürt Sorunu barışçıl görüşmelerle sonuçlandırılmaya başladı. 1915 olayları ile ilgili 23 Nisan tarihindeki açıklama, Dersim Katliamı ile ilgili siyasi tavır, Irak Kürdistanı söylemi… İşte bu söylemler yaşanan değişim ve toplumun özgüveni ile yapıldı.

Batı özellikle de Avrupa Birliği ekonomik hatta siyasi olarak çok büyük gerilemeler yaşıyor. Türkiye dünyada bugün devam etmekte olan küresel krize rağmen çok hızlı bir şekilde büyümeye devam ediyor. Hatta AB üyelerinin yıllık büyümesinin ortalamasının kat be kat üstünde, en fazla büyüyen Almanya'nın ise 4-5 katı büyüyor.

Türkiye belli ki, önümüzdeki iki üç yılı oldukça gerilimli olarak geçirecek. Çünkü çok büyük siyasi kararlar verilecek. Türkiye bu kararları verip uygulamaya koyunca kategori atlayacak. Dünyanın enerji koridoru olacak. Kürt sorunun çözümü ile 35 yıldan beri boşa harcanan enerji demokratikleşme ve ekonomiye harcanacak. Dev yatırımlar ile Türkiye dünyanın önemli bir merkez ülkesi olacak.

Bu yıl I. Dünya Savaşı'nın 100. Yıl dönümü. Bu savaşın ardından Batı'nın Hasta Adam'ı Osmanlı İmparatorluğu yıkılmıştı. Tam 100 yıl sonar Türkiye'nin yıldızı hızla parlarken, batı bugün dünyanın hasta adamı oldu.

Batı'nın Türkiye'ye karşı tavrını çok uzun süre devam edeceğini sakın düşünmeyin. Türkiye ile çıkarlarından dolayı müzakere yapmak zorunda kalacaklar. Tıpkı Putin gibi. Batı, özellikle Almaya iç siyasetinde Putin'i şeytanlaştırmaya çalışmıştı. Fakat ekonomik çıkarlar gelince Putin bugün Almanya'nın ekonomideki en büyük müttefiki oldu. Olmak zorunda. Türkiye'de olacak. Batı artık eski Türkiye ile müzakere etmiyor. Yeni Türkiye'yi kabul edecek.

Bütün bu olup bitenleri, 7 şubat, 17-25 aralık, TIR Operasyonları ve Dış İşleri Bakanlığının dinlenmelerini bu çerçeveden baktığınızda tablo çok anlamlı hale gelecektir.