X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Çocuk aileyi tatil köyü gibi yapıyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Çocuk aileyi tatil köyü gibi yapıyor

  • Giriş Tarihi: 4.10.2014

Nuri Bilge Ceylan'ın fotoğrafçı, yönetmen, oyuncu ve senarist eşi Ebru Ceylan: Aile olmak sıradanlaştırıcı bir şey. Hele de çocuk faktörü işin içine girince tatil köyü kıvamına gelebiliyorsunuz

Yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın eşi Ebru Ceylan'ın yaptığı işler saymakla bitmiyor. Fotoğrafçı, senarist, oyuncu ve yönetmen Ebru Ceylan, eşi Nuri Bilge Ceylan'la Cannes'dan büyük Altın Palmiye ödülü ile dönen 'Kış Uykusu'nun senaryosunu uzun bir süreçte yazdı. Film, büyük başarı kazanınca da dikkatleri üzerine çekti. Ebru Ceylan, kendisiyle ilgili merak edilenleri Harper's Bazaar dergisine şöyle anlattı...

'Kış Uykusu'nun duygu yorgunluğunu siz ve eşiniz Nuri Bilge Ceylan nasıl attınız?
Uzun bir tatil yaptık. Ama çalışmadığımızda sıkılan insanlar olduğumuz için yine de tamamen boş duramadık. Kitaplar okuyup, gözlemler yapıp ileriki projeler için hayattan malzeme toplamaya devam ettik diye özetleyebilirim.

EŞİMLE TANIŞMAMIZ FİLM KARESİ GİBİYDİ

Sinemayla tanışmanız nasıl oldu?
İlkokulda annem bana 'Fadiş' romanını okudu. Yine ilkokul çağlarımda 'İrlandalı Kız' filmini izledim. Ortaokulda ise ailem beni iyice içine dalmış olduğum siyasi çevreden uzaklaştırmak için fotoğrafçı ve belgeselci dayıma teslim etti. AFSAD'a yazıldım. Böylece fotoğrafçılığın anlamlı dünyasına daldım. Lise çağlarımda sinemayla tanıştım. Üniversite için sinema-televizyon sınavlarına girdim ve kazandım. Ankara Garı'ndan yataklı trene binip sevdiğim her şeyi, ailemi, Ankara'yı, çocukluğumu ve daha bir sürü hüzünlü hikayeyi geride bırakıp İstanbul'a geldim. İşte hikaye böyle başladı.

Eşiniz Nuri Bilge ile ilk tanışmanız da bir film karesi gibi miydi?
Evet, benim için öyleydi. Çünkü Ankara'da çalışan bir fotoğrafçı olarak hayran olduğum bir sanatçıydı Bilge. O zaman henüz sinemaya başlamamıştı; fotoğrafla ilgileniyordu. Sonra bir kısa film yaptı ve Ankara Film Festivali'ne geldi. Yıl 1994... Hemen koşarak gittim tabii. O gün onu ve kısa filmi 'Koza'yı sahnede gördüm. Sonra bundan tam iki sene sonra İstanbul'a sinema okumaya geldiğimde fotoğrafçı arkadaşlarla bir kafede vakit geçirirken bu defa Bilge ile aynı masada, karşılıklı oturuyorduk.

SAKİN VE GERÇEKÇİ BİRİYİM

İlgi alanları ve meslekleri örtüşen iki kişinin evliliği, durumu eğlenceden uzak bir yere mi taşıyor, yani kişiler sürekli iş ve sanat üzerine konuşur bir hale mi geliyor? Yoksa günleriniz herhangi sıradan bir aile gibi mi geçiyor?
Bir kere her şeyden önce aile olmanın sıradanlaştırıcı bir etkisi zaten var. Hele de çocuk faktörü işin içine girince, iyice tatil köyü kıvamına gelebiliyorsunuz. Olay örgüsü sizi bir şekilde bir yerlere doğru sürüklüyor. Adı konulmuş bir bütünün parçası olmanın aslında bazen olması gereken şey olduğu gerçeğine çok yaklaşıyorsunuz. Yani sıradan, normal bir çekirdek aile... Mükemmel koşullar yaratıldığında mükemmel işler üretilecek diye bir şey yok. Bazen eksikliğin kendisi de mükemmel bir motivasyon kaynağı olabiliyor. Evet, sıradan bir hayatımız var ama bu anlamlı olmadığı anlamına da gelmiyor. Veli toplantılarına katılıp bayramlarda aile ziyaretlerine de gidiyoruz. Hayatımın, içinde olmaktan mutlu olduğum bir dengesi olduğunu düşünüyorum. Önemli olan da bu sanırım.

İnternette bir yerde sizi, 'Dingin, eşine hep destek olan o kadınlardan' gibi bir cümleyle ifade ettiklerini gördüm. Hep sakin, her koşulda eşinin yanında olan o kadınlardan mısınız gerçekten?
Sanırım sakin sayılabilecek bir insanım. Kolay sinirlenmem ve gereksiz egolarla kendimi ve çevremdekileri yıpratmam. Ama hiç kimsenin 'her koşulda' yanında olmam; çocuğum bile olsa. Gerçekçi bir insanım, ne kendimi kandırırım, ne de yakınlarımın kendini kandırmasına izin veririm.

PROJELERDE SON SÖZÜ BİLGE SÖYLER
Siz ve eşiniz ortak projelerde nasıl birlikte çalışıyorsunuz? Siz alıp başınızı Bozcaada'ya mı gidiyorsunuz, yoksa mekan hep aynı mı kalıyor? Aylarca aynı saatte bir odaya kapanıp çalışmaya başlıyor ve yemek, çocuklarla ilgilenmek gibi zorunluluk molalarından sonra, gece yine uykusuzluktan sızana kadar yazmaya devam ediyoruz. Zaman içinde işimizi kolaylaştıracak belirli çalışma yöntemleri oluşturduk ve o doğrultuda; Bilge bilgisayarın başında, ben karşısındaki koltukta, bazen ise tam tersi çalışıyoruz. Diyalog aşamasında herkes kendi odasına çekilip o sahnenin diyaloglarını kendine göre yazıyor. Ama son kararı Bilge veriyor ve hangisini beğenirse onu kullanıyor.

İKİ İNSANIN ANLAŞMASI İÇİN AYNI MESLEKTEN OLMASINA GEREK YOK
Size görsel olarak en çok neler hitap ediyor? Nasıl kareler, kişiler, durumlar ilginizi çeker?
İnsanları ve ilişkilerini izlemeyi çok seviyorum. Ve elbette ki tabiatı. Geniş, uçsuz bucaksız düzlükler, bozkırlar... Bir de geceler, yıldızlar gibi parlayan gecekondu ışıkları... İçime acılı, korkulu bir heyecan veriyor.

Şayet bir yönetmenle değilde bir doktorla, mühendisle ya da iş adamıyla evli olsaydınız; sizce yine mutlu olabilir miydiniz?
Sanatçı olmayan, hayata aynı filtreden bakmayan biriyle yapabilir miydiniz? Bu işin bir formülü yok bence. İnsanlar arasındaki denge nelere bağlı ben de çözebilmiş değilim. Ama anlaşmak, meslektaşlıktan çok daha karmaşık sebeplerle açıklanabilir. Nedir diye sorarsanız, bilemiyorum. Mayaların tutması gibi bir şey.

'KIŞ UYKUSU' BANA SİNEMA VE HAYAT DENEYİMİ KAZANDIRDI
Son olarak 'Kış Uykusu'nun kalbinizdeki, hayatınızdaki yeri, anlamı, duygusu nedir?
'Kış Uykusu' her şeyden çok insani ilişkiler üzerine kurulu bir film. Ayrıca çok sevdiğim hayat arkadaşım Bilge ile beraber yazdığımız bir film. Üstüne üstlük bir de Altın Palmiye'si var. Ayrıca bir filmlik bir sinema ve hayat deneyimi daha kazanmış olduk.


kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.