X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 'Kıbrıs'ı feda etseydik, AB üyesi olurduk'
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'Kıbrıs'ı feda etseydik, AB üyesi olurduk'

  • Giriş Tarihi: 30.4.2015 21:08 Güncelleme Tarihi: 30.4.2015 22:15
'Kıbrıs'ı feda etseydik, AB üyesi olurduk'
'Kıbrıs'ı feda etseydik, AB üyesi olurduk'

(AB) Bakanı , TRT Haber'de Haber ve Spor Yayınları Dairesi Başkanı Nasuhi Güngör'ün sorularını yanıtladı.

Bakan 'ın konuşması şöyle:

KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimi


KKTC'de demokratik bir seçim oldu, yeni cumhurbaşkanı seçildi, kendisini tebrik ediyoruz. Ancak burada bazı gerçeklerin gözardı edilmesi mümkün değil. Cumhurbaşkanımızın beyanatında değindiği hususlar doğrudur. KKTC tamamen bağımsız bir konumda değildir. Dünyada KKTC'yi tanıyan tek ülke Türkiye'dir. Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin, yıllardır yaşadıkları o baskılı ortamdan, bugün kendilerine ait Kıbrıs'ın bölümünde huzur içinde yaşadıkları bir noktaya getiren Türkiye'dir. Kıbrıslı Türk kardeşlerimiz rahat bir hayat yaşasınlar diye Türkiye çok büyük fedakarlıklar yaptı.

Bugün yaklaşık 15 fasıl sadece Kıbrıs sorunundan kaynaklanan nedenlerle bloke edilmiş durumda. Daha seçilir seçilmez cumhurbaşkanının sanki bağımsız bir cumhurbaşkanıymış gibi beyanat vermesi doğru olmamıştır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile sorunun çözümüne yönelik bir görüşme başlamadan, KKTC Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'yi ziyaret etmesi doğru olacaktır. Türkiye öylesine bir devlet olarak nitelendirilirse, Kıbrıs Türklerinin zararı çok fazla olur.

Cumhurbaşkanımız her zaman doğru bildiğini açık sözlülükle söylemiş bir kişidir. Gayet net bir şekilde, böyle bir ifadenin yanlış olduğunu vurgulamıştır.

Sanıyorum önümüzdeki günlerde yeni KKTC cumhurbaşkanımız Türkiye'yi ziyaret edecektir, oturup konuşuruz.

Müzakerelere güçlü bir şekilde girmek önemlidir. Burada toprak değiş tokuşu olabilir, Maraş konusu var, ambargoların kaldırılması konusu var… Ben bunu çözeceğim demek başka bir şey, ben bunu hakkaniyete uygun olarak çözeceğim demek başka bir şey.

Müzakerede inandığınız hususların gerçekleşmesi için sonuna kadar mücadele etmeniz lazım. Kırk yıldır diplomasinin içinde bulunmuş bir kişi olarak, bazı yanlış mesajlar haline geleceğinden endişe ediyorum. O yüzden (KKTC) Cumhurbaşkanı Türkiye'ye gelir inşallah, oturur konuşuruz.

Kıbrıs sorunun çözülebileceğine yürekten inanıyorum. İlave taviz verdikçe GKRY, verilen tavizleri cebine koyup daha ne vereceksin moduna girmiştir.

Elli yıldır KKTC tanınan bir ülke haline gelmedi. Türkiye'nin yapabildiği, bazı ülkelerde KKTC'nin temsilciliklerini açtırabilmek oldu. Türk siyasetçileri, her görüşmelerinde, karşı tarafa ileterek bu davayı sıcak tuttular. 1973 yılından beri KKTC'yi tanıyan ikinci bir ülke daha çıkmadı.

1915 OLAYLARI

24 Nisan 1915... 100. yıl önemli bir kesişme noktası oldu. Sırf 100. yıl için planlanmış bir sürü senaryo vardı. Türkiye Cumhuriyeti, hiçbir hukuki mesneti olmayan bir kelimenin kullanılmasını önlemek için kendi senaryolarını yürüttü. 24 Nisan geride kaldı. 24 Nisan'da Ermeni diasporasının ulaşmak istediği noktaya ulaşamadığını görüyorum. Türkiye'yi suçlama senaryosu kırılmıştır.

Hep parlamentolardan kararlar alındı. Hükümetler bazında alınan kararlar olmadı. Bunun nedeni şu: Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlet, dünya gücü haline geldi. Ülkeler bazında baktığımızda, Rusya ile 32 milyar dolarlık bir ticaret hacminden bahsediyorsunuz, hava alanı projesi, santraller gibi büyük projeler planlayan bir Türkiye'den bahsediyorsunuz. Bütün dünyada ülkeler ekonomik sıkıntı içerisindeyken, Türkiye'nin hala büyümesini devam ettirmesi, bütün bunları ikili ülkeler baz aldığında, Türkiye'yi hedef alacak bir karar alamadılar.

Eteklerindeki taşları döktüler. 24 Nisan geride kaldı, Türkiye olarak da biz bunu izledik. Kim Türkiye'nin dostu, kim değil sakin bir şekilde izledik. Bu noktadan sonra, tabiatıyla bunlar hep hatırlanacaktır.

1915 KONUSUNDA HÜKUMETİN DURUŞU

Son derece soğuk kanlı bir tavır ortaya koyduk. Türkiye Cumhuriyeti bugün artık, yaşam biçimine, etnik kimliğine bakılmaksınız, herkesi eşit Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak görmek istiyor.

Türkiye Cumhuriyeti 700 yıllık tarihi olan Osmanlı'nın devamı. Osmanlı dağıldıktan sonra 50'ye yakın ülke ortaya çıktı. Türkiye'de 22 dil konuşulur. Biz dillerin, renklerin konuşulduğu bir ülkeyiz.

Bin yıl biz bu topraklarda birlikte yaşadık. Tarihin çok kısa bir dönemine, bazı olayları hapsedip, bunu yüz yıl daha devam ettirmenin yanlışlığını vurguladık. 1915 yılında bazı olaylar oldu, bazı acılar çekildi. Buna sadece 1915 yılı itibariyle bakmamak lazım.

Birinci Dünya savaşı çok kanlı bir savaş olmuştur. 24 Nisan sözde soykırımın günü olarak anılırken, Çanakkale Savaşları'nın da 100. yılı olmuştur.

Bütün arşivler tarandı. Osmanlı arşivleri, çok büyük bir arşivdir, çok güzel kayıt tutulmuştur. Tapu, bütün evrak kayıtları… Hepsi tek tek vardır. Bu olaylarla ilgili en ufak içimizde uhde yaratacak hiçbir olaya rastlanmamıştır.

70'li yıllarda ASALA'nın Türk diplomatları şehit etmesinin ardından, bütün bu belgeler yeniden incelenmiştir.

Biz diyoruz ki arşivlerimiz açık. Bir komisyon kuralım. Kim gelecekse gelsin. Bu komisyonun kararını kabul edeceğiz. Ermenistan, bunun sonucunun ne olacağını anladı. Soykırımın olmadığına dair bir sonuca varılacaktı.

İlk defa bir Türkiye Cumhuriyeti Bakanının katıldığı bir ayin oldu. Ermeni Patriğinin orada verdiği mesajlarda çok doğruydu. "Biz Türkiye Cumhuriyeti'nin sadık, birinci dereceden parçalarıyız, bu sorunlar ortadan kalkacaktır" şeklinde mesajlar verdi. Ulaşması gereken noktalara bu mesaj ulaştı. Ermeni diasporası, birçok ülkede medyanın sahibidir. İktisadi yaşamı da etkileyecek noktada olanlar vardır. Onların kampanya gücüyle maalesef dengeleyecek bir imkân bulamadık.

Ben Papa'nın demecini yanlış buluyorum. Papa, manevi dünyanın zenginleştirilmesi şeklinde bir makamdır. Sonradan tevil yoluna gittiler. "Benim bu demecim sayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının bir tarih komisyonu kurulmasını kabul etmesi bile mesajımın yerine ulaştığını gösteriyor" diyor. Hiçbir şey bilmediğinin bir göstergesidir bu.

AB SÜRECİ

- Türkiye hiçbir şekilde AB hedefinden vazgeçmedi.
- AB Türkiye'nin stratejik hedefidir.
- AB'nin Türkiye'yi üye yapmama gibi bir lüksü yoktur.

Türkiye hiçbir şekilde nden vazgeçmedi. Türkiye'nin stratejik hedefidir. Ama maalesef, Kıbrıs sorunundan kaynaklanan nedenlerle, yaklaşık 17 faslımızı açamaz hâle geldi. Biz bir karar almıştık. Bizim bu tempoyu, Avrupa Birliğinin keyfine göre yürütmemiz zararlı olur. 8 senedir bütün fasılları açtık. 28 faslı açmış vaziyetteyiz. Avrupa Birliğinin bize kaybettirmek istediği zamanı kaybetmedik.

Türkiye'nin standartları yükseldi. Türkiye çok daha medeni şartlara ulaşmış, insanını daha mutlu eden bir noktaya gelmiş durumda. Her faslı iki ay içinde açmaya hazırız. İki sene içinde vizeler kalkmış olacak, Gümrük Birliği anlaşmasını revize ediyoruz… Bu takdirde 300 milyar dolarlık bir ticaret hacmine ulaşacağız.

Son dönemde Amerika'da, Avrupa'da bir günde 500 bin kişinin iş kaybettiği zamanlar oldu. Bin banka battı, Türkiye'de bir tane banka batmadı. Genç bir nüfusumuz var, çalışkan bir ülkeyiz. Güçlü bir ordumuz var. Bunları bir araya getirdiğimizde AB'nin Türkiye'yi üye yapmama gibi bir lüksü yoktur.

AB'YE GİRMESEK NE OLUR?

Onu soranlar oluyor. Yüzde 72 AB'ye destek var. Türk insanı kararını vermiş durumda. Diyor ki, Avrupa Birliği süreci bana fayda sağladı. Ceza Kanunu, Medeni Kanunu… Bütün önemli yasalar bu süreçte değişti. 300 bin gencimiz Avrupa'da eğitim gördü. 2020 yılına kadar 800 milyon daha harcayacağız, 500 bin gencimiz gidecek. Türk insanı bunu görüyor. Türkiye'de bu konuda en ufak bir tereddüt yoktur.

YURTDIŞI OY KULLANIMI

Yıllardır ben yurt dışında görev yaptım. Yurtdışında yaşayan kardeşlerimizin en büyük talebi, oy kullanabilmek. Bu hak onlara verildi. İlk defa bir genel seçimde oy kullanacaklar. İlk sistem kurulduğunda bazı aksaklıklar olabiliyor ama her seçim bir tecrübedir.

Bunların daha iyi şartlarda, bu seçimlerde oy kullanabilmeleri mümkün olacak. Geçen seçimlerdeki kullanım sayısının çok daha üstünde oy kullanılacağını düşünüyorum. Avrupalı Türkler, demokrasinin ne demek olduğunu çok iyi idrak etmiş bir kesimdir. Bizde onlara her türlü imkânı vermeye çalışıyoruz.

GENEL SEÇİM

Ben dış politikada 38 yıl çalıştım. Dışişleri Bakanlığında görev yapmış biri çalışır mı, nasıl bir yaklaşım içinde olur düşüncesi bir kaç gün sürdü. AK Parti kadroları çok büyük dostluk içinde davrandı. Sokak sokak dolaşıyoruz, Ramazanlarda iftar sofraları…

Bu seçimlerde güçlü bir mekanizma var. Bütün teknolojik imkanlar kullanıldı. AK Parti teşkilatı çok güçlüdür. 2 milyon üye kaydı var AK Parti'ye. 3 ayda bir ziyaret edilir. Üyeler içinde en çok oy kullanan AK Parti'dir. İstanbul'da bu seçimlerle ilgili hiçbir sorun görmüyorum. Kampanya yeni kızışıyor. Diğer partilerin aynı fedakarlık içinde çalışmadığını gördüm. Bizim teşkilat mensupları evde ateşli çocuğunu bırakır, kampanyada koştururlar. İflas etmiş iş yeri, hiçbir şey söylemeden kampanyada çalışan insanlar gördüm. Bu bir maddi menfaat beklemeden, bir inanç için yapılan çalışmalar. O seçim kazanıldığı zamanki coşkuyu herkesin görmesi lazım. Kendi cumhurbaşkanı, başbakan olmuş gibi sevinen insanlar var orada, çok güzel bir duygu bu.

KAMPANYALAR

Prens Charles, "Cumhurbaşkanınız 1 milyon kişiyle miting yapıyor doğru mu?" diye sordu. "Doğru değil 2 milyon insan geliyor" dedim. "Nasıl yapıyorsunuz bunu?" dedi. Avrupa'da seçime katılma oranı, yüzde 30'a düştü. Türkiye'de yüzde 90'larda. Demokratik hakkını kullanmak isteyen çok fazla insan var.

KAYNAK:(TRTHABER.COM)