X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Dünya İnsani Zirvesi ve Küresel İnsani Yönetişimde Türkiye
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Dünya İnsani Zirvesi ve Küresel İnsani Yönetişimde Türkiye

  • Giriş Tarihi: 23.5.2016 11:58
Dünya İnsani Zirvesi ve Küresel İnsani Yönetişimde Türkiye
Dünya İnsani Zirvesi ve Küresel İnsani Yönetişimde Türkiye

Küresel yönetişim sistemi içerisinde insani krizlerin ve afetlerin yönetişimi en fazla eksiklik hissedilen alanlardan biridir. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un önerisi ile ilk defa İstanbul'da 23-24 Mayıs 2016 tarihlerinde düzenlenecek olan "Dünya İnsani Zirvesi" bu alandaki başlıca kamusal ve sivil paydaşları bir araya getirecek bir platform olması açısından büyük önem taşımaktadır. Yaklaşık 125 ülkenin temsilcilerinin katılacağı zirvede iç savaşlar ve çeşitli doğal afetlerden dolayı zor durumda olan insanların durumundan cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesine kadar dünya genelinde insanlığı ilgilendiren konular masaya yatırılacaktır. Özellikle Suriyeli mültecilerin yaşamış olduğu sorunlara henüz sürdürülebilir bir küresel çözüm bulunamaması Dünya İnsani Zirvesi'nin önemini artırmaktadır. Zirve, son yıllarda TİKA, AFAD ve Türk Kızılayı ile elde etmiş olduğu deneyimleri dünya ile paylaşması ve insani yardım konusunda farklı perspektiflerin ortaya konulabileceğini anlatması açısından Türkiye'ye önemli bir fırsat sunmaktadır.

DÜNYA İNSANI ZIRVESI FIKRININ OLUŞUMU VE AMACI

Üst düzey karar alıcılar ve tüm paydaşların katılımıyla bir "Dünya İnsani Zirvesi" düzenlenmesi fikri, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun tarafından küresel düzeyde yaşanmakta olan insani kriz ve mağduriyetlere karşı tarihi bir

küresel aksiyon çağrısı ile oluşmuştur. Son 10 yılda dünyada yardıma muhtaç insan sayısı iki katına çıkarken, bu yıl itibarıyla dünyada 125 milyon kişi insani yardıma ihtiyaç duymaktadır. Bu rakam, İkinci Dünya Savaşı'ndan beri karşılaşılan en büyük insani yardım ihtiyacına işaret etmektedir; ki bu gerçeklik, dünyanın kritik bir dönemeçte yer aldığını ve uluslararası aktörler ve toplumların bu duruma seyirci kalmaması gerektiğini göstermektedir. Ban Ki-mun, ilk defa düzenlenecek Dünya İnsani Yardım Zirvesi'nin 2016 yılında İstanbul'da yapılacağını açıkladığında, Türkiye'nin bu tarihi zirve için seçilmesinde ülkenin özellikle insani konularda ulusal, bölgesel ve küresel düzeylerde yapmış olduğu önemli katkıların rol oynadığına vurgu yapmıştır. Türkiye'nin kalkınma ve insani yardım konusuna son yıllardaki pozitif yaklaşımının bu kararda etkili olması şaşırtıcı değildir. Böylece, Ban Ki-mun'un girişimiyle, BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (UNOCHA) organizatörlüğünde ve Türkiye'nin ev sahipliğinde ilk kez 23-24 Mayıs 2016 tarihlerinde İstanbul'da "Dünya İnsani Zirvesi" düzenlenecektir. Ban Ki-mun'un BM "Dünya İnsani Zirvesi Raporu" girişinde anlattığı kişisel hikayesi, Dünya İnsani Zirvesi'nin düzenlenmesi için aldığı inisiyatifin sebeplerini de açıklamaktadır: Çocukluğum savaş zamanında geçti. Taşıyabildiğim kadar eşyayla Kore'deki evimi ve köyümü terk etmeye mecbur bırakıldığımda sadece 6 yaşındaydım. Okulumuz yok edilmiş, evimiz terk edilmiş bir halde ortada kaldığımda tek hissettiğim şey korku ve belirsizlikti. Hayatımın bu en karanlık döneminin kaderimi bu kadar kesin bir şekilde belirleyeceğini bilemezdim. O zamanlar daha genç sayılabilecek yaştaki Birleşmiş Milletler'in bana sunduğu barınma imkanları ve yardım malzemeleri sayesinde hissettiğim umut ve güven duyguları kariyerimi kamu hizmetinde yapma konusunda bana ilham verdi. Bugün halen kuruluşunun 70. yılında, Birleşmiş Milletler'in mavi bayrağının tüm insanlığın umudu olarak dalgalandığına dair inancımı sürdürüyorum.

Ban Ki-mun ve onun gibi zor kişisel hikayeler yaşayan milyonlarca kişi adına Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenecek olan Dünya İnsani Zirvesi hazırlıkları çerçevesinde şimdiye kadar 5 kıtada 10 farklı ülkede 23 bin kişinin katılımı ile bölgesel, tematik ve küresel istişareler gerçekleştirildi. Zirve hazırlıkları kapsamında bölgesel istişarelerin ilki 19-20 Haziran 2014 tarihinde Fildişi Sahili'nde, daha sonra sırasıyla; Japonya, Güney Afrika, Macaristan, Ürdün, Guatemala, Yeni Zelanda ve Tacikistan'da yapıldı. Bölgesel istişarelerde ele alınan konular ışığında hazırlanan taslak sentez raporu 9-11 Eylül 2015 tarihlerinde Berlin'de düzenlenen Tematik İstişare toplantısında ele alınarak nihai hale getirildi. Hazırlıkların sonuncusu ve en kapsamlısı İsviçre'nin Cenevre kentinde 14-16 Ekim 2015 tarihlerinde Küresel İstişareler toplantısında gerçekleştirildi. Sürdürülen yoğun istişareler ve çalışmalar sonucunda, Dünya İnsani Yardım Zirvesi sentez raporu "İnsanlığı Onarmak: Çağrısı Yapan Küresel Sesler" ismi ile toparlandı. Bu kapsayıcı danışma sürecinde şekillenen sentez raporunda eylem için insan onuru, güvenlik, iyileşmenin güçlendirilmesi, ortaklıklar ve finans olmak üzere beş farklı tema oluşturuldu.2 BM Genel Sekreteri'nin zirve bağlamında vurguladığı bir diğer önemli nokta da, günümüzde devam eden çatışma ve şiddet ortamında insanlığın maruz kaldığı zorluklara karşı küresel işbirliğinin oluşturulamaması, yaşanan mağduriyetlere çözüm üretilememesi ve değişim için yapılan çağrılara duyarsız kalınması yüzünden büyük bir kızgınlık ve hayal kırıklığı hissedilmesine yol açılmasıdır. BM Genel Sekreterliği, "Tek İnsanlık: Paylaşılan Sorumluluk" başlıklı raporunda beş temel sorumluluk alanına vurgu yaparak Zirve'nin vizyonunu ortaya koydu. Zirve kapsamında liderler toplantılarında beş temel prensip olarak belirlenen, "Çatışmaları önlemek ve sona erdirmek için siyasi liderlik, insanlığı güvenli kılan değerlere sahip çıkılması, kimsenin geride bırakılmaması, yardım vermek yerine insanların yardıma muhtaç olmalarını önlemek, insanların hayatlarını değiştirmek ve insanlığa yatırım yapmak" konularında tartışma fırsatları olacak. Raporun ekinde yer alan İnsanlık Gündemi (Agenda for Humanity) belgesinde ise faaliyetlerin gerçekleştirilebileceği çeşitli alanlar sıralanmakta ve böylelikle dünya liderlerinin somut taahhütlerde bulunabilecekleri bir çerçeve sunulmaktadır.3 İstanbul'da gerçekleşecek Dünya İnsani Zirvesi'nde öncelikli amaçlardan biri de insani yardım konularında küresel farkındalık oluşturmaya yöneliktir. Zirve'de ana amaç ve hedef olarak belirlenen ise; insani eylem için gelecekteki sorunların ele alınmasında ileriye dönük bir gündem oluşturabilmek, böylece insani prensiplere bağlı daha kapsayıcı ve çeşitli bir insani sistem inşa etmek olarak belirtilmektedir.

4 BM tarafından, artan sayıdaki savaşlar ve taraflar arasında ihlal edilen hak ve hukukun neden olduğu insani mağduriyete çözüm bulma arayışı üzerine, farklı coğ- rafyalarda bölgesel istişareler düzenlenerek bu konular ele alınmıştır.

ZIRVE PROGRAMININ İÇERIĞI VE GÜNDEMI

Zirvenin; BM üyesi ülkelerden resmi heyetlerin yanı sıra uluslararası ve bölgesel örgüt yetkilileri, parlamenterler, sivil toplum kuruluşları mensupları, akademisyenler, medya mensupları, özel sektör, gençlik ve krizden etkilenen kesimleri de kapsayan yaklaşık beş bin paydaşı bir araya getirmesi beklenmektedir. BM Zirve Sözcüsü, katılımcı sayısı her an artmakla birlikte Zirve'ye en az 125 ülkenin katılacağını ve bunlardan 50'sinin devlet veya hükümet başkanı tarafından temsil edileceğini açıklamıştır. Bu liderler arasında, Almanya Başbakanı Angela Merkel, Kuveyt Emiri Sabah Al Ahmed Al Sabah, Hollanda Başbakanı Mark Rutte, Nijer Cumhurbaşkanı Muhammed Yusuf ve Lübnan Başbakanı Tamam Selam'ın da bulunduğu bildirilmiştir.5 İki günlük programı 7 yuvarlak masa toplantısı, 15 özel oturum ve 120 yan etkinlikten oluşmaktadır.6 Zirve'nin ilk gününde, açılış seremonisi sonrası küresel liderler, BM Genel Sekreteri'nin öncelikli eylem planları üzerine yayınlanan raporu doğrultusunda "İnsanlık Gündemi" belgesini daha ileriyle taşıma yöntemleri üzerinde tartışacaklar. "Yüksek Düzeyli Liderler Yuvarlak Masa Toplantıları" ile küresel sistemde yaşanan insani krizlerin karşı karşıya bulunduğu çeşitli sorunlar ele alınacak ve bu sorunlara yönelik daha güçlü taahhütler dile getirilecek. Yüksek düzeyli liderlerin ilk günkü toplantısında, insani krizlere dikkat çekmek ve çözüm bulmak amacıyla; "çatışmaları önlemek ve sona erdirmek için siyasi liderlik", "yardım etmekten yardıma muhtaç olmalarına son verilmesi-insanların hayatlarını değiştirilmesi", "kimsenin geride bırakılmaması-zorla yerinden edilenlere hitaben bir taahhüt" ve "insani finansman-insanlığa yatırım yapmak" başlıkları üzerinden değerlendirmeler yapılacak. Zirvenin ikinci günü, insani yardım kadar önemli olan farklı küresel krizler; "insanlığı koruyan normları korumak", "do- ğal afetler ve iklim değişikliği-krizleri ve riski farklı yönetmek" ve "kadınlar ve kızlar-cinsiyet eşitliğini gerçekleştirmek için eylemi kolaylaştırmak" başlıkları üzerinde durulacak. Hükümetler, insani faaliyetlere destek veren uluslararası ve bölgesel kuruluşlar, özel sektör ve diğer paydaşların düzenleyeceği bilgilendirme toplantıları, seminerler, atölyeler ve panellerin düzenleneceği "Yan Etkinlikler" gerçekleştirilecektir. Aynı zamanda ilgili taraflar, insani faaliyetleri çerçevesinde gerçekleştirdikleri çalışma, ürün ve programlarını zirvede sergileme imkanı bulmaktadır. Kültü- rel etkinlikler, yenilikçi ürün tanıtımları, sergiler ve performanslar de zirvede yer alacaktır.

ZIRVE EV SAHIPLIĞININ ANLAMI VE TÜRKIYE'NIN İNSANI YARDIMLARDA ROLÜ

Dünya İnsani Zirvesi'nde mevcut küresel sistemde yaşanan insani krizlere yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesi ve insani yardım çabalarının geleceğine ilişkin ortak bir ajanda oluşturulması arzulanmaktadır. Bu sayede Türkiye, insani alanda yaşadığı tecrübelerini ve dünyaya örnek teşkil eden uygulamalarını uluslararası toplumla paylaşma fırsatı bulacaktır. Son yıllarda artan insani yardım performansı ile Türkiye bu konuda oldukça güçlü bir konumdadır. Türkiye'nin 1980'lerde dış gıda yardımı ile başlayan insani yardımları son yıllarda dünyanın farklı coğrafyalarında yayılmakla kalmamış; hem nitelik hem de nicelik bakımından çeşitlenerek kapsamlı bir hale gelmiştir. Süregelen insani yardımlar arasında özellikle 2004 sonundaki Güneydoğu Asya depremi, 2005'teki depremi, 2006'da Lübnan'da yaşanan insani kriz, 2008 yılındaki Gazze Krizi, 2010 ba- şındaki Haiti ve Şili depremleri ile Ağustos'ta gerçekleşen 'daki sel felaketi ve 2011'de meydana gelen Japonya depremi ile Libya krizi bağlamındaki yardım operasyonları başı çekmektedir.7 İnsani yardımlar konusunda son dönemlerde kurumsal tecrübesi ve dinamizmi ile uluslararası toplumun dikkatlerini üzerine çeken Türkiye; AFAD, TİKA ve Kızılay öncülüğünde çeşitli kurum ve sivil toplum örgütlerin katkısı ile dünyanın farklı bölgelerinde insani krizlere yardım elini uzatmaktadır. Son olarak Suriye'deki iç savaş ve çatışmalardan kaçmak zorunda kalan Suriyeliler başta olmak üzere, dünyanın farklı yerlerindeki mültecilere ev sahipliği yapan Türkiye, 2,7 milyon Suriyeli ile birlikte yaklaşık 3 milyon sığınmacıyı ülke toprakları içerisinde barındırmaktadır ve 2011'den bu yana 10 milyar doların üzerinde harcama gerçekleştirmiştir. BM verilerine göre Türkiye dünyada en fazla sığınmacıya resmen ev sahipliği yapan ülke olarak tescil edilmiştir. Suriye krizi boyunca AFAD ve Kızılay tarafından mültecilere sunulmuş olan imkanlar, uluslararası camiada taraflı tarafsız birçok kişinin takdirini kazanmıştır. Türkiye'deki kamplar ile Avrupa'nın mültecilere reva gördüğü kampların koşulları arasındaki derin uçurum, mülteci konusuna bakışta yaşanan farklılığı gözler önüne sermektedir. Türkiye, Türk Kızılay'ı, AFAD ve TİKA öncülüğünde çeşitli kurumları ve sivil toplum örgütleri ile dünyanın dört bir yanında insani yardım faaliyetlerinde bulunmaktadır. 140´tan fazla ülkede 52 program koordinasyon ofisiyle faaliyet göstermekte olan TİKA'nın vermiş olduğu insani ve kalkınma yardımlarında 2003 sonrasında gözle görülür bir artış yaşanmıştır (bkz. Şekil 1). Bu yardımlar özellikle Suriye krizi sonrasında hızlanarak yıllık 3,6 milyar dolara ulaşmış ve Türkiye'nin milli gelirine oranla dünyada en fazla dış yardım yapan ülkelerden biri olmasına zemin hazırlamıştır (bkz. Tablo 1). Türkiye kişi başına düşen GSYH olarak bu listede yer alan ülkelerin hepsinden daha düşük bir gelişmişlik seviyesine sahip iken, verdiği yardımlar açısından dünyanın en zengin ülkeleri ile rekabet eder bir konumdadır. TİKA tarafından sağlanan yardımlar ilk etapta kültürel mirasların yenilenmesine odaklanmıştır. TİKA, belli bir aşamadan sonra elde etmiş olduğu deneyim ve dünyanın birçok köşesinde dış yardımlara olan acil ihtiyacı görmesiyle birlikte eğitim ve sağlık hizmetleri başta olmak üzere kalkınma ve kapasite geliştirmeye yönelik birçok farklı alana yardım sağlayarak faaliyetlerini çeşitlendirilmiştir.

Türkiye AFAD aracılığıyla da Ukrayna'dan Somali'ye kadar birçok ülkede acil durumlara müdahale etmektedir. AFAD, bugüne kadar 4 kıtada 40'tan fazla ülkede doğal afetler ve iç karışıklıklar gibi durumlardan etkilenen insanlara yardım elini uzatmıştır. 300 bin kişilik acil barınma ve beslenme desteği kapasitesiyle dünyada en güçlü ikinci insani yardım kuruluşu olan Türk Kızılayı ise Pakistan, Çad, Haiti, Libya, Somali, Arakan, Filistin, Moritanya, Senegal, Nijer, Bosna Hersek, Filipinler, Irak ve Lübnan gibi çok çeşitli ülkelerde insani yardım faaliyetlerinde bulunmaktadır.

Türkiye'nin son yıllarda insani yardım alanında yaptığı faaliyetler ve ortaya koyduğu farklı yaklaşımları dış politikada "insani devlet" (humanitarian state) ve "insani diplomasi" (humanitarian diplomacy) kavramlarının öne çıkmasını sağlamıştır.10 Burada vurgulanması gereken nokta, ihtiyacı olan insana yardım elini uzatma eyleminin bir lütuf değil insani ödev olduğudur. Türkiye, birçok uluslararası krize bu bilinçle yaklaşmış, bunun sayesinde de olaylara insani yönden bakan kesimlerin her dönem takdirini kazanmayı bilmiştir. Türkiye ihtiyaç bölgelerine yardım elini uzatırken bunu bir karşılık bekleyerek ya da bir somut çıkar uğruna yapmamaktadır. Gelişmiş ülkelerin birçoğu ise insani yardım konusunda kendi uluslararası siyasi ajandalarına hizmet etme mantığı ve pragmatizmi ile yaklaşmaktadır. Gelişmiş ülkeler kalkınma yardımlarında ve insani yardımda bulunurken kendi destekledikleri liderlerin iktidarda olması, kendilerinin işaret ettikleri ekonomik politikaların uygulanması veya BM'de kendilerinin onayladıkları kararlara destek verilmesi gibi yardımın özüne aykırı olan "şartlılık kriterleri" gözetebilmektedirler. Bundan dolayı da dış yardımlar siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan beklenen etkileri oluşturamamaktadır. Başka bir ifadeyle, eylemin niyeti halis olmayınca sonucu da verimli olmamaktadır. Dünya İnsani Zirvesi Türkiye'ye, son yıllarda insani yardımlar konusunda kat etmekte olduğu önemli mesafeyi, insani yardım konusunda ortaya koyduğu farklı perspektifi, sergilediği performansı ve küresel sistem içerisinde takdir edilen faaliyetleri ile insani alandaki tecrübelerini paylaşma fırsatını verecektir.

TİKA, AFAD ve Kızılay gibi kurumlarımızın farklı bölgelerde yapmış oldukları yardımlar ve destekler sayesinde insanların kalplerindeki Türkiye'ye olan güven, sevgi ve saygı her geçen gün artmaktadır. Ancak yine de bazı çevreler Türkiye'nin insani yardımlar alanındaki önemli katkılarını görmezden gelmeyi tercih etmektedirler. Örneğin her fırsatta Suriyelilerin ülkeye girmemesine yönelik adımlar atan İngiltere Başbakanı David Cameron, bir konuşmasında, "Bugüne kadar hiçbir ülke Suriyeli mülteciler için İngiltere'nin gösterdiği çabayı göstermedi" diyerek trajikomik bir açıklamaya imza atmıştır.11 Sıradan sebeplerle günümüze kadar ABD Başkanı Barack Obama dahil, birçok kişi ve kuruma Nobel Barış Ödülü verilmiş olsa da, bugün nüfusundan daha fazla Suriyeliyi bünyesinde barındıran Kilis ilinin bu ödülü hak ettiğine dair birkaç istisna hariç hiçbir ses çıkmamıştır. Buna karşın Oxford, Princeton, Harvard, Cornell ve Kopenhag Üniversitesi akademisyenleri aralarında imza toplayarak Avrupa'ya geçiş yolunda mültecilere geçici ev sahipliği yapan Kos, Rodos, Sakız, Midilli, Leros ve Sisam gibi Yunanistan adalarının "Nobel Barış Ödülü"ne aday gösterilmesini talep edebilmişlerdir.

SONUÇ YERINE
Küresel aktörler, maalesef son yıllarda sayısı ve etki gücü artan insani dramlara karşı çözüm üretememektedir. Türkiye gibi ülkeler insani dramlara karşı kendi çıkarlarını öncelemeden "insancıl" çözüm önerileri ortaya koymaya çalışsa da, böyle bir perspektif ortaya koyan ülkelerin sayısının az olması ve uluslararası koordinasyonun zayıf olması sorunları giderek büyütmektedir. Böyle bir ortamda tarihte ilk defa düzenlenecek olan Dünya İnsani Zirvesi büyük önem taşımaktadır. Birleşmiş Milletler'in sorun çözücü rolünü giderek yitirmesi zirveden beklentileri düşürse de, insani konularda küresel koordinasyonu artırmaya yönelik her türlü platformu kullanmak gerekmektedir. İnsani konularda söyleyecek çok sözü ve paylaşacak çok deneyimi olan Türkiye için ise zirvenin ayrı bir önemi olacaktır.