X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 'Petrol kuyularımız yok ama vicdanımız var'
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

' kuyularımız yok ama vicdanımız var'

  • Giriş Tarihi: 11.3.2015 12:19
'Petrol kuyularımız yok ama vicdanımız var'
'Petrol kuyularımız yok ama vicdanımız var'

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, Türkiye'nin Suriye konusunda ahlaki bir duruş ortaya koyduğunu belirterek, " kuyularımız, doğalgaz rezervlerimiz yok ama vicdanımız var" dedi.

Başbakan Yardımcısı , AK Parti Ankara İl Başkanlığının Suriyelilere yardım kampanyası kapsamında işadamlarına Ala Restoran'da verdiği kahvaltı programına katıldı.

Suriye'de büyük bir insanlık dramı yaşandığını belirten Akdoğan, "Geçmişte çok büyük katliamlar yaşandı, büyük savaşlar oldu, büyük insanlık dramları oldu, bundan daha beteri oldu belki ama bu çağda, bu yüzyılda, modern dünyada, demokrasinin, insan hak ve özürlüklerinin, medya gücünün, iletişimin, ulaşımın ulaştığı bu noktada böyle bir katliama sessiz kalınması ibretlik bir durumdur" diye konuştu.

Bu durumun katliamın kendisindan daha vahim olduğunu dile getiren Akdoğan, "Bir insanlık sınavına tabi tutulduk. İnsanlık sınavını çoğu ülkelerin, çoğu milletlerin geçemediğini gördük. Biz Türkiye ve Türk milleti olarak bu sınavdan alnımızın akıyla çıktığımızı düşünüyoruz. Sınav bitmiş değil zorlu, çetin bir süreç var önümüzde. Ama devlet ve millet olarak bu sınavdan gerçekten başarıyla çıkmaya çalışıyoruz. Utanç duygusu yaşamamak için, aynaya baktığımızda kendimizden utanmamak için gerçekten sınavdan başarıyla çıkmaya çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.

Akdoğan, Suriye'den 2 milyon göçmen geldiğine ve Türkiye'nin bu meseleye 5,5 milyar dolar kaynak aktardığına dikkati çekerek, 25 kamp kurulduğunu, kampların dışında şehirlere yayılan göçmenler olduğunu anlattı.

Bu kadar büyük sorunla bu şekilde baş etmeye çalışan, taşın altına elini koyan başka bir ülke olmadığını dile getiren Akdoğan, "Bazı Batılı ülkeler sadece konuşuyorlar. Kaç kişi aldınız, hangi yardımı yaptınız, ne kadar yardım yaptınız? Sayarak belki bazı kişileri almışlardır. Onlar da ya mühedis ya doktordur. Yine kendi menfaatleri için seçerek aldıkları kişilerdir. Çoluğu, çocuğu, kadını, yaşlısı, hastası, ben bu insanları alayım bu mağduriyeti gidereyim diye değil yine kendi ihtiyacını gidermek için, insan kaynağı ihtiyacını gidermek için seçerek aldıkları insanlardır" değerlendirmesinde bulundu.

"Herkes 3 maymunu oynuyor"

Herkesin sadece konuştuğunu ancak Türkiye'nin elini, yüreğini taşın altına koyduğunu ifade eden Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu noktada baktığımızda insanlık tarihinde büyük katliamlar yaşandı ama bu çağda, kimyasal silah kullanıldı, yüzbinlerce insan katledildi, milyonlarca insan evini barkını bırakıp göç etmek zorunda kaldı. Peki ne oldu? Herkes 3 maymunu oynuyor. Ne gören var, ne duyan var. DEAŞ tehlikesi ortaya çıkınca birilerinin aklı başına geldi. O zaman Suriye ile ilgilenmeye başladılar. Düne kadar neredeydiniz, böyle bir sorun yok muydu, yüzbinlerce insan hayatını kaybetmedi mi? Bu mesele büyük güçlerin, büyük devletlerin rekabetine kurban giden bir mesele oldu. Filler tepişti, olan arada kalanlara oldu. Siyasi güç çekişmelerinde Suriye meselesi açıkça kurban edildi."

Bütün bunlar yaşanırken Türkiye'nin ahlaki bir duruş ortaya koyduğunu, kendine yakışanı yaptığını, mağdurun, mazlumun kimliğini sorgulamadığını vurgulayan Akdoğan, şöyle konuştu:

"Ahlaki duruş o yüzden diyorum. Ne zalimin kimliğine baktık, bizden midir değil midir, onu sorgulamadık, ne de mazlumun kimliğini sorguladık. Kürt müdür, Türkmen midir, Arap mıdır, Yezidi midir sorgulamadan hepsine kucağımızı açtık. Ne yapabiliyorsak devlet olarak, millet olarak, STK'lar olarak el birliğiyle bu sorunu hafifletmeye çalışıyoruz. Bizim kuyularımız yok, doğalgaz rezervlerimiz de yok ama vicdanımız var. Biz reel politikaya teslim olamayız. Menfaatlerimize göre hareket edemeyiz. Vicdanımızın sesine kulak vermek zorundayız, yoksa aynaya bakamayız. Bu tamamen kendimizle ilgili bir mesele aslında."

"İnsani yardımda dünya birincisi olduk"

Türkiye'in çok zengin bir ülke olmadığını ifade eden Akdoğan, "2023'te ilk 10 ekonomi arasına girmeyi hedefliyoruz. Ama insani yardımda dünya birincisi olduk. Çok büyük imkanlarımız olmayabilir ama nerede mazlum varsa, mağdur varsa, muhtaç varsa yardım elimizi uzatmaya çalıştık" dedi.

Türkiye'nin depremden sonra Pakistan'a ilk ulaşan ülke olduğunu, Filipinler'e Müslüman mı, değil mi bakılmadan, kimliği sorgulanmadan yardım edildiğini belirten Akdoğan, dünyanın neresinde sıkıntı yaşansa ya devlet ya da sivil toplum kuruluşları olarak oraya ilk Türkiye'nin ulaştığını bildirdi.

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, şöyle devam etti:

"Afrika'ya çok yardım edenler var. Birçok kuruluş görürsünüz. Ama hepsinin arkasında başka bir amaç var. Ya altındır, ya petroldü, ya başka birtakım misyonerlik faaliyetleridir. Hristiyanlık yüzde 3'tü Afrika'da şimdi yüzde 50'leri geçti. Yani yardım yapıyor, okul, hastane açıyor ama arkasında başka beklentiler var. İlk kez karşılıksız olarak, hasbi olarak, tamamen insani maksatlarla, rızai ilahi için Türk milleti olarak biz oraya yardım elimizi uzattık. Bunları da unutmamamız lazım. Niçin? Çünkü bizim ecdadımız bunu yaptı. Açe'ye yardım elini götürdü, Maldivler'e götürdü, Eritre'ye götürdü, Afrika'nın derinlerine kadar götürdü. İşte biz de o ecdadın torunları olarak bunları yapmak zorundayız. Büyük milletler bunu yaparlar. Başka bir ülkeye 2 milyon insan girse oradaki toplumsal yapı tamamen altüst olur. O sisteme entegre olamazlar. Büyük sosyal krizler, patlamalar yaşanır. 2 milyon insan Türkiye'ye geldi. Bunların çok az bir kısmı kamplarda. Çoğu toplumun içine yayıldı. Var mı bir sorun. İşte bunu tolere edebilen bir toplumsal yapımız var. Bu büyük bir zenginliktir, büyük bir güçtür.'

"Hayır dualarının bereketi unutulmamalı"

"Veren el, alan elden üstündür" diyen Akdoğan, bu yardımları yaptığı için tüm ülkeler küçülürken Türkiye'nin büyüdüğünü söyledi. Akdoğan, "Dünyada büyük ekonomik krizler, darboğaz var, ama Türkiye'de bunun bereketinden dolayı ekonomi çok iyi gidiyor. Bunun bereketinden dolayı. Bunu da yabana atmamak lazım" diye konuştu.

Ekonomideki başarının elbette yönetimin, iş adamları ve özel sektörün el birliğiyle bu işi üstlenmesi, mali disiplin ve ekonomi politikalarının çok önemli olduğunu vurgulayan Akdoğan, bu hayır hasenatın, yapılan yardımların, alınan hayır dualarının bereketinin de unutulmaması gerektiğini, bunun devletler için de iş adamları için de böyle olduğunu ifade etti. Akdoğan, "Ne kadar hasbi bir şekilde mağdura, muhtaca yardım elimizi uzatırsak o kadar da bizim ilişkilerimiz bereketlenir. Biz böyle inanıyoruz, böyle düşünüyoruz" dedi.

Partisinin Ankara İl Teşkilatının, bu yardımı 3 parça olarak gerçekleştireceğini belirten Akdoğan, şunları kaydetti:

"Sınır ötesine Kızılay vasıtasıyla yardım tırları gidecek. Türkiye'deki kamplar ve daha çok göçmenlerin bulunduğu şehirlerde açılan giyim mağazalarıyla yardımlar ulaştırılacak. Ankara'da 35 bin civarında Suriye'den gelen kardeşimiz var. Onlara da bu yardımları yine el birliğiyle dağıtacağız.

Ben yapacağınız yardımların şimdiden hayırlı olmasını diliyorum. Cenab-ı Hakk kabul etsin diyorum. Bu uzun soluklu bir süreç. Uluslararası alandaki güç çekişmelerine kurban edilmiş bir konu bu. Kısa vadede de çözülmeyecek gibi görülüyor. Suriye bir bataklığa dönüştü ve içinden her gün yeni bir canavar çıkıyor. Bu yüzden yapılan yardımların da kalıcı, uzun soluklu olması gerekiyor. Biz bir defa yaptık, vicdanımızı rahatlatalım değil. Bu sorun devam ettiği sürece millet olarak, devlet olarak el birliğiyle bu sorunun üstesinden gelmek, kardeşlerimize yardım elimizi uzatmak durumundayız."

"Yük olarak değil emanet olarak görmeliyiz"

Ankara İl Başkanı Nedim Yamalı da devletin ve milletin Suriye'den gelenlere sahip çıktığını ve çıkmaya devam ettiğini, özellikle AFAD'ın çok önemli çalışmalar yaptığını söyledi.

Sorunun genişliği ve olayın daha devam edecek olmasının, bu çalışmaların daha ciddiye alınması gerektiğini ortaya koyduğunu ifade eden Yamalı, "Bu gelen insanlar bizi korkutmamalı, bu hem onların hem bizim imtihanımız. Türkiye gelişen bir ekonomi zaten önümüzdeki 5-10 sene içinde göç alması gereken bir ülke. Bu kardeşlerimizi sosyal boyutuyla düşünmeliyiz. Bu kardeşlerimizi sırtımızda yük olarak değil emanet olarak görmeliyiz" dedi.