X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Erdoğan olmasaydı Türkiye Mısır gibi olurdu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Erdoğan olmasaydı Türkiye Mısır gibi olurdu

  • Giriş Tarihi: 5.10.2015
Erdoğan olmasaydı Türkiye Mısır gibi olurdu
Erdoğan olmasaydı Türkiye Mısır gibi olurdu

Bir dönem devlet ile PKK arasında arabuluculuk rolü üstlenen İlhami Işık (Balıkçı): "HDP'nin artık Türkiye'ye söyleyecek sözü yok. Teröre güzelleme yapan büyük insanlıktan bahsedemez. Öcalan fiili olarak örgütteki otoritesini kaybetti. PKK'nın meşruiyet kazanması için DAEŞ'e ihtiyacı var. Bu süreçte Doğan medyasının üstlendiği rol beni şaşırtmadı. Çünkü Almanya ile birlikte hareket ediyor."

Barış süreci denilince ilk akla gelen isimlerin başında hiç kuşkusuz İlhami Işık yani namı diğer "Balıkçı" gelir. 1980 öncesi gençlik hareketleri içinde bulunan İlhami Işık, 1997 yılında cezaevine girdi ve 1999 yılında tahliye adildi. Kendisini hiçbir zaman PKK'lı olarak tanımlamayan İlhami Işık, devletin İmralı ile yaptığı doğrudan ve dolaylı görüşmelerde arabuluculuk misyonu üstlenen isimlerden biriydi. Balıkçı lakabı ise devletin kendisi ile Bahçelievler'de bir balık lokantasında görüştüğü için takıldı. Çatışmazlık sürecinin bozulması ile yaptığı önemli analizlerle yeniden dikkatleri üzerine çeken İlhami Işık ile Türkiye'nin PKK sorununu ve 1 Kasım seçimlerini konuştuk.

İsa Tatlıcan -Siz bir dönem barış süreci için İmralı ile devlet arasında arabuluculuk rolü üstlenenlerden biriydiniz. Neden başarısız oldu?
Biz başarılı olduk aslında. 6 yıl silahsızlanma o zaman da gerçekleşti. Ama yabancı bazı organizasyonlar buna izin vermedi. Almanlar Türkiye'nin bölgesel gücünün artmasını istemiyordu.

TÜRKİYE 90'LARI YAŞASAYDI BUGÜN CİZRE OLMAZDI

-1990'lı yılları yaşadınız. Türkiye 90'lı yıllara geri mi döndü?
Bunu söylemek için insafsız olmak gerekir. Evet terör olayları olarak bugünlere benziyordu. Tek farkı o dönemin devleti bugün yok. 1990'lardan bahsediyorum. O dönemde devlet kendi kabuğundan sıyrılmaya çalışıyordu. Ama sıyrılmayı çok zordu. Çünkü genetik kodları bozuktu. O dönemde devlet bir arayış içerisine girdi. 1993-96 süreci çok vahim bir süreçtir. Bu çatışmanın aynısı 1992'de yaşandı. Ama bir tane hendek kazılmamıştı. O dönemde yılda 7 bin insan ölürdü. O devlet bugün olsaydı Cizre diye bir ilçe olmazdı.

"DEVLET TERÖRE GÖZ YUMDU" İDDİASI VİCDANDAN YOKSUN!

-AK Parti terör örgütüne göz yumdu ve güçlenmesine izin verdi eleştirisi için ne diyeceksiniz?
Bu vicdan yoksunu bir iddia. Bakın her şey yalan üzerine inşa ediliyor. Görünen %99 yanıltıcı oluyor. Bugün de görünen yanıltıcıdır. 900 kilometrelik sınırı kontrolsüz başka bir ülke yoktur. Türkiye'nin Suriye, Irak ve İran sınırından bahsediyorum. Bu üç ülkede de karşı taraftan kaynaklanan sınır güvenliği yok. Dünyanın en güçlü ülkesi olursanız olun sınırınızı kontrol edemezsiniz. Dünyanın en güçlü ülkesi ABD Meksika sınırını kontol edebiliyor mu? Devlet teröre göz yumdu büyük bir yalandır.

MUHATABINIZ 40 YILLIK TERÖR ÖRGÜTÜ OLUNCA…

-Hem barış süreci hem de terörle mücadele birlikte yürütülebilir miydi?
Ortadoğu coğrafyasından bahsediyorsanız buna cevap vermek için ciltler dolusu kitaplar yazmalısınız. İsviçre'den, Belçika'da bahsetmiyoruz. Her tarafından kan üreten bir coğrafyadan bahsediyorsanız. Muhatabınız 40 yıllık illegal bir terör örgütü. Muhatabınız Suriye, Irak ve İran'da rahatlıkla yaşam sürdürebiliyor. Coğrafya bu koşullarda iken, sınır güvenliği mevcut değilken terör örgütünün varlığını korumasını siyasi iktadara bağlamak bence doğru değil.

-7 Haziran seçim sonuçları ile terör olaylarının artması arasında bir ilişki kurmaya çalışanlara ne diyeceksiniz?
Haziran seçimleri ile PKK terörünü ilişkilendirmek çok insafsızca bir eleştiri. Bakın Suruç bu işin bahanesiydi. Bir şeyin meşruiyetinin yaratmazsanız harekete geçemezsiniz. Dünyanın en kirli örgütü bile bir meşruiyet üzerine kuruludur. Suruç'ta bu yapıldı. Zaten aylardır bunun propagandası yapıldı.

PKK'NIN MEŞRUİYETİ DAEŞ'E BAĞLI

-DAEŞ ile PKK savaşı da bu oyunun bir parçası mı?
Bu kavga Türkiye'deki Kürtler'in çözme sorunu değil. PKK bir vekalet savaşı yürütüyor. PKK'ya Suriye'de bir şeyler vadedildi. PKK'nın kendi meşruiyetini sürdürmesi için IŞİD'e ihtiyacı var.

Kılıçdaroğlu ve Yüksekdağ "PKK DAEŞ ile savaşıyor, bu yüzden silah bırakamaz" söylemini gerçekçi bulmuyor musunuz?
Türkiye sınırları içerisinde PKK'nın IŞİD'le tek bir mücadelesi var mı? Bu büyük bir yalan. Kılıçdaroğlu ve Yüksekdağ hangi ahlak ölçüleriyle bunu iddia ediyor?

"PKK NE İSTİYOR" SORUSUNUN CEVABI YOK

-Bu sorunu yıllardır takip eden birisiniz. PKK'nın ne istediğini anlayabildiniz mi?

Kürt meselesinin çözümü açısından "PKK ne istiyor" çözümünün bir cevabı yok. Yönetimin ortağı olma şansın var. Koalisyon ortağı olma şansın var. Bu süreçte bir insanın burnu bile kanamayabilirdi. PKK bunu tercih etmedi. Çünkü Kürtlerin özgürlüğü ve barış gibi bir derdi yok.

-PKK'nın şiddet hastalığından kurtulmasını zor mu görüyorsunuz?
Marksist-Leninist örgütlenme biçimi şiddeti kutsal. Şiddet dışındaki kazanımları önemsiz görür. Tarih ise bunu hep yanlış çıkarmıştır. Şiddetle elde edilen bütün devrimler karşı devrime dönüşmüştür.

ÖCALAN FİİLİ OLARAK OTORİTESİNİ YİTİRDİ

-Öcalan neden susuyor?
Öcalan susması gerektiği için susuyor. Konuşsa bir anlamı olmaz. Fiili anlamda otoritesini kaybetti. Bu demek değildir ki karar verme gücünü kaybetti. Hayır tam anlamıyla kaybetmedi. Ama Öcalan çıkıp silahları gömün dese gömmezler. Çünkü PKK bu strateji ile mevzi kazandığını düşünüyor. Öcalan bu stratejilerinin başarısızlığında bir şey söyleme şansı var. Ama şu anda Öcalan'ın öyle bir şansı yok.

-Türkiye yaklaşık 1 yıldır Kobani'deki Kürtlere destek verirken HDP tarafından DAEŞ'e destek veriyor algısı yaratılmaya çalışılması size de garip gelmiyor mu?
Türkiye Kobani'nin düşmemesinin, DAEŞ'in eline geçmemesinin bir numaralı sorumlusudur. Türkiye dışında su ve ekmek bile gitmedi. Türkiye olmasaydı Kobani olmazdı. Ama bunu anlatamadı. 1 Kasım seçimlerinde bu duygu verilmesi gerekir. "Ben her türlü saldırıdan sizi korurum, sizinle bir derdim yok" mesajını vermesi lazım. Bu kara propaganda maalesef bazı Kürtlerde duygu kopukluğu yaşanmasına neden oldu.

AK PARTİ KAYBETTİĞİ KÜRT OYLARINI YENİDEN ALABİLİR

-AK Parti en çok oyu Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgelerde kaybetti. Bu oylar geri gelebilir mi?
7 Haziran'da Diyarbakır 10'a 1 sonuçlandı. AK Parti açısından bu kabul edilebilir bir durum değil. AK Parti'nin söylem ve duyguyu birleştirmesi lazım. Mehdi Eker'in İstanbul'dan aday gösterilmesi önemli bir adım. Kürt kimliğinin önünü açması lazım. Kürtlerin hak ve özgürlüklerini düşünmeyen PKK-HDP çizgisi, AK Parti'ye buradan saldırıyor. Seçim sürecini HDP karşıtlığı ile yürütmek de yanlış bir stratejiydi. Bunu yapmaması gerekir. Bunları yaparsa kaybettiğe Kürt oyları AK Parti'ye dönebilir.

-AK Parti 1 Kasım seçimleri öncesinde Kürtlere ne söylemesi gerekir?
"Her gün çatışma ve her gün acıyı hakkediyor musunuz? Siyaseten önünüzde ne engel var? Neden bu şiddet" sorusunun halka sordurabilmek gerekir. Bu mümkündür. Kanatlarınızı açarsanız size destek olur bu halk. Kendisini yokeden bir örgüte neden sonsuza kadar destek versin. Her gün korku ve endişe var. Bunu inanın hiçbir Kürt yaşamak istemez. Kürtleri yoksulluğa iten zihniyetin sakat olduğunu söylemek lazım. İnsanlar gerçeği görüyor ve yaslanacak bir çınar ağacı arıyor. Devlet bu çınar ağacı olabilir. AK Parti kendi kabuğunun içine dönmemeli. Bunu yapmak istiyorlar. Erdoğan Fetullahçıları nasıl yıktı? Havaalanından indi halka seslendi. Kabuğuna dönmedi halka gitti.

AYDIN DOĞAN'IN ARKASINDA ALMANYA VAR

-FETÖ'den PKK'ya, Aydın Doğan'dan CHP'ye kadar Türkiye'deki geniş bir ittifakın hedefinde sadece Erdoğan olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülke içinde dindarlardan ve muhafazakar siyasette düşmanlaştırma var. Dikey sermaye düşman olarak Erdoğan'ı görüyor. Erdoğan'ı bu yüzden nefret objesi haline getiriyorlar. Mısır'da bunu yaptılar ve başarıya ulaştılar. Türkiye'de ise bunu yapamadılar. Çünkü Türkiye'de Mısır'dan daha güçlü bir devlet geleneği ve Erdoğan gibi islam dünyasında sembol olmuş bir lider var. Türkiye'deki birbirinden farklı yapılar biraraya gelerek İslam dünyasının sembol ismi Erdoğan'ın karşısında birleştiler. 2002'de niye saldırmadılar? Bugün ne değişti?

-Aydın Doğan medyasını bu işin neresinde görüyorsunuz?
Aydın Doğan medyası Gezi'de de aynısını yaptı. PKK ile çatışmazlık sürecinin bozulmasında Doğan medyasının üstlendiği rol beni şaşırtmadı. Doğan medyası Almanya ile aynı politikayı izler. İstanbul sermayesi ve Doğan medyası göbeğine kadar Almanya'ya bağlıdır. Sermayenin büyük bölümü, yani dikey sermaye bugün Erdoğan'ın karşısında. Çünkü Erdoğan bu oyunu bozdu.

ŞİDDETE ÖVEN BİR PARTİ BÜYÜK İNSANLIKTAN BAHSEDEMEZ

-Seçimlere doğru PKK nasıl bir strateji izleyecek?
Şiddetin seçimlere doğru azalacağını düşünüyorum. HDP seçim boykotunu artık dillendirmiyor. Bu şiddetin biteceğini gösteriyor. Bu PKK'nın güç kaybettiğini gösteriyor. Suriye meselesinin çözülmesi demek PKK'nın silahla bu işi yürütemeyeceği anlamına geliyor.

-HDP seçim beyannamesini açıkladı. Nasıl buldunuz?
HDP'nin artık Türkiye'ye söyleyecek sözü yoktur. Şiddete güzelleme yaptığınız sürece "Büyük insanlık"tan bansedemezsiniz. Barıştan bahsedemezsiniz. Elinde bomba ile "büyük insanlık" derseniz size sadece acırlar. Biz burada konuşurken birileri öldürülüyorsa burada barış dilinden söz edilemez. Nasıl orduya eleştiri yöneltiyorsanız PKK'yı da eleştireceksiniz. Türkiye ordu vesayeti ile yüzleşti ve başardı. HDP de kendi şiddeki ile yani PKK ile yüzleşmesi ve dur demesi gerekir. Bunu demezse Türkiye'ye söyleyecek söçü yoktur.

İsa Tatlıcan - Sabah.com.tr