X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Genelkurmay'da kritik zirve
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Genelkurmay'da kritik zirve

  • Giriş Tarihi: 4.11.2014 19:49 Güncelleme Tarihi: 4.11.2014 23:47
Genelkurmay'da kritik zirve
Genelkurmay'da kritik zirve

Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında düzenlenen Genelkurmay Başkanlığı Bilgilendirme toplantısı sona erdi.

aşbakan Ahmet Davutoğlu, "Suriye halkı 3,5 yıldır zulüm altında, onurlu bir direniş sergiliyor ve bu direnişin de sembol şehri Halep. Halep'in düşmesi durumunda gerçekten Türkiye olarak bizi de çok ciddi şekilde kaygılandıran büyük bir mülteci sorunu ile karşı karşıya kalabiliriz. Onun için biz 'güvenli bölge' talep ediyorduk. Onun için 'sadece IŞİD değil, Esed rejimine karşı da tedbir alınmalı' diyorduk" değerlendirmesini yaptı.

Başbakan Davutoğlu, Genelkurmay Başkanlığı'ndaki bilgilendirme toplantısının ardından, açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Esed güçlerinin Halep'i kuşattığı ve almak üzere olduğu yönünde haberler geldiğinin hatırlatılarak, "Eğer böyle bir şey olursa Türkiye'ye yeni bir göç dalgası bekliyor musunuz?" sorusu üzerine Başbakan Davutoğlu, Halep'teki gelişmeleri kaygıyla takip ettiklerini söyledi.



Konuyla ilgili sürekli olarak istihbarat aldıklarını bildiren Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Düşme noktasında olduğu söylenemez. O noktada olmasa bile, çok yoğun bir baskı altında. Aslında bu büyük bir sınav ve uluslararası topluma açık söyleyeyim: Çifte standartlı tavrının da bir göstergesi Esad rejimi, biz hep uyarıyorduk, uluslararası toplumun dikkatinin Irak'a ve Kobani'ye, belli bir bölgeye ve sembolik olarak da tek bir şehre odaklanmasından istifade ederek, Hama civarında belli şehirlerde, çok büyük katliamlar yaptı. Son bir ay içinde, onu biz bütün müttefiklere anlatmaya çalıştık. İdlip civarındaki saldırılarını yoğunlaştırdı. Halep'in etrafındaki, özellikle kuzeydoğu ve batı Halep'teki Özgür Suriye Ordusu'na ait olan bölgeleri de kuşatarak, havadan varil bombalarıyla bombalayarak, büyük katliamlar yaparak saldırılarını sürdürüyor."

Tüm bunların uluslararası basında görülmediğini ifade eden Başbakan Davutoğlu, uluslararası toplumda kimsenin "Halep'e nasıl destek verilecek?" diye bir çağrıda da bulunmadığını aktardı.

Koalisyon unsurlarının, Esed'e yönelik açık ve net bir tutumla "bu saldırıları durdurmazsanız, şu askeri tehditte bulunurum" dediğine de şahit olmadıklarını vurgulayan Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Suriye halkı 3,5 yıldır zulüm altında, onurlu bir direniş sergiliyor ve bu direnişin de sembol şehri Halep. Halep'in düşmesi durumunda gerçekten Türkiye olarak bizi de çok ciddi şekilde kaygılandıran büyük bir mülteci sorunu ile karşı karşıya kalabiliriz. Onun için biz 'güvenli bölge' talep ediyorduk. Onun için 'sadece IŞİD değil, Esed rejimine karşı da tedbir alınmalı' diyorduk. IŞİD tehlikesini ortaya çıkaran Suriye rejiminin saldırılarıdır ve Suriye rejiminin ta kendisidir çünkü Suriye rejimi havadan bombaladığı yerlerde, Halep ve civarında, Rakka'da, Telabyat da önce Suriye rejimi havadan bombaladı, IŞİD teröristleri de karadan girdi. Şimdi yine IŞİD'in ortaya çıkardığı konjonktür nedeniyle Esad rejimi Halep'e dönük baskılarını artırdı. Dünyanın artık bu tutumundan, uluslararası toplumun bu aymazlıktan kurtulması ve Suriye yönetimine karşı açık ve net tavrını ortaya koyması lazım. Tabii böyle bir mülteci akını olmasını istemeyiz, arzu etmeyiz, bu konuda da taraflarla temaslarımız, bilgi paylaşımlarımız sürüyor. Suriye halkının da kolay bir şekilde IŞİD'e de Esad'a da teslim olmayacak nitelikte onurlu mücadelesini sürdüren bir Suriyeli halk var. Ümit ederiz, bu direnişlerinde başarılı olurlar."

"MAYINLI BÖLGELERLE İLGİLİ ÇALIŞMAMIZ OLDU"

Çözüm Süreci, bedelli askerlik ve jandarmanın İçişleri Bakanlığına bağlanması konularının gündeme gelip gelmediğinin sorulması üzerine Davutoğlu, "Bugün esas itibarıyla spesifik konulardan daha çok, silahlı kuvvetlerimizin değişen uluslararası ve bölgesel konjonktürdeki yapılanması ve ihtiyaçlarının tespiti üzerine durduk" dedi.

Davutoğlu, şunları söyledi:

"Ama tabii bu konularda gerek benim Genelkurmay Başkanımla yaptığım ikili görüşmede -ki sadece bugün değil, geçen hafta da ondan önce de haftalık görüşmelerimizde gündeme gelmiş konulardır- bu konularda çok açık bir şekilde Genelkurmay Başkanlığımızın hem ihtiyaçlarını, hem taleplerini her zaman dinliyoruz. Fikir alışverişinde bulunuyoruz. Bakanlar Kurulu'nda dün mayınlı bölgelerle ilgili çalışmamız oldu. Yine silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaçlarına cevap verecek mahiyette iletilen konuları her düzeyde ele alıyoruz."

ÇÖZÜM SÜRECİ

Görüşmede yoğunlaşılan konuların uluslararası ve bölgesel konjonktürle ilgili hususlar olduğunu tekrarlayan Davutoğlu, şunları söyledi:

"Çözüm Süreci konusunda yine Genelkurmay Başkanımızla görevi alır almaz Çözüm Süreci mekanizması içinde zaten bunları hep paylaştık. Tutumumuz, bütün kamuoyu tarafından bilindiğinin çok ötesinde, tabii Genelkurmay Başkanımız tarafından hem biliniyor hem takip ediliyor. Çözüm Süreci, Türkiye'de milli birlik ve beraberliği temin edecek ve şiddeti, terörü sonlandıracak bir projenin adıdır. Bu anlamda da nasıl bir kademelendirilmiş bir şekilde bu hedefe ulaşılacağı konusunda da sürekli istişare halindeyiz. Kamu düzeni konusunda ise güvenlik birimlerimiz hem emniyetimiz hem jandarmamız hem de silahlı kuvvetlerimiz, kamu düzenini sağlama konusunda siyasi otoritenin verdiği talimatları uygun şekilde Türkiye'nin her yerinde görevini yürütmektedir, bu konuda herhangi bir farklı kanaat yok."

"İÇİŞLERİ BAKANLIĞIMIZDA ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR"

Türk Silahlı Kuvvetlerinde öncülük ettiği reform çalışmalarından dolayı Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel'e teşekkür eden Başbakan Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Jandarma Genel Komutanlığı şu anda da yasal olarak zaten İçişleri Bakanlığına bağlı bir kuruluştur ancak daha önceki uygulamalarda ki bugün Genelkurmay Başkanımızla bu konuları da paylaştık, maalesef bu yasal çerçeveler tam istenilen ölçüde hayata geçilemediği noktalar oldu. Bu yaptığımız çalışmayla bir anlamda bunlar daha açık bir şekilde, bu bağlı olma niteliği açık bir şekilde tanımlanıyor. Bununla ilgili atılacak adımlar çerçevesinde de İçişleri Bakanlığımızda çalışmalar devam ediyor. Temel perspektif itibarıyla da İçişleri Bakanlığımıza bağlı olan jandarma komutanlığımızın kıyafetiyle toplumsal olaylara müdahale kapasitesiyle bu müdahaledeki tutumuyla ve bu müdahale esnasındaki, süreç esnasındaki etkinliğiyle İçişleri Bakanlığımıza entegre bir yapıda çalışmaları yürütmesi ama askeri niteliği itibarıyla barış dışındaki dönemlerde de askeri nitelikli görevlerde de silahlı kuvvetlerimizin bir parçası olacaktır. Mülki görevlerde ise İçişleri Bakanlığımızın denetimiyle tayiniyle atamasıyla İçişleri Bakanlığımıza bağlı ve İçişleri Bakanlığımızın bünyesinde olacak. Çalışmalarda da İçişleri Bakanlığı bünyesinde yapılacak."

"İSTİŞARELERE DEVAM ETMEKTE BÜYÜK FAYDA MÜLAHAZA EDİYORUM"

"Genelkurmay Başkanımızla bu ilk istişare ettiğimizde böyle bir bilgilendirme ve belli aralıklarla güvenlik ihtiyaçlarının gözden geçirilmesi ve Türkiye'de ve bölgesindeki gelişmeler bağlamında ihtiyaçların bizzat tespiti bakımından bundan sonra da bu tür istişarelere devam etmekte büyük fayda mülahaza ediyorum" diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türk Silahlı Kuvvetleri'nin temel bazı özellikleri var. Hepimizin dikkat etmesi ve tarihi bir gerçeklik olarak bilinmesi gereken bir geleneği, devlet geleneğimiz gibi. Silahlı kuvvetlerimizin de Türkiye'nin ve bu topraklarda Selçuklu, Osmanlı Türkiye Cumhuriyeti çizgisindeki her dönüşümün, her değişimin, büyümenin de duraklamanın da gücün de bazen zaafın da yansıdığı en temel güç unsurlarından biridir. O bağlamda modernleşmede de teknolojik intibakta da önemli ve merkezi bir konumu hep muhafaza etmiştir. Bu çerçevede silahlı kuvvetlerimizin yine en önemli niteliği, milli ordu niteliğinde olması yani toplum kesimimizin her yerinden her bölgesinden, her vilayetinden, her yerden bir katılımla oluşması gerçek anlamda milli bir ordu niteliği, özellikle bugünlerde çevremizdeki ülkelerdeki güvenlik zaaflarına temel teşkil eden silahlı kuvvetler yapılanması zaafı gözönüne alındığında çok önemlidir. Yani Çanakkale Savaşı'nda İstiklal Harbi'nde savaşanların kimliklerine baktığınızda da bu milli, yerli özellik göze çarpar."

Silahlı kuvvetlerinin, Türkiye'nin genel büyümesinde, gelişmesinde sahip olduğu konumun kendileri için büyük önem arz ettiğini dile getiren Davutolu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu bağlamda uluslararası konjonktür süratle değişiyor. Riskler, tehditler, mahiyet değiştiriyor. Türkiye, NATO ittifakı içinde zaten köklü bir ittifak sistemiyle bütünleşik olarak savunma planlamasını yapagelmiş bir ülkedir ancak 90'lı yıllarda Balkanlar'da Kafkaslar'da yaşanan gelişmeler sadece meselenin bloklar arasında çatışma olmadığını bize gösterdi. Son dönemde ise özellikle çevre bölgelerde yaşanan gelişmeler sadece ülkeler arasında çatışma değil ülke içi çatışmaların asimetrik tehdidin bizi nasıl etkileyebileceğini açık bir şekilde ortaya koydu."

Tarihte ülkelerin bütün güçlerini birlikte koordine ettikleri zaman güçlendiklerini, aksi takdirde düşüşe geçtiklerini anımsatan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Siyasal anlamda istikrarını korumuş, ekonomik anlamda silahlı kuvvetlerini besleme, desteklemek kapasitesine sahip olmuş ülkeler, askeri bakımdan da güç projeksiyonunda da yükselirler. Aksine siyasal anlamda istikrarsızlığa düşmüş, ekonomik anlamda kendisini koruyabilecek kapasitesini kaybetmiş ülkelerin askeri gücünde de zayıflama olur. Bütün bunlar birbirini destekleyen unsurlar. Bu anlamda Türkiye'nin demokratik sistemi içinde silahlı kuvvetlerimizin en önemli özelliklerinden biri de bu demokratik sistemin meşruiyeti içinde çalışan ve devlet meşruiyetinin sağladığı yasal zeminde faaliyet göstermesi. Bu anlamda da silahlı kuvvetlerimizin geleneği, çağdaş yapısı ve demokrasiyle olan, demokrasiye bağlılığı silahlı kuvvetlerimizi, çevredeki bütün ülkelerin silahlı kuvvetlerinden farklı bir özelliğe kavuşturmaktadır. Bunun da muhafazası önemli."

Davutoğlu, "Bölgede ve uluslararası konjonktürdeki risklerin artması, riskin mahiyetinin, niteliğinin değişmesi haklı olarak silahlı kuvvetler yapılanmasının da gözden geçirilmesini gerekli kılıyor" ifadesini kullandı.

Başbakan Davutoğlu, "Bu çerçevede bize bugün takdim edilen silahlı kuvvetlerimizin 2033 projeksiyonu ve 2033 projeksiyonu içinde 30'a yakın Milli Savunma Sanayii'ne dayalı yeni projenin sunumu, hem hükümet üyeleri ve Bakanlar Kurulu üyeleri ve Başbakan olarak beni heyecanlandırdı, hem de ülkemizin ulaştığı kapasiteyi göstermesi bakımından da büyük bir önem taşıyor" diye konuştu.

"ASİMETRİK SAVAŞTA ÖZEL KUVVETLERİN TAŞIDIĞI ÖZEL BİR ÖNEM VAR"

Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye'nin önümüzdeki dönemde özellikle füze savunma sistemi bağlamında ve hava savunma sistemiyle hava müdahale kabiliyetini artırmaya dönük projeleri öncelemesi gerekiyor, çevremizdeki riskler itibarıyla. Bu konuda da teknoloji yoğun ve teknolojinin etkin kullanıldığı bir yapıya geçilmesi lazım. Bunun arkasındaki ekonomik gücü desteklemek icap ediyor. Bu, 2033 perspektifinin en önemli ayaklarından birisi. Ayrıca asimetrik savaşta tabii özel kuvvetlerin taşıdığı özel bir önem var. Bu çerçevede de çevredeki gelişmeler de gözönünde bulundurularak, silahlı kuvvetlerimizin etkin, esnek bir yapıda, riskleri karşılayabilecek, göğüsleyebilecek, onlara karşı aktif bir müdahalede bulunacak niteliğe kavuşması önemli. Bunlar çevremizdeki kapasite, çevremizdeki riskler ve çevremizdeki konjonktür itibarıyla."

Silahlı kuvvetlerin, Türkiye'nin aynı zamanda uluslararası itibarının da en önemli ayaklarından ve unsurlarından biri olmasının, üzerinde durulması gereken hususlar arasında yer aldığını vurgulayan Davutoğlu, "Yani Afganistan'daki mevcudiyeti ISAF'ta. Bugün Somali Ordusu'nun, Libya Ordusu'nun tanzimindeki rolü. 50'yi aşkın ülkede askeri ataşeliklerimizle o ülkelerin güvenliklerine yaptığımız katkı. Kosova'da, Bosna'da birçok doğrudan Türkiye'nin güvenliğini ilgilendirmeyen alanlarda gösterdikleri üstün performans, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni de milletimizi de gururlandıran ve ülkenin itibarını bütün dünyada yükselten göstergelerdir" dedi.

TÜRKİYE'NİN AFRİKA AÇILIMI

"Deniz Kuvvetleri'ne teşekkürü borç biliyorum" ifadesini kullanan Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı döneminde Afrika açılımını planladıklarını, birçok büyükelçilik açtıklarını anımsatarak, bu açılıma Deniz Kuvvetleri'nin de katkıda bulunduğunu anlattı.

Afrika açılımına eş zamanlı olarak Deniz Kuvetleri'nin, tarihinde ilk defa bütün Afrika kıtasını dolaşan Barbaros Hayrettin görev gücü ve milli yapım olan Heybeli Ada Gemisi ile birlikte 30'u aşkın limanda ziyaretler gerçekleştirdiğine işaret eden Davutoğlu, bu ziyaretlerin Türkiye'nin, Afrika'daki görünürlüğüne büyük bir katkı sunduğunu ifade etti.

Davutoğlu, ayrıca Güney Afrika açıklarında bazı milli kapasiteli geliştirilen füzelerin denenmiş olmasının, Türkiye'nin artık uzak denizlerde de ne kadar etkin güce kavuştuğunun göstergesi olduğuna vurgu yaparak, şunları söyledi:

"Bu çerçevede de hem çevremizdeki riskleri göğüsleyebilen hem de uluslararası alanda barış misyonu yürüten, açık denizlerde de NATO üyesi olma ötesinde milli kapasitesiyle mevcudiyet gösteren silahlı kuvvetlerimizin bu yapısının geliştirilmesi, ülkemizin küresel bir güç olma niteliğini takviye eden unsurlarıdır. Bütün bunları ele aldık. Silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaçlarını tespit ettik. Bu ihtiyaçlara tekabül edecek çalışmaları hep birlikte yapacağız."