X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bacanlı: “Okul Öncesi Eğitimin Kendine Özel Dinamikleri Var”
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bacanlı: “Okul Öncesi Eğitimin Kendine Özel Dinamikleri Var”

  • Giriş Tarihi: 27.3.2015 14:58 Güncelleme Tarihi: 27.3.2015 21:13

Okul öncesi eğitimin çocukların gelişimine verdiği olumlu katkıların daha çok dikkate alındığı günümüzde, eğitim kurumlarının ve ailelerin üzerine önemli görevler düşüyor.
“Altınçağ” olarak nitelenen 0-6 yaş, okul öncesi dönemde çocuk gelişiminin yakından takip edilmesi gerektiğine dikkat çekmek amacıyla, ÖZKUR-BİR (Özel Öğretim Kurumları Birliği) tarafından bu yıl dördüncüsü düzenlenen ve İhlas Koleji’nin ev sahipliğini üstlendiği Altınçağ Konferansı’nda pek çok akademisyen ve doktor, bu döneme ilişkin ilgi çekici konular paylaşacaklar.
Altınçağ Konferansı öncesinde bir röportaj veren Biruni Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Bacanlı okul öncesi eğitimin çocuk üzerindeki faydalarının iyi anlaşılması gerektiğini söyleyerek ailelere önemli tavsiyelerde bulundu.
Günümüzde çocuk olmanın keyifli olduğuna değinen Bacanlı, anne babaların kendi yaşayamadıkları çocukluklarını, çocuklarında yaşamaya çalıştıklarını ifade etti. “Dolayısıyla, bu çağda çocuk olmak bir anlamda harika bir şey; hem kendi çocukluğunu yaşıyor hem de çocukluğunu geçirmiş olan anne-babalarının hayal ettiği çocukluğu yaşama imkanı buluyorlar” diyen Bacanlı, dikkatli davranılmadığı takdirde bu durumun çocuk üzerinde olumsuz etkilerinin de olduğunu; çocukların bireysel isteklerinin, yeteneklerine uygun gelişimlerinin ve özgürlüklerinin kısıtladığını vurguladı.
Çocuğun üretkenliğinin anne baba tarafından köreltildiğine vurgu yapan Bacanlı, “Çocuğun üretken olmasını istiyorlar. Kendi beklentilerine göre malzemeleri alıp, çocuğa şunu yap bunu yap diyorlar. O çocuk üretken olamaz. Var olan potansiyelini geliştirmesine engel olunmuş olur” dedi.
“En temel sorunlardan biri, değişen günümüz koşullarında anne babaların ne yapacaklarını bilememeleri. Çocuğa ne alınır, ne alınmaz konusunda bir fikirleri yok. Ödüllendirme konusunda da hatalı davranıyorlar. Onlara göre çocuklarına verdikleri en büyük hediye, onu bir alışveriş merkezinde gezdirmek” diyen Bacanlı, üstelik anne babaların bu eksikliklerini kabul bile etmediklerini belirtiyor.
Okullarda verilen değerler eğitimi hakkında da fikirlerini paylaşan Bacanlı, değerler eğitimini içi doldurulmamış bir eğitim olarak gördüğünü söyledi. “Ben çocuğa adaleti anlatacağım, ama ben adil olmak konusunda iyi bir örnek olmayacağım. Bu durumda çocuk adil olmayı nasıl anlayabilir ki?” diyen Bacanlı, değerler eğitimi konusunda da öğretmenlere büyük görevler düştüğünü, mutlaka anlatacakları konunun altını doldurmaları gerektiğini söyledi. Değerler eğitiminin aceleye getirildiğini savunan Bacanlı, “Değerler eğitimi, altı doldurulmadan, örnekleri oluşturulmadan aceleye getirilerek uygulamaya sokuldu. Bu eğitimi pano yapmak, afiş hazırlamak gibi görüyoruz. Halbuki anlatmak istediğimiz bu değil” dedi.
Bilgi aktarımı olmaması şartıyla okul öncesi eğitimin harika bir geçiş süreci olduğunu ifade eden Bacanlı, okul öncesi eğitim almayan çocuğun ilkokul birinci sınıfa başladığında bazı zorluklarla karşılaşabileceğini söyledi. Bacanlı, “Eğer ki etrafınızdaki aileler çocuklarını okul öncesi eğitim alması için anaokuluna gönderiyorsa, siz de göndereceksiniz. Çünkü o çocuklar ilkokula belli şeyler yaşayarak başlayacaklar. Çocuğunuz gitmemişse, haliyle onlardan geride kalacak” dedi.
Ülkemizde okul öncesi eğitimin doğru yapılandırılmadığına dikkat çeken Bacanlı, okul öncesi eğitimin aceleye getirildiğini şu örnekle açıkladı. “Bizde okul öncesi eğitim öğretmenleri biraz acele ediyorlar. Normal şartlarda iki yaşında bir çocuk yabancı dil öğrenebilir, ancak bu sadece doğal bir ortamda gerçekleşebilir. Siz bunu ders haline getirdiğiniz anda iş bitiyor, çocuk öğrenmekten soğuyor. Bu dönemdeki eğitimi olabildiğince ders olmaktan çıkarmanız gerekiyor.”
Okullarda öğrencilerin çok fazla gürültü yapmasının nedenini de çocukların derslerden sıkılmasına bağlayan Bacanlı, bu konularda da şu tespitlerde bulunuyor: “Ders sırasında bu çocukların yaşantısal eğitim kazanmaları, dolayısıyla eğlenmeleri engelleniyor. Çocuk bu, eğlenmesi gerekiyor. Biz öğretim yapacağız diye çocukların hayatını zehir ediyoruz. Sonra da diyoruz ki, niye bu çocuklar teneffüste bu kadar gürültü patırtı yapıyor? Bunun önüne geçebilmek için dersleri eğlenceli hale getirmeliyiz. Hem çocuklar için hem de öğretmenler için”.