X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bir gün Fazıl Say ile Ümit Besen birlikte çalabilirler
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bir gün Fazıl Say ile Ümit Besen birlikte çalabilirler

  • Giriş Tarihi: 1.4.2013

Kültürel tarih üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan siyaset bilimci Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün, aynı zamanda bir neyzen... Öğün; Yeni Aktüel dergisinden Fatih Vural'a klasikten moderne, 'tanrısal'dan 'dünyevi'ye müziğin seyrini anlattı:
Bizde ya popüler müzikleri aşağılama ya da onları gerektiğinden fazla abartma eğilimi var. Oysa çok abartılı bir şekilde aşağıladığımız şeylerle zaman içinde bir yerlerde abartılı olarak uzlaşabiliriz de.

KENDİLİĞİNDEN OTURDU

Arabeski dışlayanlara, hatta aşağılayanlara baktığımızda; genelde bizdeki klasik müzik icracılarını görürüz. Müzik onlar için başka bir yüce ereğin aracıydı. Meseleye 'Türk aydınlanmasında müziğin rolü' gibi bakıyorlardı. Pek çok şey kendiliğinden yerli yerine otururdu.
Popüler kültür, her şeyi estetize eder. O estetizasyon sonucunda, bu müziğe bir zamanlar lanet okuyanlar, yeni zevkler geliştirdiler. Popüler kültür, hiçbir şeyi kendi başına bırakmıyor. Mutlaka bir füzyonun konusu yapıyor. Bir şeyi, bir şeye katarak var ediyor.
Arabeskin dönüşümü aşağı yukarı 1980'lerden sonra. Bu konuda taverna müziğinin çok kritik olduğunu düşünüyorum.
Piyano çok Batılı ve duygusal da bir saz. Romantizmin ön plana çıkardığı sazlardan bir tanesi. Ümit Besen, Ferdi Özbeğen gibi isimler; piyanonun içine arabeski yerleştirdiler. Arabesk, taverna müziğinde yıkandı.

PİYANO İSTEYENLERE...

Bir bakıma kınayıcı otoritelere şu denmek istendi: "Sen bütün Türkler'in piyano çalmasını istemiyor muydun? Bak, Anadolu'nun bağrından gelen biri geçti piyanonun başına, çalıyor. Hatta tarzını; Batı tarzı piyano çalma teknikleriyle melezlendirerek arabeski sunuyor. Oldu mu?"...
Bir gün bakarsınız bu ülkede Fazıl Say'la Ümit Besen beraber de sahne alabilir. Buna hiç şaşırmayalım.

TANRI DİNLEMEZDİ!
Neyi elime almam çok eski ama düzenli üflemeye başlamam, 1985- 86. İddialı bir neyzen olacağımı söyleyecek değilim.
Müzik, çok batıni, ezoterik bir dünya. Daha geride başka bir ada var ki, o bence çoktan kaybedildi: Tanrı için müzik. O çok daha ezoterik. Zannetmiyorum ki bugün Tanrı müzik dinlemek istesin bu dünyada! Herhalde Bach'ın müziğine, Itrî'nin tekbirine kulak kabartırdı. Kendisine adanmıştı çünkü. Ama bugün herhangi bir müziği dinlemeye gönlü olabileceğini zannetmiyorum.

ZEKİ MÜREN'İ NEDEN SEVDİK?
"İnsan sesini de bir enstrüman gibi düşünmek lazım. Özellikle Osmanlı müziğinin çok özel olduğunu bana düşürten şey; neo-klasiklere gelinceye kadar, sözün anlamsızlaştırılarak kullanılmasıdır. Yani sözü sadece, ses dediğimiz enstrümana bir fon teşkil edecek düzeye indirgenmesini sağlayan bir müzik olmasıdır. Mesela açık heceleri, uzattıkça uzatır. Bir süre sonra, "Ya ne diyor bu adam?" der, anlamazsınız. Söz o kadar da önemli bir şey değildir Osmanlı müziğinde. Zeki Müren'e niye ilgi duydu insanlar? Tane tane okuduğu için. Yoksa Zeki Müren'in icrasında özel hiçbir şey yok! Özel olan, sözleri açığa çıkartmasıdır."

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.