X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Türkiye'nin bu hamlesi birilerini rahatsız etti
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Türkiye'nin bu hamlesi birilerini rahatsız etti

  • Giriş Tarihi: 4.11.2014 15:46 Güncelleme Tarihi: 4.11.2014 15:48
Türkiye'nin bu hamlesi birilerini rahatsız etti
Türkiye'nin bu hamlesi birilerini rahatsız etti

Türkiye'nin artık küresel bir aktör olduğunu belirten Başbakan Yardımcısı Akdoğan, "Dünyanın çeşitli ülkelerine yaptığımız insani yardımlar bazı kesimleri rahatsız etti" dedi.

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, TRT'nin Antalya'nın Kemer ilçesinde düzenlediği "2014 Uluslararası Medya Eğitim Programı"nda yaptığı konuşmada, program kapsamında 38 ülkeden 165 katılımcıyı Türkiye'de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Dünyanın farklı coğrafyalarından televizyon, radyo ve haber yayıncıları, gazeteciler, internet işletmecilerini Türkiye'de bir araya getirdiği için TRT'yi kutlayan Akdoğan, TRT'nin Türkiye'nin cumhuriyet ile yaşıt en köklü kurumlarından olduğuna işaret etti.

Akdoğan, 1927 yılında radyo, 1968 yılında televizyon yayıncılığına başlayan TRT'nin tüzel kişiliğe sahip, özerk bir kamu kurumu olduğunu anlattı. Akdoğan, 1927 yılında Sirkeci Postanesi'nin bir odasında telsiz ile yayıncılığa başlayan TRT'nin bugün dünyanın en büyük medya kuruluşlarından biri haline geldiğine işaret etti.

TRT'nin tarihinin, yayıncılığın tarihi anlamına geldiğini ifade eden Akdoğan, radyo televizyon yayıncılığı adına birçok ilkin TRT tarafından gerçekleştirildiğini söyledi. 1990'lı yıllarda özel sektörün televizyon radyo yayıncılığına TRT'nin tecrübesinin bir ürünü olarak başladığını belirten Akdoğan, şöyle konuştu:

"İlk özel radyo ve televizyonlar, TRT'de yetişen kadrolar tarafından hayata geçirildi. Bu anlamıyla TRT bir okul işlevi gördü. Gerçekten TRT çok önemli, tecrübeli kadroların yetişmesine vesile oldu. Bu kişiler, bugün onlarca özel radyo televizyon kanalının kurulmasına öncülük etti."

"HIZLI BİR DEĞİŞİM SÜRECİNE GİRİYORUZ"


Akdoğan, iletişim teknolojisindeki gelişmeler ve bunun sonucunda medya alanındaki gelişmelerin bütün ülkeleri etkilediğini, sınırların ortadan kalktığını, kültürlerin iç içe geçtiğini vurguladı.

"Dünün uçsuz bucaksız dünyası küçüldü, küçüldü, adeta mobil telefonlar aracılığıyla cebimize kadar girdi" diyen Akdoğan, şöyle devam etti:

"40'lı yaşların üzerinde olanlar belki hatırlar. O yıllarda televizyonda bazı diziler vardı; Uzay Yolu, Uzay 1999 gibi. Bu dizilerde kapılar el değmeden açılıyordu, telefonlar cepte taşınıyor, insanlar görüntülü telefonlarla iletişim kuruyorlardı. O zaman bunlar bir hayal gibi, bir fantezi gibi görülüyordu ama hayaller zaman içinde gerçek oldu. Merak ilmin hocasıdır gerçekten. İnsanoğlu hayalinin peşinden koştu, aklıyla o hayalleri gerçekleştirmeye çalıştı ve bunun neticesinde birçok alanda çok ciddi değişimler yaşandı. O zamanlar renkli televizyon olabileceği de düşünülmezdi. Uzaktan kumanda ile televizyonların çalışacağı, bu kadar çok televizyon kanalının olabileceği düşünülemezdi belki ama zamanla bunların hepsi gerçekleşti. O kadar hızlı bir şekilde gerçekleşiyor ki bu değişimin hızına ayak uydurmakta bazen zorlanabiliyoruz."

Akdoğan, yeni medya ortamının araç olduğu üretilen bilginin çokluğu ve bu bilginin üretim hızı ile hem bireyleri hem de kurumsal yapıyı zorlamaya başladığını kaydetti. Medya ortamının kanunları, mevzuatı ve uygulayıcıları da zorladığını anlatan Akdoğan, "Medyayı ve kullanıcıları da zorlayan bir hızlı değişim süreci yaşıyoruz" dedi.

"YENİ BİR KUŞAK MEYDANA GELİYOR"

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, geçmiştekinin aksine artık köklü değişimlerin birkaç yıl içinde gerçekleşebildiğine değindi. Bu değişim sürecinde bazen insanların kendilerine yabancılaşabildiklerini, sosyoloji, ilişki biçimi, dünyaya bakış açısı, hayat nazarının değiştiğine dikkati çeken Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Eskiden pilli radyonun etrafında bazen bütün bir sokakta oturanlar bir araya gelir, ajansı, haberleri takip ederlerdi. Artık mobil iletişim ve televizyon kanalları sebebiyle insanlar birbirinden kopmuş durumda. Eskiden 10-20 kişi bir araya gelip bir televizyon veya radyonun başında toplanırken, şimdi bir ailenin içinde hiç bir araya gelemeyebiliyor. Herkes müthiş şekilde iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle bir kenara savrulmuş durumda. Kalabalıklar içinde yalnızlaşan bir toplum haline geliyoruz. Öyle ki internet ve bilgisayarın ürettiği hastalıklar artık yeni terminolojiye giriyor. Bu yüzden her açıdan yeni bir durumla karşı karşıyayız. Yeni bir kuşak oluşuyor. Bu hızlı, baş döndürücü değişimin neticesinde hayata bakış açısı, yaşam biçimi farklı olan, farklı duyarlılıkları gelişmiş, farklı iletişim kabiliyetleri kazanmış yeni bir kuşak meydana geliyor."

Akdoğan, medyanın geçmişte küreselleşmenin bir aracı olarak "tek tipleştirici" etkisi bulunduğunu, gelinen noktanın ise artık "tek tipleşme" olmadığını vurguladı.

Medyanın bugün farklılaşma ve çeşitlenmeye sebep olabildiğini ifade eden Akdoğan, "Burada benzerlikleri bulmakta bazen zorlanabiliyoruz. Bu yüzden medyanın daha farklı etkiler meydana getirdiği, çok kültürlü bir durumu ürettiğini de görüyoruz. Bu yeni kuşağı da dikkate almak, onun hassasiyetlerini, duyarlılıklarını dikkate almak da önem taşıyor" diye konuştu.

"ANALOG YAYINCILIK SONA ERECEK"


Dünyanın dijital yayıncılığa geçtiğini, Türkiye'de de çalışmaların devam ettiğini bildiren Akdoğan, şöyle konuştu:

"Analog yayıncılığı tamamen sona erdireceğiz ve dijital yayıncılık sayesinde hem kanal sayıları artacak hem yüksek çözünürlüklü yayınlar olacak hem tablet ve dizüstü bilgisayarlarla televizyon yayınları izlenebilecek. Aynı zamanda bazı bantların ayrılmasıyla 4. nesil GSM servislerine tahsis yapılacak. Daha kaliteli GSM hizmetleri yürütülebilecek, böylece AB standartlarına uyum konusunda da Türkiye önemli mesafe katetmiş olacak."

KAMU DENETÇİLİĞİ SORUMLULUĞU


Akdoğan, TRT'nin kamu yayıncılığı sorumluluğuyla çalışan bir medya kuruluşu olduğunu, burada işi üretmenin kolay olmadığına işaret etti. Kamu yararı gözetmek ve sosyal sorumluluk bilinciyle hareket etmenin TRT'nin önceliği olduğunun altını çizen Akdoğan, şunları söyledi:

"Diğer medya kuruluşları zaman zaman bunu arka plana itebiliyorlar, toplumsal sorumluluğu. Kamusal duyarlılık arka plana düşebiliyor. Reyting kaygısı ön plana çıkabiliyor. Burada toplumsal değerler, gençlerin, çocukların kişisel, ruhsal gelişimi, milli manevi değerlerin dikkate alınması... Bazen bunlarda bir özensizlik yaşanabiliyor ama TRT bütün bunlarda da daha sorumlu bir anlayışla yayıncılık yapmak durumunda. Bu anlayışı geliştirebilmek için odağına insanı yerleştiren bir yayıncılık yapmamız gerekiyor. Eğer insan odaklı bir yayıncılık yaparsak, işte bütün bu ahlaki gereklilikler, insani duruş, toplumsal sorumluluklar, bunları gözardı etmeden yayıncılık yapmak durumunda kalırız.

Tabi bu sorumlulukları gözetirken, sektördeki gelişmeleri ıskalamamak gerekiyor, oradaki rekabetten kopmamak gerekiyor. Eğer izlenmiyorsanız, kumandadaki yeriniz silindiyse tercih edilmeyen bir yayın konumuna düştüyseniz o zaman da o sorumlulukları yerine getirmeniz mümkün olmaz. Bu yüzden TRT gerçekten son dönemde büyük bir gelişim kaydetti. İnşallah yeni atanan genel müdürümüzle çıtayı daha da yükseklere çekeceğini, eğitim kalitesini artıracağını ve çok boyutlu olarak her açıdan kurumu daha ileri noktalara taşıyacağına doğrusu inanıyorum."

"TÜRKİYE BÖLGESEL BİR AKTÖR"


Başbakan Yardımcısı Akdoğan, son dönemde Türkiye'nin sadece medya alanında değil, birçok alanda gelişmeler katettiğine dikkati çekerek, dizi filmleri örnek gösterdi. Türk dizi filmlerinin Ortadoğu'da, Balkanlar'da tercih edildiğini, yayıldığını ve izlendiğini anlatan Akdoğan, "Artık Türkiye'nin bölgesel bir aktör olmaya başladığını görüyoruz. Bunlar memnuniyet verici şeyler" dedi.

Bunun bazı kesimleri rahatsız ettiğini kaydeden Akdoğan, şöyle devam etti:

"Bazıları da rahatsız oluyor. (Türkiye niye el atıyor, niye Bosna ile Kosova ile ilgileniyor, niye Gazze, Lübnan ile ilgileniyor? Niye Türk dünyasıyla Orta Asya ile Kafkaslar ile ilgileniyor? Niye Afrika'nın içlerine kadar el uzatıyor? Bundan rahatsızlık duyanlar da var veya TRT Avaz ile TRT Arapça ile ya da yeni kurulacak TRT İngilizce ile farklı bölgelere açılması, oralarla ilgilenmeye başlaması birilerini çok rahatsız ediyor. Birileri medya üzerinden hep emperyalist duygularla bu işleri yapmışlar. Onbinlerce kilometre öteden gelmiş birileri Irak'a girmiş, Suriye'ye el atmış ama kimse onlara (Siz niye buralara el atıyorsunuz, niye buralarla ilgileniyorsunuz?) dememiş. (Siz kendi kültürünüzü buralara getiriyorsunuz, burada bir dönüşüme sebep oluyorsunuz) dememiş. Türkiye bu duygularla buralarda yok. Yani Afrika'ya, Somali'ye, Sudan'a yardım elini uzattığında orada petrol var mı altın kaynaklar var mı diye bakmıyor veya (Buraları ben nasıl Hristiyanlaştırabilirim) düşüncesiyle bakmıyor. Birileri yardım götürdü, Hristiyanlık yüzde 3'tü şimdi yüzde 50'lere ulaştı Afrika'da. Ekmek, ilaç verdiğinizde karşılığında ne bekliyorsunuz? Biz hiçbir şey beklemeden götürdük. TİKA ile gittiğimizde, su kuyuları açtığımızda, hastane yaptığımızda, hiçbir karşılık beklemedik. Biz bir kültürel dönüşüm yapalım, emperyalist duygularla hareket etmedik, etmiyoruz da. Sadece insani duyarlılıkla hareket eden bir Türkiye var."

"1,5 MİLYON SURİYELİYE KAPIMIZI AÇTIK"


Akdoğan, Türkiye'nin tsunamiden sonra Endonezya, Maldivler, Filipinler'e yardım götürdüğünü de hatırlattı. Yardımlar ulaştırıldığında Türk yardım gruplarının, "Hoşgeldiniz Osmanlı'nın torunları" diye karşılandığını anlatan Akdoğan, "Biz Osmanlı'nın torunları olarak hiçbir kaygı ve menfaat gözetmeden oralara ulaşmak zorundayız. Bu tarihi, vicdani ve insani bir yükümlülüktür" diye konuştu.

Bugün Türkiye'nin afet bölgelerine sivil toplum örgütlerini ulaştıran ilk ülke olduğunun altını çizen Akdoğan, şöyle konuştu:

"Bu ahlaki duruş sebebiyle Türkiye bölgesel bir aktör oluyor. Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslar'da... 1,5 milyon Suriyeliye biz kapımızı, gönlümüzü açtık. Şimdi birileri konuşup duruyor. 10 mülteciyi kabul etmek için günlerce hesap yapan ülkeler Türkiye'ye akıl veriyor. Türkiye, 1,5 milyon insana kucağını açtı, 5 milyar dolara yakın kaynak harcadı. Birileri bunu da eleştiriyor Türkiye içinden. (Siz kendi ülkenizin imkanlarını niye başka ülkelerin vatandaşlarına harcıyorsunuz?) diye. İşte onlar da bunu anlayamıyorlar. Ahlaki duruş, vicdani duruş, insan olmanın gerekliği nedir bunu anlayamadıkları için Türkiye'de bunu eleştirenler de zaman zaman oluyor. Biz bunu yapmazsak, o utançla yaşayamayız. Mazlumun, mağdurun kimliğini sorgulayamayız. Hangi etkin kökenden, mezhepten, bunu sorgulayarak hareket edemeyiz. Suriye'den gelen Araplara da kucağımızı açtık, Türkmenlere de Kürtlere de kucağımızı açtık. Türkiye'ye karşı nasıl bir duygu beslediklerini hesaba katmadan, dostane mi hasmane mi bakmadan kucağımızı açtık. İşte bu ahlaki duruşun bir neticesidir ve biz bunları yapmak durumundayız. Televizyon kanallarımızla o bölgelere uzanmak durumundayız. Yardım kuruluşlarımızla o bölgelere uzanmak durumundayız. Hangi kurum ve kuruluşumuz varsa, ama dediğim gibi herhangi bir karşılık bekleyerek değil."