X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Türkler detayları sever 'Bedel' o yüzden tuttu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Türkler detayları sever 'Bedel' o yüzden tuttu

  • Giriş Tarihi: 5.3.2015
Türkler detayları sever 'Bedel' o yüzden tuttu
Türkler detayları sever 'Bedel' o yüzden tuttu

'Bedel' dizisinin sert ve otoriter 'Sami'si Osman Alkaş: Bu dizinin tutacağını tahmin ettim çünkü Türk insanı detayları çok sever. Bu yüzden seyirci, 'Bedel'deki karakterlerle yakınlık kurmayı başardı

ATV'nin ilgiyle takip edilen dizisi 'Bedel'de 'Sami' karakterini canlandıran Osman Alkaş, izleyicinin diziyi seveceğini önceden tahmin ettiğini söylüyor. Kıbrıs'ta yaşayan oyuncu, İstanbul- Kıbrıs hattında geçen hayatını ve diziyle ilgili merak edilenleri anlattı...

'Bedel', ilginç konusuyla dikkat çekti. Siz senaryoyu okuduğunuzda en çok neden etkilendiniz?
'Bedel'in ilginç bir konusu var ama öyküsü bir o kadar da sıradan ve günlük yaşamımıza yakın. Günümüz dünyasında bizim hikayeyle benzeşen o kadar çok olay var ki... 'Bedel'de beni etkileyen şey; olayları yaşayan veya sebep olan karakterlerin, neden böyle düşünüp davrandıklarının da anlatılması. Hiç kimse doğuştan iyi ya da kötü değildir. Yaşam koşulları ve başından geçenler; bir insanın psikolojisini ve hatta bedensel yapısını bile etkiler. Mesela dizide 'Vedat'; sevilmediğini, babası tarafından itildiğini düşündüğü için abisini vuruyor. Hayatının geri kalanında da yaşadığı bu travmanın etkisinden kurtulamıyor. Bulmaca çözer gibi, parçalar birleştikçe bütünü daha iyi görüyorsunuz.

YAKINLIK KURDULAR

Dizinin bu kadar ses getireceğini tahmin etmiş miydiniz?
Evet, bu dizinin tutacağını tahmin ettim çünkü Türk insanı detayları sever. Bir olayı anlatmasını istersiniz, o en küçük detayına kadar adım adım anlatır. Oysa siz 'Bugün okulda ne yaptın?' diye sormuşsunuzdur sadece. Türk insanı yaptığı en büyük yanlışı bile o kadar iyi savunur ve detaylı anlatır ki, içinizden ona hak vermek gelir. 'Bedel'deki karakterler de kendilerini anlatmaya çalışıyor. Bu yöneliş, seyirciyle karakterler arasında bir yakınlık kurulmasına sebep oluyor. Bu dizi; senaryosu, yönetimi ve oyunculuklarıyla tutması kesin bir projeydi ve tuttu.

Dizide büyük oğlunun ölümüyle yıkılan bir baba var. 'Sami'nin yaşadığı acıyı canlandırıken siz ne hissediyorsunuz?
Allah kimseye evlat acısı vermesin; acıların en büyüğüdür derler. Elbette sevdiklerini kaybetmek insanı yıkar. Benim akrabalarımdan birinin de benzer bir kaybı ve acısı oldu; yakından şahidim. İnsanı nasıl etkileyip, sarsıp değiştirdiğini çok iyi bilirim.

Halen Kıbrıs'ta mı yaşıyorsunuz? İstanbul'a gidip gelmek sizi yoruyor mu?
Evet, Kıbrıs'ta yaşıyorum. Evim, ailem, tiyatrom ve dostlarımın çoğu orada. Zaten Kıbrıslı'yım ben. İstanbul'a işim için gidip geliyorum. Burada kaldığım süre içinde evimi, sevdiklerimi özlüyorum. O özlemle, yol yorgunluğu heyecanlı bir maceraya dönüşüyor. Sonunda sevdiklerine kavuşmak var çünkü. İstanbul'a dönüşte de yeni bölümün çekim heyecanı ve meslek aşkı var. Arada bir sevdiklerinden uzak kalmak işe yarıyor galiba; yol yorgunluğunu bile hissetmiyorsunuz. Daha çok anlıyorsunuz sevdiklerinizin kıymetini.

Tiyatrocu Deniz Çakır'ı karınız değil, hayat arkadaşınız olarak tanımlıyorsunuz. Evliliğe karşı mısınız?
Deniz; benim gerçek hayat arkadaşım. 1978'den beri tanışıyoruz. Bir insanın dostundan, arkadaşından beklentisi ne olabilir? Her konuda konuşabilmek, entelektüel düzeyini yükseltmek, birbirine karşı dürüst ve açık olmak, sevmek, sevildiğini hissetmek, saygılı olmak, birbirlerinin malıymış gibi davranmamak, iyi günde, kötü günde yanında olmak... Bunları bulabildiğim ender bir insan Deniz... O yüzden o karım değil, hayat arkadaşım.

Anneniz oyuncu olmanıza karşı çıkmış. Onları nasıl ikna ettiniz?
Annem her anne gibi bana "Doktor ol, avukat ol, mühendis ol" derdi. Benim aklım, oldum olası oyunculuktaydı. Üniversiteye gideceğim gün geldiğinde, oturup annemle konuştum. Bir anlaşma yaptık; hem üniversite sınavına, hem de konservatuvar sınavına girecektim. Eğer üniversite sınavında başarılı olursam ve onun istediği bir fakülteyi kazanırsam üniversiteye, aksi halde oyunculuk okuluna gidecektim. Üniversite sınavının soruları çalınmıştı ve sınav tekrarlanacaktı. Ama o sırada konservatuvarda eğitim yılı başlamış olacaktı. 1973 Eylül'ünde annemin gözyaşlarıyla konservatuvar yolcusu olarak uçağa bindim ve Ankara'ya gittim. Annem, "Sahnede kızları sarılıp öpmene dayanamam" derdi. Ama yıllar sonra 'Öyle Bir Geçer Zaman ki' de 'Caroline' ile öpüşme sahnemizi annemle gülerek izledik. Annemin korktuğu o öpüşme sahnesi, 40 sene sonra gerçekleşti.

ROLÜM SAYESİNDE KATI BİRİ OLMA DUYGUSUNU TATTIM

Dizide herkesin korktuğu sert bir karakteri canlandırıyorsunuz. 'Sami' ile benzer yönleriniz var mı?
Ben 'Sami'ye benzeyemem; varlıklı değilim, gayrimeşru çocuğum da yok! Şaka bir yana, onunla benzer yanım yok ama hakkında çok düşündüm. Onu, hayatını, karısı ve çocuklarıyla ilişkisini çok tarttım. Yaşadığı ihtişamlı hayatı, zorluklarını, iyi ve kötü taraflarını zihnimde canlandırmaya çalıştım. 'Sami'; hayali bir karakter, ben ona kendi bedenimi giydirdim. Görünüşümü ödünç verdim ve 'Sami' karakterini görünür yaptım. 'Sami' ile tek ortak yanım; aynı bedeni kullanmamız. Çekim bitince 'Sami' televizyon ekranlarına, ben evime dönüyorum. Günlük hayatımda sabırlıyım, yalan dolan sevmem, karşımdakini dinlerim, sorunları güç kullanarak değil başka yollarla çözmeye çalışırım. Şiddet yanlısı değilim, toplumsal ve kişisel barışı severim ve yatıştırıcı olmaya çalışırım. Yani olabildiğince insanca durmaya çalışıyorum. Zaten rol gereği yeterince katı, sert, otoriter ve korkutucu olduğum için bu duyguları yeterince tadıyorum. O yüzden günlük hayatımda bu duygulara özenmiyorum, özlemiyorum da... Kısacası 'Sami' ile benim aramda herhangi bir benzerlik olması söz konusu değil.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.