X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Aydınlar barış için yarın bir araya geliyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Aydınlar barış için yarın bir araya geliyor

  • Giriş Tarihi: 3.11.2014
Aydınlar barış için yarın bir araya geliyor
Aydınlar barış için yarın bir araya geliyor

DSİP ve Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDE platformunun kurucularından Cengiz Alğan, geçtiğimiz aylarda "Artık bu mahalle ile birlikte yürümek istemiyorum " diyerek üyesi olduğu tüm kuruluşlardan istifa etmişti. Alğan'ın öncülüğünde kurulan "Barışa Bak" platformu yarın bir grup aydın ile birlikte ilk toplantısını gerçekleştirecek.

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) ve "Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDE" Platformunun kurucularından olan insan hakları aktivisti Cengiz Alğan, Gezi eylemlerinde ön planda isimlerden biriydi.
Gezi olaylarının ilk günlerinde "Kemalizm ruhu Gezi'yi ele geçirdi" açıklaması yaparak Gezi eylemlerine desteğini çekti. "Mahalle Baskısı"na rağmen "17 Aralık operasyonun seçilmiş iktidara yönelik bir darbe girişimi olduğunu, Türkiye solunun paralel yapıya sessiz destek verdiğini" her fırsatta söylemekten çekinmedi.
Sol çevrelerde tartışma yaratan bu açıklamaları nedeniyle kurucusu olduğu DSİP'ten sonra da DurDe platformundan istifa etmek zorunda kaldı.
"Artık bu mahalle ile birlikle yoluma devam etmek istemiyorum" diyen Cengiz Alğan bu çevreden giderek uzaklaştı ve sık sık tıkanan çözüm sürecine destek vermek amacıyla yeni bir platformu için kolları sıvadı.
Türkiye, 4 Kasım Salı günü (yarın) Cengiz Alğan'ın öncülüğünde kurulan "Her Şeyi Bırak, Barışa Bak" isimli yeni bir insan hakları ve barış organizasyonu ile tanışıyor. Etyen Mahçupyan'dan Atilla Yayla'ya, Hilal Kaplan'dan Yıldıray Oğur'a kadar her kesimden barışa inanan onlarca aydını bir araya getiren bu oluşum, çözüm sürecine ve kalıcı barışa katkıda bulunmayı hedefliyor.
Cengiz Alğan ile yeni platformu, 17 Aralık darbesinin üzerinden Türkiye soluna yönelik eleştirilerini, artık neden o mahalle ile birlikte yürümek istemediğini konuştuk.

YARIN "BARIŞA BAK" PLATFORMUNU KURUYORUZ

-Yarın barışı temel alan yeni bir oluşumun ilk adımını atacaksınız. Bu hareket hakkında biraz bahseder misiniz?

İki yılını doldurmak üzere olan Çözüm Süreci bir nevi "üvey evlat" muamelesi görüyor. Sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, sendikalar, derneklerin sürece destek veren etkinliklerini göremiyoruz. Süreç hükümetin, kamuda ilgili birimlerin ve Kürt hareketinden bir avuç aktörün sırtında ilerliyor. Üstelik toplumsal olarak dikkatimiz sık sık süreçten dağılıyor. Bizler dağılan dikkati tekrar barışa odaklamak, üretilen negatif propagandayı nötralize etmek üzere, Çözüm Süreci'nin hayatımıza pozitif yansımalarını öne çıkaracak bir kampanya düşündük. Kısacası sürece sivil toplum desteği sağlamak istiyoruz. Kampanyamızın adı Barışa Bak. Bu oluşumun temel fikrini "Her şeyi bırak, Barışa Bak" diye özetleyebiliriz.

-Çözüme çok yaklaştık derken bir anda uzaklaştık. Sizce tekrar bahar havasına dönebilir miyiz?
Çözümden vazgeçme şansımız da lüksümüz de yok. Elbette 'bahar havasına' döneceğiz. Bu konuda en büyük güvencemiz, daha önceki barış denemelerinde olmayan kamuoyu desteği. Bütün olumsuzluklara rağmen toplumdan çok ciddi bir destek var. Kürt halkında bu oran daha da yüksek. Ancak makas fazla açılmadan süreci hızlandıracak adımların bir an önce atılması gerekiyor.

ŞİDDET NET ŞEKİLDE LANETLENMELİ
-Sivil ve silahsız güvenlik görevlilerine yapılan saldırılar hakkında Kürt siyaseti ne düşünüyor. Sizin bu konuda gözlemleriniz nedir?

Kürt siyasetinin bu karanlık saldırılar hakkında yaptığı açıklamalar, olayların vahametini vurgulamaktan çok uzak. Hâlbuki saldırılar çok net ve kararlı biçimde kınanmalı. Bu tür süreçlerde böyle saldırıların olabileceğini herkes aşağı yukarı tahmin ediyordu. Ama net biçimde lanetlenmediğinde yenileri için açık kapı bırakılmış oluyor. Müzakere yürüten tarafların ikisinin de kınaması gerekirken bu görev yalnızca birine kalıyor.

-Barıştan ümitli misiniz?
Başka şansım var mı? Hiç ihtimal vermiyorum ama bu süreç bugün çökse bile üç beş sene sonra bir yenisi başlamak zorunda. Ama o arada üç beş senemiz daha gider ve bıkkınlık hissi artar. Öte yandan toplumdaki desteği yeniden arttıracak, idarenin ve her iki tarafın barışa cesaretini arttıracak sivil destek gerekiyor.

-Kobani'yi bahane ederek gerçekleştirilen eylemlerde insanlık dışı saldırılara şahit olduk. Bu vandallığın ardında kim var?
Buna net bir cevap vermek mümkün değil. PKK üstlenmiyor. HDP bazılarını kınıyor. Bölgede her türlü yabancı istihbarat örgütü cirit atıyor. Ama önemli olan bu saldırılara yol açacak provokatif ortamlara yol açılmaması. Kim yapıyor olursa olsun zemin hazırlayacak ortamlara engel olmayan, zaman zaman teşvik eden pratiklerin sahiplerinin de sorumlulukta payı var.

VALİDEBAĞ'DAN GEZİ ÇIKMAZ
-Gezi eylemlerinin ilk günlerinde verdiğiniz desteği sert eleştirilerle çektiniz. Validebağ Camii eylemleri bahane edilerek Gezi ruhu diriltilmeye çalışılıyor. Sizce Gezi ruhu diriltilebilir mi?

-Validebağ'dan Gezi çıkması imkânsız. O belirli bir konjonktürde, belirli hazırlıklarla, belirli odakların, biraz zorlamayla da olsa, bir araya gelmeleriyle ortaya çıkmıştı. Sonuçlarının yarattığı tahribat, başta duyulan sempatiyi tamamen yok etti. Aynı koşulların hepsinin birden bir araya gelmesi zor.

-Gezi neden başarısız oldu?
'Tayyip istifa' gibi sloganlarla Gezi eylemleri inandırıcılığını kaybetti. Erken bir devrim hevesine kapıldılar. İktidarın derhal halk komiserleri konseyine devredilmesi gibi absürt talepler bile vardı. Sol için çok önemli bir deneyim olabilirdi. Referandum kararı alındığı zaman barikatlar kaldırılsaydı, eylem bitirilseydi, 30 yıldır bir otobüs bileti mücadelesini bile kazanamamış Türk Solu ilk kez bir zafer kazanmış olacaktı. Bu küçük bir kazanım gibi geldi onlara. Diz çöktürdük zannettiler, kayboldu gitti.

-Siz Gezi'de hakim olan siyasi akımlarla bir dönem birlikte hareket ettiniz. Sizi ne rahatsız etti ve yolunuzu o siyasi akımlardan ayırdınız?
Gezi aslen Kemalistlerin ayaklanmasıydı. Benim Kemalizmle uzaktan yakından ilişkim olmaz. Basit bir kentsel yönetime katılım talebi saçma sapan, ilgisiz taleplerle birleştirilerek hükümet devirme pratiğine dönüştürüldü. Bütün haklılık zeminini birkaç gün içinde kaybetti. Laikçi 'beyaz'ların hezeyanlarının peşine takılan kontrolsüz kalabalıkların eylemine dönüştü. Olan hayatını kaybeden yoksul emekçi çocuklarına oldu. Ve unutmayalım Çözüm Süreci'nin ilk aşaması olarak ilan edilen silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi Gezi ile birlikte durduruldu. Gezi süreci en az bir yıl geciktirdi, büyük hasar verdi.

BARIŞ İÇİN PARALEL YAPI TASFİYE OLMALI

-17 Aralık operasyonundan sonra Gezi ile tamamen yollarınızı ayırdınız. Paralel yapı ile mücadele bir devlet politikası haline geldi. Bu mücadeleyi nasıl görüyorsunuz?

Çok kolay olacağını sanmıyorum. Çünkü devletin kritik kurumlarına nasıl kanserli hücreler gibi sirayet ettiklerini görüyoruz. Ama hükümet artık hamle üstünlüğünü ele geçirdi. Başlarda "paralel yalan" diye alay eden çevrelerin bir kısmı bile artık gerçeği görüyor. Dolayısıyla söylem üstünlüğü de ele geçirilmiş durumda. Hala hayal dünyasında yaşayan küçük sol çevreler dışında toplumun çoğunluğu bu yapının varlığına ve tasfiye edilmesi gereğine inanıyor. Bu çok önemli. Hukuk içinde kalınarak bu yapının tasfiyesi "Yeni Türkiye" fikrinin önünü açmak için çok önemli. Elleri kelepçelenip sıraya dizilerek basına fotoğrafları servis edilen Kürt siyasetçileri bir daha görmek istemiyorsak bu ve benzeri yapıların bir daha yeşeremeyeceği bir zemin yaratmamız lazım.

İsa Tatlıcan - Sabah.com.tr