X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 'Fitneyi durdurun'
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'Fitneyi durdurun'

  • Giriş Tarihi: 19.6.2014

Irak ve Suriye'de krize "sağduyu" çağrısı yapan Diyanet, asıl cihadın fitneye karşı verilen mücadele olduğunu açıkladı. 8 ayrı dilde yayımlanan mesajda dini önderlere "çözüm için inisiyatif alın" denildi

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez'in kaleme aldığı metin, Türkçe, Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça ve Kürtçe'nin Kırmanci ile Soranice lehçelerine çevrildi. Görmez'in Arapçasını bizzat seslendirdiği mesajda, mezhep ve meşrebe dayandırılmak istenen çatışmaların, İslam dünyasını tehdit eder boyuta ulaştığı vurgulanarak sağduğuyu çağrısında bulunuldu. Kuran ve Sünnetin, Müslüman'ın Müslüman'a canını ve kanını helal gören bir cihadı asla emretmediği vurgulanan mesajda, "Bugün Müslümanların topyekun başvuracağı en büyük cihad, taassuba, fakirliğe, cehalete, fitneye ve tefrikaya karşı yapacakları cihattır. Hiç kimse, zulme karşı cihad iddiasıyla başkaca mazlumiyetlerin yaşanmasını meşru gösteremez" denildi. Bölgedeki saygın dini kurum ve kuruluşların çözüm için bir araya gelmesi gerektiğine yer veren Diyanet, bu kapsamda sorumluluk almaya hazır olduğuna yer verdi.

'FACİALARIN ÖN SARSINTISI'
Karşılıklı şiddet içerikli beyanların, cihad ilanlarının, mukaddes mekanların tahribine dönük tehditlerin, insan kaçırma ve öldürmelerin, yaklaşmakta olan kitlesel faciaların ön sarsıntıları olduğunu ifade eden Görmez, "mezhebi bölünme" uyarısı yaptığı mesajında, şunları kaydetti: "Müslüman kimliği, her türlü mezhebi, meşrebi, coğrafi, etnik, siyasi ve politik aidiyetin üstündedir. Hiçbir yapı, İslam kardeşliğini ve vahdetini bozmaya yönelik çalışmalara izin vermemelidir. Kuran ve sünnet, insanların birbirine canını, kanını, malını ve ırzını dokunulmaz kılmıştır. Haksız yere bir insanın kanını dökmek, dini bakımından en büyük cürüm olarak kabul edilmiştir. 1400 yıldır bütün farklılıklarıyla bugünlere gelen bir toplumu dini, mezhebi ve etnik temellere dayalı bir yapı ile yönetme imkanı yoktur. Hiç kimse ya da hiçbir grup, bir başkasının inancına, değerine ve düşüncesine savaş açamaz. Herkes yaşadığı topraklarda tarihsel birikimine uygun olarak özgürce yaşama hakkına sahip olmalıdır."

'VİCDAN KABUL ETMEZ'
Tarihsel süreçte ortaya çıkan Ehl-i Beyt ve Ehl-i Sünnet geleneklerini birbirine karşıt kabul edip, güç mücadelesine girmenin "fitne" olacağı uyarısını yapan Görmez, "Ehl-i Beyt de Ehl-i Sünnet de Hz. Peygamber Efendimizdendir" dedi. "Hiç kimsenin bir başkasını İslam'dan çıkartma salahiyeti yoktur" yorumunu yapan Görmez, "Tekfiri esas alan yapılar, nasıl ki tarihte Müslüman vicdanlar tarafından mahkum edilmişse bugün de nevzuhur bu düşüncelerin maşeri vicdan tarafından kabul görmeyeceği açıktır" diye konuştu. ANKARA

'GÖREV ÜSTLENMEYE HAZIRIZ'
İslam âleminin suç ortamına dönüştürülmemesini isteyen Görmez, İslam alimlerini de suç ortağı olmamaya çağırdı. Görmez, "Sıcak çatışma bölgelerindeki dini kurum ve kuruluşların temsilcileri bir araya gelerek başta Irak ve Suriye olmak üzere çatışma alanlarıyla ilgili dini ve ahlaki temelli çözüm girişimlerini başlatmalıdır. İslam dünyasındaki dini-manevi sahadaki kanaat önderlerinden oluşan bir heyet, mezhep odaklı kamplaşmaların ortadan kaldırılması için inisiyatif almalıdır" dedi. Görmez, Diyanet'in de görev üstlenmeye hazır olduğunu bildirdi.

'KERBELA HEPİMİZİN'
Sağduyulu ve vicdan sahibi Müslümanların basiret ve ferasetleriyle bu tür yapıların kökleşmesine izin vermeyeceğini kaydeden Görmez, mesajını şöyle sürdürdü: "Çıkar çatışmalarının kurbanı olan savunmasız insanların yok edilmesi ve insanların yerlerinden yurtlarından sürülmesi üzerine inşa edilecek bir yapının, kendisini İslam ile bağdaştırması mümkün değildir. Bazı çevrelerin, Necef ve Kerbela'da bulunan Ehl-i Beyt'in büyükleri Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve Ebu'l Fadl Abbas gibi manevi şahsiyetlerin mezarlarının tahrip edilmesine yönelik tehdit içeren açıklamaları asla kabul edilemez. Zira Necef ve Kerbela gibi müstesna mekânlar, Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve Ebü'l Fadl Abbas gibi Ehl-i Beyt büyükleri, Şiilerin veya Sünnilerin değil bütün İslam ümmetinin ortak, değerleridir.