X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER "Yakıp yıkmaları önlemeliydik"
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

"Yakıp yıkmaları önlemeliydik"

  • Giriş Tarihi: 15.10.2014 14:30 Güncelleme Tarihi: 15.10.2014 14:41
"Yakıp yıkmaları önlemeliydik"
Yakıp yıkmaları önlemeliydik

HDP Milletvekili Tan, Kobani eylemleri için konuştu: "Biz sokağa çağrı yaparken özenli davranmalıydık. Öncesini ve sonrasını yeterince hesaplamalıydık. Keşke Bahçeli gibi yapabilseydik."

56 yaşında.
Mardin Midyatlı...
İnşaat mühendisi.
İnşaat işlerine devam ediyor.
Devletten iş almıyor, "Dilim bu nedenle uzun" diyor.
6 çocuğu var. 4 kız, 2 erkek.
Çocuklarının isimleri: Zeynep, Zuhal, Zelal, Bedii, Yusuf, Berfin.
Siyasi hayatına "Yeniden Milli Mücadele" hareketiyle başladı.
Refah Partisi'nde "Güneydoğu Müfettişi" olarak görev yaptı.
Aydın Menderes, Cem Boyner gibi isimlerin siyasi çıkışlarında yer aldı.
Son seçimde BDP'den Diyarbakır Milletvekili seçildi.

KEŞKE BİZ DE HDP OLARAK BAHÇELİ GİBİ YAPABİLSEYDİK

Altan Tan'a ilk sorum şu oldu:

"Kobani'nin düşmek üzere olduğu bir dönemde HDP olarak halkı sokaklara çağırdınız. Şimdi geriye baktığınızda bu çağrıyı yanlış buluyor musunuz?"

Altan Tan, araya girmeme ve başka sorular sormama gerek kalmadan başladı anlatmaya.

İşte Altan Tan'ın söyledikleri:

- Bir siyasi parti ya da bir kuruluş, destekçilerini sokağa çağırabilir. Greve çağırır, oturma eylemine çağırır, sivil itaatsizliğe çağırır... Demokratik açıdan bu meşrudur. Yani bizim HDP olarak kitlemize çağrı yapmamızda bir sorun yok...

- Ama biz bu çağrıyı yaparken çok daha dikkatli, çok daha özenli davranmalıydık. Öncesini ve sonrasını yeterince hesaplamalıydık.

- HDP'nin oy aldığı kitle, PKK ile iç içe... Son 30 yılda 50 bin insan ölmüş, bunun 40 bini Kürt. Beş yüz bin kişi cezaevine girmiş çıkmış, gözaltına alınmış. Bunlar ya PKK'lı ya da PKK sempatizanı... Biz HDP olarak bir çağrıda bulunuyorsak, işte böyle bir kitleye çağrıda bulunuyoruz.

- Kitlemizi sokağa çağırırken bunun sonuçlarını düşünmeliydik. Demokratik sınırlarda durur mu, kontrol edebilir miyiz? Bunu düşünmeliydik.

- Halkı sokağa çağırırken vurup kırmalara, yakıp yıkmalara mahal verilmesinin önüne geçecek tarzda bir dil ve üslup kullanmalıydık.

- Olaylar çığırından çıktığı anda da yapabileceklerimiz vardı. Milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, parti başkanlarımız sokaklara inip taşkınlığa engel olabilirdi. Yağmalanan bir dükkânın önünde durabilirdik. Bankamatiğin önünde durabilirdik. Belki birincisinde o kitle bizi de ezer geçerdi ama ikincisinde dururdu. Bunu yapamıyorsak bırakmalıyız bu işi.

- Ben HDP yönetimindeyim. Parti Meclisi'ndeyim, Merkez Yürütme Kurulu üyesiyim. Halkı sokağa çağırma kararını alanlar arasındayım. Bunları kendimi de işin içine katarak söylüyorum. Özeleştiri yapıyorum. Maalesef öngöremedik olacakları.

- Ben Devlet Bahçeli'nin siyasi fikirlerine katılmam. Ama onun son olaylardaki tavrı önemlidir. "Bizim partimizin amblemlerini, sloganlarını, işaretlerini kullanarak kimse sokağa çıkmasın" dedi. "Kim bizim amblemlerimizle, sloganlarımızla sokağa çıkıyorsa provokatördür, ajandır" dedi. Bizim de aynı tavrı sergilememiz gerekir.

- Yağmacıların karşısına çıkıp "sen ajansın, sen provokatörsün" diyebilmeliydik. Bunu deklare edebilmeliydik. En az Devlet Bahçeli kadar deklare edebilmeliydik.

- Banka şubelerini yağmalayarak, kuyumcu yağmalayarak eylem mi olur? Belediye otobüsü yakarak nereye varabiliriz ki?

İLK SALDIRIYA UĞRAYAN HÜDA PAR'DIR

İlk kim saldırdı?
HÜDA PAR mı, sokağa çıkan göstericiler mi?
Altan Tan'ın bu konudaki görüşü gayet net...

Şöyle diyor Altan Tan:

"Benim tespitlerime göre ilk olarak göstericiler, HÜDA PAR ve HÜDA PAR'a yakın kuruluşlara saldırmışlardır. Üç HÜDA PAR'lı kendi mekânlarında öldürüldü, cesetleri sokağa atıldı. Sonrasında onlar da silahla karşılık verdi."

KOBANİ ÖFKESİNİN BEŞ NEDENİ VAR

Altan Tan Kobani protestolarında ortaya çıkan büyük öfkeyi şu beş nedene bağlıyor:

- BİR: Erdoğan ve arkadaşlarının öfke dolu, ötekileştirici, ayrıştırıcı dili...
- İKİ: Kürt sorununun çözümünün ısrarla ertelenmesinden kaynaklanan kandırılma ve oyalanma duygusu.
- ÜÇ: Emzikli bebeklerden 90 yaşında yürüyemeyen yaşlı kadınlara kadar iki yüz bin Kürt'ün sersefil bir şekilde huduttan Türkiye'ye girmesi...
- DÖRT: Kobani'deki IŞİD saldırılarının günlerce naklen maç yayını gibi televizyonlardan verilmesi ve hiç kimsenin kolunu bile kıpırdatmaması.
- BEŞ: Batı'nın, ABD'nin, Rusya'nın, İran'ın Kobani meselesine sadece siyasi pazarlıklar çerçevesinde yaklaşması...

ALTAN TAN'A GÖRE TARAFLARIN DURUMU

- ÖCALAN: Sonuna kadar çözüm ve müzakere kanalını açık tutarak hükümetle bir yere varmak istiyor. Umudunu koruyor.
- KANDİL: Müzakerelerin neticeye ulaşacağına Öcalan kadar inanmıyor. Umutsuz. Umudu kalmamış durumda.
- HDP: Bir siyasi parti olarak tabii ki çözümden, müzakereden yana. Ama tam bir sıkışmışlık içinde... İki arada kalıyor.

ÖCALAN MESAJLARINI NET OLARAK VEREMİYOR

"ÖCALAN'dan gelen mesajlar" konusunu açıyorum.
Altan Tan bu konuda da farklı ve çarpıcı bir değerlendirme yapıyor.

İşte söyledikleri:

- Bizim üç milletvekili arkadaşımız İmralı'da Öcalan'la görüştüler. Onların getirdiği mesaj şu: "Öcalan 15 Ekim'e kadar mühlet verdi."
- İki gün sonra Mehmet Öcalan İmralı'ya gitti. Onun getirdiği mesaj ise şu: "Müzakere diyorlar, müzakere diye bir şey yok, çözüm süreci diyorlar, çözüm süreci diye bir şey yok."
- Şimdi soru şu: Bu mesajların hangisi doğru?
- Öcalan'ın mesajlarını sağlıklı bir şekilde iletebilmesinin yolları bulunmalı.
- Kanallar açık olmalı. Gizli olmamalı. Şeffaf olmalı... Gazetecilerin, siyasetçilerin Öcalan'la görüşmesi gerekir.

KOBANİ GİBİ ESAD'A DA TEPKİ GÖSTERMELİYDİK

Hükümet çevrelerinden HDP'ye yöneltilen bir eleştiri var. Deniyor ki: "Şimdi Kobani için ayağa kalkıyorsunuz ama Esad şu kadar kişiyi öldürürken ayağa kalkmamıştınız, Gazze için ayağa kalkmamıştınız, Mısır için ayağa kalkmamıştınız." Ne diyorsunuz bu eleştiriye?

ALTAN TAN: Suriye'de onbinlerce insan öldü. Gazze'de bir haftada çoğu çocuk binlerce kişi öldü. Kahire'de iki bin kişi öldürüldü bir sahur gecesi... Biz parti olarak tek bir miting bile yapmadık. Ama bu sadece bize özgü bir durum değil. Türkiye'de herkes böyle ne yazık ki... Bazıları "Ben Müslümanım, Gazze'ye bir baskı olduğunda ortaya çıkarım, Kobani'den, Halepçe'den bana ne" diyor. Bir başkası "Gezi'de sokağa çıkarım ama Kürtler, Araplar her şeye müstahak, bana ne onlardan" diyor.

Ama işte siz de sadece Halepçe'ye, Kobani'ye duyarlısınız.

ALTAN TAN: Biz Kürtler olarak böyle yapmamalıyız. İnsanlık adına böyle yapmamalıyız. Ayrıca bizim Kürtler olarak kaderimiz Gazze'nin, Kahire'nin, Halepçe'nin kaderine bağlı.

Suriye'de Esad yönetimine karşı savaşmadı Kürtler.

ALTAN TAN: Yanlış... Suriye yakıp yıkılırken "Ne yaparlarsa yapsınlar, biz kendimizi zor koruyoruz" diyemeyiz.

HDP ŞU ÜÇ KESİMLE İLİŞKİSİNİ YARALAMIŞTIR

Altan Tan, "Cumhurbaşkanlığı seçimi"nde Selahattin Demirtaş'ın aldığı yaklaşık yüzde 10'luk destekle HDP'nin çok olumlu bir siyasi hava yakaladığını söyledi, ardından da ekledi:

"Ancak son olaylarda bu olumlu hava yaralanmıştır."

İşte Altan Tan'a göre son olaylar nedeniyle HDP'nin yaraladığı kesimler:

- BİR: Kuyumcu, market, banka yağlamaları ile HDP'nin ORTA SINIFLAR ile olan yakınlaşması yaralandı.
- İKİ: HÜDA PAR'a yönelik saldırılar ile HDP'nin KÜRT İSLAMİ ÇEVRELER ile olan yakınlaşması yaralandı.
- ÜÇ: Büst ve bayrak yakmaları ile HDP'nin LAİK, SEKÜLER TÜRKLER ile olan yakınlaşması yaralandı.

GELİN KALKTI, KÖYÜ YAKTI

TÜRKİYE'nin Suriye politikasına bir Kürt atasözüyle yaklaşıyor Altan Tan.

İşte söyledikleri:

- Rabia Meydanı'nda iki bin insan hunharca öldürüldü. Buna rağmen İhvan, Mısır'da şiddete başvurmadı.

- Peki Suriye'de ne oldu? Şu oldu: Türkiye, Suriye'de silahlı mücadeleyi körükledi. "Üç ayda Şam'a gireriz" havası attılar. "Halep Valisi'ni biz tayin edeceğiz" dediler. Suriye muhalefetini terörize ettiler.

- Suriye muhalefetinde "İhvan" vardı. Ama şimdi "İhvan" kalmadı ortada. Bakın: Nusra var, IŞİD var, El Kaide var.

- Esad eli kanlı bir katildir. Bana göre de Esad gitmeli. Ama Esad'ı gönderme adına Türkiye'nin yaptığı yanlıştı.

- "Gelin kalktı, köyü yaktı" diye bir tabir vardır. Kayınbabasına bir bardak su vermek için kalkan gelin, bir elini vurmuş süt kovasını devirmiş, bir ayağını kaldırmış yağ tulumu devrilmiş, arkaya bir dönmüş gaz lambası yere düşmüş, ev yanmış, köy yanmış. Erdoğan ve Davutoğlu'nun Suriye'de yaptığı tam da budur. Gelin kalkmıştır, köy yanmıştır.

KOBANİ'DE SAVAŞÇI SIKINTISI YOK

KÜRT Siyasi Hareketi'ne yönelik şöyle bir şey söyleniyor: "Madem ortalığı yakıp yıkacak kadar büyük bir enerjiniz var, bu enerjinizi neden IŞİD'e karşı kullanmıyorsunuz, neden gidip IŞİD'e karşı savaşmıyorsunuz?" Ne diyorsunuz buna?

ALTAN TAN: IŞİD'e karşı yeterince savaşan insan var. Kobani'nin nüfusu çevresiyle birlikte dört yüz bin. Rojava'nın diğer bölgelerinde bir milyonun üzerinde Kürt var. Savaşcı sıkıntısı yok.

Sıkıntı nerede?

ALTAN TAN: Silah yok. IŞİD'in elinde tanklar var, toplar var, füzeler var... Direnişçilerin elinde ise sadece "Kalaşnikof" var. Asimetrik bir savaş söz konusu.

Silaha ihtiyaç var yani.

ALTAN TAN: Buradan gidecek insan orada yük olur. Oranın ihtiyacı silah...

Yazı: Ahmet HAKAN/HÜRRİYET