X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER II. Abdülhamid'in kızının ilginç ananas elmas anısı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

II. Abdülhamid'in kızının ilginç ananas elmas anısı

  • Giriş Tarihi: 26.1.2014 15:20 Güncelleme Tarihi: 26.1.2014 16:54

Sultan 2. Abdülhamid'in kızı Şadiye Osmanoğlu'nun 'Babam Abdülhamid/Saray ve Sürgün Yılları' kitabında ilginç bir ananas olayı anlatılıyor.

Şadiye Osmanoğlu'nun 'Babam Abdülhamid' kitabında anlattığı ananas elmas anısı:

"Sıkıntılı günler gelmişti. Bunları daha acı ve felâket günleri takip etti. Balkan Harbi'ndeki buhranlı devreler sırasında da babamı pâyitahta getirmek istediler. Nihayet bir gün, bir Alman gemisinin bordasında İstanbul'a getirildi, İkametine Beylerbeyi Sarayı tahsis edildi. Sıhhat ve afiyet haberlerini alıyorduk, yalnız görmek mümkün değildi. Babamın halefi olan amcama, Meclis-i Meb\'usan reisine ve Sadr-ı Âzama yazı ile müracaat ederek, babamızı görmek hakkımızdan mahrum edilmememizi bildirdim. Bir hafta sonra, her bayramın ilk günü, yanımızda muhafız subayların aileleri bulunmak şartıyla, görüşmemize müsaade edildi. İlk ziyareti yapacağımız Ramazan Bayramının 1. günü geldi. Beşiktaş iskelesinde bir çatana bizi bekliyordu. Vasıta ile Beylerbeyi'ne götürüldük.

MUHAFIZ GETİRDİ

Karşılaşmamız hazin oldu, teker teker babama sarıldık, öpüştük. Aileleri, benden daha fazla heyecan içindeydiler; çünkü onların hasretleri daha uzun sürmüştü. Babamız başımızda olduğu halde, o gün annelerimiz ve kardeşlerimiz ile bir sofrada oturup yediğimiz yemeği hiç unutamam. Akşam oldu. Dönüş vakti geldi. Ayrılmak bize çok acı ve ağır geliyordu. Tekrar kucaklaşıp rıhtımdan çatanamıza bindik, iki ay sonra Kurban Bayramı gelecekti. O zaman gene böyle mesut bir ziyaret yapmak ümidiyle teselli bulmuştuk. Her hafta kardeşlerimizle bir olur, harem ağalarımız vasıtasıyla babama lazım olan şeyleri hazırlar ve yollardık. Kurban Bayramı geldi. Biz Erenköyü'nde olduğumuz için Beylerbeyi'ne otomobil ile geldik. Annemle beraberdim, hemşirelerim ve validelerim Beşiktaş'tan daha gelmemişlerdi. Mütebessim ve mânidar bir tavırla yüzüme baktı. "Geçen gün, muhafız beyefendi bir tane ananas getirmişler, buranın terasında yetişiyor, en sevdiğin bir meyva olduğu için, sana saklamıştım. Bir tane olduğu ve takdim edilemeyeceği cihetle, bunu kardeşlerin görmesin, vakıa ehemmiyetsiz bir şey, keşke birkaç tane daha olsaydı da, onlara da verseydim. Zaten fazla yetiştirmek de mümkün olmuyor. Bu da, zannederim sonuncusu imiş. Kardeşlerinin görüp de, ehemmiyetsiz bir şey için başka fikre sahip olmalarını istemem kızım" dedi.

İÇİNE SAKLAMIŞTI

Derhal dışarı çıktım. Orada bekleyen hizmetimdeki kıza, kâğıda itinâ ile sarılmış babamın kıymetli hediyesini verdim ve iyi muhafaza etmesini tenbih ettim. Yarım saat sonra celdelerim ve kardeşlerim geldiler. Babamızla neşe içinde gene yemek yedik ve akşam evlerimize döndük. Gece zevcimle birlikte babamı konuşurken, onu gündüzkü hediyesi ananası hatırladım ve beraber yemek için, gittim getirdim. Ananası, sarılı olduğu kâğıdından çıkarırken, içinden, meyvanın dikenli kabuğu üzerine maharetle tatbik edilmiş küçük bir paket daha gördüm. Merakla açtık, içinden elmaslar dökülmeğe başladı. Hem hayret, hem de sevinç içinde kalmıştık. Taşlar da, değerlerine ve cinslerine göre, ayrı ayrı bükülmüş kağıtlara sarılmışlardı. Ayrıca, bir de küçük not bulduk: "Su çantasındaki hakkın." O zaman bu sürprizin iç yüzünü çözdüm. Benim su çantası bildiğim, başmuhasip ağa tarafından muhafaza edilen bu zatî eşya, anladım ki, babamın daima beraber bulundurduğu, küçük bir hazinesiymiş, içi su ile değil, kıymetli taşlarla dolu imiş ve anahtarını da kendi üzerinde taşırmış. Ananas paketinden çıkan her biri nohut tanesi iriliğindeki iki avuç dolusu kıymetli taşlar, paha biçilemeyecek değerde harika şeylerdi. Fakat, bunların hiçbirisini o anda gözlerim görmüyordu. Babamın çok ince bir şekilde bu hatırlayışı, beni pek hislendirmiştir. Hatta tuhaf bir hâleti ruhiye ile, ananası taşlardan çok daha kıymetli bulmuştum."

KİTAP HAKKINDA TANITIM METNİ

"Otuz üç sene millet ve devletim için, memleketimin selâmeti için çalıştım. Elimden geldiği kadar hizmet ettim. Hâkimim Allah ve beni muhakeme edecek de Resûlullah'tır."

"Günün birinde umumî bir harbin çıkacağına hiç şüphe yoktu. Fakat bizim bu işe atılmamız büyük bir cehalet ve tedbirsizlikti. Selâmetimiz tarafsız kalmaktaydı."

Sultan Abdülhamid

Meşrutiyet'le başlayan, 31 Mart ile devam eden ve tahttan azille son bulan çalkantılı bir devrin padişahı: Sultan II. Abdülhamid. İstanbul'da Yıldız Sarayı'nda başlayan, Selânik'te Alâtini Köşkü'ne uzanan ve yine İstanbul'da Beylerbeyi Sarayı'nda sona eren bir ömrün hikâyesi...

Osmanlı Devleti'nin ve dahası dünyanın talihini değiştiren bu devrin en yakın şahitlerinden biri: Sultan II. Abdülhamid'in kızı Ayşe Osmanoğlu. Sultan olarak sarayda doğan, özenle yetiştirilen, sonra ülkesinden kovulan, gurbette hayata tutunmaya çalışan bir kadının, unutulmasın diye yazdığı ve Türk milletine yadigâr bıraktığı hatıraları...

Elinizdeki bu hatırat, Abdülhamid'i sadece padişah olarak değil; bir oğul, eş ve baba olarak okuyucuyla buluşturuyor. Unutulmuş saray âdetlerinden bayram sofralarına; Abdülhamid'in kişisel yaşamından, döneme dair başka hiçbir yerde bulunamayacak bilgilere yer veren eserde dedikodu ve rivayetler üzerinden aktarılan bir dönem, o zamanları bizatihi yaşamış birinin kalemiyle aydınlatılıyor.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemleriyle ilgilenen okurlar, hakikatin peşine düşen tarihçiler ve tarihseveler için bir başucu eseri!

Kaynak: TAKVİM

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.