X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Mahalle duygusunu çok seviyorum!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Mahalle duygusunu çok seviyorum!

  • Giriş Tarihi: 10.9.2013

Yazar Ayşe Kulin; yaşadığı İstanbul'u Touch İstanbul dergisine anlattı: Nişantaşı çok sakin ve çok güzel bir mahalleydi bir zamanlar; herkes birbirine selam verirdi. Mahalle duygusunu çok seviyorum ben...

Ayşe Kulin; 'Dönüş' isimli kitabı ile yazın en çok satan romanlarından birine imza attı. 'Gizli Anların Yolcusu'yla başlayan ve 'Bora'nın Kitabı'yla devam eden üçlemenin son kitabı 'Dönüş'; Londra'da yaşayan ve sanatla ilgilenen genç bir kadının, babasını bulmak için hiç bilmediği yollara girmesi ve bazı gerçeklerle yüzleşmesi sonucunda kendisini de bulmasını anlatıyor. Nişantaşı'nda doğan, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'nden 1961 yılında mezun olan, yıllar içinde senaristlikten gazeteciliğe kadar birçok yapan Kulin; gerçek bir İstanbul hanımefendisi... Ünlü yazar yaşadığı İstanbul'u Touch İstanbul dergisine anlattı:

ŞEHİRCİLİK YOK
Nişantaşı'nda doğup büyüdüm. Marmara Apartmanı'nda 50 yıl oturduk. Nişantaşı bir zamanlar sakin ve çok güzel bir mahalleydi. Mahalle duygusunu seviyorum ben; herkes birbirini tanırdı. Nişantaşı kavşağından Maçka'ya kadar yürüdüğünüzde, tanıdık insanlar birbirlerine selam verirdi.
Şişli'de çok güzel manzaralı bir evde oturuyorum ama şehre tepeden baktığımda; bir insan evleri torbadan çıkarıp rastgele aşağı atmış gibi görünüyor. Ne bir düzen, ne bir sıra var... Şehircilik namına hiçbir şey yok. Belki sebebi çok yokuş olmasıdır ama hiç olmazsa bir düzen getirilebilirdi.

ART DECO TARZI BİNALAR

Sultanahmet civarında muhafaza edebildiğimiz mahalleler var. Mesela Nişantaşı'nın göbeğinde bulunan Narmanlı Apartmanı'nın yanındaki apartmanlar, 'art deco' tarzında yapılmış. Ralli Apartmanı gibi... Bunlar çok şık apartmanlardır ve İstanbul'da sayıları azdır. Ondan sonra Cumhuriyet döneminin binaları gelir. Sanırım yapılmaları 1923 sonrasıdır... Bundan sonra gelen dönemde yapılan binalar ise İstanbul'u hakikaten mahvetmiştir.

BEŞİKTAŞ'I SEVERİM

Benim için İstanbul daha çok, mahalle duygusunu barındıran semtler demek. Bu yüzden Beşiktaş'ın çarşısını çok seviyorum. Balık pazarının balıkları çok güzel ve taze oluyor. Bazen çarşının içinden Topağacı'na kadar, yokuş yukarı yürüyorum çünkü çok cıvıltılı, çok otantik bir çarşı. AVM'lerden sonra insanın içine ait olma duygusu veriyor. Bu şehirde yaşadığını anlıyorsun, insanca bir doku var burada.
Beşiktaş, bazı yeni semtler gibi sonradan yapılmamış; taa Osmanlı zamanından beri var. Her katmandan insanın yaşadığı bir semt. Yani yoksulundan balıkçısından tutun saray erbabına, bakanlara kadar... Burası çok değişik sosyal grupları barındıran, yaşayan, renkli bir yer. Her şey var; ne ararsanız... Mistik, salaş yerlerden tutun sofistike ve şık yerlere kadar her türlü mekan var. Denize yakın, balığı var, sebzesi var... O yüzden buraya bayılıyorum.
Çok doğru dürüst, mutlu, saygın bir ailem vardı ama o ailenin de kendine göre hırgürü olurdu. O hırgür de, annemle benim aramda geçerdi hep. Annemin ölümünden sonra ona çok haksızlık ettiğimi düşündüm. Çünkü ne yapsa benim iyiliğim için yapardı. Ama beni o kadar çok boğardı ki... Özgür ruhlu bir çocuktum, o yüzden çok tepki verirdim. Bir de tek çocuktum...

SİRKECİ-BOĞAZ VAPURU KEŞKE KALDIRILMASAYDI
Park yeri sorunu nedeniyle İstanbul'da az araba kullanıyorum. Çok uzun yıllar Boğaz'da oturdum. Boğaz'da Yeniköy'den Bebek'e kadar yürürdüm. Trafik o zaman da vardı, özellikle okul giriş ve çıkış saatlerinde.
Beni en çok üzen şey; Sirkeci'den kalkıp Boğaz'ın sonuna kadar giden vapurların kaldırılması. Keşke sembolik olarak birkaç tane vapur kalsaydı. Şimdi deniz taksiler var, seni hızlıca götürüyorlar ama zenginsen eğer...
İstanbullular, İstanbul'u gezmeyi bilmiyor. Turistler bizden daha iyi geziyorlar. Biz hangi semtte oturuyorsak, o semtte takılı kalıyoruz. Hayatımız; iş, ev, para kazanmak, çocuklarımızı okutmak, onları imtihana sokmak, tatilde bir yere gitmek, tadını çıkaramadan dönmek ile geçiyor. Sonra da hayat bitiyor.
Benim çocukluğumda, tatil diye bir şey yoktu. Millet varsa yazlığına giderdi, yoksa evinde otururdu. Ülke fakir olduğu için içerideki döviz dışarıya gitmesin diye tatil için dört senede bir çıkmalarına izin verilirdi insanların. Özel izinle işadamları çıkabilirdi.

BEŞİKTAŞ BENİM İÇİN ÖZEL
Beşiktaş'ta bulunan Abbasağa Parkı, İstanbul'un ender parklarından. İstanbul maalesef beton bir şehir. Allah'ın verdiğini çirkinleştirmek için yıllar içinde epey çaba harcamışız. Eskiden Abbasağa daha pis bir parktı; şişeler ve cam kırıkları yüzünden rahat yürünemiyordu ama son dönemde toparlanıp temizlendi. İstanbul'da Maçka Parkı, Gülhane var ama başka park yok. Maçka Parkı da Abbasağa gibi yaşayan bir park değil ki; etrafında mahalle yok bir kere.

Torunlarım da Beşiktaş'ta yaşadığı için bu semtin benim için önemi bir başka. Burada sevdiğim mekanlardan biri tarihi Yedi Sekiz Hasan Paşa Fırını. Ayrıca semtteki Kabalcı Kitabevi de sık sık uğradığım mekanlardan biridir.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.