X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hep aynı şerefsiz tarifeyi mi uygulayacaksınız!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hep aynı şerefsiz tarifeyi mi uygulayacaksınız!

  • Giriş Tarihi: 6.12.2014 10:26 Güncelleme Tarihi: 6.12.2014 11:29
Hep aynı şerefsiz tarifeyi mi uygulayacaksınız!
Hep aynı şerefsiz tarifeyi mi uygulayacaksınız!

Star yazarı Ahmet Kekeç bugünkü yazısında Hürriyet’in sözlerini çarpıtarak linç kampanyasına maruz bıraktığı sanatçı Yavuz Bingöl’ü savundu. İşte o yazıdan bazı başlıklar

Ertuğrul Özkök kankam (epeydir kulaklarını çınlatmıyordum), "Yavuz gel seni ben savunayım" diye bir yazı yazmış.
Savunmuş da...
Gerçi Ertuğrul söz konusu olunca, insanın, "Aman, kalsın... Sen savunma!" diyesi geliyor ama yine de hakkaniyetli olmak lazım; doğru noktalara temas etmiş.
En azından, Yavuz Bingöl'ün söylemek istediklerini doğru anlamış...
Bu yönüyle bakıldığında, Ahmet Hakan Coşkun adlı kişiden "daha namuslu" bir tutum sergilemiş.
Dün, Yavuz Bingöl röportajının tapesini bir kez daha okudum...
Hakikaten ayıp edilmiş sanatçıya...

TETİĞİ ÇEKEN EL KENDİSİ DEĞİLMİŞ GİBİ…

Bırakın Erdoğan'ın tutumunu meşrulaştırmayı, bilakis Erdoğan'a çakmış... "Başbakan'ın anasına sövenlerle, Berkin'in anasını yuhalatanlar arasında ne fark var?" demeye getirmiş.
Biraz vicdan sahibi olan, Yavuz Bingöl'ün, "benzer fiiller" olarak değerlendirdiği bu iki tutumdan da yakındığını ama (nezaketinden ya da aşırı dikkatinden) meramını tam anlatamadığını görecektir.
Röportajı yapan şahıs (Ahmet Hakan Coşkun), dün, köşesinde, "Yavuz Bingöl hadisesi"nin teferruatını anlatıyordu; tetiği çeken el kendisi değilmiş gibi.
Daha doğrusu, Yavuz Bingöl hadisesini yazarak, kendisini olayların dışına çıkarıyordu.
Efendim, Yavuz Bingöl kendisine gelmiş, konuşmak ve dağılan imajını toparlamak istediğini söylemiş...
Eh, ne yapsın! O da Yavuz Bingöl'ü kırmak istememiş ve ortaya bu röportaj çıkmış.
Sanatçıya yönelik tepkinin bine katlanmasının nedeni de, Bingöl'ün söylediklerinin sosyal medyada "özetleniş biçimi"ymiş.
İyi söylüyorsun da muhterem, senin bu "özetleniş biçimi"nde hiç mi katkın yok?
Ne yapmış oldun?
Röportaj sırasında sormadığın, sormayı akledemediğin soruyu, deşifre esnasında röportaja ekleyerek (yani, "sormuş gibi" yaparak ve adamcağızı linç konsorsiyumunun önüne atarak) ne yapmış oldun?
Bu özetleniş biçiminin tek sorumlusu, bizatihi sen değil misin?
Ne çabuk elini yıkayıp çıkıyorsun?
Bu ne laubalilik...
Bu ne yüzsüzlük...
Hatta, bu ne terbiyesizlik!



HÜLYA AVŞAR'IN FİLMLERİNİ Mİ YAKACAKSINIZ?

Madem konu "terbiyesizlik"ten açıldı, Doğan Medya Grubu'nda çalışan bir başka örnek şahsiyetle devam edelim...
Hani, iş gereği Londra'da bulunduğu halde, hiç sıkılmadan bunu "sürgün" diye yutturan zat...
Bu zat, Hülya Avşar'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın davetine icabet etmesini "gemileri yakmak" olarak değerlendiriyor. Yani, Hülya Avşar'ın bir daha mahalleye dönemeyeceğini söylüyor.
Öyle ya, Özal'ın davetine icabet edilebilir, Kenan Evren'e "Paşam, ne güzel at resmi çiziyorsunuz" diye reverans yapılabilir, Demirel'le kanka olunabilir, Ahmet Necdet Sezer'in üç ampulden biri söndürülmüş Çankaya'sında her türlü şaklabanlık sergilenebilir, hatta ilk Cumhurbaşkanı'nın sofrasında maymun taklidi yapılabilir ama bugüne kadar seçilmiş en meşru Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan'ın davetine gidilemez...
Bir defa, siz kimsiniz?
Bu ülkenin sanatçılarına "norm" ve "davranış" dayatma hakkını nerden alıyorsunuz?
Hangi mahalle, hangi meşru topluluk, hangi sosyal sınıf, hangi dayanışma örgütü, hangi"kanon" adına konuşuyorsunuz?

KENDİNİZİ NE SANIYORSUNUZ?

Dahası, kendinizi ne sanıyorsunuz?
Ne olacak yani?
Hülya Avşar'ın titrini mi elinden alacaksınız?
İşine mi mani olacaksınız?
Muhitinize mi sokmayacaksınız?
Filmlerini mi yakacaksınız?
Sizin arsız zekânıza uygun davranmayanlara hep aynı "şerefsiz tarife"yi mi uygulayacaksınız?
Ne yapacaksınız?