X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 'Sonunda bana bunu da yaptınız'
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'Sonunda bana bunu da yaptınız'

  • Giriş Tarihi: 9.6.2013

"Tutunamayanlar"ın yazarı Oğuz Atay'ın blogunu, yazar ve eleştirmen Kaya Genç yazdı

Türk edebiyatının en önemli çağdaş eserlerinden biri "Tutunamayanlar". Bu klasik eserin yazarı Oğuz Atay modern insana getirdiği gerçekçi bakışla Türk edebiyatına yeni bir soluk getirdi. Milletvekili Cemil Atay'ın oğlu Oğuz Atay 1934 Kastamonu doğumlu bir mühendis. Yıldız Teknik Üniversitesi o günkü ismiyle İDMMA İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi'nde akademisyen olan Atay, "Tehlikeli Oyunlar", "Bir Bilimadamının Romanı", "Korkuyu Beklerken" ve "Oyunlarla Yaşayanlar" gibi eserlere de imza atmıştı. Yazar hayattayken eserleri neredeyse hiç ikinci baskı yapmadı ama 1977'de vefatı sonra Türkiye'nin en çok tartışılan eserleri oldu her biri. Öyle ki "Tutunamayanlar" üzerine çok sayıda tez yazıldı, edebiyatçılar tarafından her bir karakteri didik didik incelendi. Kimilerine gore Tutunamayanlar'dan bu yana Türk edebiyatı böyle bir roman görmedi. Bu usta yazarın blogunu ise yazar, eleştirmen, çevirmen ve akademisyen Kaya Genç kaleme aldı. 32 yaşındaki Kaya Genç'in "Macera" adlı bir de romanı bulunuyor. Genç, esprili bir dille Oğuz Atay'a hayali blogunu hazırladı.
25 Nisan 2012 Selim gibi, blog tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz hayırlı değil herhalde onun gibi. Bu blogu bugün açtım. Artık Sevin olmadığına göre ve başka kimseyle konuşmak istemedigime göre, bu blog kaydetsin beni; dert ortağım olsun. "Kimseye söyleyemeden, içimde kaldı, kayboldu," dediğim düşüncelerin, duyguların aynası olsun. Kimse dinlemiyorsa beni - ya da istediğim gibi dinlemiyorsa - blog tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız.
29 Nisan 2012 Bu sabah internetten gazeteleri okudum. Sabah'tan Guardian'a hepsinde gördüğüm şey aynı: insanların kendileri dışındaki şeylere düşkünlüğü ve hayranlığı; kendi hayatlarını yaşamak konusundaki isteksizliği. Bir yandan başkalarının hikayelerinin rahatlatıcı bir yanı var. Efendim? Evet, kesinlikle rahatlatıcı. Tate müzesindeki muazzam bir sergiden bahsediliyor, sergilenen yapıtlardan ayrıntılarla, onlara dair tartışmalarla ve fotoğraflarla. Okudukça kendi dertlerimden, sıkıntılarımdan uzaklaştım. Ama ne kadar sürebilir ki bu? Duvara asılmış kelebekler kendi dertlerimin üstünü daha ne kadar örtebilir? Akşam yine aynı eve gidip aynı yüzlerin karşısında aynı düşüncelerle oturmayacak mıyım?
5 Mayıs 2012 Birisi Twitter'da "insanları güldürmek çok zordur" gibi bir saçmalık yazmış geçen gün. Geceleri ortaya çıkan samimiyet buhranlarından sonra şimdi de bu deyimler, atasözleri. Genellemelerle konuşan, şakıyan insanlar. Çok kolaydır oysa insanları güldürmek. Ben, bu asık suratımla bile, çok güldürmüşümdür onları. Olur olmaz saçmalıklara gülerler utanmadan. Peki şimdi onlara kendimi sergilemeli miyim? Kendi utangaçlığımı sergileyerek mi göstermeliyim kendine ne kadar güvenen biri olduğumu? Şehrin ortasındaki cam bir hücreye yerleşip, gerçekte acı çeken bir hayvandan başka bir şey olmadığımı cümle aleme duyurmalı mıyım? Yoruldum bunlardan albayım. Böyle düşünceler düşüne düşüne komik durumlara düşüyoruz. Efendim? Hiçbir zaman onların acıdığı biri olmamalı. Olsan bile bunu göstermemeli.

YARIN
"Barış adlı çocuk"un yazarı Sevgi Soysal

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.