X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kadınları İncitmeden "Kansersin" Demenin Sırrı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kadınları İncitmeden "Kansersin" Demenin Sırrı

  • Giriş Tarihi: 29.6.2015 09:18 Güncelleme Tarihi: 29.6.2015 13:46

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Hastanesinde görevli Genel Cerrah Prof. Dr. Serdar Saydam, 37 yıldır meme kanserine yakalanan kadınlara, onları yılgınlığa itmeden, incitmeden, mücadeleye ortak ederek kansere yakalandıklarını söylüyor. Doktor Saydam, hastalarına ’O kelimeyi kullanmadan’ o hastalığa yakalandığını söylemenin sırrını açıkladı.
Hareketsiz yaşam, fast food beslenme, genetiği bozulmuş yiyecekler, hava ve çevre kirliliği nedeniyle Türkiye’de kansere yakalanma oranı hızla artıyor. DEÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Serdar Saydam, 37 yıldır, adını kimsenin duymak istemediği, kendisine yakıştırmadığı meme kanseri hastalığının tedavisiyle uğraşıyor. Doktorun hastasına kanser tanısı konduğunu söylemesinin çok zor bir durum olduğunu belirten Dr. Saydam, "Bu haberi vermeden önce hastayı iyi analiz etmeli ve anlamanız gerekiyor. Kanser haberini vermek kolay değil. Hastayı yılgınlığa itmeden, hastalığın ciddiyetini anlatarak, birlikte yapılacak çok şey olduğunu ve mücadeleye birlikte devam edeceğimizi ifade ederek hastalığı söylüyorum" dedi. Hastaya bu haberi vermenin birkaç günü bulduğunu anlatan Dr. Saydam, "Kanser tanısını patoloji uzmanları koyuyor. Hastaya yapılan her tetkikte, kansere yakalanma ve yakalanmama riskini söylüyorum. Kitlenin kötü huylu olduğu kesinleşmişse, ’Kitle kötü huylu çıktı. Artık bunların tedavisi var, birlikte mücadele edeceğiz’ diyorum Hastaya kanser olduğunu toplamda 4 saatte anlatıyorum" diye konuştu.
"ŞU KADAR ÖMRÜN VAR" DEMEK DOĞRU DEĞİL"
Hastalığın hastanın ümidini kırmadan, köşeye sıkıştırmadan anlatılması gerektiğini vurgulayan Dr. Saydam, "Hastaya, ’Sen şu kansersin, 6 ay ömrün var” demek doğru değildir. Bir defa her hastaya göre yaşam süresi değişir" dedi.
"KANSER OLDUĞUNU SÖYLEMEK LAZIM, HAYAT ONUN"
Hastaya kanser olduğunun söylenmesi gerektiğini ifade eden Dr. Saydam, "Hastaya hastalığını söylemek lazım. Çünkü yaşam onun" diye konuştu. Hastaya kanser olduğunun söylenmemesi halinde tedavi seçeneklerine hasta yakınlarının karar vereceğini anlatan Dr. Saydam, hastanın meme veya koltuk altındaki lenflerin alınması, ilaç veya ameliyatla tedaviye başlanması gibi seçeneklerden hastanın haberinin olmayacağını söyledi. Türk toplumunda eskiden hastanın kanser olduğunun saklandığını anlatan Dr. Saydam, "Eskiden hastalar başka doktorlara gidip, ’Ben kanser miyim, raporlarıma bakar mısınız’ diye sorardı. Ancak teknoloji çok gelişti. İnsanlar raporunda yazılanları google’a yazıp hastalığı hakkında bilgi alabiliyor" diye konuştu.
İNCİTMEDEN KANSER DEMENİN SIRLARI
Hastalara kanser demenin sırlarını anlatan Dr.Saydam, şunları söyledi:
"Siz hastalığı hasta ve yakınlarının anlayabileceği bir dille anlatırsanız, hasta doktoruna inanır ve tedaviye uyum gösterir. Hastaya doğruyu anlatmak lazım. Hiçbir zaman kanser kelimesini kullanmam ’kötü huylu’ derim. Hastalar ’kanser’ ve ’kötü huylu’ kelimelerine farklı tepkiler gösteriyor. Kanser lafı çok irite ediyor. Hastaya kanser denmesi bizim toplumumuzda eşittir ölüm demektir. Kanser olduğunu öğrenen hasta için gelecek net değildir. Gelecekte ne olacağını bilmiyordur. Siz hastaya geleceği onun anlayacağı dilde anlatıp netleştirirseniz, hasta sizinle tedavide tam bir işbirliğine girer. Benim bir tanıdığım akciğer kanseriydi. Yakınları hastalığı ‘zaturee’ diyerek, gerçek hastalığını söylememişti. ’Ben okul yaptırmak istiyordum. Param var, bunu vasiyet ettim ama ben inşaatın başında durup, kum, kireç, çimentonun eksik konulmasını engelleyecektim. Tamam okul yapılacak ama ben inşaatı denetleyemeyeceğim’ demişti. Hasta okul inşaatı başlamadan vefat etti. Eğer doktorun hastaya gerçeği anlatmazsa, hasta google’dan hastalığını öğrenebilir. O zaman hastada doktoruna karşı bir güvensizlik oluşur. Hastanın hastalığını bilmesi lazım. Hasta, ’Hastalığımı bilseydim dünya turuna çıkacaktım’ diyebilir. Hastayla konuşurken bir veya iki yakınını yanına alırım. Yakınlarına, ’Benim anlattıklarımı iyi dinleyin’ derim. Hasta beni dinlerken, hayatı film şeridi gibi önünden geçer. Benin dediklerimi anlamaz. Hasta yakınlarına, daha sonra hastanıza benim dediklerimi anlatın derim. Tedaviyi kağıtlara çizdiğim şekillerle de anlatıyorum."