X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Erdoğan'ın okul arkadaşı Berse anlattı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Erdoğan'ın okul arkadaşı Berse anlattı

  • Giriş Tarihi: 28.3.2016 01:45 Güncelleme Tarihi: 28.3.2016 02:09
Erdoğan'ın okul arkadaşı Berse anlattı
Erdoğan'ın okul arkadaşı Berse anlattı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın okul arkadaşı araştırmacı yazar Mehmet Kamil Berse, Erdoğan'ın bütün mücadelelerde bir hedefe doğru kilitlendiğini gördüğünü belirterek, "Önüne çıkan her badirede, ayağına takılan her taşta, 'tamam artık, canıma yetti' diyerek gidebilirdi. Hayır, gitmedi. Hem kendine bir hedef seçmişti hem de yanındakilere bir güç veriyordu" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın okul arkadaşı araştırmacı yazar Mehmet Kamil Berse, Erdoğan'ın bütün mücadelelerde bir hedefe doğru kilitlendiğini gördüğünü belirterek, "Önüne çıkan her badirede, ayağına takılan her taşta, 'tamam artık, canıma yetti' diyerek gidebilirdi. Hayır, gitmedi. Hem kendine bir hedef seçmişti hem de yanındakilere bir güç veriyordu" dedi.

ERDOĞAN DAVOS'U BÖYLE TERKETMİŞTİ

Berse, Beyaz Hareket Derneği tarafından Grand Cevahir Otel'de düzenlenen "Recep Tayyip Erdoğan Sempozyumu"nun "Recep Tayyip Erdoğan'ın sosyal hayatı ve fikir dünyası" başlıklı oturumunda yaptığı konuşmada, Erdoğan adına ilk kez bir sempozyum düzenlendiğini, bundan sonra çok sayıda sempozyum düzenlenmesi, hatta doktora tezleri yazılması gerektiğini ifade etti.

"Bir sosyal olgudur Recep Tayyip Erdoğan. Türk milletinin çağlar boyunca yetiştirdiği değerli insanların son halkasıdır. Dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan hakkında kültürel, sosyolojik faaliyetlerin yapılmasını, önemli buluyorum" diyen Berse, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Erdoğan'ın, İstanbul İmam Hatip Okulu'ndan arkadaşıyım. 1967 yılından beri arkadaşlığımız, dostluğumuz var. Dolayısıyla kültürel faaliyetlerle ilgili olduğumuz için okuldayken birçok faaliyetlerde beraberdik. Dolayısıyla kendisinin mizacını, kültürel yaklaşımlarını çok iyi biliyorum.

Türkiye'nin üzerinde 150 yıldır korkunç bir baskı. Bu baskı, çeşitli şekillerde tezahür ediyor. Kültürel, ekonomik, siyasi, askeri olarak her türlü şekilde karşımıza çıkıyor. 150 yıl dedik... Tabii ki bu 150 yıl zarfında çaba gösteren çok kimseler oldu. Herkes bir gayret içinde, bir taş koydu ve bir bina yapılmaya başlandı. Nihayetinde bu konuda birçok fedakarlıklarda bulunanlar oldu. Herkes surda bir gedik açmaya çalıştı. 70 yıllık demokrasi tarihimizde de bu böyle oldu. Rahmetli Özal'ın Türkiye'nin ufkunu genişletmek için yaptığı çalışmalar, onun da bir şekilde hayatına mal oldu. Bunu da biliyoruz. Belli bir dönem içinde Menderes ve Özal'ı dikkate alırsak, daha sonraki dönemde bir kaos ortamı ve buradan ortaya çıkan Recep Tayyip Erdoğan olgusu, ülkemizin kaderini değiştirdi. Zaten zor şartlar altında kahramanlar ortaya çıkar. Zor şartlar, kahramanları yaratır. Zor şartlar altında kültür, edebiyat artar."

Necip Fazıl Kısakürek'in, Türkiye'nin zor zamanlarında yetişmiş, ülkenin aksiyon sahibi önemli bir şairi ve fikir adamı olduğuna işaret eden Berse, "O şartlarda yaşamasaydı, en az 10 kere hapse girmeseydi, kendi mücadelesini vermeseydi, bir Necip Fazıl olmazdı. Aynı şekilde siyaset adına da Recep Tayyip Erdoğan'ın mücadele yaptığı yılları düşünürseniz, bu şartlar altında yaptığı bütün mücadelelerde, onun bir hedefe doğru kilitlendiğini gördüm. Önüne çıkan her badirede, ayağına takılan her taşta, 'tamam artık, canıma yetti' diyerek gidebilirdi. Hayır, gitmedi. Hem kendine bir hedef seçmişti hem de yanındakilere bir güç veriyordu. Bu bir ekip işiydi. Ekip çok önemlidir. Dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan, her dönemde kendine güç verecek ekibi yanında bulundurarak, hedefe kilitlenmesini bilen bir insandı" diye konuştu.

-"ÜNİVERSİTENİN İLK YILINDA TIRAŞ BIÇAĞI PAZARLIYORDU

Berse, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Necip Fazıl'a çok önem verdiğini ancak ilk mili ve manevi şuuru verenin Mehmet Akif Ersoy olduğunu anlatarak, "Üstad ise ona aksiyon kazandıran kişidir. Çünkü beraberlikleri vardır, belli bir süre. Bu süredeki aksiyonu da Necip Fazıl Kısakürek'in o tavrından ve duruşundan almıştır. Bunun da böyle bilinmesi önemlidir" dedi.

Erdoğan'ın ne şartlar altında üniversite eğitimine devam ettiğini bildiğini ifade eden Berse, Erdoğan'ın üniversitedeki ilk yılında elinde çantasıyla tıraş bıçağı sattığını söyledi. Berse, o yıllarda elindeki çantayı sorduğunda, Erdoğan'ın kendisine "Patron dedi ki müşterinin ayağına git. Pazarlamayı müşterinin ayağında birebir yap. Herkese bunun özelliklerini anlat ki daha sonra ayağına gitmeden de satabilesin" dediğini anlattı.

Berse, "Hayatın içinde yaşayan bir insan düşünün. Kapı kapı dolaşıp, pazarlamacılık yapabiliyor. Bundan sonra birkaç ticari firmada yöneticilik yaptı. O firmaların büyümesini sağlamıştır. Daha sonra kendi işini kurarak genişletmiştir. Şimdi böyle bir sosyal olgusu var. Ama bunları yaparken, hiçbir zaman içtimai hayatından hiçbir şey değiştirmedi. Çalışmalarından hiç taviz vermez, sözünün eridir. Verdiği randevuları kesinlikle aksatmaz" diyerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bilinmeyen yönlerini aktardı.

- "TÜRKİYE MİLLİ GEMİSİNİ YAPMIŞTIR, MİLLİ UÇAK VE OTOMOBİL YAPMAK ÜZEREDİR"

Karabük Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahattin Türetken de Erdoğan'ın 1994'te Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiği İstanbul'un birçok sıkıntıları olduğu halde ilk kez yüksek lisans ve doktora öğrencilerine burs programı başlattığını ifade ederek, "Bu çok önemli bir adımdır. Bu bir belediye başkanının yüksek lisans ve doktora öğrencilerine vermiş olduğu bir katkıdır. Kayda değerdir. Bir basirettir" dedi.

Uluslararası değerlere bakıldığında bilim ve teknolojinin bir ülkenin geleceği olduğunu dile getiren Türetken, şöyle devam etti:

"Türkiye'nin son 15 yılında yapılan teknolojik atılımlarını bizzat yaşayan insanlardanım. 17 yıldır da bu teknolojik atılımlar kapsamında laboratuvarda çalışan, milli projelere katkısı olan bir insanım. Dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan'ın farkını yakından izlemiş olarak şunları söylemek istiyorum: Türkiye'de bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu tarafından belirlenir. Bu kurulda çeşitli bakanlıklardan ve kurumlardan üyeler vardır. Bu kurul 1983 yılında kurulmuştur. Yılda iki kez toplanır. Fakat 2004'e kadar bu kurul, 42 kez toplanması gerekirken, sadece 8 defa toplanmış. 2004 yılında o zaman Başbakan olan Cumhurbaşkanımız, kurula başkanlık yapıyor, himayesine alıyor, 10 yılda 18 kez toplanıyor. Türkiye'deki bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeleri ve seyri öğrenmek için bu kurul kararlarına bakmamız lazım. Bunlara baktığımız zaman kurul kararları alınır ama orada kalır. 10. toplantıdan sonra Cumhurbaşkanımızın himayesine aldığı bu kurul işlevli hale getiriliyor."

Türetken, Erdoğan'ın 11. toplantıya geldiğinde bir önceki görüşmede alınan kararların durumunu sorduğunu, konuyu bizzat takip ettiğini aktararak, "2004 yılında Ulusal Uzay Araştırmaları Programı başlıyor, 2011 yılında da Türkiye uydusunu yapıyor. Göktürk 2'yi gökyüzüne gönderiyor. Bu 2004'te alınan bir program neticesinde gerçekleşiyor. 14. toplantıda Türkiye artık bazı şeylerini aşmış, NATO'ya cihaz satar hale gelmiş. 15. toplantıda beyin göçü tersine dönüyor. Artık Türkiye'de de araştırma altyapısı kurulmuş oluyor. O kardeşlerimiz gelip Türkiye'de çalışmalarına başlayabiliyor. 16. toplantıda hedef koyuyor. Diyor ki 'milli uçak, milli tren, milli gemi ve otomobil.' Bugün Türkiye milli gemisini yapmıştır, milli uçak ve otomobil yapmak üzeredir" şeklinde konuştu.