X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Herkes uçakta kendisini sıkışıp kalmış hisseder
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Herkes uçakta kendisini sıkışıp kalmış hisseder

  • Giriş Tarihi: 9.3.2014

Gerilim dolu bir uçak yolculuğunu konu alan 'Non-Stop' filminin başrol oyuncusu Julianne Moore: Film, 'Uçakta yanında kimin oturduğunu asla bilemezsin' mesajı veriyor. Zaten uçağa binen herkes kendisini sıkışıp kalmış hisseder

Hollywood'un en ünlü yıldızlarından Julianne Moore, son olarak Türkiye'nin tanıtım filminde rol almıştı. Güzel oyuncu, şimdiyse 21 Mart'ta vizyona girecek olan gerilimaksiyon türündeki 'Non-Stop' filmiyle izleyicinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Moore; yönetmenliğini Jaume Collet- Serra'nın üstlendiği filmde Liam Neeson ile başrolü paylaşıyor. Moore, gerilim dolu bir transatlantik yolculuğu konu alan filmde canlandırdığı gizemli karakteri anlattı...

'Non-Stop'ta nasıl bir karakteri oynuyorsunuz?
Filmde, 'Jen Summers' isimli gizemli bir karakteri canlandırıyorum. Neyle meşgul olduğunu bilmiyorsunuz ve film boyunca da bunun cevabını almıyorsunuz. Bir noktada yerini değiştiriyor ve yanlışlıkla Liam'ın (Neeson) oynadığı hava polisi 'Bill Marks'ın yanında buluyor kendini. Business class'ta sıklıkla rastlayacağınız tiplerden, sürekli uçtuğu belli. Bir de sürekli işinden bahsediyor ama ne iş yaptığını ya da aslında kim olduğunu bir türlü kestiremiyoruz.

HERKES ZAN ALTINDA!
Bu durum, hikayeyi nasıl etkiliyor peki?
Bunu anlayabilmek için filmi izlemeniz gerekecek! Hiçbir şekilde tüyo veremem. Filmde kim iyi, kim kötü bilemiyoruz. Karakterlerle ilgili tüm gerçekleri asla tam olarak öğrenemiyoruz. Buna benim karakterim de dahil. Sorun şu ki, bebekler, çocuklar ve 'Bill Marks'ın kendisi dışında, uçaktaki herkes zan altında.

Peki hikaye nasıl çözülüyor?
Uçuş sırasında 'Bill Marks', bir yolcudan mesaj alıyor. Mesajda talep edilen paranın bir banka hesabına yatırılmadığı takdirde, her 20 dakikada bir, bir yolcunun öldürüleceği yazıyor. Bu mesajı atan kişinin kim olduğu bilinmiyor. İşin ilginç kısmı, bu kişinin o kadar yolcu arasından herhangi biri olabileceği. Tüm filmin tek bir mekanda, bir uçakta geçmesi de çok ilginç.

Filmin tek bir mekanda çekilmesi sizi nasıl etkiledi?
Benim için hiçbir sakıncası yoktu. Aksine, setin New York'ta olması daha iyiydi çünkü orada yaşıyorum. Elbette tek bir mekanla sınırlı olması gerçekten ilginç. Tek mekanda sıkışıp kalmışlık hissi, uçağa binen herkese tanıdık gelecektir. Bu, filmdeki heyecan unsurunu da tetikliyor. Hiç tanımadığın insanlarla uzunca bir süre aynı yerde kapalı kalmışsın. Film, 'Bir uçakta yanında kimin oturduğunu asla bilemezsin' fikrinin üzerinden ilerliyor. İzleyici ise 'Her şey yoluna girecek' beklentisiyle izliyor filmi. Böyle düşününce insanlara nasıl oluyor da böylesine güvenebiliyoruz, ne kadar naifiz diye şaşırıyorum.

HİÇ TEDİRGİN DEĞİLİM
Filmden sonra uçmaktan korkmaya başladınız mı?
Seyahat sırasında tedirginlik duymam. Özellikle ailem yanımdaysa, daha rahat hissederim çünkü eğer başımıza bir şey gelirse, hep birlikte olacağız diye düşünürüm. Asıl ayrı ayrı uçtuğumuzda tedirgin oluyorum.

Uçak yolculuğuyla başa çıkmak için belli taktikleriniz var mı?
Çok sık yolculuk eden herkes için bu sorunun cevabı 'Uyumak' olacaktır. Uyuyabiliyorsanız ne güzel; böylece yolculuk hemen biter. Uykum yoksa bir şeyler okurum. Hatta okuyamadığım zamanları, uçakta telafi ettiğimi bile söyleyebilirim.

İyi mi, yoksa kötü mü olduğu belli olmayan bir karaktere hayat vermek sizi zorladı mı?
Juliette Binoche ile ilgili bir yazı okumuştum. Michael Haneke ile 'Cache' filmini çektiği sırada, Haneke tarafından nasıl yönlendirildiğini anlatıyordu. Ona, "Suçluymuşum gibi mi oynamalıyım, yoksa tam tersi mi?" diye sormuş. Haneke de bir sahneyi suçluymuş gibi hissederek, bir başka sahneyi ise tam tersi şekilde oynamasını söylemiş. Bunu hep aklımda tuttum. Çok ilginç çünkü seyirci hiçbir şey bilmiyor ve bir karakteri canlandırmanın birbirinden farklı pek çok yöntemi var. İşi yönetmene bırakmak ve onun oyuncuyu tansiyona göre yönlendirmesi, bu yöntemlerden biri. Böyle olduğunda ortaya bir bulmaca çıkıyor.

'Non-Stop' dışında klasik gerilim 'Carrie'nin yeni versiyonunda da rol aldınız...
Filmin yönetmeni Kimberly Peirce'ı çok severim. 'Carrie'yi canlandıran Chloe Grace Moretz'i de çok beğeniyorum; çok şeker bir kız. 'Chloe'yi bir genç kızın oynamasını ilginç buldum, çünkü filmin ilk versiyonunda rol alanlar yetişkin sayılırdı! Bu yüzden filmde, o yaştaki bir genç kızla, anne-kız ilişkisi geliştirmek enteresan bir deneyim oldu.

JAUME'UN ENERJİSİ İNSANA BULAŞIYOR
'Non-Stop', ilk aksiyon filminiz mi?
Hayır, 'Hannibal' da bir aksiyon filmiydi. Ayrıca 'The Forgotten' da bir nevi bilimkurgu ve aksiyondu.

Yönetmen Jaume Collet Sera ile çalışmak nasıldı? Sette nasıl biri?
Filmi nasıl gördüğünü ve nasıl çalıştığını anlatırken o kadar netti ki, bundan etkilenmiştim. Enerjisi bulaşıcı, mükemmel bir yönetmen. Jaume'un Liam ile çalıştığı önceki filmi 'Unknown'u, kocam kısa süre önce izledi. Dişlerini fırçalarken TV'yi açtı ve iki saat sonra hâlâ elinde fırçayla TV karşısındaydı!

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.