X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 50 yıllık Başkanlık tartışmasına son veriyoruz
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

50 yıllık Başkanlık tartışmasına son veriyoruz

  • Giriş Tarihi: 24.10.2016
50 yıllık Başkanlık tartışmasına son veriyoruz
50 yıllık Başkanlık tartışmasına son veriyoruz

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Başkanlık sistemini halka götürelim çağrısına Hükümet’ten olumlu yanıt gelmesinin ardından Parlamenter sistemdeki değişiklik yeniden ülke gündemine geldi. Hükümet’ten gelen ilk sinyaller önümüzdeki ilkbaharda referanduma gidileceği yönünde. Başkanlık tartışmaları beraberinde yeni kafa karışıklıklarını da getirdi. Son kamuoyu araştırmalarına göre Başkanlık sistemine toplumsal destek hızla artarken toplumun önemli bir bölümünün bu konuda bilgi sahibi olmadığı anlaşıyor. Başkanlık Sistemi ve Anayasa değişikliği hakkındaki bundan sonra yaşanacak süreci TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop’a sorduk.

BAHÇELİ SORUMLU MUHALEFET ÖRNEĞİ GÖSTERİYOR

MHP lideri Bahçeli'nin Başkanlık sistemi hakkında halka gidelim çağrısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Siyasi partiler, belli ilkeler ve programlar doğrultusunda hareket ederler. Siyasi partilerin dünya görüşlerindeki ayrımlar sebebiyle farklı ilke ve programlara sahip olmaları da tabiîdir. Fakat her sağlıklı demokrasi, sistemin ana unsuru olan siyasi partilerin ve sivil grupların farklılıklarına rağmen, sistemde bir tıkanma yaşandığında veya toplumun bütününü ilgilendiren önemli bir değişiklik söz konusu olduğunda halka başvurur. Bu açıdan bakıldığında, Sayın Bahçeli'nin Başkanlık Sistemi'nin halka götürülmesi teklifi, demokrasinin gereğidir ve açık söylemek gerekirse sorumlu muhalefet örneğidir.

TEKLİFİMİZ 367'Yİ AŞSA DA REFERANDUMA GÖTÜRECEĞİZ

AK Parti mecliste referanduma götürecek 330 yeter sayısını yakalayabilecek mi?

AK Parti'nin genel kurula taşıyacağı anayasa değişikliğinin 330'un üzerinde kabul oyuyla referanduma gideceği kanaatindeyim. Üstelik AK Parti olarak biz, kabul sayısı 367'yi aşsa dahi değişiklik teklifimizi referanduma götüreceğimizi ilan ettik. Parti olarak bizim en önemli farkımız, 'yi ilgilendiren konularda ve önemli değişikliklerde milleti paydaş kılmaya gösterdiğimiz özendir. Bu hususta da benzer bir davranış içinde olacağız.

YENİ METİN KISA SÜREDE ORTAYA ÇIKACAK

Yeni anayasa değişikliği neleri kapsayacak?

Yeni anayasa değişikliği, hükümet sisteminin, buna bağlı olarak ilgili kurum ve kuruluşların işleyişinde; yani teşkilat tasarımında değişiklikleri kapsayacak. Bizim daha önce hazırladığımız bir çok çalışma, bir çok taslak var. Bunlar üzerinde çok kısa bir süre içinde çalışmak suretiyle son şekli verilmiş metni ortaya çıkartabiliriz.

"TEK ADAM" İDDİALARI DEMOKRASİ KÜLTÜRÜMÜZE HAKARETTİR

Özellikle CHP ve HDP, Başkanlık sisteminin tek adam yönetimine yol açacağı iddiasında. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

'de yapılacak herhangi bir değişikliğin 'tek adam' yönetimine, hatta diktatörlüğe yol açacağını iddia etmek, demokrasi geleneğimize ve kurumsal hafızamıza hakaret anlamı taşır. 'nin eriştiği demokratik bilincin ve olgunluğun düzeyi, 15 Temmuz darbe girişiminde milletimizin ortaya koyduğu tavır ile gayet açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. CHP, Başkanlık sistemine muhalefetine gerekçeler, daha doğrusu bahaneler arıyor. Fakat bu 'tek adamlık' iddiasının temeli çürüktür ve bilimsel gerçeklerle de bağdaşmıyor. Dünyada bir çok ülkede başkanlık sistemi mevcut; oralarda 'tek adamlık' olmuyor da bizde neden olacak olsun? Üstelik parlamenter sistem iddiasındaki bir çok yerde 'tek adamlık' mevcut. Bilgi temeli olmayan çürük bir iddia bu...

BAŞKANLIK SİSTEMİNDE KUVVETLER AYRILIĞI GÜÇLENECEK

Başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığı prensibinin ortadan kalkacağı yönünde itirazlar var. Bu itirazlarda haklılık payı var mı?

Gerçekte kuvvetler ayrılığı başkanlık sisteminde mevcuttur. Parlamenter sistemde, kuvvetler ayrılığı var mıdır, tartışılır. Parlamenter sistemde, yasama ve yürütme, yani parlamento ve hükümet iç içe geçmiştir. Parlamentoda gerçek, sağlam ve kalıcı çoğunluğa sahip bir hükümet varsa, yürütme yasamaya hakim olur; eğer zayıf ve çok parçalı bir desteğe sahip hükümet varsa, yürütme yasamanın elinde oyuncak olur. Oysa Başkanlık sisteminde kuvvetlerin birbirlerinden sert ve kesin bir ayrılığı söz konusudur. Parlamento ayrı bir seçimle, hükümet yani başkan ayrı ve müstakil bir seçimle seçilir; birbirine bağlı veya bağımlı değillerdir. Dolayısıyla Başkanlık sisteminin kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıracağı iddiası cehaletin ürünüdür.

BÜTÜN DEMOKRASİLERİN TEMEL SORUNU BU

Başkanlık sisteminde meclisin rolü ne olacak?

Modern demokrasilerde parlamentonun görevi, vatandaşların ve kurumsal işleyişin uyacağı kuralları, kanunları çıkarmaktır. Parlamento sadece kanun çıkarmakla kalmaz, yürütmenin, yani hükümetin ve devlet işleyişinin denetlenmesinde de görev alır. Kısaca, parlamentonun iki temel görevi vardır: Yasama (kanun çıkartmak), denetleme. Bu noktada şunu da belirtmekte fayda var; Parlamenter sistemin, saf haliyle Westminster modelinin yasama ve yürütme ilişkisi bakımından sorunlu bir yönü vardır. Hükümet, parlamentonun içinden çıktığı için yasamanın yürütmeyi denetleme görevi layıkıyla gerçekleşemez. Yasama faaliyeti de genellikle yürütmenin kontrolü ile gerçekleşir. Bu sadece Türkiye'nin değil, bu modeli benimsemiş bütün demokrasilerin temel sorunudur.

150 YILDIR BU SİSTEM SORUNLU

Türkiye'de 150 yıla yaklaşan bir parlamenter geleneğe sahip olduğu, sistem değişikliğinin sorunlara yol açacağı şeklinde. Ne dersiniz?

Diğer genellemeler gibi bu eleştiri de temelsiz bir klişeden ibaret. Türkiye'nin 1877'de açılan ve 10 ay sonra kapatılan bir meşruti meclisi var. Kanun-ı Esasî'nin yürürlüğe tekrar konmasıyla 1908'de yeniden bir meclis açılıyor. Bu meclis ve genel anlamda siyaset, bir kaç yıl içerisinde İttihat ve Terakkî oligarşisinin eline geçiyor. 1920'de Ankara'da toplanan ve Kurtuluş Savaşı'nı yürüten meclis ise, gücünü kongrelerden ve devam eden savaşın kendi şartlarından alan bir niteliğe sahip. Bağımsızlığın ardından, 1950'ye kadar devam edecek olan Tek Parti yönetimi başlıyor. 1950'de iktidara gelen Demokrat Parti ise 27 Mayıs askeri darbesiyle işbaşından uzaklaştırılıyor. Bu darbeyi, önce koalisyonlar dönemi, ardından Adalet Partisi'nin tek başına iktidarda olduğu bir süreç takip ediyor. 1971 askeri muhtırasıyla kesintiye uğrayan bu dönemi, 1973'te başlayıp 12 Eylül darbesine kadar devam edecek olan ikinci koalisyonlar dönemi izliyor. 12 Eylül'den sonra, önce ANAP'ın 8 yıllık iktidarı, ardından 11 yıllık bir koalisyonlar dönemi var. Ve nihayet 2002'de AK Parti iktidara gelerek bu koalisyonlar dönemini ve siyasi kaosu sona erdirdi ve bir istikrar dönemi başladı.

SİYASİ TARİHİMİZ BAŞKANLIK SİSTEMİNİN ARAYIŞIDIR

-Parlamenter sistemin Türkiye'ye siyasi istikrar kazandırmadığını mı söylüyorsunuz?

Evet, kısaca özetlediğimiz bu tablo da gösteriyor ki, Türkiye'nin iddia edildiği gibi 140 yıldır sorunsuz işleyen, kesintiye uğramayan bir parlamenter geleneği yok. 1950'de başlayan çok partili siyasi hayatın ise ancak yarısında güçlü tek parti yönetimlerinden ötürü istikrar sağlanabilmiş. Dolayısıyla, 140 yıldır işleyen bir parlamenter geleneğimiz yok. Aslında, tek parti yönetimlerinin sağladığı ilerleme dönemleri istisna tutulacak olursa, istikrarsızlıkla ve kesintilerle malul bir siyasi geçmişimiz var. Türkiye'de parlamenter sistemin yerleştiğinden değil, bir türlü yerleşemediğinden söz edebiliriz ancak. Bu bakımdan son 50 yıldır devam eden hükümet sistemi arayışları ve Başkanlık sistemi tartışmaları var. Parlamenter sistem tarihimiz, bizatihi başkanlık sistemi arayışının en önemli gerekçesidir.

ABD'DEN FARKLI BİR MODEL

-ABD'de sistem zaman zaman tıkanıyor. Bizim için de aynı tehlike olabilir mi?

İnsanın ve iktidarın olduğu her yerde sorunlar yaşanır. Aslolan, yaşanacak sorunların aşılmasına imkan tanıyacak mekanizmaların geliştirilmesidir. Bizim öngördüğümüz Başkanlık sistemi, ABD'de uygulanana benzer bir sistem olmakla birlikte, Türkiye'nin şartlarına özgü bir tasarıma da sahip olacak.

BİZİM ÖNERDİĞİMİZ ÜNİTER BAŞKANLIK

Türkiye'ye özgü tasarım derken tam olarak neyi kastediyorsunuz?

Her ülkenin kendine özgü bir toplumsal yapısı ve ihtiyaçları vardır. Bu farklılık da, siyasal sistemlerin şekillenmesinde etkili olur. Bu sadece Başkanlık sistemi için değil, parlamenter sistem için de geçerlidir. İspanya, İtalya ve Almanya parlamenter sistemle yönetilmelerine rağmen sistemik bazı farklara sahiptir. Türkiye'de ABD'den farklı olarak tek dereceli, ama iki turlu seçim sistemi olacaktır. Yine ABD'den farklı olarak, tek kameralı meclis olacaktır; çift meclisli sistemler daha ziyade federasyon olan ülkelerde mevcuttur. Ayrıca, 61-80 arası kötü bir Senato tecrübemiz var. ABD ile farklardan en önemlisi, bizim önerdiğimiz başkanlık Üniter başkanlıktır. Malum ABD'de federasyon var. Bizim tarihi tecrübemiz, toplumsal yapımız federasyonu değil, üniter yapıyı zorunlu kılar. Bir de, sistemden değil, genel siyaset algısından ve davranışından kaynaklanan farklar var. ABD'de disiplinli parti modeli söz konusu değil. Fakat Türkiye'de siyaset aynı zamanda teşkilatlanma olduğu için bizde disiplinli parti sisteminin devam edebileceğini öngörebiliriz.

MECLİSTE İKİDEN FAZLA PARTİ OLACAK

ABD'de güçlü iki parti var. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler. Türkiye'de de sistem oraya doğru gider mi?

İki partili sistem, Başkanlık sisteminin zorunlu bir şartı değil. Üstelik ABD'de Cumhuriyetçiler ve Demokratlar dışında da partiler var. Fakat Amerikan seçim sistemi üçüncü bir partinin ve iki ana parti dışında kalan adayların başarılı olmasına çok da imkan tanımıyor. Bu tümüyle ABD demokrasisinin tarihsel gelişim süreçleriyle ilgilidir. Benzer durumlar parlamenter sistemin uygulandığı ülkelerde de geçerlidir. Mesela İngiltere'de iki partili sistem baskın iken Almanya, İtalya gibi ülkelerde durum farklılaşmaktadır. Türkiye'nin siyasi tarihi ve mevcut ortamı göz önüne alındığında, iki partili bir sisteme gidişi kısa vadede mümkün görmüyorum. Başkanlık için yapılan seçimde partiler arası ittifaklar veya ikili bir yapı olabilir; ancak meclis seçiminde ikiden fazla parti ihtimali, kanaatimce kısa vadede ortadan kalkmaz.

SÜREÇ ÇOK UZUN SÜRMEYECEK

Başkanlık sistemi kabul edilmesi durumunda AK Parti'nin yol haritasını kısaca özetleyebilir misiniz?

Tabi öncelikle AK Parti Anayasa değişiklik önerisini Meclise sunacak, önce komisyonda görüşülmesi, ardından Genel Kurul'da görüşülmesi gerekecek. Genel Kurul'da alınacak neticeye bağlı olarak da referandumun yapılacağı tarih belirlenecek. Kesin bir tarih vermek şu aşamada doğru olmaz. Takvim, değişiklik önerisine son halinin verilmesine, komisyonlarda ve Genel Kurul'da yapılacak müzakerelere bağlı olarak değişecektir. Fakat çok sarkacağı kanaatinde değilim.

ÜNİTER YAPI VAZGEÇİLMEZİMİZDİR

A Haber'de katıldığınız bir canlı yayında yine "Üniter yapı vazgeçilmezdir" diye bir sözünüz var. Üniter yapı ile ilgili endişeler var ne diyeceksiniz?

Başkanlık sistemi ile ilgili en önemli yanlış propagandalardan birisi de, bu sistemin federal yapıya yol açacağı önünde olandır. Federal yapı ile Başkanlık sistemi arasında bir zorunluluk ilişkisi yoktur. Mesela parlamenter sistemle yönetilen Almanya federal bir cumhuriyettir. Parlamenter sistem Almanya'da federasyonla yürürken Türkiye'de pekala üniter yapı ile sürdürülmüştür. Üstelik Türkiye'nin hem klasik, hem de modern tarihinde üniter yapı esastır. Türkiye'de modernleşme çalışmalarının miladı sayılan Tanzimat'ın amacı, modern bürokrasiye ve talimli orduya sahip, merkezîliği (üniterliği de diyebiliriz) güçlendirilmiş bir devlet yapısı inşa etmektir. Osmanlı Devleti'nin klasik döneminde de, yasamanın, yürütmenin ve yargının tek ve merkezi olması hasebiyle, devlet yapısının üniter olarak nitelendirilmesi mümkündür. Federasyonun bu topraklarda tarihi ve toplumsal temeli yoktur. Dolayısıyla Türkiye'nin üniter bir devlet olması, tarihinden getirdiği bir özelliktir; bir tercih değil, bir zorunluluktur.

YARI BAŞKANLIK ÇÖZÜM DEĞİL

Yarı Başkanlık ve partili Cumhurbaşkanı gibi seçenekler AK Parti gündeminden çıktı mı?

Yarı-Başkanlık sistemi, parlamenter sistemin zaaflarını ortadan kaldırmak üzere Fransa'da, parlamentarizmden başkanlığa doğru tasarlanmış bir modeldir. Bunun ne kadar başarılabildiği, istenen sonuçların ne ölçüde elde edilebildiği hala tartışılmaktadır. Üstelik Fransa uzun bir zamandır çeşitli yoğunlukta başkanlık sistemine geçmeyi tartışmaktadır. Bizim en başından beri önerimiz, Başkanlık sistemidir. Yarı-Başkanlık sistemi de parlamenter sistemden kaynaklanan sorunlara tam anlamıyla ve kalıcı çözüm bulacak bir formül değildir.