X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Futbol ve bilgi yarışmaları da bir dövüş türüdür
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Futbol ve bilgi yarışmaları da bir dövüş türüdür

  • Giriş Tarihi: 13.4.2013

Tiyatroda 'Inyour- face' yani 'yüzünüze karşı' akımının Türkiye'deki öncülerinden DOT; bu sezon 'Yüksek' adlı oyunu sahneye taşıdı. Hâlâ sahnelenen 'Sarı Ay' ve 'Altın Ejderha' oyunlarına 'Yüksek'i de ekleyen DOT; seyirciyle oyun arasındaki tüm engeli kaldıran bu tarzın en iyi örneklerini vermeye devam ediyor. 'Yüksek'; seyirciyi 2010'da, İstanbul Taksim'de yaşanan patlamalara götürüyor ve çoğu İstanbullu'nun şahit olduğu olayı yeniden hatırlatıyor. Ali Taylor'un yazdığı, orijinal ismi 'Overspill' olan oyunu Türkçe'ye uyarlayan isim ise oyunun yönetmenliğini de üstlenen Tuğrul Tülek. Daha önce 'Supernova', 'Shopping&Fucking' ve 'Kürklü Merkür' gibi oyunlarda rol alan Tülek; 'Öksüzler' adlı oyundan sonra bir kez daha yönetmenlik koltuğuna oturuyor. Kadroda ise ilk kez tiyatro deneyimi yaşayan Aykut Akdere ile daha önce DOT oyunlarında boy gösteren Mehmetcan Mincozlu ve Onur Öztay var.

DANS VE BOKS DERSLERİ
Oyunda 'Ece' isimli bir kıza aşık 'Baron' karakterini Mehmetcan Mincozlu; şiddete meyilli, faşizmi hayatın merkezine yerleştirmiş 'Çakı' karakterini Onur Öztay canlandırıyor. Popüler olmak isteyen, dışa dönük, ekibin en eğlenceli ismi 'Pıt'a da Aykut Akdere hayat veriyor. Oyuncular, temsil ettikleri 'fiziksel tiyatro' akımının hakkını verebilmek için; dört ay boyunca, günde 10 saat dans ve boks dersleri almışlar. Hareket, kuvvet ve diksiyon üzerine çalışmalar yapmışlar. Üç oyuncu; hızlı ve akıcı repliklerini, bir kez bile takılmadan, seyirciye aktarmayı başarıyor. Seyircinin duyduklarıyla gördükleri birbirleriyle uyumlu olsun diye; birbirlerinin üstünden zıplıyorlar, seyircilerin arasından, arkasından kayarak sahneye geçiyorlar. U düzeninde oturan 70 kişilik izleyici grubuna, o anı adeta yaşatıyorlar.

YOK SAYILIRIZ!
Yönetmen Tuğrul Tülek; üç yıl önce Taksim'de yaşanan canlı bomba saldırısına şahit olmuş. Yaşananları gözlemlemiş ve oyuna yansıtmayı başarmış. Tülek oyunla ilgili şöyle konuşuyor: "Üç arkadaşın anlatmak istedikleri hikaye, bir süre sonra bambaşka bir hikayenin etkisi altına giriyor. Üçlünün kendi hikayeleri ellerinden kaydıkça; dostlukları, kimlikleri bambaşka bir hale bürünüyor. Aslında bu hikaye, bizim kendi hayatlarımızı da anlatıyor. Bizler kendi istediğimiz hayatı, kendi tercihlerimizi yaşamak isterken; içinde yaşadığımız dünya düzeninin bize dayattığı doğrular dahilinde hayatlarımızı sürdürmek zorunda kalıyoruz. Aksi taktirde ise ötekileştiriliyoruz, yok sayılıyoruz."

KİM BARIŞI İSTİYOR?
Oyuncuların dinamik anlatımıyla bir saatin su gibi geçtiği oyundan çıkarken, şu cümlelere takılı kaldığımı fark ettim: "Herkes dövüşmek ister, dövüşmeyi, dövüş izlemeyi sever. Gerçekten dövüşmeyi sevmeseniz bile, yumruk dalaşını, kaburgalara atılan bir tekmeyi, dövüş öncesi hırlaşmayı seversiniz. Futbolu seversiniz, o da bir dövüş türüdür. Tenis de; bilgi yarışmaları da dövüş türüdür; kağıt oyunları da... Dövüş olmadan değişemezsin. Değişmezsen, anlatacak hikayen olmaz. Şiddet olmasaydı, bizim bir hikayemiz olmazdı. Kim istiyor dünyada barışı? Ben istemiyorum. Barışla ilgili hiç bir şeyi dert etmeyin, her şey böyle kalsın."

PANPALARIN BİR ANDA DEĞİŞEN HAYATLARI
Oyun; birbirlerine 'Panpa' diye hitap eden, aynı okula gitmiş, aynı mahallede büyümüş, aynı takımı tutan, adeta tek vücut gibi yaşayan bu üç çocukluk arkadaşının neler yaptıklarını anlatmasıyla başlıyor.

ŞEHİRDE KAOS
Üçlü;her cuma yaptıkları gibi McDonalds'a gidip karınlarını doyuruyor. Bu arada yediklerini öyle gerçekçi anlatıyorlar ki; herkesin canı patates yemek istiyor! McDonalds'tan çıkan bu üçlü, daha sonra eğlenmek için İstiklal'e gidiyor. O mekandan bu mekana geçip, kusana kadar içip sarhoş oluyorlar. Ancak panpaların her zamanki gibi devam eden hayatları; onlar eğlenirken dışarıda yaşanan patlamalarla alt üst oluyor. Şehirde başlayan patlamalar yüzünden, üç panpanın gittikleri ve hatta o an içinde bulundukları mekanlar teker teker yok oluyor. Şehirde tam bir kaos ve paranoya ortamı yaşanıyor. O andan itibaren panpalar; 'isimsiz' dedikleri suçluyu bulup eski günlerine dönmeye çalışıyorlar. Ancak, hikayeyi değiştirmeye çalıştıkça, geri dönüşü olmayan bir yola giriyorlar.

PATLAMALAR TEKRAR OLABİLİR ALGISI
İstanbul'da, Taksim'de, İstiklal Caddesi'nde, yani çoğumuzun bildiği yerlerde geçen bu öykünün evrensel bir boyutu da bulunuyor... Oyunda; hayata 'lay lay lom' mantığıyla bakan ancak kendilerini bir anda patlamaların kaosu içinde bulan üç arkadaş var. Bu hikaye onların yaşadıkları olaylar ekseninde; yeniden yaşamak istemediğimiz patlamaların, her an tekrar olabileceği konusunda algımızı yüksek tutmamıza vesile oluyor. Başlangıçta seyirci; bu üçlünün eğlenceli arkadaşlıklarına gülüp onlarla eğlenirken, oyun ilerledikçe hikayeye kendisini kaptırıyor. Hatta 'Yüksek'; yaşanan patlamalara tanık olan insanlar için çok daha farklı anlamlar ifade edebilir.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.