X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Eski HSYK Başkanvekili Hamsici'den çarpıcı itiraflar!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Eski HSYK Başkanvekili Hamsici'den çarpıcı itiraflar!

  • Giriş Tarihi: 16.11.2016 19:12 Güncelleme Tarihi: 16.11.2016 20:08
Eski HSYK Başkanvekili Hamsici'den çarpıcı itiraflar!
Eski HSYK Başkanvekili Hamsici'den çarpıcı itiraflar!

15 Temmuz kanlı darbe girişimi ardından yürütülen soruşturma kapsamında ifadesine alınan HSYK eski Başkanvekili Ahmet Hamsici 31 sayfalık ifadesinde 94 FETÖ üyesi hakim ve savcının ismini verdi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen FETÖ/PDY soruşturması kapsamında tutuklandıktan sonra etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak itirafçı olan HSYK eski Başkanvekili Ahmet Hamsici'nin ifadeleri örgütün yargı içerisindeki etkisini ortaya koydu.

Hamsici Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği 31 sayfalık ifadesinde, Yargıtay ve Danıştay'da bildiğini söylediği 94 FETÖ üyesi hakim ve savcının ismini verdi. İşte Ahmet Hamsici'nin ifadesinden önemli satırbaşları...

FETHULLAH GÜLEN CEMAATİ İLE NASIL TANIŞTI?

"Fethullah Gülen cemaati ile ilk 1977 yılında tanıştım. Benim babam imamdır. 1977 yılında babamın arkadaşı olduğunu bildiğim İstanbul ilinde imamlık yapan Mustafa Amca 1977 yılında yazın Ankara'da bizim oturduğumuz Selametli Köyü'ne geldi. Bu şahıs babamın arkadaşı olduğu için ziyaret amacıyla eşi ile birlikte gelmişti. Bu esnada beni gördü, babama "İsmail Ahmet'i ben İstanbul'a götüreyim, benim oğlum ile birlikte dini bir kampta kalsın" dedi. Babam bu teklifi kabul etti. Ben Mustafa Amca ve eşi ile birlikte İstanbul'a gittim. Mustafa Amca beni oğlu İbrahim ile birlikte Topkapı'da bir eve bıraktı. O akşam evde kaldık. Ertesi gün de İbrahim ile birlikte ben Gölcük'te bir ormanlık alana gittik. Gittiğimizde yaklaşık 15-20 civarında üniversite öğrencilerinden oluşan bir kampı gördük. Burada yaklaşık olarak 10 gün kaldık. Mustafa Amca'nın oğlu olan İbrahim'in daha sonra öldüğünü biliyorum. Hatta Kamp sorumlusu olan İbrahim Tabanca'nın da daha sonra trafik kazasında öldüğünü de biliyorum. Bu kampa gelince ben ilk defa Fethullah Gülen ismini duymaya başladım. Burada öğrencilere Risale okutuluyor ve namaz kıldırılıyordu. Bana verilen Risaleden bir şey anlamadığım için İbrahim Tabanca benim yanıma adının Ammar olduğunu söyleyen bir öğrenciyi verdi.

Ammar nereden bulduysa Ankara'ya taşındığımız eve geldi. Babamla görüştü. Bana Kurtuluş TED Koleji'nin arkasında bulunan bir adresi verdi. Buraya git gel dedi. Üniversite sınavı tercihlerini de İstanbul için yapmamı istedi. Ancak ben o yıl üniversiteyi kazanamamıştım. Ammar'ın belirttiği eve ise iki üç defa gittim. Bu evin Fethullah Gülen cemaat mensuplarının kaldığı ışık evi olduğunu anladım.

Üniversite sınavına hazırlanmak amacıyla Demetevlerde bulunan bir dershaneye gittim. Ancak dershanenin Fethullah Gülen cemaatine yakın kişilerin dershanesi olduğunu o zaman için anlamıştım.

COŞKUN DEMİR BENİ BULDU

Üniversite hayatım boyunca Fethullah Gülen cemaati mensubu insanlarla bir araya gelmedim. Sohbet toplantılarına katılmadım. Hukuk Fakültesi'ni bitirdim, hakimlik sınavına girdim ve kazandım. Staja da Ankara'da başladım. Ben savcılık stajına başlayınca imza portföyümün yanında bir notun yazıldığı kağıdı gördüm. Kağıtta ben Coşkun Demir, görüşelim yazılıydı. Kendisini Coşkun Demir olarak tanıtan kişi beni buldu. Kendisinin hakim adayı olduğunu söyleyip benimle tanışmak istediğini belirtti. Ben yaklaşık bir ay sonra askere gittim.

Coşkun Demir ile bu tanışmadan sonra bir daha askere gidene kadar görüşmedim. Ben uzun dönem askere gittim. Tarihi tam olarak hatırlamamakla birlikte görevli ziyaretçim olduğunu söyledi, gelsinler dedim, ancak asker "komutanım buraya gelmek istemiyorlar sizi dışarıda bekliyorlar" dedi. Bunun üzerine kışlanın dışına çıktığımda Coşkun Demir ile bir kişiyi gördüm. Belirttiğim Coşkun Demir 2010 yılından sonra Yargıtay üyesi olan kişidir.

Hafızam beni yanıltmıyorsa 1993 yılı içerisinde tek çalışan savcı bey izne ayrılında Delice ilçesinde görev yapan hakim bizim ilçeye savcı olarak görevlendirildi. Bu görevlendirilen kişinin Coşkun Demir olduğunu gelince anladım. Coşkun Demir bizim ilçeye gelip gittikçe sohbetimiz koyulaştı. Bana manevi hayata ilişkin husular anlatmaya başladı. Bu konuşmalardan ben Coşkun Demir'in Fethullah Gülen cemaati mensubu olduğu anladım. Bir süre sonra bana sohbet için Ankara'ya gidelim dedi. Ben de teklifi kabul ettim. Birlikte Keçiören ilçesinde bulunan iki katlı müstakil bir eve geldik. Evin ışık evleri diye tabir edilen Fethullah Gülen cemaati mensuplarına ait olduğunu anladım. Sohbetlerde Fethullah Gülen'den de söz edildi.

19 Mayıs ilçesinde görev yaptığım esnada akrabam olan ve bakanlıkta Personel Genel Müdür Yardımcısı olan Nusret Çiçek bana teftiş kurulu müfettiş alacak başvuru yap dedi. Dilekçeyi de bakanlıkta idari görev istiyorum diye yaz dedi. Dilekçemi verdim, 1997 yılı Şubat ayında beni Adalet Bakanlığı'nda geçici yetki ile görevlendirdiler. Adalet Bakanlığı'nda Personel Genel Müdürlüğü'nde tetkik hakimi olarak göreve başladım. Ben bakanlığa Fethullah Gülen cemaati mensuplarının talebi ve telkini ile gelmiş değilim.

Bakanlık tetkik hakimi arkadaşlarla samimiyetimiz ilerledikçe İbrahim Okur, Birol Erdem, Hüseyin Yıldırım, Ömer Kerkes, Mustafa Elçim ve Hüsnü Uğurlu ile yakınlaştık. Ailecek gidip gelmeye başladık. Bu birliktelik aile oturumları şeklindeydi. Akın Demir Personel Genel Müdür olunca beni disiplin bürosunda görevlendirdi.

"SOHBET TOPLANTILARINA BAŞLADIK"

Mustafa Kemal Özçelik ile Engin Durnagöl bakanlığa gelince kendileriyle konuşma imkanı başladı. Ben bu konuşmalardan her ikisinin de Fethullah Gülen cemaati mensubu olduğunu anladım. Özçelik ve Durnagöl beni ve diğer arkadaşlarımız olan İbrahim Okur, Birol Erdem, Hüseyin Yıldırım'ı sohbet toplantılarına daver etmeye başladılar. 15 günde bir veya ayda bir birbirimizin evinde sohbet toplantılarına başladık.

MAAŞININ YÜZDE 10'U HİMMETE...

Mustafa Kemal Özçelik ile Engin Durnagöl bu sohbetler başladıktan yaklaşık bir ay sonra bir sohbet toplantısında himmet parası olarak maaşın yüzde 10'unun verilmesi gerektiğini, bu paranın Afrika'da cemaat okullarına gönderileceğini ve hayır işi olduğunu belirttiler. Ben kendilerine bu oranın fazla olduğunu söyledim ve en fazla yüzde 5 vereceğimi söyledim. Bu nedenle benden maaşımın yüzde 5'ini aldılar. O zamanlar 3 çocuk veya fazla olanların yüzde 5, çocuğu olanlar ise maaşının yüzde 10'unu veriyordu. Bu sohbet grubumuz 2008 yılına kadar devam etti.

2008 yılında müsteşar yadımcılığından Danıştay üyeliğine atanınca bu gruptaki sohbetlerime son verdim. İbrahim Okur MİT Müsteşarlığı'nın İstanbul Savcısı tarafından ifadeye çağrıldığı tarihe kadar kurul üyeleri içinde bulunan Fethullah Gülen cemaat mensupları ile birlikte benim gibi sohbet toplantılarına katıldı.

Birol Erdem ise MİT Müsteşarlığı'nın İstanbul Savcısı tarafından ifadeye çağrılmasından sonra HSYK üyeleri arasında oluşan Fethullah Gülen sohbet toplantılarına gelmemeye başladı. Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı'nda geçtikten sonra da Fethullah Gülen ile hasım olup, bu cemaate karşı tavır aldı.

2008 yılında Cumhurbaşkanımız tarafından Danıştay üyeliğine seçildim. Yaklaşık 4 ay sonra Adalet Akademisi'ne Başkan olarak atandım. Danıştay üyeliğim sırasında Fethullah Gülen cemaati mensubu olduğunu daha sonra öğrendiğim tetkik hakimleri dahi bana selam vermiyorlar ve yakın durmuyorlardı.

Adalet Akademisi Başkanlığı'na atanmamda cemaat mensuplarının katkısı olup olmadığını bilemiyorum. Ancak ben kendi rızam ile girmek istedim. Bu talebimden sonra cemaatin nasıl rol oynadığını bilemiyorum. Adalet Akademisi'nde yaklaşık 20 ay görev yaptım. Bu görev esnasında orada görev yapan Sami Sezai Ural, Ahmet Kaya'nın Fethullah Gülen cemaatine yakın olduklarını bildiğim halde, burada cemaat sohbetleri olmadı.

2010 yılında Anayasa değişikliğinden sonra Adalet Akademisi kadrosundan HSYK'ya seçildim. Aday olmak istemiyordum. Ancak Ahmet Kahraman ısrar edince aday oldum.

2010 HSYK seçimler gündeme gelince Ahmet Kahraman bey beni yemeğe çağırdı. Yemekte benim dışımda aday olarak düşünülen Abdulhalik Yıldız, Ahmet Er, Abdullah Yaman, Teoman Gökçe, Ahmet Kaya, Birol Erdem, İbrahim Okur, Ahmet Berberoğlu vardı. Nesibe Özer'in o yemeğe katılıp katılmadığını hatırlayamıyorum. Bu adaylar nasıl belirlendi bilemiyorum. Anmcak Kahraman'ın o dönem çevresinde bulunan İbrahim Okur, Hüseyin Yıldırım, Çetin Şen, Galip Tuncay Tutar ve Birol Erdem ile bu adayları belirlediğini tahmin ediyorum.

"CEMAATİN BİR OYUN OYNADIĞINI ANLADIM"

İdari yargıda yedek kalan Halil Koç bize dönerek "bazı şahıslar burada oyun oynamış, o nedenle yedek kaldık" dedi. Bu konuşmada sonra Fethullah Gülen cemaati mensupları olduğunu açıkça bildiğim seçilen arkadaşlar bu durumu kabullenmedi. Ancak sonuca bakınca bende cemaatin bir oyun oynadığını anladım. Halil Koç burada Fethullah Gülen cemaati mensuplarının cemaat mensubu olmaya, kendisi dahil olmak üzere, İdari Yargıda İbrahim Topuz ile kendisinin yedekte bırakılmasının gerçekleştirildiğini ve bu şekilde oy kullanılmasının sağlandığını belirtmek için söylemiştir. Fethullah Gülen cemaati Adli Yargı'da da cemaat mensubu olmayan Harun Kodalak, Hayrettin Türe ve Celal Avar'ın bilerek yedek kalmasını sağlamışlardır. Seçilen diğer üyelerin İsmail Aydın'ın dışında kendilerinden olduğu anlaşılmıştır.

Fethullah Gülen cemaati mensupları sadece Bülent Çiçekli'nin 1. Daire'de görev yapmasında ısrar ettiler ve bu ısrar yerine getirilmek zorunda kalındı.

2010 yılında HSYK belirlendikten sonra Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve müsteşar Ahmet Kahraman bey bana yeni kanun hazırlığı var, en az 50 Danıştay üyesi ile en az 150 Yargıtay üyesinin seçiminin yapılacağını ve hazırlık yapmamızı istedi. Bu konuşmadan kısa bir süre sonra genel sekreter olan Mehmet Kaya bizi kendi evine yemeğe çağırdı. Bu yemekte belirlenecek Yargıtay ve Danıştay üyelerinin isimlerinin de çalışmasının yapılacağını biliyorduk. Bu amaçla ben, İbrahim Okur, Teoman Gökçe, Nesibe Özer, Ömer Köroğlu, Hüseyin Serter, Ahmet Kaya, Ahmet Berberoğlu, Resul Yıldırım, Bülent Çiçekli, Birol Erdem Mehmet Kaya'nın evine gittik.

"CEMAATİN KİMLERİ İSTEDİĞİNİ ÖĞRENECEKTİK"

Biz bu evde aslında Fethullah Gülen cemaati mensubu olan HSYK üyeleri ve o yemeğe katılan diğer hakimlerin belirleyeceği isimler için orada toplandık. Daha doğrusu Fethullah Gülen cemaati mensuplarının kimleri istediğini bu şekilde öğrenmiş olacaktık.

"HOCA EFENDİYE DANIŞILDI"

Belirlenen isimlerin Fethullah Gülen cemaatinin istediği isimler olduğunu öğrenmiş olduk. Bizim bu karşı çıkmamıza rağmen belirlenen hakim ve savcılar sayıldı. Sayının 80 civarında olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine toplantıda bulunan Fethullah Gülen cemaatine mensup kurul ütesi Ahmet Berberoğlu ile birlikte Salih Özaykut, Önder Aytaç, Mehmet Kaya evin holüne doğru gittiler, yaklaşık 3-4 dakika sonra geri geldiler. Ahmet Berberoğlu bize dönerek "hoca efendiye danışılmış, arkadaşların 140'tan aşağı razı olmaması gerektiğini" belirten söz sarfetti.

MİT MÜSTEŞARININ İFADEYE ÇAĞRILMASI

MİT Müsteşarı'nın İstanbul Cumhuriyeti Savcılığı tarafından şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılmak istenilmesi ve bu çağrılmanın Fethullah Gülen cemaatinin o dönemde Türkiye'de gerçekleştirilmek istenilen barış sürecine karşı olmaları ve bu süreci engellemek için MİT Müsteşarı'nı şüpheli sıfatı ile çağırmaları benim Fethullah Gülen cemaati mensupları hakkında tekrar düşünmeme sebebiyet verdi.

"FİKRET SEÇEN'İ ARADIM"

HSYK Başkanı olarak daha önceden bakanlıktan dolayı tanıdığım Özel yetkili Cumhuriyet Savcısı olan aynı zamanda Fethullah Gülen cemaati mensubu olarak bildiğim Fikret Seçen'i telefonla aradım. Yapmış olduğum konuşmada bu çağırmayı cemaat mensuplarının bilerek yaptığını, devletin terörle mücadele politikasını etkilemeye çalıştıklarını ve bunu Fethullah Gülen cemaati mensuplarının talimatı ile yaptıklarını anladım. Bu kişilerin bu nedenle MİT Müsteşarını kasıtlı olarak çağırıp, barış sürecini etkilemeye çalıştıkları kanaatine vardım.

Balyoz davasında yargıyı etkilememek kaydıyla düşüncelerimi de belirtiyordum. Hatta bu düşüncelerimi Fethullah Gülen mensubu olduğunu bildiğim kurul üyelerine açıkça söylüyor ve düşüncelerimin soruşturma ve kovuşturmayı yapan kişilere bu şekilde ulaşılabileceğini düşünüyordum. Fethullah Gülen cemaati mensuplarının bu soruşturma ve kovuşturmalarda hukuka aykırı delil topladıkları, eylemler yaptıklarını şu an için tam olarak öğrendim ve anlamış oldum.

Fethullah Gülen cemaati mensuplarının kendilerini milliyetçi, ülkücü veya sosyal demokrat olarak tanıtarak tedbir aldıklarını biliyordum. 2010 yılında yapılan HSYK seçimleri sırasında Fethullah Gülen cemaati mensuplarının artık kendilerini gizleme gereği duymadıklarını biliyorum. Bu tarihten sonra da Türk Yargısı içerisinde kimlerin Fethullah Gülen cemaati mensubu olduğu herkes tarafından açıkça bilindi.

BYLOCK AÇIKLAMASI

Bylock programını tutuklandıktan sonra haberlerde duydum. Böyle bir programı bilmiyorum, böyle bir programı cep telefonu ve bilgisayarıma kurmadım.

"BENİ KULLANDIĞINI ANLADIM"

Fethullah Gülen cemaatinin beni kullandığını gelinen noktada anladım. Bu kişilerin altın nesil değil, katil bir nesil yaratmak amaçaları olduğunu 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra anlamış oldum.

O TASARININ YASALAŞMAMASI İÇİN...

Cemaat mensuplarının görev yaptığım zamanlardaki bazı olaylara bakışlarını, isteklerini, taleplerini, bazı kanun tasarılarına görüşlerini şimdi değerlendirdiğimde bunların farklı bir amaç içerisinde olduklarını anlamış oldum. Hatta 2002 yılında Adalet Bakanı Cemil Çiçek bey zamanında Terör örgütleriyle mücadele için yeni bir kanun tasarısı hazırlığı vardı. Bu tasarıda silahsız terör örgütü tanımı da yer almaktaydı. Ben o dönemde Tetkik Hakimi'ydim. Bu tasarının yasalaşmaması için Fethullah Gülen cemaat mensubu olduklarını bildiğim veya daha sonra cemaat mensubu olduklarını öğrendiğim hakimlerin müthiş şekilde kulis yapıp seferber olduklarını gördüm. Bu dönem içerisinde kanunlar genel müdürlüğünde görev yapan Fethullah Gülen cemaatinden olduğu bildiğim Kenan Özdemir, Yüksek Hız, Hüseyin Yıldırım'ın kulis yaptığını ve bize verdikleri telkinler ile ben, İbrahim Okur hatta Birol Erdemin de bu tasarının yasalaşmaması gerektiğini belirterek girişimde bulunduğumuzu biliyorum.

2010 Anayasa referandumunda Fethullah Gülen'in talimatları doğrultusunda tüm cemaat mensupları bu referandumda evet çıkması için yoğun şekilde çalıştıklarını, hatta Fethullah Gülen'in mezardaki ölüleri bile sandığa götürün talimatı üzerine, Çin'den dahi insanların gelip oy kullandığını biliyorum. O dönem bu kulis çalışmalarının neden yapıldığını anlayamamıştım. Geldiğimiz noktada aslında cemaatin o dönemden başlayarak belli bir amaç içerisinde olduğunu algıladım. Fethullah Gülen cemaatinin o tarihlerde yasa dışı işlemler yapacağını amaçladıkları, bu tasarının yasalaşması halinde kendi cemaatlerine zarar vereceklerini bildiklerinden bu tasarının yasalaşmaması için çaba sarf ettiklerini gördüm. Hatta o dönem Fethullah Gülen cemaatine yakın gazete ve televizyonlar aracılığı ile de sürekli yayın yapıp haber yaptıklarını görüyordum."