Türkiye'nin en iyi haber sitesi

200 ayakkabı almışım, ömrüm olur mu giymeye?

Giriş Tarihi: 24.1.2015
200 ayakkabı almışım, ömrüm olur mu giymeye?

Sanat müziğinin güçlü sesi "45 yıl çalıştım, artık özleyip de yapamadığım her şeyi yapıyorum" diyor ve ekliyor: Giyime ve mücevhere doydum; 200 ayakkabım var, giymeye ömrüm yeter mi? Şimdi pijamamın üstüne montumu giyip dostlarıma gidiyorum. Alışverişi, yemeği kendim yapıyorum

45 yıllık gazino, radyo ve sahne hayatını geride bırakan sanat müziğinin güçlü sesi , GÜNAYDIN'ın sorularını yanıtladı. Abacı, özel hayatından kızı Saba'ya ve torunu Sera'ya kadar bilinmeyen dünyasını anlattı. Çekirdek aile hayatını yaşayamamış olmasının büyük eksikliğini duyduğunu belirten Abacı, 'nin en büyük aşkı olduğu söyledi.
Çok yoğun, şaşaalı bir hayatınız oldu...
45 yıl... 25-30 yıl her gün çalıştım; matineler, konserler çok yoğundu. 20 yıl tatile bile gidemedim. O zaman şimdiki gibi sadece hafta sonları çalışmak diye bir şey yoktu.

YANLIŞ SEÇİMLERİM OLDU

İşinizle ilgili alkışlandınız, büyük takdir gördünüz, maddi-manevi kazançlar sağladınız... Peki bugüne kadar neleri yaşayamadınız?
Tabii ki beraber olduğum kişinin (Hasan Heybetli) ve benim yaşantım nedeniyle; evliliği, sabah kahvaltılarını, akşam aile yemeklerini, gece onunla beraber yatmayı yaşayamadım. Aile ortamım olmadı benim; hep kızım Saba ile birlikte yaşadık. Hayatımın en büyük eksikliği; çekirdek ailemin olmamasıydı. 1991 yılından beri de hayatımda kimse yok. O tarihten sonra ufak flörtlerim oldu ama bir evi, yaşamı paylaşacağım bir ailem olmadı. Ama yanımda hep kızım Saba vardı.
Müzik aşkınız hep öndeydi değil mi?
Müziği, sanatı çok seviyorum. Kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum. Özellikle idealist gençlik dönemlerinde müzik nefes alışımdı, her şeyimdi. Bir-iki şarkı öğrenmediğim günü, günden saymazdım. O dönem sosyete, gençler, kamu hizmetlileri yani birçok konumdaki insan beni bağırlarına bastı. Bizim Türk milleti çok yürekten sever, sonsuz hoşgörüleri vardır, toz kondurmazlar. Başbakanlarla, cumhurbaşkanlarıyla dostluklarım oldu. Ben insan ayırt etmem, doğuştan mütevazıyım. Evimde çalışan yardımcılarım benim kız kardeşlerim gibidir. Kısaca çok mutlu, çok güzel bir sanat hayatım oldu. Başımı yastığa koyduğum zaman bu 45 yılla ilgili en ufak bir üzüntüm yok. Tabii ki hatalarım, yanlış seçimlerim oldu. Fakat pişmanlıklarla kendimi yiyip bitirmedim; pişmanlıklarımdan ders almaya çalıştım.
Bu hayattaki en büyük pişmanlığınız neydi?
Beni yaralayan çok büyük pişmanlıklarım olmadı; stratejik şeyler olmuştur. Özel hayatımdaki seçimleri de kendim yapmadım, hep seçildim.
Uzun zamandır yalnızsınız, aşkı özlemediniz mi?
Ama işte onun da doyumu var. Hayat ille bir erkek ya da bir kadından ibaret değil ki; evladına, torununa da aşık oluyorsun. İnsanlar kendileri nasıl istiyorlarsa, hayatlarını öyle çeviriyorlar. 'Ben bu hayatı istemedim ama oldu' diye bir şey yok. Ama tabii yüzde 100 bir alın yazısı da var. Mesela; bana '13-14 yaşında Türkiye'nin assolistlerinden biri olacaksın' deseler inanmazdım.
Siz küçükken neyin hayalini kurardınız?
Sanatçıları çok severdim, onları izlerdim. Annemin eteğine takılır, gazinolara giderdim. Güzel şarkı söylüyordum, annemin elimden tutup radyoya götürmesi ile bir anda hayatım değişti. 6 bin kişi arasından seçildim. Şimdi Amerika'ya gidiyorum; beni o kadar dolduruyor ki torunum Sera'nın sevgisi. Onlara yemek yapıyorum, alışveriş yapıyorum. Arkadaşlarımla arabaya binip geziyoruz. Sonra Türkiye'ye geliyorum, havaalanında bana bakıyorlar, "Ayy niye bunlar bana bakıyorlar?" diyorum, sonra aklıma geliyor; ben Muazzez Abacı'yım.
Şöhretten sıyrılıp başka bir hayatı yaşamanız aslında genç sanatçılara da örnek oluyor...
Zirvede şöhret olarak kalmak kadar zor bir şey yok. Unutmamak lazım; yıllar birçok şeyi getiriyor, birçok şeyi de götürüyor. O giden şeyleri içinize sindirmeniz lazım çünkü sonra çok acı bir ilaç olur. Şükrediyorum Allah'ıma... Sahnede yaşayıp özel hayatta da Muazzez olmayı başardım. Asansörde soyunuyorum, eve geliyorum pırtık pijamamı giyiyorum ama yıllardır ben böyleyim. Birçok sanatçı da benim gibi bir hayat yaşıyor.
Abacı ekranda hep mesafeli, sert mizaçlı biri gibi duruyor. Ancak gerçekte esprili birisiniz. Bu halinizi göstermekten niye çekiniyorsunuz? Assolistlik başka bir formattı. Eskiden TV olmadığı için, güncel hayatınızı dışarıya aksettiremiyordunuz. Yazılı basında da daima ağır oturaklı kıyafetler, hareketler yayınlanırdı; hep bürokratik bir yaşam, büyük davetler... Yaş 25-30 da olsa, o kocaman iş sahibi insanların arasında siz de o seviyede olmak zorundasınız. O büyük konserlerden dolayı günlük hayatımı yaşayamadım.

ARKADAŞINA GÖNDER
200 ayakkabı almışım, ömrüm olur mu giymeye?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz