X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Dünyayı Değiştiren 8 Saniye
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Dünyayı Değiştiren 8 Saniye

  • Giriş Tarihi: 25.11.2013 12:25 Güncelleme Tarihi: 25.11.2013 13:14

Usta sanatçı Bedri Baykam son sergisi 'Dünyayı değiştiren 8 Saniye'nin açılışını Piramid Sanat'ta yaptı.

ABD Başkanı John F. Kennedy'nin öldürüldüğü gün olan 22 Kasım 1963'ün tam 50'nci yılında açılışı yapılan sergi 5 Ocak 2014 tarihine kadar Piramid Sanat'ta ziyaret edilebilecek.

"Kennedy'yi ben öldürmedim masumum" diyen usta sanatçı Bedri Baykam ile keyifli bir söyleşi yaptık...

Sinem ŞAHİN-sabah.com.tr


-Kennedy suikastı olduğu sırada 6 yaşındaydınız. Sizi bu suikast neden bu kadar etkiledi? Kennedy'nin ölümünün 50'nci yılında bu serginizi hazırlamanızın nedeni nedir?
1963'te bu olay yaşandığında bütün dünyayı etkiledi. Genel olarak etkilendiğim bir olayı alıp dönüştü
ren, kullanan, sanatına yansıtanlardan biriyim. Bu olay da o günden beri aklımda yer etti, devamlı ilgimi çekti. Türkiye'de genel kültürde Kennedy tanınıyor ama bütün bu içeriğiyle, kavramlarıyla, nasıl bir başkan olduğuyla, hangi siyaseti götürdüğüyle, niye öldürüldüğüyle vs. tanınmıyor. O yüzden yeni kuşaklara anlatmak istedim. Bunu ilk kez Türkiye'de yapıyorum ama bu sergi dünyayı ilgilendiriyor. Onun için her şey Türkçe-İngilizce hazırlandı. Konu beni çok çekiyor, dipsiz bir kuyu... Bu araştırma kuyusuna kim düşerse bundan ömür boyu çıkamıyor. Bu arada Kennedy suikastı sadece sergi ile kalmayacak bir de bunun üzerine kitap yazıyorum. 'Dünyayı Değiştiren 8 Saniye' muhteşem bir kitap olacak.

- Bu sergiyi hazırlamak için öncesinde suikastla ilgili nasıl bir araştırma yaptınız?
Bu konuyu sürekli araştırdım. 1994-95'ten beri de sürekli bu konuyla ilgili kitaplar okudum, iki kere Dallas'a gittim. Yazılar yazdım, araştırmalar yaptım ve 63'ten beri aklımda yer eden bir olay son 20 yılda da profesyonel ilgi alanlarımdan biri haline geldi. Daha önce çok siyasi sergi yaptım. Kuvayi Milliye Dönemi, 68 Kuşağı, 12 Eylül Dönemi, Küba hakkında ve daha birçok siyasi sergi açtım. Bu da onlardan biri ve dünyanın nasıl 60'lı yılların başlarında bu cinayetle bir çehre değiştirdiğini, nasıl başka yer haline geldiğini, nasıl bir belki olumsuz kırılma yaşandığını gösteren bir sergi.

- Sergide kaç eseriniz yer alıyor?

Sergide toplam 21 çalışmam var. Tual, 4D çalışmalar, mekân düzenlemeleri, ses ve video yerleştirmeleri yer alıyor.

- Serginin konseptinden bahseder misiniz?
Sergi sizi bilgi bombardımanı ile 1963 Dallas'ına taşıyor. Duyduğunuz sesler, duvardaki dekorlar, bilgi aktarımı, bir yandan görsel imgeler videosu bir yandan biri Türkçe 10 saat, diğeri İngilizce 8 saat konuyu anlattığım videolar var. Burada bunun yanı sıra Kennedy'nin sesli biyografisi gibi ilk seçim kampanyalarından jinglelar, Beyaz Saray'da yaptığı gizli kayıt konuşmalar, önemli tarihi konuşmaları yer alıyor. Mesela Berlin Duvarı'nın önünde yaptığı konuşma… Tüm dünya siyasetçilerinin kullanmayı sevdiği "Ülkeniz sizin için ne yapabilir değil, siz ülkeniz için ne yapabilirsiniz" cümlesi mevcut. Kennedy dar gelirlilerin önünü açmayı, sendikal hakların gelişmesini isteyen, savaşa karşı olan, soğuk savaş gerginliğini de bitirmek isteyen farklı bir başkan. Dünyanın daha sonra gördüğü Amerikan başkanları gibi değil. Sergi; ses, video, dev resimler, her birini anlatan duvar yazıları, mekân düzenlemesiyle, izleyiciyi bilgi bombardımanına tutup aynı zamanda da çok keyifli anlar yaşamasını sağlayarak onu 63 Dallas paketine sokan bir yaklaşım.

İlk serginizi çok küçük yaşta açmışsınız. "Harika Çocuk" olarak bahsediliyormuş sizden... Çocukluğunuzdan bu yana sanatınız neyle besleniyor?
Her dönem çok değişmiştir. Çocukluğumda özellikle Kızılderili-kovboy savaşları, askerler, füzeler, uçaklardan etkilendim. Bizde playstation yoktu, o dünyayı kendimiz kurmamız lazımdı. Aslında daha iyiydi, burada programlanmış askerlerle oynuyorlar. Biz kendi dünyamızı oyuncak askerlerle onları kafamızda hareket ettirerek, saklambaç oynayarak, hırsız polis oynayarak kurardık. Daha sonra değişik yıllarda kadınlardan, tarihten, sanat tarihinden beslendim. Bazen nefis bir manzara görürsünüz o sizi besler. Özellikle büyük okyanus sahneleri, sonsuz okyanus dediğim dalgalı denizler hiç medeniyet olmayan...

- Piramid Sanat'tan biraz bahsedebilir misiniz? Burayı kurmaya nasıl karar verdiniz?
Benim 1991-2006 arası atölyem Manastır Atölyesi dediğimiz İstanbul Sanat Merkezi adıyla hizmet veren 1870'lerden kalma altı kilise olan bir Ermeni manastırındaydı. 15 yıl orada kaldım, sonra 7-8 yıl süren hukuki süreçlerden sonra oradan çıkarıldık. O sıralar neler yaşadığımız ayrı bir film, ayrı bir sergi başka bir akıl almaz olaylar dizisi. Nereye çıkacağımızı düşünürken bu binanın boş olduğunu bir arkadaşım haber verdi. Burayı gezdikten sonra buraya atölye değil sanat merkezi açılır dedim. Bir süre gezdikten sonra proje kafamda şekillendi ve Piramid Sanat Merkezi'ni kurdum. Bütün diğer sanat merkezlerinin arkasında bankalar, vakıflar veya büyük holdingler olurken buranın arkasında sadece Bedri Baykam var. Sanattan her kazandığını sanata yatıran biriyim ve kendimde sanat koleksiyonu yaparım. Onun için ilerde bir gün ressamın resimleri diye bir koleksiyon sergisi açacağım. Değişik sanatçılardan çok güzel bir koleksiyonum var. Ego sorununuz yoksa ve kendinize güveniyorsanız başka sanatçılardan da zevk alırsınız, onları da sergilersiniz, onlardan da resim toplarsınız. Bu değerler paylaşılınca güzel...

-Eserlerinizi satarken ne hissediyorsunuz? Satın alan kişi o resmi gerçekten anlıyor mu, verdiğiniz emeğin kıymetini bilecek mi, diye düşünüyor musunuz?
Resmi satmak kızınızı evlendirmek gibi bir şey ve normalde onu alanlar çok severek, satmamak üzere ve ömür boyu onunla yaşamak üzere alırlar bu çok güzel bir duygu. Resmi satarken üzülüyorum ama ben bu resimleri satarak yaşıyorum. Dolayısıyla ne kadar üzülsem de onların satılması yeni kardeşlerinin doğmasına neden olacak. Zaten onlardan ayrılmak için üzülmek göreceli şöyle yanlış bir kavram ben zaten öleceğim, bunlar zaten kalacak. Ben onları toplum için yapıyorum. Sonsuza dek eseri kim alırsa alsın o benim. Onu alıp basma hakkı başkasında oluyor. Yoksa daima Bedri Baykam resmi olarak kalacak. Daima benim çocuğum... Bin yıl sonra da beni temsil edecek, iki bin yıl sonra da...

Onun için kafanızda bunları başka türlü çözüyorsunuz. Ne kadar üzülseniz de bir insan yaşamına giren yaklaşımda kızımı evlendirdim diyorsunuz. Daha uzun vadeli düşünüp bazen en sevdiğiniz resimlerden birine bakıp bu resim on bin yıl sonra nerede olacak diye düşünüyorsunuz.

- Resim, kitap ve köşe yazarlığı hepsi birden zor olmuyor mu? Bunlar arasında sizi maddi ve manevi doyuran iş hangisidir?
Beni maddi doyuran iş yalnızca resim... Resim dışında para kazandığım işler yüzde ondur. Ama köşe yazarlığını, kitap yazmayı seviyorum. 23 yayınlanmış kitabım var fakat 12 tane de yarım kitabım var. Kimisinin yüzde onu kimisinin yüzde otuz beşi kimisinin de yüzde altmışını tamamladım.

Birçok yarım proje aynı anda olduğu için bir tıkanma oldu. Bunun dışında da kafamda bitmiş iki roman var, onları da yazamıyorum. Sergiler, kataloglar ve uluslararası sergiler yürüyor ama kitaplarımda bir tıkanma oldu. Mesela bu tıkanmayı ilk büyük parça Kennedy ile aşmak istiyorum.

- Öyleyse siz enerjinizi işinize olan sevginizden alıyorsunuz ve bu sevgi sanatınızı besliyor.
Oğlumla Fenerbahçe maçlarına giderek ya da Galatasaray takılsın da puan kaybetsin biz öne geçelim diye maçları seyrederek enerji depoluyorum. Galatasaraylılar buna kızmasın onlar da bizim için aynısını ister. Futbol, biraz oynadığım tenis, bir de beni çok besleyen arada gittiğim sinema dışında yalnız çalışıyorum. Bunlar da beni besleyen adrenalini sağlıyorlar. Sinema, tenis, futbol... Bu kadar işimin arasında haftada bir halı saha futbol oynuyorum. Kennedy onu da aksattı, 3 haftadır oynayamıyorum.

- Yurtdışında da sergiler açtınız. Orada resme bakış açısı ile Türkiye'de resme bakış arasında ne gibi farklar var?
Tam 50 yıldır yurtdışında sergi açıyorum. Şu an çıkacak bir basın küpürü kitabım var, belki aralık sonu çıkacak.
Fark şu; orada adam koleksiyon yapıyorsa belki ailesi 4 kuşaktır koleksiyon yapıyor. Çocukluğundan beri evde görüyor, sergilere gidiyor. Bizde koleksiyonculuk son 20-25 yılda bizim kuşağın çabalarıyla başladı, hızlandı. Şu anda tabii ki özel sektörün yaptıkları çok önemli çünkü maalesef devlet sanatla pek ilgilenmiyor. Bu da Türk sanatı için ciddi bir sorun. Türk koleksiyonerlerin yüzde yetmişi müzayedelerde başkalarının elden çıkarmaya çalıştığı resimler üstünden koleksiyonerliklerini tatmin ediyor. Koleksiyonerlik bir sanatçıyı çok okumak, hala yaşıyorsa çok dinlemek, hakkında bir çok bilgi edinmek, çok eserini görmek, hangi eserlerini niçin istediğini bilerek takip etmek, bu şekilde olur. Koleksiyonerin emek, zaman, beyin, birikim harcayarak o koleksiyonu oluşturmuş olması lazım. Müzayedelerdeki hızlı hazıra konma, ne aldığını bilmeden genel hava ve gösterişle hareket etme çok yanlış. Bunlar Türk koleksiyonculuğunun henüz ergenlik sivilceleri, daha olayın kökeni olmadığından, geçmişi olmadığından, 3-5 kuşak geriye gitmediğinden bu hata yaşanıyor. Türkiye'de yalnızca bir iki müze olacağına 30-40 müze olsa… Ben demiyorum Almanya, Fransa gibi 500 çağdaş sanat müzesi olsun, 30-40 müze olduğu zaman bunların aralarında yaratacağı rekabet ve söyleyecekleri doğruyla bilgiye erişim şansları çok daha fazla olacak.

Mustafa Kemal Kültür Merkezi'ndeki Beşiktaş Çağdaş Galerisi'nde "Unutmamak" sergisi açıldı. Bu sergide sizin de aralarında bulunduğunuz 35 sanatçının eseri yer alıyor. Bu sergi hakkında ne söylemek istersiniz?
Sivas korkunç bir ortaçağ olayıydı. Ben o dönem bunların yaşanacağını görüyordum. Sivas olayı yaşanmadan 6-7 ay önce bunların yaşanacağını aynen yazarak tarif ettim. Çünkü Türkiye'de Atatürkçülere karşı o dönem yaratılan saldırganlık havası çok tehlikeli boyutlardaydı. Ben her an böyle bir katliam gelebileceğini düşünüyordum ve maalesef geldi. Bunda şaşıracak bir şey yok çünkü bütün bu ödünler verildi, laiklik ve Atatürkçülük konusunda. Bir daha böyle bir olay yaşanmaması için "Unutmamak" sergisi açıldı, bunu unutamayız. Orada kaybettiğimiz aydınları unutamayız. Aynı zamanda o ailelerin acısını paylaşmaya mecburuz. Ama bu "Unutmamak" kine dönüşen bir rövanş alma arzusu değil. Sergi, hayatlarını kaybedenlerin anılarına saygı için, bir daha yaşanmasın diye nelerin yapılması gerektiğine dikkat çekmek için ortaya kondu.

'Dünyayı Değiştiren 8 Saniye' adlı sergim hakkında son olarak şunları söylemek istiyorum;
Olayın enteresanlığı ve Kennedy olayının nasıl tek bir insan üstüne yıkılmaya çalışılmasıyla ilgili sergide yer alan veya kitabımda yer alacak yüzlerce binlerce bilgi arasından yalnızca 3 tane örnek vereyim.

Bir tanesi öldürme silahı sözde birinci gün Mauser'di. İkinci gün Oswald'ın silahının Manlicher Carcano olduğu saptandı. Kimse buna 'Bir dakika bu imkânsız siz polis olarak baktığınızı göremiyor musunuz' demedi.

İkincisi olaydan 2 gün sonra Oswald'ı öldüren Jack Ruby daha sonra bu cinayeti soruşturmakla güya sorumlu olan Warren Komisyonu'na dedi ki, 'Ben size tüm gerçekleri açıklayacağım. Ama bunu burada yapamam. Dallas'ta beni paramparça ederler, beni Washington'a götürün. Orada açıklayayım' dedi. Warren Komisyonu 'Bizim seni Washington'a götürecek paramız yok, orda da güvenliğini sağlayamayız' dedi. Bu başka bir utanç duvarı yani itiraftı. Biz işi savsaklama komisyonuyuz. 'Bizden böyle bir şey isteme o zaman gerçek ortaya çıkar. Biz gerçeğin ortaya çıkmaması için uğraşıyoruz' demiş oldu.

kalan karakter 1000

1rfan 1rfan

Bedri, usta sanatçı olduysa dünyada sanat ölmüş, ağlayanı yok!

Aynı Görüşte misiniz?
evet0
hayır0
cevapla 27.11.2013 09:58

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.