X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Beni sabote edecek ne varsa hayatımdan çıkarır atarım!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Beni sabote edecek ne varsa hayatımdan çıkarır atarım!

  • Giriş Tarihi: 3.2.2013

Alıcılarınızın ayarıyla lütfen oynamayın, her şey kontrol altında. Bu iki sayfada Sarp Apak içindeki psikopatı uyandırıyor. Kendisiyle yüzleştiği o dakikalarda, karşınızdaki kişi bir 'Emir' ya da 'Tanrıverdi' değil! Ama yine de kontrolü elden bırakmıyor; dikkatli. Şimdi, elinize bir kahve alın ve en sakin köşeye doğru yol alın. Ses etmeyin, sadece okuyun...

'Avrupa Yakası'nın 'Tanrıverdi'si, 'Yalan Dünya'nın 'Emir'i... Bugüne kadar onu hep 'sevimli çocuk' rollerinde izledik. Hep gülerken, hep bıçkın tavırlarıyla yansıdı ekrana. Bu durumdan sıkılmış mıdır, bilemem. Uzun yıllardır hayatımızda olduğuna bakmayın; henüz 30'lu yaşlarının başında ve bir karakterden sıkılmak için fazlasıyla genç. Onu bu çekime ikna ederken söze, "Gel, içindeki psikopatı ortaya çıkaralım" diye girmiştim. Rollerinden sıkılmadığını biliyordum ama aynı zamanda farklı bir karakteri canlandırmak istediğini de biliyordum. Hemen kabul etti. Stüdyoya geldi ve üç saat boyunca o sevimli hallerinden intikam aldı. Tüm bunları yaparken tarihler İstanbul'da 26 Ocak 2013'ü gösteriyordu... 30 Ocak 2013. Yer; Rio de Janerio. Ipanema; güzel kadın ve yakışıklı erkek kaynıyor. Hava 30 derecenin üzerinde. Deniz hafif dalgalı ama girilmez değil. Kuytu bir yere uzanıp bilgisayarımı açıyorum. Üç gün önce Sarp'a söylediğim, "Röportajını Brezilya sahillerinde ayağıma kumlar yapışırken çözeceğim" sözünün hakkını vermeye başlıyorum. Bilgisayarım, terliğim, şortum ve kombinasyonu tamamlamak için kulaklığım... Dinlediğim samba ritimleri değil; Sarp'ın sesi. Bu yazı yeterli miktarda güneş, bir o kadar deniz ve acayip açıklamalar barındırıyor; benden söylemesi...

Hep sempatik rollerde oynamak bir kariyer planı mı?
Yok abi; böyle kariyer planı olur mu hiç? Evet, bugüne kadar hep sevimli, hep sempatik roller geldi ama zaten ben normal hayatımda da psikopat biri değilimdir ki. Agresif alanlardan, negatif tartışmalardan hep geri dururum. Sevmem öyle bağrış, çağrış olsun. Hemen uzar, giderim o ortamdan.

SİSTEM ADAMIYIM

Yıkıp dökmek de insani bir ihtiyaç; nerede tatmin ediyorsun bunu?
Top oynarken mesela veya spor yaparken... O anları çok konsantre yaşıyorum ben, zehrimi orada akıtıyorum. Bir olaya veya bir kişiye dolup bunun acısını hiç alakası olmayan birinden çıkaranlardan değilim. Ben sistem adamıyım. Sistemim bozulduğu zaman sinirlenirim. Misal gece yatarken; ertesi gün kalkacağım saati, ne giyeceğimi, hatta ne yiyeceğimi planlarım. Bu planlarımı bozan bir şey olduğunda bende sigortalar atıyor.

Ne yapıyorsun o anlarda?
Ağlamanın veya psikoptalığın çok özel duygular olduğunu düşünürüm ve bunları herkesle paylaşmam. Herkesin içinde ağlamak, herkesin içinde kavga etmek bana ayıp gelir. Bunu bir yaşam şekli olarak kodlamışım kendime. Bu anlarımı sıradan insanlarla paylaşmam. Bu, sevgilim bile olabilir. Bazı zamanlarda insana sevgilisi bile özel gelmeyebiliyor. Bu gibi durumlarda sorunu ertelemeyi tercih ederim. Keyfim kaçsın istemem. Evet; sinirden, psikopatlıktan beslenen bir adam değilim ama canlandırdığım karakterlerin de böyle olması bir proje değil tabii.

'Sevimli Sarp'ın dışında roller seni memnun etmez mi?
"Ben artık böyle biriyim, böyle roller istiyorum" demekle olmuyor bu işler. Çocukluğumdan bu yana hayatım mutluluk ve iyilik üzerine kurulu. Mutsuzluğun ayıplandığı, herkesin mümkün olduğunca hayattan zevk almaya çalıştığı bir aileden geliyorum. Bu, benim genetik kodum. Bunun üzerine bambaşka bir elbise biçmenin âlemi yok. Misal, insanları mutluluğuma o kadar alıştırmışım ki, en ufak mutsuzluğumda; çevrem bunun anında farkına varır ve bana kalmadan o mutsuzluğun kaynağını kurutur. Eskiden dışarıdan gelen etkilere açıktım ama artık beni mutsuz eden şeyleri hayatıma almıyorum.

Kariyer beklentin ne?
Kariyer konusunda henüz yolun çok başındayım. Zamanı gelince, gereken rollerde de göreceksiniz beni. Bugünlere gelebilmek için 10 yıl savaş verdim ben. Millet bu dizilere tepeden indik zannediyor. Hiçbir şeyim yoktu İstanbul'a geldiğimde. Planladım, çalıştım, çabaladım. Bu kurduğum hayatı sabote edecek ne varsa çıkarıyorum hayatımdan. Sevdiğim arkadaşlarım, güvendiğim insanlar ve ailem doğru yolda olduğumu söylediği sürece sorun yok. İnsanlara alışık oldukları Sarp'ı vermeye dikkat ediyorum. Kimse kusura bakmasın; bir anda deliremem, psikopata bağlayamam. Bugün Hollywood'da 30 yaşındaki bir oyuncuya, "Canlandırdığın rollerden sıkılmadın mı, bir değişiklik gerekmiyor mu?" desen, yüzüne boş boş bakar.

ÖRNEK OLMAYA ÇALIŞIYORUM
Bilinçaltında örnek olma, örnek davranma gibi bir kod mu mevcut?
Bodoslama yaşamayı bilmiyorum. "Bugün ben böyleyim, idare edin" diyemiyorum. Öğretmen çouğuyum sonuçta. Bana hep örnek olmam gerektiği öğretildi. Derslerde hiç de örnek bir öğrenci değildim ama genel davranış olarak öyle olmaya dikkat ettim. Bu da şu anki davranışlarımı etkiliyor tabii ki...

BU HAYATTAN NE ÖĞRENDİ?
"Bu hayatta sen ne kadar otomatiğe bağlarsan bağla, hayatın kendisinin otomatiğe bağlamadığını öğrendim. Ben inatla kendi rutinimi yaşamaya çabalarken, aslında hayatın kendisi rutin bozmak üzerineymiş. Sonsuz mutluluk veya sürekli mutsuzluk diye bir şey yokmuş. Bunu öğrendim ve açıkçası heyecan verdi bana. Korkuyordum bu durumla yüzleşmekten. Öğrendim, rahatladım. Hayatta kendimize çok acayip sorumluluklar yüklüyoruz; mükemmel eş, süper evlat, muhteşem işçi... Bunların hepsi dandik şeyler; yok öyle bir dünya. Hayat bunların hiçbiri için izin vermiyor sana. O yüzden hayattan; karşılayacaksan kendi beklentilerini karşılamanın peşinde koşmak gerektiğini öğrendim. Başkalarının beklentilerini karşılamak üzerine bir hayat kurgulamak son derece mantıksız."

KAVGA AYIRMA UZMANIYIM
Diyelim yolda yürürken arkadaşının havga ettiğini gördün. İlk refleksin ne olurdu? Arkadaşını oradan uzaklaştırmak mı, karşıdakine iki yumruk atmak mı?
Şu anki bulunduğum yer itibariyle kimsenin beni kavga ederken görmesini istemem; o da özel bir durum sonuçta. Ama ben Bursa'da büyüdüm. Bursa kavgacı bir şehirdir. Burada millet bağırıp, çağırıp gidiyor. Oysa Bursa'da gerçek kavgalar olurdu. Ben bu durumda arkadaşlık dozuna göre davranırım. Kendim kadar sevdiğim birkaç arkadaşım var; eğer onlarla ilgili bir durumsa, hiçbir şey umurumda olmaz, girerim. Ama genel tavrım, kavgayı ayırmak üzerinedir. Bu konuda da acayip uzmanımdır. Kavga edeni kolundan tutar, götürürüm; haberi olmaz.

SERT GÖRÜNÜMLÜ ADAMLARA İMRENİYORUM
Hep neşeliyi oynamanın zamanla bir samimiyet sorunu yaratacağını düşünüyor musun?
Ben insanların fanuslarında; neşeli ve güleryüzlü bir adamım. Beni öyle kodlamışlar. O fanusa sığmadığım kötü günlerim oluyor. İşte o günlerde fena zorlanıyorum. "Neyin var senin?" dedirtmemek için hemen onların beklentilerini karşılamaya çalışıyorum ama olmuyor; yemiyorlar. Gözümden belli oluyor çünkü. Alıştırmışsın milleti bir kere. Ben çoğu zaman vermem gereken tepkileri vermediğimden, hep dönüşüm kutusuna attığımdan; bir an geliyor sistem fena halde yavaşlıyor. Bazen içime attığım şeyleri insanlara söylediğimde, "Ay bu muydu!" diyebiliyorlar. Her şeyi büyüten benim aslında. Söyle kurtul; adisyonu masada bırakmanın ne âlemi var? Bütün gün kaşlarını çatıp oturan adamlara imreniyorum bazen. Adam mesajını vermiş ve o şekilde yaşıyor. Bense, mutsuz olamam diye kendimi kastırıp, senin de dediğin gibi hafif samimiyetsiz bir noktada dönüp duruyorum. İnsansın sonuçta, kendini ne zannediyorsun; tabii ki defoların ve mutsuzlukların olacak. Bu çıplaklıkla yeni yeni baş etmeyi öğreniyorum ve çok da memnunum. İnsanın mutsuzluğuyla da yaşayabilmeyi öğrenmesi çok büyük olaymış. Büyüdükçe öğrendim bunu.

DEĞİŞİKLİK İÇİN ZAMAN VAR

Seçme imkanın olsa, bundan sonraki projende nasıl bir karakter oynamak istersin?
'Avrupa Yakası'ndan sonra "Bambaşka bir şey yapmak istiyorum" dedim. Sektörde aklına güvendiğim ne kadar büyüğüm varsa beklememi, böyle bir değişikliğin zamanı olmadığını söyledi. Çok iyi sütlü çikolata yapmaya başlamışken birden bitter çikolataya geçmenin anlamı yok. Şu anda izleyici benim verdiklerimi alıyor. Değişiklik için hâlâ zamanım var.

DUYGULARIM HEP ORTA ŞEKERLİ
"Ben hayatta tüm duyguları hep orta tona çekmeye çalışıyorum. Ne çok düşük, ne çok yüksek. Hep istiyorum ki, orta şekerli olsun. Bunun hem faydasını, hem zararını çok gördüm. Faydası; birçok insanla rahat iletişim kurabiliyorum, işimde çok sorun yaşamıyorum. Ama bu durumu idare etmek için de çok yoruluyorum. Nefretten, negatiflikten beslenmek de merak ettiğim ve zaman zaman eksikliğini hisettiğim bir konu. Belki bu konuda günün birinde profesyonel yardım bile alırım."

SORU: BEŞİKTAŞ ADAMI ... EDER CEVAP: ŞAŞKIN!
"Benim en umutsuz olduğum sene, bu seneydi ama son 10 yılın en iyi futbolunu oynuyoruz. En ümitli olduğum senelerde her hafta bir eziyet oluyordu. Futbol benim için müthiş bir tutku. Artık bir insanla 10 dakika konuştuktan sonra hangi takımı tutuyor olabileceğini tahmin edebiliyorum. Takım tutmak; sadece futbolu sevmek değil, aynı zamanda kimliğe de dönüşen bir durum. Ben Beşiktaşlılığın; yenilgiyi de kabul edebilme olgunluğunu, o duruşunu seviyorum. Fenerbahçe'de durum öyle değil mesela. Bunu eleştirmiyorum; bilakis anlıyorum. Onların kitabında yenilme diye bir şey yokmuş. Ben bir Fenerbahçeli'nin veya Galatasaraylı'nın herhangi bir olay karşısında vereceği tepkileri az çok tahmin edebiliyorum artık. Beşiktaş demek mükemmeliyetçi olmamak demek. Ben bunu seviyorum. Parmağını öpüp tribüne koşan adam olmayı seviyorum. Skoru değiştiren adam olmak, nefis bir duygu. Ama tek forvet çok yalnız. O yüzden çift forvetten biri olarak hayal etmişimdir hep kendimi. Ben asistçi değilim, golcüyüm. Belki de golcü olmayı sevdiğim için hayatım boyunca risk aldım. Ortamda herkes susarken ben öne atıldım. Utanmadam şaka yaptım. Gülünmedi, tekrar yaptım. Kalabalığa karışmayı sevmem ben; kendimi belli ederim. Sivrilmeyi severim; bedelini ödemek koşuluyla..."

AZİZ NESİN'İ GECE RÜYAMDA GÖRDÜM SABAH ÖLÜM HABERİNİ ALDIM!
"Hem bu kadar halk kahramanı olmuş, hem de linç edilmiş başka bir isim hatırlamıyorum. Ben okuma problemi olan bir adamım ama Aziz Nesin'in tüm kitaplarını tek oturuşta okurum. Onunla kendimi çok özdeşleştiriyorum. Mizahı ilk onunla anladım. Yıllar sonrasında dönüp baktığımda, yaşadığı kırgınlığı çok iyi anlıyorum. Tip olarak benzemesem bile, onun hayatını oynamak isterim; bunu yapabileceğimi düşünüyorum. Çocukluğunda kampına gitmiştik, benimle çok ilgilenmişti. Aradaki bağ ilk orada kuruldu. İşin bir de mistik yönü var, ilk defa anlatıyorum. Çok küçüktüm, yazlıkta bir gece aniden uyandım ve balkonda Aziz Nesin'i gördüm. Bana bakıyordu oradan. Sonra sabah anneme anlattım. Markete gittiğimizde gazete aldık ve Aziz Nesin'in ölüm haberini gördüm. O yaşımda bile onunla aramızda bir bağ olduğunu hissediyordum."

TORPİLE ANCA BİR DİZİYE GİRER OYNARSIN, O KADAR!
Jönlük hayalin var mı?
Acayip donanımlı bir izleyici kitlesi oluştu. Artık öyle 'iki durur, iki bakarım'lara kanmıyor kimse. Millet; dünyada çevrilen ne kadar dizi, ne kadar film varsa takip ediyor. Bu; oyuncuları da motive eden, daha iyi olmaya yönelten bir durum aslında. Kenan (İmirzalıoğlu) ve Kıvanç (Tatlıtuğ) gibi dünya çapında iki tane jönümüz var bana göre. Ama bu adamlar, karizmalarının üzerine yatıp onunla beslenmiyor. Daha iyi nasıl oynayabileceklerinin mücadelesini veriyor. 'Ağzının suyu akan' kızlardan daha fazlasını hedefliyorlar. Oyuncu olmak isteyen arkadaşlarıma da hep anlatıyorum, bu işin bir evrensel kuralı var; kendini geliştirmeye ara vermeyeceksin, eksiklerini kapatacaksın. Bu işte torpil yok. Baban Sean Penn olsa; sen izleyiciden onay almadıktan sonra sıfırsın! Torpille anca bir diziye girer, oynarsın; ama orada ne kadar büyüyeceğin tamamen sana kalmış. Jürisi insan olan işte torpil olmaz.

ARKADAŞLARIMI ASLA DEĞİŞTİRMEM

Hiçbir şeyi olmadan İstanbul'a gelme kararı almak mı, yoksa bu şehirde tutunma çabası mı? Hangisi daha zordu senin için?
İstanbul'a geldiğim enerjinin yüzde 40 altındayım; kesin. O zaman daha cesurdum, daha korkusuzdum daha çok istiyordum. Elimde bir şeyim yoktu çünkü. Şimdi daha korkağım. Liderliği korumak dezavantajdır. Yukarı çıkmaya çalışan avantajlıdır.

Sonsuz imkanın da olsa, hayatında değiştirmeyeceğin şey ne olurdu?
Aileyi zaten saymıyorum, o benim içim çok özel bir mevzu. Günlük hayatımda çok fazla beslendiğim, ben kendimi bilmezken beni bilen bir arkadaş tayfam var. Onları asla değiştirmem mesela. Bunda çok ciddiyim; bekar ve ev arkadaşıyla yaşayan biri olarak söylüyorum bunu.

Hayatının bugüne kadarki bölümü ve yaşamadığın bundan sonraki bölümü... Hangisinin seni daha mutlu edeceği üzerine bahis yapsan; seçimin ne olurdu?
Ben geleceğe umutla bakıyorum o yüzden hep geleceğe basarım parayı. Çok şükür, bugüne kadar travmatik bir hayatım olmadı.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.