X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER "Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı Türkiye düşmanlığına dönüştü"
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

"Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı Türkiye düşmanlığına dönüştü"

  • Giriş Tarihi: 18.10.2015 15:46
"Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı Türkiye düşmanlığına dönüştü"
Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı Türkiye düşmanlığına dönüştü

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, "Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı, Türkiye düşmanlığına dönüşmüş durumda. Bunun için her türlü işbirliğine girebiliyorlar" dedi.

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Çözüm Süreci'ne her türlü kötülüğü yapanların, sürecin düşmanı olan bir yapıyla kol kola girmiş durumda olduklarını belirterek, "Bu bir ihanet işbirliği. 'Türkiye'ye nasıl zarar verebiliriz' diye düşünmeye başladığınızda yılanla aynı çuvala girebiliyorsunuz, şeytana da ruhunuzu satabiliyorsunuz. Bunu önce Erdoğan karşıtlığı, AK Parti düşmanlığı gibi bir kampanya var, algı operasyonu var. Şimdi Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı Türkiye düşmanlığına dönüşmüş durumda. Bunun için her türlü işbirliğine girebiliyorlar" dedi.

TVNET'deki canlı yayında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Akdoğan, tüm terör saldırılarının Türkiye'deki huzuru, istikrarı, kardeşliği, demokrasiyi ve sandığı hedef aldığını bildirdi.

Yalçın Akdoğan, terörün, siyaseti baskılamak için bir enstrüman olarak kullanıldığını ifade ederek, bu durumun AK Parti iktidarında zayıflatıldığını söyledi.

Suriye'nin bataklığa dönüşmesi ve bölgeyi zehirlemeye başlamasının Türkiye'deki terör olaylarını tekrar ortaya çıkardığını kaydeden Akdoğan, çevrede yaşanan tüm olumsuzlukları halka en az şekilde hissettirmeye çalıştıklarını dile getirdi.

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, bölgede yaşanan tüm olumsuzluklara karşın Türkiye'nin büyüdüğünü ve istikrarını korumaya devam ettiğini, bu durumdan rahatsız olan bazı çevrelerin olduğunu dile getirdi.

Türkiye'yi yeni bir eksene oturtmak isteyen karanlık odakların AK Parti'den kurtulmayı kendilerine hedef koyduklarını vurgulayan Yalçın Akdoğan, şöyle konuştu:

"İç siyaseti, dış siyaseti dizayn etmek için kullanılan bir enstrüman olmaktan terörü çıkarmamız lazım. Bu konuda da epey mesafe almıştık ama şu anda çok terör örgütü eş zamanlı olarak Türkiye saldırıyor. PKK, MLKP'yi de DHKP-C'yi de kullanıyor, bunları kamplarında eğitiyor. Örgütler arasında farklı angajmanlar da gelişebiliyor. Bir kişiyi bir örgütün üyesi sanıyorsunuz, başka bir örgüt adına çalışıp, hedef saptırıyor. Bütün bunlar bir paravan. Bütün bu örgütler, daha başka bir üst akıla hizmet ediyor, başka bir amaca hizmet ediyor."

"Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı Türkiye düşmanlığına dönüştü"

Akdoğan, Suriye'de birbiriyle savaşan örgütlerin başka bir bölgede 3'üncü bir kişiye karşı birleşebildiğini, "düşmanımın düşmanı, dostumdur" mantığıyla hareket edilebildiğini ifade etti.

Bu örneğin Türkiye'de görüldüğüne işaret eden Başbakan Yardımcısı Akdoğan, "Çözüm Süreci'ne her türlü kötülüğü yapanlar, sürecin düşmanı olan bir yapıyla kol kola girmiş durumdalar. Bu bir ihanet işbirliği. 'Türkiye'ye nasıl zarar verebiliriz' diye düşünmeye başladığınızda yılanla aynı çuvala girebiliyorsunuz, şeytana da ruhunuzu satabiliyorsunuz. Bunu önce Erdoğan karşıtlığı, AK Parti düşmanlığı gibi bir kampanya var, algı operasyonu var. Şimdi Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı Türkiye düşmanlığına dönüşmüş durumda. Bunun için her türlü işbirliğine girebiliyorlar" diye konuştu.

"Ortaya koyduğu bir politika yok"

"Ankara'daki terör saldırısından sonra siyasi partilerin tavrını nasıl buluyorsunuz?" sorusuna Akdoğan, terörle mücadelede başarılı olabilmek için tüm parti ve kurumların ortak bir duruş sergilenmesi gerektiği yanıtını verdi.

Yalçın Akdoğan, muhalefet partilerinin terör üzerinden birçok yorum getirdiğini, ancak ortaya net bir şey çıkaramadıklarını belirterek, "MHP sürekli terör üzerinden konuşuyor, ortada bir projesi yok. Böyle baktığımızda, yani sürekli bunun istismarını yapıyorsun, ortaya koyduğu bir politika yok. Gün, acıyı paylaşma, birlik olma, hep birlikte bunu kınama, meselenin soruşturulması günüdür" şeklinde konuştu.

Bu tür acı günlerinde suçlayıcı ifadelerden kaçınılması gerektiğini vurgulayan Akdoğan, "Olay olduğu an gidip orada 'Devlet katildir, halkımızı öldürüyor.' Sanki ayrı bir halk var Türkiye'de, bu halkın sahibi de bunlar, devlet de bunları öldürüyor. Bu kadar sorumsuz bir dil olabilir mi?" ifadesini kullandı.

HDP'nin aynı tavrı Diyarbakır saldırısında da yaptığına işaret eden Başbakan Yardımcısı Akdoğan, bu olayın siyasi olarak HDP'nin işine yaradığını ve amaçlarının AK Parti'yi baraj altında bırakmak olduğunu aktardı.

Yalçın Akdoğan, bu eylemlerin siyasi bir amaca hizmet ettiğini kaydederek, "HDP daha önce üretmek istediği imajdan farklı bir yere düştü. Çünkü şu an tamamen Kandil'in kumandası altında, esareti altında ve kendilerinin de kıvrandığını tahmin ediyorum. Çünkü daha önce bir imaj vardı, şimdi bambaşka bir yerde. Böyle bir dil demokratik siyasette kabul edilebilir bir yaklaşım değildi. Sen kendi devletini suçluyorsun" dedi.

"Devlet operasyonlarla oyunu bozdu"

Örgütün son dönemde yeni bir proje uygulamaya çalıştığını anlatan Akdoğan, "Seçimden sonra örgüt 'eylemsizliği bitirdiğini' açıkladı. Arkasından 'devrimci halk savaşı ilan ediyorum' dedi ve uyuyan polislerimizi şehit ederek, terör saldırılarına başladı. Burada buna karşılık bir sonuç olarak devlet de operasyonlara başladı. Devlet o operasyonlara başlamasaydı, Türkiye'de bir kaos bekliyorlardı. 'Türkiye artık yönetilemiyor, otorite boşluğu var, bir kaos var', buradan başka bir yere varmaya çalışacaktı" ifadesini kullandı.

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, devletin operasyonlarla tüm bu algı oyunlarını bozduğunu dile getirerek, planları tutmayan örgütün canlı bomba talimatları vermeye başladığına dikkati çekti.

PKK tarafından ilan edilen eylemsizlik karalarının tamamen yalan olduğunu vurgulayan Yalçın Akdoğan, "Bu tür eylemler olduğunda diyecekler ki 'Bunu falanca örgüt yaptı, biz yapmadık.' PKK bir taraftan 'HDP'ye yarasın' diye 'eylemsizlik ilan ettiğini' söylüyor, öbür taraftan da devleti baskılamak için yine birtakım terör eylemlerini sürdürecek. Böyle baktığımda Selahattin Demirtaş'ın kullandığı bu ayrımcı dil, aslında özerkliğe doğru giden yoldaki siyasi projenin bir karşılığı" değerlendirmesinde bulundu.

"Siyaseti arka plana düşürmemeniz lazım"

Akdoğan, seçime odaklanmak gerektiğini belirterek, "Seçime gölge düşürmeyi amaçlayan bir eylemse o zaman seçimi, siyaseti arka plana düşürmemeniz lazım" dedi.

Muhalefetin tavrını "samimiyetsiz" olarak değerlendiren Akdoğan, "Bu konuyla yatıp kalkan MHP, hadi koalisyon ortağı olmadın, hadi sorumlu davranmadın, her şeye hayır dedin. Burada bir acı gün var. Görüşmenin içeriğini geçtik, bu sefer görüşmenin kendisine karşı çıkıyor. Siyasette görüşmenin kendisine insan karşı çıkarsa, niye siyaset yapar?" ifadesini kullandı.

"İktidara gelmek istemiyorsan bir parti olarak ne yapacaksın, dernek kur, her gün açıklama yap" diyen Akdoğan şöyle devam etti:

"Partinin özel bir misyonu vardır. Sen bu misyonu ıskaladın. Otoriterleşme, tek adam, bir sürü laf ediliyor. Bakın MHP'de kimdir tek adam? Nasıl bir otoriterleşme var? Taban, ülkücü camia, MHP'liler genel olarak ne diyor? Nasıl sonuçlar çıkıyor? O yapının hiç bir dediğinin kıymeti yok o zaman, bir kişi karar veriyor. O kişin verdiği apolitik kararlar, irrasyonel kararlar... Bunun MHP tabanında çok tepki topladığını görüyorum. İnsanlar diyor ki 'Niye kardeşim siyaset yapıyorsun o zaman. Biz senin mahkumun muyuz.' Kılıçdaroğlu, bir taraftan açık çek veriyor ne gerekiyorsa yapacağım diyor, iki satır ortak bir açıklama yapamadık. Katkı olarak ne veriyorsun, devleti suçlamaktan başka... O istifa etsin, bu istifa etsin."

"Gitmem demenin başka bir türü"

Bir gazetede yer alan Kılıçdaroğlu'nun yakın kurmaylarına "Erdoğan bir liderler zirvesi düzenlerse Saray'a gidebilirim" dediği iddiasının hatırlatılması üzerine Akdoğan, "Gitmem demenin başka bir türü. Diğerlerinin gitmeyeceğini bildiği için 'ben kendim gitmem' demiyor, bu şekilde bunu söylüyor. Siyasette dürüst, açık olmak lazım" diye konuştu.

Akdoğan, Kılıçdaroğlu'nun Başbakan Ahmet Davutoğlu ile yaptığı görüşmeyi istismar ettiğini belirterek, "Hiç yakışmamıştır. Bu ayıp bir şeydir. Siz böyle bir günde bir şeyin üzerine basarak, siyaset yapıyorsunuz, kampanya yapıyorsunuz. Böyle bir terör görüşmesini, bir kampanya malzemesi haline getiriyorsunuz. Bu yakışık alacak bir şey değildir. Malesef siyaset kurumu bu olgunluğa erişemedi. Farklı düşünebiliriz, birbirimizi eleştirebiliriz ama suçlayıcı olmak başka bir şeydir. Görüşmemek, siyasetin genetiğine aykırıdır. En azından görüşme zeminin ortada olması lazım. Terör gibi hadiselerde de ortak hareket edilebilmesi lazım" değerlendirmesinde bulundu.

Akdoğan, "HDP'ye niye 'kına' baskısı yapılıyor" diye soranların olduğunu hatırlarak, şunları söyledi:

"Binlerce insan hayatını kaybetti PKK eylemlerinde. Sen bunu hala kınıyamıyorsan nasıl bir samimiyet olacak, nasıl bir inandırıcılık oluşacak? PKK'nın canlı bombalarıyla insanlar hayatını kaybetmedi mi, hamile eşinin yanında şehit edilen polisimiz, ambulans şoförünü öldürüyorlar, böyle bir canilik olur mu? Siz tek kelime bunları kınayamıyorsunuz. Ondan sonra da demokrasi havarisi geçineceksiniz. Mesele kınasın, kınamasın değil. Bu bir duruş meselesidir. Demokratik siyaset diğerinin olmamasını gerektirir, burada bir tavır takınmayı gerektirir. Sen terörist cenazesini kaldırıyorsun, taşıyorsun, terörist anıtları dikiyorsunuz. Terörü kınamanın araya mesafe koymanın ötesinde açıktan sahiplenme görüntüsü veriyorsunuz. Ondan sonra da bu eleştirilmesin, böyle bir şey olabilir mi?"

"Hayati bir kader seçimidir bu"

"Akademisyenlik, yazarlık, danışmanlık sonrasında da aktif siyaset" yaptığına işaret eden Akdoğan, bunların hepsinin aynı işin türevleri olduğunu belirtti.

Bunun bir mücadele olduğunu vurgulayan Akdoğan, "Siz bir şeye inanırsınız, bir davanız olur, bir takım şeyleri gerçekleştirmeyi hayatınızın amacı görürsünüz. Onu nasıl gerçekleştireceksiniz hangi araçlarla... Bunlar değişebilir. Bazen dergi, bazen gazete, bazen danışmanlık, bazen siyaset olur. Sizin değerleriniz, idealleriniz vardır. Bir mücadelenin içinde kendinizi görürsünüz. Araçlar değişse de o amaca ulaşmak için çaba gösterirsiniz. Onu varlık sebebi sayarsınız. Varlık sebebimiz iktidar olmak, belli koltuklarda oturmak değil. O değerleri, idealleri gerçekleştirmek ve onlara bir şekilde ulaşmak" ifadesini kullandı.

Akdoğan, 28 Şubat sürecinde Refah-Yol döneminde bakan danışmanlığı yaptığını hatırlatarak, "Sonra bizi aldılar, düz memur olarak sürdüler bir yere" dedi.

28 Şubat döneminde yaşanan meselelere de değinen Akdoğan, "İmam hatipleri batırmak için bütün meslek liselerini batırdılar. Binlerce yavrumuz olumsuz etkilendi. Kürt meselesi, insanlar ölmeye devam ediyor. O günlerde 'Biz ne yaparsak, Allah rızası için birşey yaptık ve bir yere vardık diyebiliriz' diye düşündüğümüzde, bunları yaparsak 'çok şükür geldik, yaşadık ve birşeyler yaptık kardeşim' denebilirdi. Hamd olsun bunlar oldu. Başörtüsü meselesi, bütün boyutlarıyla neredeyse çözüldü. İmam hatipler çözüldü" diye konuştu.

Akdoğan, Türkiye'nin bütünlüğü için bunların önemli olduğuna dikkati çekerek, "Sorunlu olan kesimler, ister Aleviler, Kürtler, dindar muhafazakar camia olsun, bunları çözerseniz toplumda bir rahatlama olur, birlik bütünlük gelişir. Türkiye bu sorunlardan kurtulursa büyüyebilir. Bu yüzden bu ortak bir demokratikleşme mücadelesi" ifadesini kullandı.

"Demokratik Açılım"ın böyle başladığına vurgu yapan Akdoğan, çok önemli mesafeler kazandıklarını ancak bu mesafeleri koruyabilmenin de önemli olduğunu bildirdi.

"Taş üstüne taş koymak zordur. Ama yıkmak kolay, bir anda yerle bir olur" diyen Akdoğan, şöyle devam etti:

"Tökezlerseniz, tepe taklak merdivenlerden aşağıya bir saniyede gidersiniz. Bunun değerini bilmek lazım, korumak lazım. Anayasal güvence altına almak lazım. Bu noktada da 1 Kasım hayati bir nokta. Türkiye tekrar koalisyonlar tüneline girip, nereye çıkacağı belli olmayan bir yere mi sürüklenecek, yoksa güven ve istikrarın tezahürü olan güçlü bir tek parti iktidarıyla daha büyük hedeflere mi yol yürüyecek? Bunu 1 Kasım'da hep birlikte göreceğiz. İnsanların sandığa gidip iradesini ortaya koyması lazım. Hayati bir kader seçimidir bu."

"Erdoğan gibi bir dünya lideri ürettik"

Türkiye düşmanı lobilerin, İsrail yönetimine yakın olan birtakım çevrelerde doğrudan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef koyan, Türkiye'nin genel gidişatını değiştirebilmek için "Erdoğan'dan kurtulma üzerine senaryo bina eden" lobilerin olduğuna vurgu yapan Akdoğan, buna terör örgütlerinin uzantısı olanların ve paralel yapının eklendiğine dikkati çekti.

Akdoğan, bu işin taşeronluğunu bu kesimlerimin üstlendiğini ve uluslararası ihale aldıklarını belirterek, şu ifadeleri kullandı:

"Kendi ülkelerine ihanet eder şekilde bir takım operasyonların içine girdiler. O dönemden başlayan bir algı operasyonu vardı. 17-24 Aralık'tan çok öncesinde böyle bir zemin oluşturulmaya çalışıdı. Doğrudan mesele kişiselleştirildi. Daha önceki saldırılarda belli toplum kesimleri hedefe konulmuştu. Onlara dönük saldırıda Erdoğan onun önünde olduğu için saldırıya maruz kalıyor gibi görünüyordu. Bu sefer doğrudan şahsa dönük bir boyuta çekilerek mesele, arkasındaki toplum kesimine 'Biz sizinle uğraşmıyoruz, başka birşeyle uğraşıyoruz. İdeolojik bir kavga içinde değiliz burada başka özel meseleler var' gibi diğer yöntemle başarılı olamayınca taktik değiştirdiler. Konuların mahiyetini değiştirdiler. Bunun üzerinden bir yere varmaya çalıştılar. Bu yapı çok çeşitlenince, Yahudi lobisinden tutun da, farklı terör örgütlerinin uzantılarına, paralel yapıya büyük bir konsarsiyuma dönüştü. Türkiye karşıtı, AK Parti karşıtı, Erdoğan karşıtı birşey oluştu. Bir imaj üretmeye başladılar. İdeolojik olarak çok farklı görünen, yanyana gelemeyecek, birisi ulusalcı, birisi aşırı sol, birisi muhafazakar görünümlü paralel yapı, bunların hepsini organize bir şekilde tek merkezden yönetilir gibi bir kampanya yürüttüğünü gördük. Bu kampanyanın bir parçası olarak medya kullanıldı. Dört tane birbirinden taban tabana zıt, farklı kesimlere hitap eden gazete aynı başlığı atabiliyor, aynı şekilde algı operasyonu yapıyor. Böyle bakınca Tayyip Erdoğan böyle bir kişi değil."

Akdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Gezi Parkı olaylarında birçok eylemci ve göstericiyi saatlerce dinlediğine değinerek, "Hiçbir lider bu kadar çok farklı uzun kimseyi dinlemez. Onlar bile şaşırdı. Bambaşka bir Erdoğan profili. Kimseye müdahale etmiyor, karışmıyor, kızmıyor. 'Sinirli, kızgın, azarlayan, müdahale eden, herşeyi kontrol eden' böyle bir kişi değil Tayyip Erdoğan. Burada çok ciddi bir haksızlık var. Kendini milletine adamış belli değerlere ideallere adamış bir insan var ortada. Onun nefret objesine çevrilmesi son derece yanlış olur. Tayyip Erdoğan, liderlik olarak bir dünya markası oldu. Biz Türkiye olarak uluslararası marka anlamında ne ürettik. Siyasi zeminde bakın Tayyip Erdoğan gibi bir dünya lideri ürettik. Bu az birşey değil" dedi.

"Utanmadan 'diktatör' diyorlar, insaf"

"Gezi olaylarından sonraki kalkışma denemesi, 17 Aralık'tan sonraki Hükümeti devirme operasyonu ve Kobani Olaylarını" hatırlatan Akdoğan, "Bütün bunlara baktığımızda, 'fiilen ben sana tahammül etmiyorum, senin varlığını kabul etmiyorum'. Düşünün bu bir insan için kolay mı? Özel hayatınızla ilgili bir sürü iftira atılmış. Ailenize laf söylenmiş. Partiniz kapatılmaya çalışılmış. Size karşı bildiriler yayınlanmış. Bir sürü suikast girişimleri olmuş. En sonunda da senin varlığına tahammül etmiyorum diye seni fiili kalkışmayla devirmeye çalışmışlar. Bugün bahsettiğim birçok farklı yapıdaki gazete de organize bir şekilde seni karalamaya çalışıyor, büyük bir saldırı var. Gazetecilik filan yapmıyorlar, açık hasmane bir tavır içinde bir yayıncılık var. Bütün bunlar içinde birileri utanmadan kalkıyor size 'diktatör' diyor insaf insaf demek lazım" değerlendirmesinde bulundu.

"Çok fazla muhatap almıyorum, asıl aktör bunlar değil"

"7 Haziran seçimlerinde HDP'ye yönelik yaptığınız açıklamalara, 1 Kasım seçimlerine giderken rastlamıyoruz. Nedir bu tavrın sebebi" sorusuna Akdoğan, seçim öncesinde partilerin birbirini eleştirebileceğini, siyasetin bir mücadele olduğunu söyledi.

"O dönemde bir çok yanlışlık gördüğüm için eleştirdim" diyen Akdoğan, HDP'nin Çözüm Süreci'ne ihanet ettiğini, barajı geçmek için süreci sabote ettiğini ifade etti.

HDP'nin sürecin düşmanlarıyla ittifak kurduğunu vurgulayan Akdoğan, "Sürecin içindeki, çaba gösteren, emek sarfeden kişi olarak elbette kızarım. O sizin güvenilirliğinizi tamamen ortadan kaldırır, yaptıkları bu, sabotaj. Şimdi çok fazla muhatap almıyorum çünkü baktım ki, asıl aktör bunlar değil" diye konuştu.

Akdoğan, HDP'nin insanların cenazeleri ve acıları üzerinden devlet düşmanlığı yürüttüğünü, asıl aktör olmaktan çıkarak, muhatap olma kabiliyetini kaybettiğini belirtti. Akdoğan, "PKK, Kandil şu anda tamamen bunların her şeyine vaziyet etmiş görünüyor. Söylemlerinden yapacakları davranışlara kadar. Ortadaki kanlı eylemleri yapan, stratejiyi belirleyen, yeni projeler uygulayan, bunlara da ne diyeceklerini belirleyen. Ben de doğrudan terör örgütünü eleştiriyorum. Şu anda da ona karşı ciddi bir mücadele yürütülüyor" ifadesini kullandı.

"Biz yanlış yapanı eleştiriyoruz"

Akdoğan, tartışmaların, söylemlerin bölge insanını rahatsız edebildiğini, bu psikolojiden çıkmak ve adil olmak gerektiğine işaret ederek Akdoğan, şunları söyledi:

"Bu insanlar bize 'katil, hırsız, diktatör, otoriter' diyor. Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, AK Parti'ye, etmedikleri hakaret kalmıyor. Biz de çıkıp, 'bak bu nezaketsiz bir yaklaşım' dediğimizde, birileri kalkıp bizi eleştiriyor. Burada yapılan eleştiriyi oradaki insanların kendine yapılıyormuş gibi algılaması değil, biz yanlış yapanı eleştiriyoruz. Bunun ayırt edilmesi lazım."

Akdoğan, herkes kaçarken, korkarken bölgedeki Kürt vatandaşlara hizmeti, yatırımı götürenin AK Parti iktidarı olduğunu bildirdi.

Hukuk içinde, vatandaş ve insan odaklı belirli hassasiyetleri gözeterek operasyon süreci yürütüldüğünü belirten Akdoğan, "Biz PKK'yı eleştiririz, yanlış yaptığında HDP'yi eleştiririz. Ama bütün bunları yaparken oradaki insanlar bizim canımız ciğerimizdir. Onları ayrı tutarız, onlara hizmet etmeyi onların hakkını, hukukunu geliştirmeyi de siyaseten varlık sebebi sayarız. Bunları da birbirine karıştırmamak lazım" değerlendirmesinde bulundu.

"Her gün örgüt çok ciddi kayıplar veriyor"

Çok yoğun bir siyasi gündem olduğunu vurgulayan Akdoğan, gece gündüz stres halinde bir takım işleri takip ettiklerini söyledi. Akdoğan, şehit haberlerinin kendilerini psikolojik olarak çok etkilediğini dile getirdi.

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, acı günlerde eleştirilerin olabileceğini ama bunu istismar etmek isteyen çevrelerin bulunduğuna işaret ederek, "Sabaha kadar terörle mücadeleyi takip ediyorsun, orada birisi çıkıyor, bir takım konuyla ilgili olmayan laflar söylüyor, konuyu takip etmeyen, onu dert etmeyen, onun hissiyatıyla gece gündüz yaşamayan. Bunları biz hep mazur görüyoruz ama bunlar da insanı psikolojik olarak olumsuz etkiliyor. Bir taraftan 'sonuna kadar gidin, operasyonlar devam etsin, şunu yapın, bunu yapın' diyen insan, ondan sonra bu insanları ölüme mi gönderiyorsunuz' gibi tepki gösterebiliyor. Bu işin sonuna kadar da gidilir, operasyonlar da yapılır. Bunu biz bu yavrularımızla, hep birlikte yapıyoruz. Bu bir bütün olarak göğüslememiz gereken bir mücadele" ifadesini kullandı.

Her gün örgütün çok ciddi kayıplar verdiğine dikkati çeken Akdoğan, Cumhuriyet tarihinin en büyük terörle mücadele operasyonları yapıldığını, çok önemli neticeler alındığını belirtti.

Akdoğan, millet olarak sabırla, dirayetle, vakur şekilde acıların paylaşılması, ortak duruş sergilenecek konularda da birlikte hareket edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.